Yeraltı Notları, 14 Mayis 2001
Sevgül Uludağ
“Teşkilat”lara hayır demeli şimdi...
Karmakarışık hayatımıza aniden bir kez daha “teşkilatlar” giriveriyor...
Bunu gündeme sokanlar belli, ne düşüneceğimizi, ne yapacağımızı, nasıl yaşayacağımızı belirlemeye çalışanlarla aynı insanlar, aynı çevreler bunlar. Kendi aklımızla olayları yorumlamamızı, hoşnutsuzluğumuzu dile getirmemizi istemiyorlar.
1974 sonrası kurdukları düzenin çürümüşlüğünü yüzlerine çarpmamıza razı olamıyorlar. Susmamızı, bildiklerimizi yutmamızı, ağzımızı kapatmamızı istiyorlar.
İstiyorlar ki bu toprak parçasında oluşturulan düzensizlik, kaba güce dayandırılarak sürdürülsün.
İnsanlar korku içinde yaşasın. Ağzını açan cezalandırılsın. Düşünenler suçlu ilan edilsin, onlara vatan haini damgası vurulsun. Ezilsinler ve dünya yüzünden yokolsunlar isteniyor.
Şimdi yaşamımıza “teşkilatlar”la ilgili söylentilerin yaygın biçimde sokulması da bundan...
Kıbrıslılar “teşkilat”ın anlamını çok iyi bilir.
“Teşkilat işi” dendi miydi akan sular duruverir.
Kaba güce, silaha, baskıya ve zorbalığa dayalı günleri hatırlatır “teşkilat”.
“Teşkilat” olan yerde insan hakları, demokrasi, sivil toplum yokedilir.
“Teşkilat” olan yerde sendikal haklar, toplu sözleşmeler, emekçilerin kazanımları, hepsi rafa kaldırılır, olağanüstü hal koşulları uygulanır, bütün haklar elinizden alınır.
“Teşkilat” olan yerde ağzınızı ancak ölüm pahasına açarsınız, düşüncenizi ölümü göze alarak ifade edersiniz. “Teşkilat” olan yerde darbenin nereden, ne zaman geleceğini kestiremezsiniz. Sıra kime gelecek, bilemezsiniz. Sinip sıranın size gelmemesi için dua edeceğiniz bir paranoya içinde yaşamanızı ister “teşkilat”. Ancak o zaman düşüncelerinizi denetim altına almış olurlar.
“Teşkilat” olan yerde yaşam haki üniformalara bürünür, geçerli olan tek şey emir-komuta zinciri içinde uygulanacak şiddettir.
“Teşkilat” karar verir, ölüm listeleri çıkarılır.
Sırayla insanlar “temizlenir” ve “teşkilat” olduğu için failler asla ortaya çıkarılmaz.
Herkes “teşkilat”ın kimlerden oluştuğunu, vurucu timde kimlerin olduğunu, şiddetin kimlere yönelik olduğunu çok iyi bilse ve bunu konuşsa dahi, bu konularda asla yazılı belgeler, yazılı kanıtlar olmaz.
“Teşkilat” yemin edilerek girilen bir teşekküldür, yemini bozanlar kendi ölüm fermanlarını imzalamış olur. “Teşkilat”tan emeklilik olmaz. “Teşkilat” ömür boyu sürecek bir iştir, göreve çağrıldığında koşmak zorundadır “teşkilattan” olanlar. Eski teşkilatçılara bir bakın: hangisi ağzını açabildi? Arif Hasan Tahsin gibi ağzını açanlar hapislere dek sokulmadı, evine, yerine el konulması için davalar açılmadı, ölüm tehditleri yağdırılmadı mı?
Ahmet Muzaffer Gürkan, Ayhan Hikmet, Fazıl Önder, Mişaulis ve Kavazoğlu, Kutlu Adalı “teşkilat” kararlarıyla ölüme gönderildi.
“Teşkilat” kararıyla bu topraklardan kovulanlar oldu, dövülenler, korkutulmak istenenler oldu...
“Teşkilat” kararıyla tecavüze uğrayanlar oldu...
“Casusluk komplosu”, “teşkilat” işiydi...
“Teşkilat”ın olduğu yerde korku egemenliğini ilan eder, ilerici güçler, demokratlar, aydınlar sindirilmek istenir.
“Teşkilat”lar faşizmin yükselişini gösterir, ancak faşist koşullarda diledikleri gibi hareket eder, dikta rejimlerinde diledikleri gibi şiddet uygularlar. Vurdukları darbe düşünceyedir, insanlığadır, insan yaşamınadır.
Çünkü “teşkilat” hangi maskeyi takarsa taksın, ırkçı, faşizan yüzünü gizleyemez...Onu ancak korkular besler... Dayanışmanın, insan sevgisinin yaşadığı yerlerde barınamaz... Bölünmüşlük besler “teşkilat”ları, konformizm besler, oportunizm besler...
Şili’de de böyle oldu, Kampuçya’da da, Endonezya’da da...
Uruguay’da da, Arjantin’de de, faşizmin boy gösterdiği her toprak parçasında da...
Yunanistan’da ilericilerin gözleri oyuldu “teşkilat”lar tarafından, Türkiye’de “teşkilat”lar Susurluk skandalları yarattı, ölüm oruçlarıyla inleyen o güzelim topraklarda, gencecik insanlar öldürülüp bavullara konuldu, denize atıldı, işkence altında öldürülüp düşüncelerine son verilmek istendi.
Kıbrıs’ta yüreği insan sevgisiyle çarpan demokratlar, ilericiler, aydınlar olarak gözümüzü dört açalım: “teşkilatlar”a dayalı yaşamı reddedelim.
Kendi aramızdaki farklılıkları bir yana koyalım, çünkü birbirimizle dayanışmamızı bugün, şimdi, hemen göstermezsek, sonrasında çocuklarımız daha kötü koşullarda yaşayacak, onların yüzüne bakamayacağız, korkulara, kuşkulara, paranoyaya yenik düşersek, çocuklarımız lanetleyecek bizi...
İnsanlığın onurlu direnişi gerek şimdi, insan onurunu ayakta tutacak bir direniş...