Sevgül Uludağ|Ana Sayfa


Yeraltı Notları, 1 Mayis 2001
Sevgül Uludağ

Tarih midemi bulandırıyor...

Bu akşam meydanlarda 1 Mayıs’ı kutlarken, KTÖS Genel Sekreteri Varol Öztuğ kürsüdeydi. Geçen hafta Kıbrıs’ın kuzeyini kastederek “Ekonominizi ve siyasetinizi değiştireceğiz” diyen Türkiye’nin devlet bakanı Şükrü Sina Gürel’e sesleniyordu...”Soruyorum efendi, sen kimsin? Bu memleket bizim, biz yöneteceğiz....”

Ardından Kıbrıs’ta çözümün konfederasyon olduğunu duyuran TC Dışişleri Bakanı İsmail Cem’e sesleniyordu Öztuğ:

“Sen ne karışın efendi? Konfederasyon istemiyoruz. Kıbrıs’ta çözüme ben karar vereceksem, sen ne karışın efendi?”

Bunlar geç kalmış mesajlar... Kıbrıslı Türkler, kendi kendilerini yönetmek istiyorlarsa, o zaman bu mesajları çoktan vermeliydiler. Yüksek sesle, düşündüklerini söylemeliydiler. Şimdi artık bıçak kemiğe dayanınca, böylesi sesler yükselmeye başlıyor.

Bugüne dek Kıbrıs adasından gelip geçenleri bir düşünün: Fenikeliler, Lüzinyanlar, Venedikliler, Osmanlılar, İngilizler... Tarihin çeşitli dönemlerinde bu topraklarda egemenlik kuran ya da kurmak isteyenlerin kaygıları belliydi: Kıbrıs onlar için askeri bir üs görevi yapmalıydı, buradan sömürebileceklerini sömürdüler, kullanabilecekleri kadar kullandılar, geldiler ve geçtiler, geride ayakizlerini bırakarak. Kıbrıslılar bunları görüp yaşamadı mı? Tarihten ders çıkarabildiler mi?

Geçen hafta BM Sözcüsü Charles Gaulkin, Uluslararası Kıbrıs Havaalanı’nda basına bir yemek verdi. İngilizlerin adadaki ilk hava üssünde şimdi uluslararası bir kafeterya var. Che’nin ülkesinden, Arjantin’den askerler kafeteryada yemek yerken, Kıbrıslı Türk ve Rum basın mensupları olarak biz de burada Kıbrıs sorununu, yaşamlarımızı, umutlarımızı ve umutsuzluklarımızı konuşuyorduk. Dışarı çıktık, toplu bir resim çektirdik, ben hala havaalanı nerede diye bakınıp dururken, Gaulkin bana burasının İngiliz hava üssünden bozma bir kamp olduğunu, havaalanının az ileride olduğunu söyledi.

Tüylerim diken diken oldu. Kafeteryada yediğim yemekleri kusmak istedim. Midem bulanmaya başladı. Tarih bende böyle bir etki yaratır hep. Korkunç bir mide bulantısı...

Burada ne işim vardı? Uzak Arjantin’den, Che’nin ülkesinden bu askerlerin ne işi vardı? Macarların bu alanda ne işi vardı? Birleşmiş Milletler üniforması altında silahlı bir gücün hala ne işi vardı bu topraklarda? Bütün yabancı askerlerin, bütün yabancı uçakların, bütün yabancı tank ve tüfeklerin ne işi vardı hala? Biz birbirimizle didişir, hükümetçilik oyunları oynar, Rumların söylediklerinin orası eğri, Rumlar da Türklerin söylediklerinin burası eğri diye didişirken, bu askeri üste midem bulanıyordu, kusmak istiyordum, tarihi kusmak ve bu ağır yükten kurtulmak. Oysa bu mümkün değildi.

Tarih, biriktirdiğimiz, sakin bir kafayla analiz etmemiz gereken, dersler çıkarıp aynı hataları tekrarlamamanın yolunu bulmamız gereken geçmiş deneyimler yalnızca...Bunu da biliyordum. Ama bu, mide bulantıma engel değildi...

Burası Süveyş krizinde İngiliz bombardıman uçaklarının havalanıp Mısır’ı bombaladığı ünlü hava üssü değil miydi? 1955-56’da Orta Doğu Hava Kuvvetleri’nin merkeziydi burası, Ürdün, Irak ve Libya’daki kuvvetlerin komuta merkeziydi. Süveyş Kanalı’ndan İngiltere’nin petrol ithalatının %70’i geçiyordu. Mısır’da Batı karşıtı, bağlantısız Nasır hükümeti vardı. Süveyş suları ısınıyordu, Kıbrıs’ta henüz nükleer bombardıman uçaklarına yönelik 3 bin yardalık uçuş pistinin bulunacağı Ağrotur hava üssünün yapımı tamamlanmamıştı. EOKA ise İngiliz sömürge yönetimine karşı eylemlerini artırmıştı. Ağrotur hava üssünün yapımını engellemek için sabotajlara başvuruyordu. İngilizler’in üst düzey askeri komutanlarından John Harding, Kıbrıs’taki İngiliz valisi olarak Kıbrıs adasına “İngiltere’nin Orta Doğu’daki askeri çabaları için olağanüstü önemde bir ada” gözüyle bakmaktaydı. Kıbrıs’ta sorunlara bir çözüm aramak yerine, EOKA’ya karşı savaş adı altında, askeri yumrukla yönetimi seçiyordu. Olağanüstü hal ilan ediyor, tüm siyasi gösterileri ve her tür toplantıyı yasaklıyor, “kuşkulu görülen” 18 yaşın altında çocuklara dahi “kırbaç cezası” getiriyordu. Köyler olduğu gibi cezalandırılabiliyor, dükkanlar kapatılabiliyor, insanların mallarına el konabiliyordu. Lefkonuk’ta gençler postaneyi yaktıkları zaman köyün erkekleri kendi aralarında 2 bin pound toplayarak bunu ödemeye zorlandı. Bin kadar köylü evlerinden toplanarak, bu parayı ödeyinceye dek tutuklu bulunduruldu.

Ancak Harding’in derdi yalnızca EOKA’cılarla değildi. Onun bir diğer “esas” derdi de komünist hareketti. AKEL’i, AKEL’in gençlik, kadın ve çiftçi örgütlerini yasadışı ilan ediyor, matbaasına el koyuyor, gazetesini kapatıyor, Genel Sekreter Ezekias Papayuannu dahil 135 AKEL üyesi tutuklanıyordu. Papayuannu, bu dönem Makarios’a baskı yaparak adanın bir askeri üs olarak kullanımına son verilmesini ve Kıbrıs halkına self determinasyon hakkı tanınmasını talep ediyordu. “Kıbrıs Komplosu” kitabının yazarı Brendan O’Malley’ye göre (*) , İngiliz savunma yetkilileri, EOKA’dan çok komünistlerden korkuyordu çünkü komünistlerin iktidara gelme şansını daha yüksek görüyor, İngiliz askeri planları için onları daha tehlikeli addediyorlardı...Bu ve sonraki dönemde, Türk yönetiminin de ilk hedeflerinden birinin Kıbrıslı Türk komünistler ve ilericiler olduğunu hatırlayalım...Dövülenler, adadan kovulanlar, öldürülenler...İlk kez YBH Gençlik’in anmaya cesaret edebildiği Derviş Ali Kavazoğlu ve Mişaulis’in faşistler tarafından katledilmesi, anma etkinliğinde kunduracı Kamil Usta, Aziz Kutlay ve Hulus Usta’nın anlattıkları...Cahit Usta hastanedeki yatağından başını kaldırabilse, bize daha neler anlatırdı...Motif aynıydı yani: adada korkunç bir komünist avı...

31 Ekim 1956’da Lefkoşa’daki bu hava üssünden havalanan Canberralar, Venomlar ve Valiant’larla Fransız Tunderstrek’ler 18 dalga halinde Mısır’ı bombalıyordu...Nasır Süveyş Kanalı’nı bloke ediyor, yabancı gazeteciler Süveyş Krizi’ni daha iyi izleyebilmek için akın akın Kıbrıs’a geliyor, Ledra Palace otelinin sahipleri oteli genişletmeyi, birkaç kat daha çıkmayı tasarlıyordu çünkü Süveyş nedeniyle Ledra Palace, Orta Doğu’yu izleyen gazeteciler arasında popüler bir otele dönüşmüştü. Amerikan Altıncı Filosu Akdeniz sularında dolanıyor, Amerikan yurttaşlarının Mısır’dan çıkarılması için savaş gemileri Mısır sularına giriyordu. İsrail ise Mısır kuvvetlerine karşı Sina yarımadasında savaşmaktaydı...6 Kasım 1956’da bu hava üssü bir kez daha Mısır’a karşı kullanılıyor, Port Said’e asker çıkarılıyor, Malta’dan gelen askerler de onlara katılıyordu...Ancak Süveyş krizi, bundan böyle Orta Doğu’da ABD’nin onayı olmaksızın İngilizlerin herhangi bir askeri operasyonu sonuna dek götüremeyeceğini de ortaya koyuyordu... Ama Kıbrıslıların onayı alınmaksızın, ada, bir askeri üs olarak Orta Doğu halklarına karşı kullanılmaya devam etti...

Kıbrıslı Türkler, uzun süre, Türkiye’de yönetimin Kıbrıs’ın kuzeyine yalnızca bir askeri üs gözüyle baktığını belki göremedi. Başlangıçta belki bu belirgin değildi... Ancak zamanla, özellikle son yıllarda Türkiye’nin en yetkili ağızlarından duydukları açıklamalar, yapılan uygulamalar, izlenen politikalarla bu toprak parçasının bir askeri üs gözüyle görüldüğünü kavramaya başlamalarına neden oldu. Dün Süveyş’ten geçen petrol gerekçe yapılarak Kıbrıs adası, İngilizler için “vazgeçilmez önemde” bir üstü. Bugün Bakü-Ceyhan petrol boru hattının yapılacak olması öne sürülüyor. Yarın başka herhangi bir gerekçe de ortaya konabilir...

1 Mayıs gecesi verilen mesaj bu nedenle önemlidir...Kıbrıslı Türkler, kendi topraklarına sahip çıkma becerisini gösterebilirler, bu toprakların stratejik bir askeri üs değil, üzerinde yaşadığımız, sevdiğimiz, çocuklarımızı yetiştirmek istediğimiz yurdumuz olduğunu ortaya koyabilirlerse, belki gelecek, geçmişteki gibi bir mide bulantısı olmaz...

(*) The Cyprus Conspiracy – America, Espionage and the Turkish Invasion – Brendan O’Malley and Ian Craig – I.B. Tauris Publishers – London, New York – 1999.

Foto: Süveyş krizinde Mısır halkına karşı kullanılmış İngiliz askeri hava üssünden bozma bugünkü BM kampı


Sevgül Uludağ|Ana Sayfa