Sevgül Uludağ|Ana Sayfa


Yeraltı Notları, 21 Mayis 2001
Sevgül Uludağ

Bütün bunlar boşuna...

Bütün bunların boşuna olduğu çok belirgin değil mi?

Bütün “teşkilat”ların, öğretmenlere vurulan copların, halkın yüreğine korku ve kuşku salınmasının?

Yeryüzünün neresinde görülmüş korkunun üstüne herhangi kalıcı bir yapı inşa edildiği?

Çocuklarımıza askeri tatbikatlar izlettiriliyor, ellerine canlı mermilerle dolu silahlar veriliyor, boşuna...

Faili meçhul cinayetlerin, bombalamaların, tehditlerin üstü örtülmek isteniyor...

Boşuna...

Casusluk komploları da sökmedi bu topraklarda, provokatör masalları da...

Herkes bildiğini okudu, mızrak çuvala sığmadı...

Bütün bu çabaların boşuna olduğu görülmüyor mu?

İster MGK toplansın, ister KKTC Meclisi karar alsın, ister UHH bilmem kaç nolu bildirler yayımlasın...Halkın yüreğinden geçenlere tercüman olabilir mi tüm bunlar?

Bir komutan, ayağında Orta Asya’nın tozları, istediği kadar bağırsın bir yemin töreninde, kim dinler onun sözcüklerini? Onun sözcükleri kimin yüreğinde yer eder?

Kim durdurabilmiş ileriye dönük gelişmeleri? Hangi coplar durdurabilmiş ilerlemeyi? Hangi silahlar, hangi tehditler, hangi korkaklıklar?

Hangi yalana dayalı düzen yaşayabilmiş? Hangi diktatörün foyası meydana çıkarılmamış? Hangi ilerici gücün nefes boruları kesilmek istense de, kim tıkayabilmiş onları, kim engelleyebilmiş?

Kim önleyebilmiş çıplak gerçeğin ortaya çıkışını? Kim?

Kim önleyebilmiş gençliğin düşünmesini, sorgulamasını, hesap sormasını?

Diktatörlükler sonsuz değildir...Bakın Şili’ye, Pinochet’nin acınası sonunu görün...Yunan Albaylar Cuntası’nın sonu nasıl oldu? Pol Pot rejiminin? Endonezya’da Suharto’nun?

Kim hatırlar onları, hatırlayanlar ancak lanetle anar...

Bütün bunların bir anlamı yok mu sizce?

Ulusal Halk Hareketi adı altında kurulan teşkilatın pankartlarını devlet dairelerinin memurları asıyor, devletin televizyon ve radyoları uzun uzun bildirilerini yayımlıyor. Onları bağlayan ne bir tüzük, ne bir program, ne bir tescil var...Onları bağlayan resmi görüş! Onları bağlayan devletin ta kendisi... Sağa sola savrulan tehditlerden kendilerini arındırıyorlar, devletin yargıçları ve savcıları tüm bunları izliyor...Dev-İş, Hukuk Dairesi’ni göreve çağırıyor, Çağ-Sen, “İlhaka hayır!” diye haykırıyor, CTP, “Denktaş’ın onları teşvik ettiği aşikardır” diyor...

Toplumun ilerici kesimleri uyarıyor, her zaman uyardıkları gibi...

Demokrasiyi öğrenmek kolay değildir, demokrasi öncelikle toleransı öğrenmeyi gerektirir...

Bu topraklarda tolerans nerede, hangi kör kuyunun dibine düşmüş, bir türlü çıkarılamıyor?

Bu topraklarda demokrasi bilincini yerleştirmek kolay mı, onca yıllık militarist yaşamın tam da ortasında?

Kim göze alır takışmayı botlarla, parkalarla, silahlarla?

Kaba güce dayalı bir düzenle kim göze alır boğuşmayı?

Elbette göze alanlar çıkar, yeryüzünün her köşesinde ve tarihin her döneminde çıktığı gibi...

Teşkilat söylentilerinin, bütün öncekiler gibi, gücünü halktan almadığı ve alamayacağı çok açık...

Bu tezgahları kuranlar da bunu çok iyi biliyor, o nedenle “görevlendirme” yapmaya özen gösteriyor...

Herşey sanki daha farklı şeylerin “cover”i gibi...

Ne de olmasa ustaları “covert” operasyonların uzmanları...

Abilerinden öğrendiklerini bu topraklarda yarım yamalak satmaya, pazarlamaya çalışacaklar...

Abileri onlara yeryüzünün her köşesinde başarıya ulaşacağını sandıkları Amerikan patentli formülleri sunacak, onlar da alıp uygulamaya kalkışacak, asla halkın yüreğinde yer etmeyecek Soğuk Savaş kalıntısı formülleri...

Bütün bunlar boşuna çünkü halkın yüreğini okuyamıyorlar, okuduklarında korkulara kapılıyorlar, kapalı kapılar ardında valilik formülleri geliştirmeye çalışıyorlar bu yüzden, bütün tezgahları darbelere endekslenmiş...Avrupa’nın eşiğine gelmiş Kıbrıs adasında, ikna yöntemiyle yapamayacaklarını darbeyle yapmayı tezgahlıyorlar...

Boşuna!

Hangi diktatörlük, hangi baskı rejimi yaşamış sonsuza kadar?

Hangisinin maskesi düşürülmemiş?

Hangisi yargı önüne çıkarılmamış?

Hangisinden hesap sormamış gençler?

İşbirlikçiler! Evet! İşbirlikçiler, her zaman sahnenin parçası!

Koltuk değnekleri de, rejime meşruiyetini kazandırmaya çalışan figüranlar da öyle!

Biliyorum, gelip geçecek tüm bunlar, çünkü eşyanın tabiatı böyle, sonsuza dek süremez bu düzmece tiyatrolar... Ne UHH’ler çalabilecek yüreklerdeki çarpıntıyı, ne TİT’ler, ne TMT-B’ler...Hiçbir teşkilat alamayacak elimizden yürek çarpıntılarımızı ve silah gücüne dayalı hiçbir rejim sonsuza dek devam etmeyecek...

Hangi komplolar sonsuza dek devam edebilmiş?


Sevgül Uludağ|Ana Sayfa