Yeraltı Notları, 24 Mayis 2001
Sevgül Uludağ
Bombalı yaşamımızdan bir enstantane
Avrupa gazetesinin cam kırıklarıyla dolu matbaası önünde, basamağın üzerinde yerde oturuyorum. Artık kesinlikle bir Latin Amerika ülkesinin atmosferine kavuştuğumuzu, burada yaşamanın çok garipleştiğini düşünüyorum. Gazetenin matbaacısı Kazım Denizci’nin gelmesini beklerken güneş yakıyor, sanki Temmuz ayında gibiyiz...Kazım Denizci’yi yıllardır tanırım, yüreği insan sevgisiyle çarpar, bu memleketin adsız militanlarındandır o...Bana, “Bu bombadan TC Genelkurmay Başkanlığı’nı sorumlu tutuyorum” diyor. Gazetenin matbaasına konan bombanın yüreğinden bir parça koparılması gibi olduğunu anlatıyor...Bir görgü tanığıyla yaptığım röportajı dinleyen henüz 14-15 yaşlarındaki bir gencin gözlerindeki hüzün ve umutsuzluk yüreğime oturuyor...Kaşları öylesine çatılmış ki, artık bir daha onun ruhunu tamir etmek mümkün olmayacak gibi geliyor bana...Bu topraklardan gitmek isteyecek, huzur arayacak, barış arayacak, insanca bir yaşam arayacak. Gidebilirse çekip gidecek, bunu seziyorum. Olağanüstü koşullarda yaşamak zorunda kalınca, sezgilerinizi geliştirmek zorunda kalırsınız. Bunun çok insanca birşey olduğunu düşünüyorum. Çünkü aksi halde hayatta kalamazsınız...Sezgilerimizin keskinleşmesi bundan olsa gerek...
Dün gece “UHH” adlı “örgüt”ün “koordinatörü” olarak sahneye sürülen devletten okkalık çifte maaş çeken Taner Etkin televizyonlara çıkıp “UHH”nin aslında 41 örgütün oluşturduğu Bu Memleket Bizim Platformu’na karşı kurulduğunu, “yoldan çıkan”ların kendileri tarafından “ikna” edileceğini duyuruyordu. Sabahın erken saatlerinde Avrupa gazetesinin matbaasına bomba konuldu. Bomba sabah saat 03.45’te patladı, matbaanın kapısı havaya uçarken, etraf cam kırıklarıyla doluverdi, içeride bir yangın çıktı, Finlandiya’dan gelen mis kokulu top top saman kağıtlar yanmaya başladı, matbaanın camları patladı, sokak cam kırıklarıyla doldu...Demiri yerinden söken patlamayla ilgili olarak akşamüstü polis aslında bir değil iki bomba olduğunu ancak bir tanesinin patlamadığını açıkladı...
Taner Etkin’in sözünü ettiği “ikna” yöntemi bu mu acaba?
Bombalar patlarken, bugün Başbakan Eroğlu evinin 24 saat gözetim altında bulundurulduğunu, kendisinin ülkenin Başbakanı olduğunu, kendisinin de bir insan olduğunu anlatarak 24 saat gözetlenmeye isyanları oynuyor.
İsyanları oynayan bir diğer kişi Başbakan Yardımcısı Mustafa Akıncı. Hükümet feshettirildikten sonra düzenlediği basın toplantısında, elde topuz zorla Türkiye sevgisinin aşılanmak istendiğini, UHH’nin bunu yapmaya kalkıştığını, bu “örgüt”ün devlet tarafından kurulup Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan yönetildiğini, elde topuzla “sevgi” getirmek isteyenlerin derhal bu işten vazgeçmesi gerektiğini, hükümetin bozulmadığını, Ankara’da Kıbrıs’ta çözüm ve demokrasi istemeyenlerin Denktaş’la işbirliği sonucu bozdurulduğunu anlatıyor...DP-CTP hükümetini bozanlar, UBP-TKP hükümetini de bozmuşlar...Akıncı tüm bu hükümet süreci boyunca, iki temel konunun, hükümeti bozan çevrelerin “hazımızlığına” neden olduğunu, birinin demokratikleşme, ötekinin de Kıbrıs sorunu konusunda TKP’nin görüşme masasına dönülmesini savunması olduğunu anlatıyor....
Son iki gecedir can yoldaşım Zeki’yle bu yıl ilk kez, geceleyin bahçede akşam yemeği yiyoruz, oturup sohbet ediyoruz. Etrafımız yemyeşil, gökyüzünde yıldızlar var...Yaseminlerin ve mum çiçeklerinin altında, sınırdaki bu sokakta etraf sakin görünüyor oysa bu topraklar artık çok gergin, soluk alıp vermek dahi imkansızlaştı....Can güvenliğimiz kalmadı, kimin avlanacağı, kime bomba konacağı, kimin öldürüleceği belirsiz...Zeki’ye bir Rum kadına çok sinirlendiğimi anlatıyorum. Bugün elektronik listemize, İsrail-Filistin kadınları konsunda dayanışma gösterisi yapmamızı öneren bir mail atmıştı. Yaşadığımız bütün bu kaosun ortasında, dayanışmanın müthiş birşey olduğunu ancak şu anda can derdinde olduğumuzu, Filistin-İsrail’e yüreğimiz kanasa da, bu topraklarda hayatta kalmak istediğimzi, bunun için mücadele ettiğimizi anlatmak isterdim ona. Bu Rum kadına, “Keşke bu duyarlılığını bu topraklar için de gösterseydin” demek isterdim. Ona düşündüklerimi yazma fırsatım olmadı. Zeki “Belki burada neler yaşandığını bilmiyor” diyor. “Ama nasıl bilmez? Keti biliyor...Gözlerini, kulaklarını ve yüreğini açarsa, öğrenmek isterse öğrenemez mi?” Bu öfkemin ortasında telefon çalıyor. Keti olmalı...8 yaşındaki Maria ders çalışıyor, Keti bunalıyor, “Gecede bir saatçik de olsa kendimle başbaşa kalmalıyım, müzik dinlemeliyim, yorgunum” diyor. “Ben de öyle Keti...Demetra’nın bahçesini özliyorum...”
Televizyonda Türk-Yunan ortak yapımı Kayıkçı filmi var...Kayıkçı’nın yıldızlarıyla geçen yıl Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nde tanışmıştım. Bu festivalden yüreğimde yer eden tek şey Halil Ergün’ün sözleri oldu. Bana, “Türkiye’nin nereye gideceği Kıbrıs’ta yapacaklarından belli olacak. Kıbrıs sorununu çözmeyi başarırsa, Türkiye’de demokratikleşme olacak. Kıbrıs çözülmezse, Türkiye’ye demokrasi gelemez” demişti...Halil Ergün’ün bu sözcüklerini sık sık düşünüyorum, bugünlerde daha çok düşünüyorum, buralarda ortam ısındıkça, can güvenliğimiz daha çok tehdit altına girdikçe, bombalar savruldukça, teşkilatlar harekete geçirildikçe daha çok düşünüyorum...
Bahçede oturmak çok güzel ama belediyenin ilaçlama arabası geçtiğinde, her taraf böceklerle doluyor, ilaçtan kaçan böcekler sokaktan bahçeye ve eve hücum ediyor... Barıştan, anlaşmadan, uzlaşmadan, insanlarımızın özlemlerinden kaçışan sinekler gibi sanki... Barıştan, demokrasiden korkup teröre başvuran sersemlemiş sinekler gibi sağa sola bomba savuran, tehditler yağdıran, insanımızın gelişimini, yürüyüşünü, ilerleyişini durdurmak isteyenler gibi her yana savruluyorlar, sanki son nefeslerini verecekmişçesine uçuşuyorlar, tehlikeli hale geliyorlar, çünkü eşek arıları gibi soktuklarında akıtacakları zehir, ölmelerine yolaçacak olsa da, insanımıza da zarar verecek...
Telefonlar daha yoğun biçimde dinlenmeye alınıyor, Yeniçağ gazetesine Türkiye Harp Okulu’ndan sanal bir saldırı düzenleniyor ve bir saat içinde “Hepinizin yedi sülalesini” yazan tam 542 mail atılıyor. Telefonlarımız artık doğru düzgün çalışmıyor, internet hatlarımız kesiliyor, bütün bunlar daha büyük bir projenin, bize ait olmayan bir projenin ön çalışmaları olsa gerek. Sersemlemiş arılar ve sinekler saldırıyor.
Kendimizi korumak için ne yapacağız?