Sevgül Uludağ|Ana Sayfa


Yeraltı Notları, 25 Mayis 2001
Sevgül Uludağ

Aşklarımız bize benzesin...

Aşklar nasıl yaşanacak bu ülkede? Parçalanmış mı, bölünmüş mü?

Bombalanmış bir matbaanın önünden geçerken mi tanışacak kadınla erkek?

Yakında kurşunlar sıkılıp müdürü polisin gözü önünde öldürümüş bir otelde verilen bir baloda mı? Bir süre önce cesedin yattığı yerde mi bakışacak ilk kez aşıklar, kan kokusu mu eşlik edecek onlara? Kurşunların vınlaması mı? O gecenin dehşeti mi?

Cam kırıkları topuklarının altında ezilirken mi öpüşecekler, onlara barut kokusu mu eşlik edecek, yanmış kağıt kokusu mu?

Radyolar ve televizyonlar gizli örgütlerin imzasız bildirilerini okurken, öğretmenler coplanırken mi yeşerecek aşklar?

Meclis’in önünde çevik kuvvet coplarını bacaklarına yaslamış, verilecek emri beklerken, aniden kalabalıkta bir yıldırım aşkı mı yaşanacak?

Bir eylemde mi tanışacak kadınla erkek, yoksa karşı taraflarda birbirlerini süzerken mi?

Korkunun, kuşkunun, paranoyanın, terörün hakim olduğu bu ortamda nasıl yeşerir aşklar?

Dişiler ve erkekler neler söyler birbirine?

“Bak sevgilim, sakin bir yuvamız olacak, çift camlı, bomba sesini duymayacaksın asla...“ mı diyecekler?

Yoksa “Teşkilatların giremeyeceği bir sığınak yaratacağız aşkımızla“ mı?

Aşıklar buluştuğunda çevrelerinde teşkilatın adamlarının olup olmadığına mı bakacak? Tanıştıklarında “Siz hangi teşkilattandınız?“ mı diyecekler yoksa başka birşey mi?

Kadınla erkek, birbirlerinin herhangi bir teşkilata mensup olup olmadığını anlamak için oyunlara mı başvuracak? Gizlice birbirlerinin geçmişini ve bağlantılarını mı araştıracak?

Bir bara, bir diskoya, bir lokantaya gittiklerinde, burasının da hedef olup olamayacağını mı hesaplayacaklar?

Nasıl yeşerecek aşklar bu topraklarda?

Bütün mevsimler aşktır ama en çok ilkbahar-yazdır aşk, doğanın çoğaldığı, her köşeden tohumların fışkırdığı, karıncaların topraktan, kırlangıçların yuvadan çıktığı dönem... Yeşil bir sıcağın sararmaya yüz tuttuğu, incecik bir terin alnınızı, koltukaltlarınızı, bacaklarınızı kapladığı dönem...Hani o kavurucu Temmuz öncesi akşam serinlerine kendinizi teslim ettiğiniz dönem....Bir erotizm dönemi kısacası...

Bu mevsimler, bu topraklarda artık nasıl yaşancak?

Kadın ve erkek hangi mevsimde olduklarının ayırdına varabilecek mi?

Yoksa “Ah Temmuz geliyor, şimdi faili meçhuller mevsimi....Biz bu mevsim tanışmıştık“ mı diyecekler?

Aşıklar tanıştıkları zaman “Siz hangi bankanın mudisiydiniz?“ diye mi konuşacaklar?

“Ah ben 10 milyar kadar kaybettiydim, siz kaç para kaybettiniz?“ mi?

Yoksa “Göçetmeyi düşünüyordum, siz ne zaman göçedeceksiniz?“ mi?

“İltica başvurusu yapacaktım, sonra vazgeçtim“ mi diyecekler?

“Rumlar Avrupa’ya girince, sana bir pasaport alacağım, birlikte uzak ülkelere gidip küçük yuvamızı kuracağız“ mı?

Ne konuşacaklar?

Bu ülkede ne konuşulur?

Her aşk doğduğu yere benzer demişti Faize Özdemirciler

Benim buna itirazım var

Hayır bizim aşklarımız doğduğumuz yere benzemez

Doğduğumuz yer çalındı elimizden, öyleyse aşklarımız bu elimizden çalınmış topraklara benzer ancak, doğduğumuz yere değil...

İtirazım var, çünkü aşklarımıza korkular, kuşkular, paranoyalar bulanıyor

Aşklarımız bize benzeyemez artık, ta ki biz, kendimizi kendimize benzetene kadar...

Her aşk doğduğu yere benzesin, güneşle beslensin, Akdenizin mavisiyle, bahçede açan yaseminin kokusuyla

Müzikle beslensin aşklar, bomba sesleriyle, imzasız bildirilerin okunduğu radyo haberleriyle değil

Yüreğimiz çarpsın ve aşklarımız bize benzesin, yabancılaştırıldığımız topraklara değil...

Aşklarımızı takalım bulutlara, sınırlara aldırmasınlar

Hiçbir sınır tanımasın aşklarımız, hiçbir emir, hiçbir komuta, dikenli tellerle çevrilmiş hiçbir alan...

Hiçbir sınır tanımasın bu coşku, bir sel gibi akıp bizi de sürüklesin: özgür olsun...


Sevgül Uludağ|Ana Sayfa