Yeraltı Notları, 26 Mayis 2001
Sevgül Uludağ
Analarımızın duaları bile değişti...
Ben bu görüntülere çocukluğumdan beri alışkınım...
Annem arada bir bahçede oturur, dua eder...
Annem arada bir evde oturur, yasin okur, ölülerin canı için bağışlar...
Onun yetiştirilme tarzı buydu, o 83 yaşında...
Kuran'ı bilir, İslam'ı da, Muhammed'in hayatını da, seyahatlerini de, söylediklerini de...Duaların anlamını da bilir...Ezber yok yaşamında...
Küçücük bir kızken, besmele çekmediğinde sofraya oturmasına izin verilmediğini anlatır hep...
Besmele önemlidir onun için, yemekten sonra şükretmenin önemli olduğu gibi...
Sürekli dua eder ama onun dindar olduğunu sanmayın. Ona göre "Tanrı ile kul arasında" aracı olamaz, din "kişisel"dir, duaları da öyle...
Başını örten kadınlara öfkelenir, onları başlarını açmaları için ikna etmeye çalışır. Hatta bazılarını sorgular: Kuran'ı gerçekten okudu mu? Şu ya da bu sureyi biliyor mu? Neye dayanarak örtmüş ki başını?
Hele hele İstanbul sokaklarında gördüğü tepeden tırnağa dek örtülü, Taliban yönetiminin sokaklara saldığını sandığınız kadınları görünce şoklar geçirir - yüreği buna isyan eder. Ne de olmasa kendi isteğiyle çarşaf giymiş, sonra yine kendi kararıyla çarşafı atmış, bunun yerine lacivert bir palto ve aynı kumaştan bir şapkayla o dönemde Leymosun erkeklerinin aklını başından almış bir kadın o...
Çağa ayak uydurmuş hep, baskıya, zora dayanamaz...
Bugün bana artık dualarının değiştiğini anlattı...
"Her sabah kalktığımda, her akşam yatacağımda dua ederim" diyordu. Bahçede oturmuştuk, arkadaşım Mine'nin doğumgünüydü, bir şişe Rus şampanyası patlatmıştık, annem de içmiş, aklına bir zamanlar gumandarga içtiği gelmişti. Çünkü Rus şampanyasının tadı aynen gumandargaya benziyordu...Hava sıcaktı, Mine henüz 24 yaşındaydı, çok güzel ve dinlenmiş görünüyordu, onu bu kadar rahat görmemiştim hiç, yanaklarına renk gelmişti, yaşamla barışıktı...Annem kalkıp ona bir doğumgünü hediyesi buluyor, gümüş bir sepetçik, kalp şeklinde...O her zaman, yüreğinden kopardığı bir parçayı verir sevdiklerine...Hep vermek ister, yaşam onu hırpalamış olsa da bilgelikle karşılar bunu, "Boşver" der, "Bak, bir elin bütün parmakları bir mi?" İnsanları sever, çiçekleri sever, kedileri sever...Kaktüsler çiçek açtığında sevinir, yaz akşamları, her gece yasemin toplayıp bir ipliğe dizer, doğayla barışık yaşar o...
Başını ancak Kuran okuyacağında, yasin adayacağında örter.
Hala besmeleyle başlar yemeğe ve şükürle bitirir...
83 yaşındaki bu kadının duaları değişmiş...
Şampanyalarımızı bitirdikten sonra falıma bakarken anlatıyor bunu...
"Her sabah uyandığımda, her gece yatacağımda dua ederim" diyor...
"Allah çocuklarımı Denktaş'ın şerrinden, askerin şerrinden korusun...Allah torunlarımı onların şerrinden sakınsın..."
O yalnızca bize dua etmez, okuduğu, beğendiği, cesur bulduğu yazarlar, sevdiği, takdir ettiği insanlar için de dua eder.
Bir ana gibi hepsini korumak ister kötülüklerden, komplolardan, senaryolardan... Haberleri dinlediğinde öfkelenir, gazeteleri okuduğunda üzülür... Alıştığı yönteme başvurur: bütün enerjisini bir duada toplar, okur ve üfürür, binlerce yıldır bu topraklarda, ondan önceki kadınların yaptığı gibi, ana yüreğinin enerjisini koymaya çalışır ortaya...
Ve 83 yaşındaki bu kadının duaları bile değişiyor memlekette...
