Sevgül Uludağ|Ana Sayfa


Yeraltı Notları, 28 Mayis 2001
Sevgül Uludağ

Geçmiş zaman – şimdiki zaman...

Oğlum telefonda, “Yalnızca geçmiş zamandan sorumluyuz” diyor...

Kastettiği İngilizce sınavları ama bu sözcükler yaşamımızı özetliyor.

Yalnızca geçmiş var bu topraklarda, üstelik çarpıtılmış bir geçmiş zaman bu, tabuları yıkmak isteyenlere hoş gözle bakılmıyor, geçmişi sorgulayanların cezası tehdit,  gelecek diye bir projeye ise asla izin yok. Geleceğin düşünü kurmak yasak. Bugün  de yok, yarın da... Bunu yutmamızı isteyenler, büyük senaryolarını bu laboratuvarda denemek istiyorlar önce. Askeri-milliyetçi bir proje olarak Kıbrıs’ın kuzeyinde uygulananlar, gelecekte sosyologlar, psikologlar ve sosyal antropologlar için korkunç zengin malzeme oluşturacak. Ancak şu anda, yalnızca hayatta kalıp kalamayacağımız önemli. Ankara’da yazılan, kaleme alınırken Washington’dan, Londra’dan ve Kıbrıs’tan da katkı istenen bu senaryoda yalnızca birer figüran olup olmayacağımız, bu rolleri reddetip etmeyeceğimiz önemli... Sosyologların araştırma yapıp yapmaması, bugün için önemsiz. Önemli olan bizim ne düşündüğümüz, ne hissettiğimiz. Ne yapacağımız...

Belleğimiz yerinde mi?

Tarih bilincimiz var mı?

Geçmişi hatırlıyor muyuz, geçmişte yaşananlardan dersler çıkarıyor muyuz, aynı senaryoların ısıtılıp ısıtılıp önümüze sürüldüğünü kavramak için?

AKEL seçimlerden birinci parti olarak çıkıyor, kuzeydeki sağcı gruplarda paranoya başgösteriyor: “Stalin demişti ki, Rusya, Akdeniz’e açılmalı, demek ki AKEL, Kuzey’deki işbirlikçileriyle birlikte, Kıbrıs’ı bir komünist üssüne çevirecek” gibi demeçler patlatacak ve bunun altına imza atacak kadar büyük bir paranoya!

Geçmiş zaman hakim yaşamımıza...

Cumhuriyet gazetesi yazarları Ahmet Muzaffer Gürkan ve Ayhan Hikmet, adayı taksim etme hedefiyle oluşturulan TMT adlı “teşkilat” tarafından öldürüldüğünde, bunu Rumların yaptığı iddia edilmemiş miydi?

Bugün artık herkes onları kimlerin öldürdüğünü bilmiyor mu?

Çarpıtılan gerçek, eninde sonunda su yüzüne çıkmaz mı?

19 Mayıs 1967’de, Kıbrıs’ta bombalanan Türk evlerinin Rumlar tarafından bombalandığı iddia edilmemiş miydi? Dr. Küçük, bu bombaları Rumların değil, Alpay Mustafa’yı öldürenlerin patlattığını söylememiş miydi?

20 Mayıs 1967’de AP ajansı tarafından kaleme alınan haberde ne deniyordu?

“Denktaş taraftarlarının şiddetli hücumlarına uğrayan Dr. Küçük’ün evi civarında üç dinamit patladı. Bir Türk çocuğu yaralandı. Tahrip edilen evler Dr. Küçük’ün en koyu taraftarlarına ait...19 Mayıs şenliklerine hazırlanıldığı bir sırada dün Kıbrıslı Türklerin lideri Fazıl Küçük’ün evinin civarına yerleştirilen üç dinamit patlamış ve Hasan Tatar adındaki bir Türk’ün küçük çocuğu yaralanmıştır. Türk polisi, dinamitlerin Dr. Fazıl Küçük’ün en yakın çalışma arkadaşlarının evlerine yerleştirildiğini, evlerin büyük tahribata uğradığını ve patlamaların birer dakika arayla duyulduğunu açıklamıştır. Evlerine dinamit yerleştirilen Küçük taraftarı Türkler şunlardır: eski Kıbrıs hükümetinde Tarım Bakanlığı yapmış olan Niyazi Manyera, BM Barış Gücü ile Türkler arasında irtibat subaylığı yapan mit Süleyman ve eski Kıbrıs Temsilciler Meclisi üyelerinden biri (Berberoğlu). Adı geçen bu üç Türkün Fazıl Küçük’ün en koyu taraftarlarından oldukları ve Rauf Denktaş’ın politikasına yanaşmadıkları gözlemciler tarafından ileri sürülmüştür. Öte yandan Kıbrıs Türk cemaati için yayımlanan ve Rauf Denktaş’ı destekleyen haftalık ZAFER gazetesi, dünkü sayısında Türk Cemaati liderliğine çatan bir yazı yayınlamıştır. Gazete, Türklerin, sadece TMT’ye güvenleri olduğunu fakat cemaat liderlerinin bu teşkilatı susturmak için çalıştıklarını ileri sürmüştür.”

20 Mayıs 1967’de, Milliyet gazetesi Ankara bürosu tarafından kaleme alınan “Denktaş ‘Rum ajanlarının işidir’ diyor” başlıklı haberde,  Rauf Denktaş’ın “Bu sabotaj hareketinin kendi taraftarları ile ilgisi olmadığını söylemiş ‘bu sabotaj Kıbrıslı Rum ajanlar tarafından yapılmıştır’ demiştir. ‘Bu bomba olayının en yakın zamanda Rum casuslar tarafından yaratıldığını ortaya çıkaracağımdan eminim.’dediği belirtiliyordu.

24 Mayıs 1967’de, Dr. Fazıl Küçük, Türkiye’de bulunan Rauf Denktaş’a yazdığı mektupta, Denktaş’ın bombaları Rum casuslarının koyduğu iddiasını yalanlayarak şöyle diyordu:

“Son bomba olaylarının cemaatımız arasında çok büyük üzüntü ve huzursuzluk yarattığını söylemeye lüzüm var mı bilmiyorum. 1963 olayları başladığı günden bu yana bu kadar müessif, cemaatı bu kadar birbirinin boğazına saldıran bir olaya tesadüf etmiş değildir...Bomba hadiselerinin iç yüzü tamamen aydınlanmış değilse de, şu kadarına inanıyoruz ki bunun müsebbibleri ne Rum’dur ve ne de Rumlar tarafından para zoru ile işletilen bir cinayettir. Buradaki umumi kanaat 22 Ocak 67 cinayetini (Alpay Mustafa’nın öldürülmesi) işleyenlerin bir defa daha ellerini kana boyadıklarını gösterebiliriz. Durumu çok ciddi görmek yerinde olur. ümid ederim ki yakın bir zamanda suçlular adalet huzuruna çıkarılabileceklerdir. Aksi takdirde çok daha vahim olayların karşımıza çıkması da ihtimal dışı değildir...” (Rauf Denktaş’ın Hatıraları – Cilt 4 – 1967 – Boğaziçi Yayınları – İstanbul 1997 – s. 174-185)

Kutlu Adalı öldürüldüğünde, Denktaş ne demişti, hatırlayın: “Rum ajanlar öldürdü onu...”

Bugün Başbakan’ın evinin önüne konan bomba patladığında, ne deniyor? “Kendi kendine yaptı” denmiyor mu?

Bugün Avrupa bombalandığında “siz kendi kendinizi bombaladınız” denmiyor mu?

Meclis tutanaklarına geçirildi bunlar: bir GKK subayının, CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer’e, ölüm listeleri yapıldığını, bu listede olanların “Rum casuslar tarafından öldürülmeyeceği ne malum” dediği anlatılmadı mı?

Sağ, Soğuk Savaş günlerini özlüyor, o günleri geri getirmek istiyor...Teşkilatlar bunun için kuruluyor, senaryolar bunun için kaleme alınıyor...Daha büyük projelerin bir parçası tüm bunlar, Umur Talu’nun dediği gibi “Kostümlü provalar...”

Oğlum “Biz yalnız geçmiş zamandan sorumluyuz” diyor.

Akşam işten eve döndüğümde tümü geçmiş zaman, fiil çekimlerine çalışıyoruz...

Ona Çehov veriyorum, Vasconselos, Nazım Hikmet...

Geçmiş zamanı sorgulamayı öğrensin, yarının düşünü kurabilsin, bugününü iyi yaşasın diye...

Bir kediyi okşasın, durup bir çiçeğe baksın, yurdunu ve yaşadığı dünyayı sevmeyi öğrensin...

Söylenenlere inanmasın, bombalar patladığında, geçmişte söylenenleri, yapılanları araştırsın...

Cesur bir yüreğe sahip olsun, “casus”lu, “hain”li masallara kanmasın...

Yüreği hep değişim için çarpsın, geçmiş zamana takılıp kalmasın...

 

 


Sevgül Uludağ|Ana Sayfa