Sevgül Uludağ|Ana Sayfa


Yeraltı Notları, 30 Mayis 2001
Sevgül Uludağ

Umudu yakalamak

1974'te Leymosun'dan Girne'ye göçetmek zorunda kalmış, hayatını yeniden bu topraklarda kurmak zorunda kalmış birisi ne düşünür bugün?

1958'lerde "teşkilat"a katılmış, vur dediklerinde vurmuş, elde silah nöbet bekle, bu mevziyi savun dediklerinde savunmuş birisi ne düşünür?

"Al bu silahları sakla" denmiş, yüreği çarparak silahları saklamış, "teşkilat"a böyle hizmet vermiş bir kadın bugün neler hisseder?

1963'lerde Hamitmandrez tepelerinde çadırlarda titreşip durmuş, Göçmenevleri'nin yapımını beklemiş birisi ne düşünür bugün?

Bu topraklardan bir kovulmadıkları kaldığını mı?

Başını sokacak bir evi, zar zor geçindiği bir emekli maaşı varsa, ona mı "şükreder" eski bir TMT'ci?

Henüz 14 yaşında eline silah verilip "Sen artık mücahitsin" denmiş, 5-6 yıl boyunca okuldan sonra mevzilere taşınmış, silahı elinde coğrafya ve tarih çalışmış 63'lerin gençleri ne düşünür?

O karanlık gecelerde, her çıt çıktığında başını Türkçe kitabından kaldırıp "düşman"ın gelip gelmediğine baktığı ürkütücü gecelerin, bugün yaşadıklarımızdan pek farklı olmadığını mı düşünür?

Bir Leymosun göçmeni, Girne'ye bakıp içinden ne geçirir?

Artık bu toprakları tanıyamadığını mı?

Bütün saatlerin zorla 58'lerde durdurulmak istendiğini mi?

"UHH"yi, askeri revirin boşaltılıp bu "teşkilat"a devredildiğini, Denktaş'ın "Onları yürekten alkışlıyorum" demesini duyan eski bir TMT'ci ne düşünür, ne hisseder, ne geçirir içinden?

"NGO"nun ne olduğunu asla öğrenmeye yanaşmamış, Dışişleri Bakanlığı günlerinde onların etkinliklerine karşı çıkmış, bunları yasaklamış Taner Etkin, televizyonlara çıkıp "Biz NGO'yuz" dediğinde, yıllarca örgütlerde çalışmış, sivilleşme için, demokrasi için uğraş vermiş olan insanlarımız ne düşünür?

"Teşkilat" kökenli eski bir polis komutanı, eşini dostunu arayıp "Aman, çocuklarınızı koruyunuz, sakınınız, size gelirlerse yüz vermeyiniz, çocuklarınızı bu yeni teşkilata yedirmeyiniz" dediğinde ne hisseder arananlar?

Geceyarıları mahallesinde beyaz bir TOROS'un dolaştığı, evinin önünden geçerken yavaşlayıp etrafı kolaçan ettiği, arabada adı kötüye çıkmış, gençlere paramiliter eğitim vermiş bir "teşkilat adamı"yla gözgöze gelmiş, yıllarını bu topluma vermiş bir yazar bunları yaşarken, çevresindekiler ne düşünür? Ne yapar? Ona yalnızca "Aklını başına topla, namlunun ucundasın" mı der? "Kendine iyi bak" mı der? Onun korunması için ne yapar?

Gençlerden ön saflarda olanlara telefonlar edilip "Ya elini ayağını çek, ya da..." diye tehditler savrulduğunda, o gençler ne düşünür? Onları koruması gereken abileri, ablaları? Bunun bir şaka olduğunu mu düşünürler?

Bir zamanlar bir Rum ahbabının bahçesinden ekşi ve ceviz toplamaya gitmiş, Ayyorgi'nin yeşilliğine hayran kalmış orta yaşlı bir kadın bugün ne düşünür?

Anasının, babasının mezarını güneyde bırakıp kuzeye göçetmiş, çocuklarını bu adada büyütmeye çalışmış, sonra onları başka başka ülkelere posta güvercinleri gibi postalamış bir kadın ne düşünür?

Bombalar patlar, cinayetler işlenir, molotoflar savrulurken ne düşünür, ne hisseder insanımız?

Düşkırıklığından, bir aldatılmışlık, bir çaresizlik duygusundan başka ne hisseder?

Kim sahip çıkar bu düzene, bu rejime?

Sahip çıkanların karnı neden hep tok olur?

Kim yardımcı olur bu rejimin devamına? Çıkarı nedir?

Kim sorgular bu topraklarda yaşananları? Kim isyan eder?

Bu hoşnutsuzluğa, bu düşkırıklığına, bu aldatılmışlık duygusuna kim sahip çıkıp umut önerir?

Umut nerede?

Yüreğinizi yoklayın bir, kimler bu gidişatı önceden gördü?

Kimler uyardı? Kimler birer medyum gibi ne olacağını önceden sezdi?

Medyumlukla alakası yoktu bunların, gerçekçilikti yalnızca...

Kimler gerçekçiydi?

Kimler olmadık hayaller peşinde sürükleyip durdu toplumu, hep daha büyük çıkmazlara?

Şimdi çıkmazlarda olan bu memleket bizim mi?

Bizimse eğer, bir ucundan umudu yakalamak gerekmez mi?


Sevgül Uludağ|Ana Sayfa