Sevgül Uludağ|Ana Sayfa


Yeraltı Notları, 9 Mayis 2001
Sevgül Uludağ

Senaryolar ve komplo teorileri

Kıbrıs’taki senaristler de, komplo teorisyenleri de tarihin çöplüğüne atılacak birgün. Ama şu anda senaryo yazarları da, komplo teorisyenleri de dimdik ayakta...

İlkay Adalı’ya Diyarbakır’dan postalanan tehdit mektubuyla ilgili olarak soruşturma açan polise bunu söylüyorum...İfademizi almaya geliyorlar, onlara “Bu senaryolar çok eskidi, bu tehdit mektupları falan...Patronlarınız değişmedikçe bir yere varamayacaksınız, ama gene de sorularınızı yanıtlayayım” diyorum. Ne yapmaları gerektiğini kestiremiyorlar, bir an önce tehdit mektubuyla ilgili ifadeleri alıp gidiyorlar...

Geçen hafta CTP’nin girişimiyle Meclis’te oluşturulan ve Kutlu Adalı cinayetinin Susurluk skandalıyla ilişkisini soruşturmakla görevli komitede ifade veren İlkay Adalı ile kızı Kut Adalı’ya, UBP Milletvekili Ersoy İnce, “Bir hafta içinde birşey olursa bize haber verin ha!” diye sıkı sıkı tembihlerde bulunuyor. Ablam İlkay Adalı, ona “Adalı öldürüleli dört yıl oldu, bir haftada ne olacak?” diye soruyor. Diyarbakır’dan bir tehdit mektubu gelince, bu sözcükler anlam kazanıyor.

Öğleyin Zeki postaya gidiyor...Birlikte uluslararası bir seminer örgütlediğimiz Cynthia Cockburn, bahçede annemin, benim, oğlumun ve ablamın fotoğraflarını çekmişti, bunları postalamış. Zarf açılmış ve sonra jelatinle yapıştırılmış, üzerinde de bir mühür ve üç imza var: “İstanbul postasından bantlı olarak çıkmıştır” yazıyor, altta iki memurun ve bir şefin imzaları var. Zeki, yolda karşılaştığı Gazeteciler Birliği Başkanı Özer Hatay’a bu zarfı göstererek, “Bak, teşkilat işi” diyor... Bunlara alıştık artık, yıllardır mektuplarımız “teşkilatlar” tarafından açılıyor, telefonlarımız “teşkilatlar” tarafından dinleniyor, zaman zaman e-maillerimize giriliyor. Muhalifseniz, özel yaşamınız olmayacak, önce bunu kabullenip hazmetmeniz gerekir. İzleneceksiniz, dinleneceksiniz, bunu unutmaya kalkıştığınızda kaba biçimde “teşkilat” bunu size hatırlatacak. Böylesi bir yaşam, pek çok muhalifin artık “olağan” karşıladığı bir yaşam. Latin Amerika’da diktatörlüklerde de, Endonezya’da da böyle, Sudan’da da pek farklı değil, Zimbabwe’de de. En tehlikeli eylem düşünmek, düşünüyorsanız, sorguluyorsunuz demektir, sorguluyorsanız muhalifsiniz demektir, o zaman “teşkilatlar” üzerinize çullanır... Özel yaşamınızı elinizden alıverir, 40 yıldır bu böyle...

Böylesi işlerle uğraşan “teşkilat” senaristlerinin bunca yılda yazabildiği topu topu yalnızca birkaç senaryo var. Bunlar sırayla önümüze sürülüyor, bu gündemin peşine takılacak insanlar her zaman bulunur nasılsa... Bunlardan bir tanesi “İngilizler’den, Rumlar’dan, Avrupalılar’dan para alıp içimize sızan adi insanlar”la ilgili. Zamana, döneme ve mekana göre “para sağladığı” iddia edilenler de değişiyor. Komünist sistem ayaktayken, KGB’nin, daha sonra CIA’in “hücrelerinin” toplum içinde faaliyet gösterdiği ileri sürüldü. Değişmeyen tek şey, toplum içinde, topluma karşı faaliyet gösteren, hücreler şeklinde çalışan, Rumların ya da başka yabancı güçlerin “hizmetinde” olan, paralı “ajanların” olduğu iddiasıdır. Bunlar o kadar adi insanlardır ki, Türkiye’yle Kıbrıslıların arasını açmak için gecelerini gündüzlerine katarak durmadan çalışırlar! Bunca yıldır ortaya konan bu iddialara vatandaş gülüp geçiyor ama onlar bu senaryoları ısıtıp ısıtıp önümüze sürüyorlar.

Bu senaryonun doruk noktası hiç kuşkusuz AVRUPA yazarlarının casusluk komplosuyla tutuklanması ancak sonuçta serbest bırakılmak zorunda kalınması olmuştu...Demek ki “provokatörlere, ajanlara, casuslara” dayalı bu eskimiş senaryolar her zaman “tutmuyor”... Hele hele bu internet çağında, yeryüzünün küçüldüğü, dünyada birbirine bağımlılığın hızla arttığı, uluslararası dayanışmanın zaman zaman çok hızlı biçimde örgütlenebildiği koşullarda böylesi senaryolar, lime lime dökülüyor...

Bir diğer eskimiş senaryo, Rumların tüm işlerini güçlerini bırakıp, bütün zamanlarını Türkleri yoketmek için komplolar kurmalarıyla ilgilidir. Bütün dünya da işini gücünü bırakmış, onlara yardım etmekte, Kıbrıslı Türklere düşmanlık yapmak için fırsat kollamaktadır. Zaten yalnızca Rumlar değil, bütün dünya Kıbrıslı Türklerin doğal düşmanıdır. Herkes bizim kuyumuzu kazmak için fırsat kollamakta, bize madik atmak için dünya yarış etmektedir. Bizim doğal düşmanlarımız, Rumların da doğal dostlarıdır. Onlara göre bu insanlar “Rumcudur”. Rumların kalkınmak, ilerlemek için gösterdiği çabalar önemsizdir, bizlerin kendimizi dünyaya “düşman jargonu” dışında sözcüklerle anlatma girişimlerimizin bulunmamasının önemsiz olduğu gibi. Paranoyalara dayalı bu senaryoyu yutanlar da vardır elbet, yutturulmasaydı bunca zaman piyasada dolanıp durabilir miydi?

Bu paranoyak koşullar altında yaşayan insanların “normal” davranmasını bekleyebilir misiniz? Bu mümkün değildir. O zaman insanlar da kendi komplo teorilerini üretmeye başlarlar ve her konuda kendi komplo teorilerini dolaşıma sürerler...Böylece toplumsal yaratıcılık bu tür komplo teorileri üretmeye yönelir. Bir kısırdöngü gibi senaristler komplo teorisyenlerini, komplo teorisyenleri de senaristlerini beslemeyi sürdürür. Bu arada “zavallı” konumuna sokulan “gerçek”, sesini duyurmaya çalışsa da bu çok zordur. Çünkü bütün kaleler, bütün köşebaşları tutulmuştur. Her konuda ya bir senaryo, ya bir komplo teorisi vardır.

Son kırk yıldır tedavülde bulunan, soğuk savaş dönemi senaryoları ve komplo teorilerini çöpe atmayı başarırsanız, sahte gündemlerin peşinde helak olmaktan da kurtulabilirsiniz...


Sevgül Uludağ|Ana Sayfa