Yeraltı Notları, 25 Temmuz 2001
Sevgül Uludağ
Teessüfler şirkettendir...
UHH’nin 8 numaralı bildirisini gördünüz mü? Bu kez UHH’ye hak verdim. Aslında UHH, “Teşhir ediyoruz” başlıklı bu bildirisinde KTÖS’e, Ulus Irkad’a falan saldırıyordu ama siz bakmayın onların böyle konuştuklarına. Onların derdini biliyorum. Meğer bu Amerikalılar, İngilizler, Avrupalılar içimize öyle ajanlar, öyle casuslar yerleştirmişler, öyle işbirlikçiler yetiştirmişler, öyle eğitimler vermişler ki aklınız hayaliniz durur! Meğer devlet çoktan elden gitmiş, Cumhurbaşkanlığı sarayından Ombudsman müeessesesine, belediyelerimizden üniversitelerimize, Dışişleri bakanlığımızdan örgütlerimize dek her yere sızmışlar da ruhumuz sezmemiş. UHH bağırmakta haksız mı? Onlar aslında KTÖS’e mesaj verir gibi yaparak “Ben söyleyim kızım, sen anla gelinim” demek istiyor. Esas mesajları başkalarına, kendi aralarındaki işbirlikçilere, mandacılara.
Ben bunu okur okumaz hemen çaktım. Nitekim ufak bir araştırma bu işbirlikçi ve mandacıların nerelere sızdığını ortaya koydu. Biçare Rauf Denktaş’ın etrafı kuşatılmış, hiç haberimiz yok. Oğlundan dünürüne, yok ekonomi danışmanı Ahmet Aker’miş, yok hukuk danışmanlarıymış, yok müsteşarıymış, bunların hepsi Amerikalıların özel eğitiminden geçirilmiş, iki toplumlu gruplarda aktif rol almış, bununla kalmayıp bizzat bu konuda yöneticilik yapmış, Amerikalılara, Avrupalılara daha daha kimleri eğitecekleri konularında fikirler de vermişler, tavsiyelerde bulunmuşlar. Denktaş’ın müsteşarı Ergün Olgun’un öyle sessiz sedasız durduğuna bakmayın, herşeyin başı o! Zaten müsteşar olduğunda bu işe en çok Amerikalılar sevindiydi. Senelerce Amerika’dan gelen herkes onu sorardı, biz naif solcular da bu işe şaşardık, sağ kamptan gelen bu işadamının bu işlerle ne alakası var diye. Sonra bir baktık, Ergün Olgun, iki toplumlu gruplarda eğitmen olmuş, sonra “Steering Committee” kurmuş, üstelik Amerikalılar bu “conflict resolution” denen işbirlikçi yetiştirme programını toplumumuza ilk duyuran da o olmuş. Düzenlediği konferansla bol bol “conflict resolution” reklamı yaparak, iş çevrelerini de bu işe sokmaya çalışmış. Ya Ahmet Aker? Ekonomi danışmanı olarak saraya sızmış, her allahın günü Denktaş’ın yüzüne bakıyor, tavsiyelerde bulunuyor, öbür taraftan Amerikalılarla, Avrupalılarla haşır neşir!
Ya Serdar Denktaş’a ne demeli? Taa bakanlık koltuklarına kadar yükselmiş, babasının gözünün içine baka baka Oxford’lara gidip ilk özel eğitimleri alanlardan biri olmuş, üstelik Klerides’in kızı Keti Klerides’le buluşarak! Siz Amerikalıları ahmak mı sandınız? Sade Denktaş’ın sarayına mı işbirlikçi yerleştirecekler? Elbette hayır! Klerides’in sarayına ve partisine de Keti’yi sokmuşlar, siz artık o memleketten hayır bekleyin!
Ama iş bununla kalsa neyse. Tahsin Ertuğruloğlu da Dışişleri Bakanı koltuğuna kadar yükselmeyi başarmış, halbuki o da özel Amerikan ve İngiliz eğitimlerinden geçmiş olanlardan biri. Bakanlıkta üst düzey görevlilerin pek çoğu da bu eğitimlere, üstelik de Rumlarla birlikte, üstelik de yurtdışında katılmışlar. Kıbrıs’ta bir duyan gören olur diye, bu Amerikalılar grupları alıp alıp oraya buraya taşıyor. Sanki de UHH onların oyununu farketmeyecekmiş gibi! Halbuki yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Bakınız, işte UHH teşhir etmeye başladı, bakalım Amerikalılar ne çok kızmıştır bu işlere. Gözlerine uyku girmez artık. Oh olsun!
Bu Amerikalılar Ombudsman başkanımız Nail Atalay’ı, Salih Coşar’ın eşi Ayşe Coşar’ı, müsteşarlık mevkiine dek yükselmiş Mehmet Turgut’u ve onun abisi, borsamızın sorumluluğunu temsil ettiğimiz Peker Turgut’u da eğitmişler, hem de Rumların da aynı odada bulunduğu ortamlarda! Tamer Gazioğlu da onlardan biri. Eski dışişleri bakanımız Kenan Atakol, eşi Gönen Atakol hala daha bu gruplarla oraya buraya gidiyor, özel eğitim alıyor, hem de Rum sözcü Papapetru’yla birlikte! Bu kadarı da fazla oluyor, UHH haksız mı?
Ama en kötü haber işadamlarımıza da el atmış olmaları. Onlar arasından da işbirlikçi ve mandacı yetiştirmeye çalışmışlar da ruhumuz sezmemiş. Çetin Kürşat, İlkay Genç, Erdil Nami, Salih Boyacı, Vedat Çelik (hele hele de bu Vedat Çelik, Denktaş’a iyice ayıp ediyor), Günay Çerkez, Fikri Toros, Salih Çeliker, Derviş Besimler...Bunlar kalkıp taa Ticaret Odası’na, İşadamları Derneği’ne dek sızmışlar, olacak şey mi? Bu işadamlarımız hep yurtdışına taşınmış, hatta Salih Boyacı ve Vedat Çelik, kapı gibi KKTC kimliklerini bir yana itip taa Yunanistan’a “toplantıya” gitmişler. Yunanistan’da bizim işadamımızın işi ne allah aşkına? O zaman devletin aklına bir yasacık da bunlara getirmek gelmediydi, bakın ne iyi oldu, şimdi uyandılar! UHH olmasaydı, devlet hala horul horul uyuyor olacaktı.
Nerde kalmıştık? Hah! Denktaş’ın dünürü olduğunu unutan Salih Boyacı taa Atina’lara gitmiş, yanına Vedat Çelik’i de alıp, Rum işadamlarıyla buluşmaya. En lüks otellerde ağırlanmışlar, üstelik o Holbrooke denen adam da Atina’daymış, allah bilir kendilerine ne taktikler vermiş, çaktırmadan ne stratejiler çizdirtmiştir. Zaten bu Amerikalılar hep öyle naif gibi görünür ama insanlara sezdirmeden onları işbirlikçi haline getirir, bir bakarsınız ki aniden mandacı olmuşsunuz. UHH olmasa, bunu bile farkedemeyecektik. Ne iyi oldu 8 numaralı bildiri. Böylece kendimize gelip mandacı olup olmadığımızı bir kontrol ederiz. Çünkü durum çok vahim!
Bu Amerikalılar sine sine mahkemelerimize de sızmışlar. Koskoca Yüksek Mahkeme Yargıcı Gönül Erönen’i de özel eğitimden geçirmişler, üstelik de Rumlarla birlikte! Medyayı da ihmal etmemişler. O Mete Tümerkan’dan bunu bekler miydiniz? Sen kalk Amerikalara, Avrupalara git, Rumlarla birlikte özel eğitimden geç. Sonra da gel, kırk yıllık Saffet’imizi örgütten attır ve başına sen geç. Saffet’e de ayıp oldu, UHH’ye de. Hah! Süleyman Ergüçlü’yü de alıp oraya buraya götürmüşlerdi, şimdi de KIBRIS gazetesinin başına geçirdiler. Ya o Latife Birgen’e ne demeli? UHH’nin içine kadar sızmışlar demek de ruhumuz sezmemiş. Ya Şemi Bora’ya? Alev Kahveci’ye? Belediyelerimize bile el atmışlar. Güya Amerika’da belediyelerin nasıl çalıştığını göstereceklermiş. Onu külahımıza anlatsınlar. Bakalım ne tür özel eğitimler aldılar. Adamlar CIA gibi bir örgüt çalıştırıyor, dünyanın jandarmalığını yapıyor, biz de hala devletten, egemenlikten falan sözediyoruz. Devletimiz elden gitmiş, hala uyanamıyoruz! Bu Amerikalılar öyle açıkgöz ki geçen yıl Başbakanlık’ta da gizli gizli toplantılar yapmışlar ve ille de sivil savunmadan insanları Rumlarla özel eğitime göndermekte ayak diretmişler, nuh demiş peygamber dememişlerdi. Güya itfaiyecilerimizi deprem konusunda eğiteceklermiş. Annem olsa “Vay adiler vay!” derdi. Deprem ayaklarında sivil savunma teşkilatımıza bile sızmaya çalışıyorlar. Üstelik eğitimi de Florida’da yaptılar, yani Amerika’nın en gözde tatil yerlerinden birinde. Washington’un suyu mu çıktıydı? Sanki tek deprem Florida’da olurmuş gibi, yok canım, bunlar bayağı itfaiyecilerimizin gözlerini kamaştırmaya, başlarını döndürmeye çalıştılar. Düşünün itfaiyemize bile sızdılar!
Teessüf ederim, gerçekten teessüf ederim bu Amerikalılara, Avrupalılara. Oğlum olsa “Teessüfler şirkettendir” diye konuşurdu.