Turgut Durduran|Ana Sayfa


Hayvanlar Adası, 26 Aralik 2001
Turgut Durduran

Öğretmen

Bizimki gibi militarist kafaya -- ve militarist düzene -- sahip yerlerde öğretmen demek, özellikle ilk,orta ve lise öğretmeni demek askeri disiplinnan devletin söylevini çocuklara aktaran kişi demekdir. Daha doğrusu öyle olmalıdır liderliğe göre. Ne şanslıyız ki bizim öğretmenlerimiz ve onların sendikaları taa teşkilat zamanından beridir baş galdırmayı başardılar. Okulda çocuklarına farklı bir tarih, farklı bir edebiyat öğretmeseler da -- en azından benim deneyimim öyledir -- eylemleriynan başgaldırdılar yönetenlere.

Arif Hoca'dan, Ulus Irkad'a ve son zamanların Nilgün Orhon olayına gadar bildiğim veya bilmediğim bir sürü "hit" olay çevreledi gendilerini. Okul dışında yaptıklarına karışmak isdedi yönetenlerin militarist kafası.

Bunu kabullenmeyince, gösderi yapınca polis dayağı -- üstelik da öğretmenleri için gösderi yapan çocukların önünde esirgenmedi. Militarist yönetim polis devleti olduğunu, gerektiğinde her hafda adam döven "anavatan" polisinden farklı olmaycaklarını gösderdi. Bakalım başga dersler da almışlar mı anavatandan. Çocukları şiddete garşı eğiteceklerine, onlara devletin kendilerinin düşmanı değil dostu olduğunu, devletin aslında gendileri demek olduğunu gösdereceklerine bunu uygun gördüler. Zaten çocukları askeri tatbikatlara götüren, onlara Barbarlık müzesini adım adım ezberleten bir yönetimden ne beklenirdi? Nefret onların gözünde “düşmanlara” garşı savaşmak için gerekli bir alet. Bu aklıma 11 Eylül olaylarından sonra ABD’de yükselişe geçen “yabancı” (burda yabancı tırnak içinde çünkü 3-5 nesil Amerikan olanlara da düşman kesildiler!) düşmanlığının meyvelerini toplamaya çalışan neo-nazi grupların söylediklerini getirdi. Fox (gayet “mainstream” bir TV kanalı) haberlerinde “Size nefret grubu diyorlar. Öylemisiniz?” sorusuna “Evet, nefret grubuyuz. Ülkemizi yok etmekde olan zencilere, Yahudilere düşmanız. Düşmanla çarpışmanın en effektif yolu da nefret etmekdir. Onlardan nefret ediyoruz. İnsanlarımıza onlardan nefret etmeyi öğretiyoruz” diye cevap vermişdi New Jersey’deki bir grubun lideri. Yanında da yüzü maskeli, iri yapılı sarışın adamlar kontroldan çıkmaya çalışan kurt köpeklerini tutuyorlardı.

3500 civarında ölüsünü gömüp da dünyanın her tarafına saldırma tehditleri savuran, tonlarnan bomba sallayan, Holywood kültürünün yönettiği ABD'de bile bu ölülerin kanları televizyonlarda değildi. İlk şok atlatıldıkdan sonra balkonlardan atlayan insanlar, yüzü gözü ganlı insanlar görünmez oldular. Aileler çocuklarına silah gullanmayı öğrediyor olmalarına rağmen onların ne göreceğini kontrol etmek isderlermiş. Devletin ve medyanın üzerinde bu yüzden bir baskı var. Haberlerde bu görüntüleri gösdermek onun için uygunsuz. Evet şiddet kültürünün norm olduğu ABD'de durum böyle. Çocuğumun eline isdersam tabanca verebilirim ama televizyonda, okulda bunları görüp görmeyceğine ben karar vereceğim! Bizde ise bunlara karşı çıkanlar hain, okulda savaşmayı öğretmek gerekli.

Nasıl olur da bir öğretmeni politik görüşlerinden dolayı işden atarsınız, bir gün daha ders verse kıyamet mi kopardı da polis dayağına gerek duyuldu gibilerden soruşdurunca da ABD'den, AB'den örnekler bulundu sürüldü garşımıza. Ee tamam efendiler onlar yabdıysa nasıl tepki aldılar bakdınız mı? Onlar yabdıysa bizde yapılması doğru mu ki da takip edelim? ABD'de özellikle soğuk savaş yıllarında akademisyenler, bilim adamları, öğretmenler McCartyism ve "Unamerican Activities" (Amerikan Olmayan Aktiviteler -- ne saçma isim!) zımbırtılarıynan resmileşip , sonraları FBI'ın counintel-pro (karşı gizli servis) aktiviteleriynan devam eden bir seri olay sayesinde işlerinden atıldılar. Howard Zinn mesela sivil özgürlükler hareketine katıldığı için işsiz kalmışdı. Bazı fizikçilerin araşdırmalarını yapmaları engellendi vs vs. Ama şimdi bunlardan utanç duyuyorlar. :Böyle şeyler her oluduğunda büyük tepki geliyor halkdan. 11 Eylül sonrasında bunlar gene yapılmaya başladı. Tepkiler de sırada geliyorlar. Yani bunları örnek almak gadar saçma birşey olamaz. Oldu olacak aparheid da getirsinler -- getirmediler değil ya! Kıbrıslı Rumlar Girne sokaklarında gezebiliyorlar mı?

“Öğretmenim canım benim, seni ben çok çok severim” deyip da çiçek almaynan, çocukları sıraya dizip şiir okutmaynan öğretmenlere sevgi, saygı gösderilmiş mi olur? Bilimsel metodlarnan dünyayı sorgulamasını, aileler kurup, memleketini yönetmesini, çalışdırmasını beklediğimizi iddia ettiğimiz çocukları eğitecek öğretmenler (burda eğitim kelimesine da dikkat etmek gerek) hegemonyanın sürdürülmesi için sıraya girmek zorundaysalar, onların düşüncelerine kelepçe takılmak isdeniyorsa çocuklar neyi, nasıl soruşdurabilirler? Şanslıyız aslında, ideal koşullarda olmasa bile gendimize göre farklı olmayı, her şeyi soruşdurmayı militarist eğitim sisdeminde yetişdirmeynan bile başardı bazılarımız. Yani çırpınmaları boşunadır. Bıraksınlar çocuklarımızı, öğretmenlerimizi, insanlarımızı özgürlükleriynan haklarıynan yaşasınlar. Üstlerine yapılan baskılar onları, bizi tamamıynan yıldırmayı başaramazlar. Etrafda gurulan duvarları, verilen cezaları, atılan dayakları aşıp direnmeye devam edeceğiz. Bizi kontrol altında dutmak için görevlendirdikleri öğretmenler da boyun eğmeycekler.

Gene dağınık dağınık yazmagdayım. Nilgün Orhon şehit çocuğuymuş. Hem de “en ünlü” şehitlerimizden Ecvet Yusuf’un kızı. Şehit çocuğu olmamın yaptıklarımnan ilgisi yok diyor. Ne güzel söylemiş. Toplum olarak ve tüm Kıbrıslılar olarak öldük, öldürdük. Ölenlerimizin bazıları – evet sadece bazıları, öldürülen onlarca “gommonist” var onların isimleri sokaklara verildi mi bizim tarafda? – liderlik ve etrafındakilerin nefret aşılamak, halkı kontrol altında dudmak için kurdukları düzenin elinde kullanıldılar. Evet şehit oldular. Ne düşünürlerdi, ne yapmaya çalışırlardı bilemeyceğim ama hayatlarını onun için verdiler. Buna saygı duymak gerekir. Ben elime silah alıp savaşmayı red ederim, dinsizim da onun için “şehit” olamam, Onun için silahlı savaşda savaşan tarafların arasında şehit olmayı hayal edemem. Ancak şehitler kategorisine bir şekilde gonsaydım insanlarımın baskı gördüğü, yokluklar içinde başka bir devletin kuklası bir rejimde sokaklara, stadyumlara adımın verilmesini isdemezdim. Adıma birilerinin dernek kurup da ona buna tehdit sallamasını hiç isdemezdim. Çocuğum yazıları yüzünden işinden atılacaksa bana saygı duyup, adıma anma günleri düzenleyceklerine adımı unudsalar daha iyi olurdu. “Şehit” olursam insanların iyiliği, mutluluğu, refahı için olurum.

Bir da okullarımıza adları verilen şehit öğretmenler var. Acıba onlar meslekdaşlarının işlerinden atılmasını, öğrencilerinin önünde dayak atılmasını nasıl karşılarlardı? Bunu da bilemem ama ümit ederim ki buna seyirci kalmazlardı.

Lafı uzadıp sözde vatanseverlerin, sözde Türklüğü yüceldecek olanların (böyle garip laflar ne demeksalar zaten) sevdikleri (!) vatana ve Türklere neler layık gördüklerini sıralamaya devam edebiliriz. Zaten gün geçdikçe onlarda konu olurlar. Görünen köy gılavuz isdemez ama. İpleri gendi elimize almak lazımdır.


Turgut Durduran|Ana Sayfa