Hayvanlar Adası, 18 Subat 2001
Turgut Durduran
Okumuş Hayvanlar
Okumuş -daha doğrusu eğitilmiş - bir hayvan olarak göründüğüm için "acıba aldığım eğitim iyi mi? Öğretilenler doğru mu?" türünde sorular hep kafamı meşgul etmişe benzer. "Etmişe benzer" çünkü daha 6-7 yaşındayken sanırım Cumhuriyet gazetesinin muhabirine bir kaç saatlık bir nutuk çekip bizim ilkokulun durumu çok vahim demişim diye anlatırlar. Az biraz hatırlarım da böyle bir olayı. Neyse, bir okumuş hayvanın okuma hikayesinden bölük pörçük alıntılar geliyor sırada.
İlkokula hesabda en iyi okullardan biri olan Şehit Tuncer'de gittim. Okulun diğer okullarımız gibi anlamsız ve yarım yamalak uygulanan disiplin kurallarını, iğrenç tuvaletlerini, içme sularını bir kenara bırakırsak esas "ilginç" olan konuya bakabiliriz. Neler öğrendim orda? Beş yılda -- ki aslında altı olması gerekirdi. Ani bir kararla 5.sınıfdayken "hade siz mevzun oldunuz" dendi bize -- öğrendiklerim yeterlimiydi?
Herşeyin toplarlanmış , düzenli olması gerekmez. Deneme mahiyetinde yazarken "acıba kesik kesik söylediklerimi benim gibi düşünüp bir araya getirebilirler mi?" diye düşündüm. Denemeye değer.
İlkokulda galdıydık. Birinci sınıfda (yanlış galmadı aklımda sanırım) bir gün hocam gökcisimlerini anlatmaya kalktı ve güneşi ve yıldızları *ayrı* kefeye goydu. Yani güneş bir yıldız değil özel bir gökcismiymiş. Bu da fen bilimleri dersiydi adı sanırım yani bu konuyla ilgili bir dersde söylendi. Her zamanki gibi sessiz durmadım ve "hayır güneş bir yıldızdır. Kendi cinsinden diğer yıldızlardan onu ayıran biz özelliği yokdur!" dedim. Tabi ortalık biraz karıştı. Öğretmen hemen dediğimi bir kenara itmedi çünkü "çokbilmiş" kategorisine giren bir garip çocuk söyledi bunu. "Araştırdıktan" sonra doğru olduğumu kabul etti ve bu konu kapandı. Nerden duydu bilmem belki da 6-7 yaşındaki ben söyledi gendine bizim muhabirde bu konudan bahsetmeye başladı.
Zaten ortada "syllabus" (müfredat) diye ciddi bir şey olmayan ilkokul hayatım oldu. İkinci sınıfda cumhuriyet olmuş bizim idaremiz (rejimimiz?) diye toparlandık meydanlara, sokaklara götürüldük. O yıl öğrendiğim en önemli şey çamaşır yıkamanın, yolları sokakları garip standartlara göre isimlendirmenin ilkokulda öğretilmesi gereken konular olduğu oldu. Tabii bir da devlet eliynan gösteri yapılacak olursa figuran diye öğrencilerin gideceğini ve bunlardan kaçmanın olası hatta olması gereken bir şey olduğunu öğrendim. Sağolsun KKTC guruldu da o yıl müfredat gereği duymadıg.
Sonra bir gün son sınıf oldug. Bir kaç ay geçince anavatanımızla aramızda köprüler kurulmasına olanak versin diye olsa gerek ilkokulların beş olacağı haberi geldi. Tantana koptu. Veliler toplantılar düzenledi. Bakan ile gonuşuldu. Sonunda gene müfredat çöpe gitti. Sadece Türkçe ve Matematik derslerne ağırlık verildi. Bizim için özel düzenlemış kolejlere giriş sınıfına girdik ve geçdik Eskiden müfredat mı vardı zaten? Ya da çocukların gendilerinden büyüklerle bir arada ders almaları, imtahana girmeleri doğru mu diye bir da soru yok ortada. At yarışına katıldıg ve mercimek ayıklar gibi ayıklandık. Artık yeni okulum vardı. Gene "en eyi" dediklerine düştük; Türk Maarif Koleji. Yeni özel kolejler açılalı değişiklik oldu mu bilemeyceğim ama o zamanlar "kolej" Amerikan, İngiliz bursları için tek şansdı. Ehh burs alan mevzunları da gittikleri yerde epeyce başarılı olduglarına göre bu okulda daha düzenli bir müfredat vardır herhalde diye düşündüm. En azından benim hayal ettiğim burs alıp da biryerlerde okumak için.
Hah hah ha! Hikaye ayni şekilde devam etti. Ansızın müfredat değişti, okulun düzeni değişti. Ben bir yıl farknan atlatmış olsam da bizden sonraki sene gelenler ansızın Bayraktar Kolejinde lisenin son bulmasını ve TMK'de ortaokulun kapanmasını gördüler. Ansızın okulda bir sürü yeni öğrenci vardı. Bayraktardaki arkadaşlarım okulun "en büyükleri" oldular TMK'deki lise birler da en küçükleri! Neysa bu çok önemli değil, en önemlisi okulda lise birden başlayarak "ÖSSci" ya da "GCEci" ayrımı yapılmasıydı. Biz okurken herkes lise bir, lise iki de Amerikan ve Britanya imtahanlarına hazırlanır, lise üç de da bu ayrım yapılırdı. Artık örneğin o yıl lise bir olacak öğrenciler bu kararı vermek zorundaydılar. Üç yıl ortaokulda yapılan hazırlığın önemi yokdu.
Bir gün "Din ve Ahlak Bilgisi" dersinde hocamız bize cinler ve perileri anlattı. "Laik" KKTC'nin tüm dinlere saygılı, bilimsel eğitim veren okullarının "incisi" TMKde oldu bu. Cinler ve periler varmış. Cinler onbinlerce yıl yaşayıp yaşadıkları yerde olan biteni bilirlermiş. Ruh çağırma bir hurafeymiş aslında çağrılan gişinin ruhu değil da orda ki bir cin gelirmiş. Herşeyi bildiği için da ölenin hikayesini anlatırmış. Cin .çarpması filanda insanların cinlerle gonuşmalarından dolayı olan şokdanmış falan filan. Uzun uzun din hocamız bunları anlattı bize. Bizimde İslam dini hakkında bilimsel(!) bilgimiz gelişti. Zaten anavatanımız sağolsun ithal ettiğimiz din kitaplarımız bize bol bol Hristiyanların pisliklerini filan anlatırdı. "Laik" KKTC'da annesi gadar laik ancak olduğu için harıl harıl dualar ezberledik, okulda "İngiliz" oldukları için din dersinden muaf dutulanlara imrenerek baktık. Ama "hepimiz Müslüman" olduğumuz için bize soran olmadı.
Ehh... Zaten annemizden öğrendik laikliği. Bu gün sabah "ortaklık" anlaşmalarında
da adı geçen "Türban yasağı" konusunun da ülkemizin bir diğer "incisi"
DAÜ'de uygulanmaya başladığını okudum. Yeri gelmişken Kıbrısda üniversiteye
gidmedim diye boş bırakacağım üniversite konusuna da değineyim. Görünüş'e
göre orda da fark yok. 18 Şubat 2001 tarihli Kıbrıs gazetesi diyor ki:
"Bu maddeye göre -üniversite yerleşkesinde-kampus alanı- açık ve kapalı
yerlerde, çağdaş ölçülere, Atatürk ilke ve devrimlerine aykırı ve özellikle
herhangi bir ideolojik veya siyasi görüşün simgesi haline gelmiş kılık
kıyafetle dolaşmak-disiplin suçu sayılacak." Nasılsa Atatürk ilke ve devrimleri
ideolojik görüş değilmiş. "Çağdaş ölçülere" göre geyinmek gerekirmiş. Bu
"çağdaş ölçüler" ne acıba? Paris modasına mı uygun olacak kılık kıyafet?
O da olmaz herhalde yoksa yarın "transparan" geymeye başlarsa öğrenciler
seyredin tantanayı! Acıba okula Mesarya çakşırı geyip gitse bir öğrenci
ne olacak? Peki bu "herhangi bir ideolojik veya siyasi görüşün simgesi"
olma hikayesini nasıl tanımlaycaklar?
Laik olmak iyi güzel ama böyle saçma sapan kesinlikle tanımı yapılması imkansiz kurallar koyup da "laiklik" savunuculuğu yaparık demeleri komediden başka bir şey değil. Zaten ne anasında ne yavrusunda laiklik anlayışı diye birşey yok. Benim Müslüman olduğumu varsayıp bana dua öğretenler sonra türban geyenlere "olmaaaz" deycekler. Bizda seyredecegik.
Tarih derslerimiz da başka hikaye. "Çağdaş" normlara göreymiş onlarda. Bilimselmişler. Kitaplar acınacak halde. Tarihi çarpıtarak anlatmaktan tutun da "düşmana" ana avrat sövmeye varacak yorumlarnan dolu. Son sınıfda biz "altın" çocuklara bunların üstüne bir da Ermeni ve Yunanlılarnan gittiğimiz yerlerde tartışabilmemiz için resmi tarih öğretildi. Yalan yanlış belirli bir politik görüşü savunan şeyler tarih diye anlatıldı bize. Yaklaşık on yıl tarih okumamıza rağmen gerek yakın tarih gerekse geçmiş hakkında tamamıyle cahil galdık. Amerikada Türk tarihi hakkında birazcık okumuş bir öğrenci bizim okumuş hayvan olma sürecinde öğrendiklerimizden kat kat fazla bilgili ve bu bilgisini belgelerle, referanslarla destekleycek durumda.
Unutmadan. Burda verdiğim örnekleri daha çok "milli" veya "Türk" başlığı altına giren derslere sınırladım. Sağolsun TMK'nın Amerika ve Britanyaya hazırlayan müfredatı diğer derslerin çoğunu en azından yabancı kitaplardan okuduk. Onların kalitesi da sorgulanabilir ama bizim "milli" kitaplardan çok daha iyiydiler.
Bir beni rahatsız eden. Okulda yıllarca okuyup da tarih ve din gibi gendi gendime okuyarak öğrenmeden çok cahil kalacağım bir konu da edebiyattı. Resmi ideolojinin sansürü, "edepsizliği" ret eden, sanatın sınırsız olduğunu kabullenmemiş bir edebiyat okuduk. Kıbrıs edebiyatı, Kıbrıs kültürü yok derece de azdı. Zaten edebiyat hocalarımızın bir çoğu anavatandan ithal edilmişti. Kıbrıs edebiyatını bilmelerini bekleyemezdik (bilenler de vardi). Bazılarına ne yazık ki "cahil" damgasını vurmam gerek. Bir tanesi astronomi okuyacağımı söylemem üzerine "falcı olup da napıcaksın oğlum" diye aval aval bağırmıştı sınıfda. Tassavuf edebiyatını sufizmden hiç bahsetmeden. Anadoluda o kültürü sürdüren milyonlarca insanı yok sayarak öğrenmiştik. Kıbrıs manileri hakkında araştırın ve yazın diyen hocamız manileri "edepsiz" bulup "edebiyat edepsizliği ret eder" demişti. Herhalde Marki De Sade'den bir yazıyı okumayı hayal bile edemezdik! Yıllarca edebiyat dersi alıp da Nazım Hikmeti dersde öğrenmeyen, gerek Anadolu Türklerinin gerekse Kıbrıs Türklerinin edebiyatını, kültürünü, tarihini derinden etkilemiş Sufizmi bilmeyen öğrenciler yetiştiriyorlar.
Okulda eskimiş , askeri kafaynan uygulanmaya çalışılan garip bir disiplin. Beden eğitimi diye askeri yürüyüş öğreten ve 19 Mayıs gösterilerine harcamakdan başka bir işe yaramayan garip bir ders. Gene 19 Mayıs gösterileri için 1-2 ay boşa harcanan zaman. Milli günlerde sahte ve zorlama bir çoşkuynan yapılan törenler. Ve bunlar gibi "garip" başka şeylerda okumuş hayvan olma yolunda önemli noktalardır.
Bu yazdıklarımdan öğretmenlerim, dostlarım alınmasınlar. Çürümüş , kokuşmuş bir sistemin getirdiği şeyler çoğu. Onlarda belki de ilerde bir gün Kıbrıs'a dönünce akademi hayatına atılırsam benda bu sistemin içinde birşeyler üretmeye çalışıyorlar. Sisteme rağmen kendi çabalarıyla bize daha yararlı bir eğitim veren öğretmenlerimiz oldu. Burda yazdıklarımda kesinlikle hikayenin tümü değil. Bunlar öğrencileri ne kadar etkiledi. Kaç tanesi bu sistem yüzünden okumuş hayvan tanımına aslında cahil hayvanlar olarak girdiler bilemeyceğim. Ama sistemin en azından benim zamanımdaki halinin içleracısı olduğu kesin. Milli dava, anavatana benzeme uğraşıları sayesinde değiştirmeye, düzeltme çabaları her zaman baltalandılar. Bu sisteme başkaldıran öğretmenler da "vatan haini" damgasını yeyip örgütlerine devlet eliyle saldırı düzenleniyor.
Bu hafda da bu gadar. Yakında hamamböcüleri.org'da eğitim sistemi ile ilgili bir dosya hazırlamak niyetindeyim. Yakın ne kadar yakın artık görecegik!