Hayvanlar Adası, 26 Subat 2001
Turgut Durduran
Medya, Demokrasi ve Karışık Düşünceler
Not: Bill Gates amcamızın muhteşem (!) icadı windows'da yazdım yazımı. Sağolsun bu defa Türkçe karakterleri değişmek çekti canı.
Noam Chomskyinin bir kitapciginin adi aglima getirdi bu yazinin konusunu; "Medya Kontrolu --Propagandanin büyük basarilari" (dogru tercüme etmedim herhalde "Media Control, The Spectacular Achievements of Propaganda"). Biz hayvanlarin hayatini küresellesmenin, internetin ve "çagimizin diger yeniliklerinin" (neyin nesiysa onlar) sayesinde en çok etkileyen sey belki da medya. Bilirsiniz zaten Türk medyasi, medya mensuplari vs vs türünde laflar da gayet popüler "memlekette".
Sam Amcanin da medyasinin ünü çok farkli degil. Cumhurbaskanligi seçimi komedisinde seçim gecesi ana televizyon kanallarinin yaptiklari bol bol tartisildi. Tabii bunlari tartisanlarda gene o medyanin "dostlari" oldugu için en önemli konu buymus gibi göründü. Halbuki Ralph Nader ve adayi oldugu Yesiller partisinin adinin niye sadece "Demokrat partiye seçimi kaybettirenler" olarak geçtigi, binlerce Amerikan gencinin son bir yilin içinde defalarca sokaklara dökülüp neler isdediklerinin hiç seçimlerde konu olmadigini ve benzeri diger "gerçek" sorunlari medya da çok az gördük. Iki ana partinin seçim kampanyalarinin parçasi olmadi. Ne yazik ki Amerikan toplumunun sorunlarini çok yüzeysel bildigim için bu konuya el atmaya çalismaycam. Sadece demokrasi ve insan haklarinin örnek ülkesi diye sik sik tartismalarda adi geçen ABD'nin öyle olmakdan çok uzag oldugunu belirteyim.
"Ortadaki sorun bizim özgür bir toplumda mi yoksa kendimize empoze ettigimiz bir totalitaryen rejimde mi yasamak istedigimiz. Akillari karismis, marjinalize edilmis, disardan yönlendiren, korkmus, milliyetçi sloganlar haykiran, can korkusuyla yasayip onlari yok olmakdan kurtaran lidere hayran kalan bir sürü toplumu. Egitilmis halk yiginlarinin da komutlari takip edip uygun adim yürüdügü, tekrarlamalari gereken sloganlari tekrarladigi ve sürekli çöken bir toplum." Noam Chomsky, bu sözleri Amerikan toplumu hakkinda söylüyor kitapçiginda. Biz Kibrisli hayvanlara da tanidik gelmis olmasi gerek bunlarin. Her temmuz ayinda "Sükran Haftasi" kutlamak tanidik gelmedi mi yoksa? Tabii liderimizin da bir dava adami olmasi, davamizi bizi yok etmeye çalisan Rum-Yunan ikilisine ve onlarin gandirdigi dünyaya garsi savundugu da tanidik gelmemis olsa gerek.
Chomsky'nin fikirlerini çok detayli okumadigimdan ve kaynaklarini çek etmedigimden dolayi gendi yorumlarimi yazdigimi burada ekleyim. Neysa yola devam.
Walter Lipmann diye bir "medya figurü" karsima çikti. Birinci dünya savasinda pasifist Amerikan halkini savasa sürüklemek için yaratilan korku ve "sahte bilgilendirme" (herhalde "misinformation"'un yeterli bir tercümesi) propagandasini çok begenen ve "liberal demokrasi teorisi" diye birseyden bahseden bir adam. Demokrasi sanatinda bir devrim oldugunu ve bunun uzlasma ve anlasma üredebilecigini öne sürdü. Yani toplumun bu yeni propaganda teknikleriyle isdemedikleri seyleri kabul etmeye sürüklenebilecegi. Bu hem iyiymis hem de yapilmaliymis çünkü toplumun gözünden kaçan ortak çikarlarini ancak seçilmis, sorumluluklara sahip bir grubun anlamasi olasiymis. Ilginçdir Chomsky'e göre Lenin'in fikirlerine de benzer bunlar. Gene bana çok tanidik geldiler. Anamizdan -- anavatanimizdan -- ögrenip tekrarlamaya basladigimiz toplumsal uzlasma, biz aydinlar, liberal demokrasi, okumus gençler vs laflarinin arkasinda saklanan "çagdas" aydinlarin görüntüleri aklima geldi. Bu aydinlarin arasinda meshur "dönekler" da var. Chomsky, Lenin benzetmesini da bunu anlatmaya yapmis galiba bu iki ideolojinin birbirlerine benzemesinden dolayi belkide iki taraf arasinda gidip gelmek çok zor degil. hmmm. Kim bilir.
Gene bizim Lipmann demokraside halki iki ana sinifa ayiriyor; yöneten "aydinlar" ve akli karismis sürünün parçasi "digerleri". Bu digerleri katilanlar degil izleyiciler olmaliymislar. Tek fonksiyonlari bu olursa totalitaryen eger baska fonksiyonlari olursa da demokrasi olur. Bazan bu digerlerinin agirliklarini seçilmis sinifin bir üyesinden öbürüne gaydirmalari beklenirmis. Bunun adini da "seçim" goyabilirmisik. Bu görevleri bitince gene seyirci olma vakti gelir. Buna da "dogru düzgün çalisan demokrasi" dermisik. Aha-- gene tanidik geldi. Yoksa sik sik "KKTC'de demokrasi yok diyenler daha iki ay önce seçim oldugunu, Denktas ile Eroglunun kapistiklarini unuttular mi?" gibilerden demokrasi tanimlari duydugumuzu da mi unuttuk. Bir e-mail listesinde geçen hafda birisi buna "bir kisim baskiyla da olsa KTÖS'ün bildirisine, Avrupa gazetesinin yayinina izin verilir. Yani bizde demokrasi var" dedi. Eeee daha ne isdeylim demokrasi için?
Hayvanlarnan ilgili degilmi bizim kösenin adi? Bosuna degil galiba "sürü" lafinin sik sik garsimiza çikmasi. Bizim sürüyü baska birseynan mesgul etmek gerek sürekli. Baslarina dert açmalarina neden olabilecek "anarsistlere" da izin vermemek gerek. Mesela Ermeni sorunu, Nazim Hikmet vatandas olsun mu olmasin mi, bize uygulanan ambargolar, türban dakilsin mi dakilmasin mi vs vs. Halbuki "ansizin" bir kriz gelmis ve anavatan öksürmüs biz bronsit olmusuk. Kismet!
Medyaya gelecegik yavas yavas. Halkla iliskiler alaninin yaraticisi ABDdeydi der Noam Chomsky. Savaslar için toplumu pesinden sürüklemeyi basaran propaganda makinesinin "cicilestirilmis" seklinin ilk basarisi "grev kiriciligin bilimsel Metodlari" olarak ortaya çikisiydi. "Amerikanciligi" yaratip onun ugruna Körfeze savasa, Kosovaya demokrasi korumaciligina göndermis. Bu tür teorilere genelde inanmam. Ama Kosova savasinda üniversite ögrencileri arasinda dolasan "barbar Sirplarin" yaptiklari hikayesi ve Sam Amcanin korumasina aldigi Arnavutlarin masallari teoriye uygundular --onu kanitlarlar demedim. Amerikan ordusu sivilleri her vurdugunda, her "hata" yaptiginda bir tartisma grubuna "oops" deyenler mesajlar gönderdim. Günlük medya da kisacik bahsedilen haberlerin sürekli o gruba gelmesi bir çok kisiyi rahatsiz etti. Bana göre bir seyleri sorgulamak zorunda kaldilar ama ne yazikki kabullenemediler. Ayni seyler Kibrisla ilgili tartisma gruplarinda sürekli oluyor. Bazi tabularin sarsilabilecegi ortaya çikiyor ve insanlar bundan rahatsiz oluyor. Bu bana bazan propagandanin "buna karsi çikmak imkansiz!" gibi görünen ama gerçegin sadece bir kismini, olasiliklarin bir kismini öne sürdügünden dolayi öyle oldugunu fark etmedigimiz sloganlari yaratmasini hatirlatiyor. Mesela "Amerikan askerine destek vermemiz gerek" veya "KKTCyi yasatmaliyiz". Benda bu tabulara karsi bir sey yazdigimda "baris istiyoruz, savas çok kötü" dedim mi benzeri bir sey yapmiyormuyum? Hayir ama düsünmeye deger!
Peki tarihi bilirse bu "sürü" gendi gararlarini gendi veremez mi? Onu da çarpitmak iyi bir takdik. Amerika da Körfez krizi sirasinda bir anket yapildi ve "aciba Vietnam savasinda kaç kisi öldü?" diye soruldu. Simdi Vietnam savasi Amerikan halkini derinden etkileyen, toplumu degistiren ve uzun sürmüs bir savas. Hemde sorulara cevap veren çocuklarin anneleri,babalarinin zamani arti popüler kültüründe bir parçasi. Ortalama sayi 100,000 di. Resmi sayi 2 milyon. Gerçek sayi ise herhalde 3-4 milyon civarinda. Chomsky soruyor "eger Alman halki Yahudi soykiriminda 300,000 kisi öldü diye inansa ne derdiniz? Bu da tanidik geldi bana. Güneyden çikan elin bizi yemesi. Bir arkadas geçen gün Kibris gazetesinde "yalniz kovboy" gibilerden bir anlatimla KKTC'yi savundugu için övülen bir web sitesinden alinti yapti ve sordu "dogru mu?" Alinti da 1955-1974 arasinda 10,000 küsür Kibrisli Türk olmus derdi. Bu resmi tarih degil ama resmi tarihin gözdesi tarih sunucularinin yaptigi birsey. Ikisi da birbirinden ayrilmis degil. Okullarda bu tür seyler ögretiliyor. Televizyonda söyleniyor. Bu arada ölü sayisi 2,000 civarinda. Duyduguma göre da sehit ve malul gazilernan ilgili derneklerden biri da 2,000 civarinda sehit için bir çesit sergi açmakdan bahsetti. Bu tabii basit bir örnek. Tarihin çarpitilmasi, Güneyden çikan elin bizi dudup yemesi hikayesinin yasamasi için çok gerekli galiba. Insan hayatinin degerinin düsmesi, 2,000 in 10,000 olabilmesi ama düsmanin yararina olabilecek sayinin da azalmasi. Bunlar hep sürekli savas halinde olan bir toplumu anlatir.
Medyamiz. Kimler var bizim medyada? Bir kere Türkiyenin ana televizyon kanallari, büyük gazeteleri bizim kendimizin gibi okunurlar, izlenirler. Sonra BRTK var. Mücahit televizyon kanali ve radyo. Sikça söylenen bu tanim onun ne halde oldugunu anlatir herhalde. Partilerin da gazeteleri var arti bir da Halkin Sesi gibi "tarihi" gazeteler var. Bunlarin içinde genelde haber olarak farkli bir sey bulamazsiniz. Köse yazilari, yorum vs türünde konularda farklidirlar. Bir da Kibris gazetesi gibileri var. "Tarafsiz" görünürler. Özgün haberleri da daha çokdur. Ama bir süre okuyunca tarafsizligin sahte oldugunu anlarsiniz. Hergün internetde okurum Kibris gazetesini. Normalde "basyazi" türünde bir sey ilk sayfada görünmez. Ama "KTÖS olayi" baslarken aniden KTÖS'e verip verisdiren bir yazi meydana çikti. Baska bir gün ansizin "Rumlarin sperm sayisi düstü, Rum erkekler çocuk sahibi olamaycaklar" türünde bir sey ilk sayfada. Yoruma gerek var mi?
Bir sürü da yeni radyo istasyonumuz, özel televizyon kanalimiz var. Gördügüm gadariynan özel televizyon kanallarimiz daha çok sahte ve belirli bir görüsü savunmayi birakin yayin yapmayi beceremiyorlar. Radyo istasyonlarini ne yazik ki bilemeycegim. Onlar daha genis bir çerçeveyi temsil ediyorlar.
Kisa ve eksik bir liste. Simdi geriye çekilip bakalim. Benim gördügüm genel hava resmi ideolojinin, resmi tarihin ve politikanin sözcüleri. Yukarda anlatilanlara destek veren ama köstek olmayan. Demokrasinin bu garip halini benimsemis bir medya. Dolayisiyla bu garip demokrasinin basindakilerinin gözdesi.
Chomskynin sorusuna benim cevabim: Özgür bir toplumda yasamak isderim. Demokrasinin sözlük anlamina pratik anlamindan daha yakin olan bir demokraside olmak isderim.