Hayvanlar Adası, 11 Mart 2002
Turgut Durduran
Halkın Nabzını Ölçmüşler
"Halkın Nabzı" bu hafta Kıbrıslı Gazetesinde bir başlık. Nedense bu nabız ne zaman önem kazansa "uygun" sonuçlar elde edilmiş olur. Mesela bu defaki halkın Denktaşın görevini iyi yaptığına inandığını dolayısıyla ortaya "ben anlaşacakdım ama Rumlar Kıbrıs'ı bölmeme izin vermiyorlar" deyerek çıktığında halkının istediğini yapmışmış. Eh ne de olsa %79.9 öyle demiş.
Sonra tekrar başka bir anketin sonuçları çıktı. Bu defa “KKTC kadın profili” dediler adına. Bağımsız devlet diyen kadınların oranı yüzde 72.2 dedi Volkan Gazetesi. Nedensa “Ankete cevap veren kadınların %36.9'u Kıbrıs konusuyla ilgili olarak "İki ayrı bağımsız devlet olmalı" derken "Bağımsız birleşik iki devlet olmalı" diyenlerin oranı %35.3” deyen bölümünü böyle özetlemeye karar vermişler.
Olsun, zaten dünyanın her yerinde bu tür şeyler böyle amaçlar için kullanılır. George Bush'un da %80 onay aldığını her gün duyuyoruz. Fark varmı? Evet, Bush'un memleketinde bu tür şeyler düzenli olarak yapılıyorlar. Yani bir sonraki verinin nerden geleceğini biliyoruz. ABD'nin bütün eksiklerine rağmen sonuçları anlamlı kılıyor. Anketleri bir bilim haline getiriyor. Bu bilimi en iyi gullanıp kim ne yöne çekecek diye birbirleriynan yarışıyorlar. Tabii “Yaratılan Kabullenme” (Manufactured Consent) çerçevesi içinde.
Neyse biz gene halkın nabzını ölçenlere dönelim. Dikkatinizi çekersem Kıbrıslı Gazetesi ve Volkan Gazetesinden alıntı yaptım. Yani demokrasi aşıklarından(!) --- bu kadar nabız ölçmeye meraklı adamlara başka ne denebilir?
Çok akıllı olmadığım için olsa gerek nedensa benim alarmlar çalar ne zaman Volkan gazetesi, mesela biraz önce yeni sayısı çıkdı ve “CTP yayın organı Yenidüzen yazarı ve conflict resolution eğitimcisi Sevgül Uludağ’dan Karen Fogg’a gönderilen KKTC’yi kötüleyen yazıları açıklıyor ve dış güçlerin içimizdeki sanal kulakları ile işbirlikçilerini teşhire devam ediyoruz” diye öğündü. Ne de olsa daha bir gün evvel Bağımsız Kıbrıs grubuynan ilgili önce “Rum Piçleri” diye çıkıp sonra “Rum çocukları” diye değişen yazıda “Bu pislikler karşısında ne yapalım yani?... Ağzımı, ellerimizi bağlayıp oturalım mı?... Bunların ağzılarının payını vermeyelim mi?...” demişlerdi. Devleti koruyucu yasaları çıkarmak ve deşifre etmekmiş amaçları. Ama nasılsa araya kısılmış Kavazoğlunun nasıl öldürüldüğünden de bahsettiler.
Olur böyle şeyler. Benim alarmlar da boşuna çalarlar. Aslında demokratik davranışın parçası hep bunlar. Halkın nabzını anketlernen ölçmek varken halkın e-mail atması, bildiri yayınlaması, gazete (ya da onların basına çok saygılı bir şekilde dedikleri gibi “paçavra”) çıkarması gerekli mi? Hade hep beraber devleti koruyalım biz.
Demokrasinin vazgeçilmez parçalarından biri “ifade özgürlüğüdür”. Ve Noam Chomsky’nin dediği gibi: “Eğer nefret ettiğimiz insanlar için ifade özgürlüğüne inanmıyorsak, ifade özgürlüğüne hiç inanmıyoruz demekdir”.
Yani ehendiler isdediğiniz kadar söylediğiniz lafları devleti korumanın vs’nin arkasına gizlemeye çalışın. Faşist metodlara başvurarak yaptığınız çağrıların adresi bellidir.
Ve son sözü tercüme etmeyceğim:
"...The Director General invites you to examine the planisphere hanging on the wall. The varied color scheme indicates:
Italo CALVINO
Nobody these days holds the written word in such high esteem as police states do... "
Italian novelist (1923–1985)
Resimler icin Amnesty International Clip Art arsivine tessekurler.