Hayvanlar Adası, 19 Mart 2001
Turgut Durduran

Gıbrızda "Azınlıglar" ve Rastgele Notlar

"Azalırken" ,daha doğrusu "İstanbul'da, Diyarbakır'da Azalırken" zorunlu olmadıkça soyadını gullanmadığını söyleyen Yeldanın kitabı. Kütüphane de 19.yydan galma bir biyoloji dergisini ararken garşıma çıgdı. Türkiyedeki "azınlıglar" daha doğrusu egemen Türk sınıfına girmeyen dini, dili, etnik kökeni veya hatta yaşından dolayı "değişik" olan insanlar. Kitabı yıllar önce evde gördüydüm ve dikkatimi çekip sağını solunu okuduydum. Bu defa bölüm başlıglarını okur okumaz hoşuma gideceğini anladım. Alaycı bir dilnan yazılmış, söylemeg gerekeni söylemegden çekinmeyen bir hali vardı. Öyle da çıgdı! Çocugları da azınlıgdan görüp azınlıg haglarıynan ilgili bir kitaba konu etmeg, "zenci" lafındaki ırkçılığı bulmag benim gibi bir deliden beglenir diye düşündüm.

Gendi memleketimde hesabda benim etnik grubumun -- Gıbrızlı Türklerin -- yıllar süren mücadelesi sonucunda, gan dökereg gurdugumuz cumhuriyetinde "azalırken" nedense anavatanımdakiler haggında çok az şey bildiğimi anladım. Yüzölçümüne bagmadan bir sürü kültürü barındıran Kıbrısdakiler haggında da çok şey bilmediğim hep kafamı gurcaladıydı zaten. Artı bir da kuzey Kıbrısda adanın "çoğunlug" nüfusundan yani Kıbrıslı Rumlardan süregli azalan bir "azınlık" var. Ya da daha çog gullanılan şegliynan "enclaved" (enklavdakiler), onların haggında da çok bilgim yok. Hemen hemen hiç hakları olmadığını. Karpazda çok güzel domuz pirzolası ve balık yapan "cirayı". Apostolos Andreas manasdırındaki "yaşlı gadıncığı". Dipkarpazda gahve de oturan "papazı" bilirim. BM'den, EU'dan ve Eleni Foka'nın şövenist, bir Rum arkadaşın dediği gibi "fan club'ından" da bir sürü şey duydum.

Evimiz Ledra Palas'ın yakınlardayken civarda Rum tarafına geçmeyi begleyen veya geri dönüp köylerine gitmeyi beglerken alışveriş yapan Maronitleri da gördüm. Sağı solu çürümüş bir otobüsnan gelmeg zorundaydı bu insanlar. En azından Rum tarafına hastahaneye giderken gördüglerim bunlardı. Zaten Kıbrıs Cumhuriyeti gurulurken onlara ve Ermenilere meclisde bile sadece gözlemci türünde bir statü verilmişdi. Kormacit'e gidip da kebab yerlermiş birda Maronitlerin arasında.

Ayrıca başga çok az adı geçen Kıbrıslı "azınlıglar" var. Onlar haggında neler bilirig? Linobambagiler, Bahailer, Latinler, Çingeneler, Zenciler (Yeldaya göre ırkçı bir terim bu. O "siyahlar" dedi.. Ben herhalde "garalar" derdim. Ya da Sam Amcanın diyarında duyduğum "African Amerikan" lafından esinlenereg "Afrikali Kıbrıslılar" derdim) ve herhalde adını unudduğum diğerleri. Kimisini rengine, kimisini etnik kökenine, kimisini ırkına göre ayırmış oldum. Gendim da uydurmadım bunları. Gerek Rum , gerek Türkler arasında bu ayrım yapıldığını fark ettim. "Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu Linobambagidir" dedi Rum milliyetçileri. Akılları sıra "misafir" Türkler ve çoğunluğu Müslümanlaştırılmış Rum olanlardan oluşduğunu gösderince Kıbrıs Türk toplumun, adanın Yunan adası olduğunu gösdermiş olacaglar.Ünlü bir yazarımıza "haggımızda yazma lütfen. Başımıza dert açacang!" deyen. Yani "birşeyden" gorkan gene Linobambagiler. "Arabın yeri, ne be Arab, Arab Mehmet" vs vs deyinca zencilere ırkçılıg yabdığımızı fark etmeyen "sokakdaki Kıbrıslı". "Çingeneye kapıyı açma. Birşey çalabilir" deyen gene "sokakdaki Kıbrıslı". Mezarlıg yapması red edilen Bahailer -- yoksa gabul edildi mi en nihayet?. Türk tarafında adını duymadığımız ama Rum tarafında "Yeni Kıbrıslılar" arasında ve başga yerlerde adı sık sık geçen Latinler. Ve daha neler neler. Kimisi daha acı, kimisi benim hassaslığımdan aglıma dakılan olaylar. Evet bunlar haggında neler bilirig? Tarihleri hakkında bilgimiz var mı? Kıbrıs gadar güçüg bir yerde "sokakdaki Kıbrıslının" adanın insanları hakkında çok şey bilmemesi "garip" değil mi? Değil aslında çünkü resmi tarih bize gendimiz haggında bile bir şey öğretmez. Gıbrızın kültürü, tarihi, doğası vs yerine milliyetçi söyleme uygun, "ülkemizin komşuları, doğal güzellikleri" deyerek Türkiyeden bahseden bir tarih, edebiyat anladılır bize. Nede olsa bizda azınlıgıg adamızda!

Hade belki Yeldanın kitabında adı geçen "teyzecik" in dediği gibi "Ermeni dostumuz mu ki, haliyle iyi düşünmeyeceğiz. Hadlerini bilsinler. Rum, Yunan hepsi birdir" (a.g.e s.186) onun için Ermeniler bize düşman ve "baş düşmanımız" , su uyur düşman uyumaz deyip da hazır beglediğimiz Rumlar bizden ayrı. Onları göremeyig, onlarnan buluşamayıg. Ama diğerleri? Resmi tarih öğrenirken gendi tarihimizi yalan yanlış öğrendik zaten. Ne diye sorma gereğini duydum? Yoksa ayni teyzenin sözlerinin devamını da mı yazmam gerek; "Türkün dostu yine Türktür. Yıllardır görüyorsunuz bize karşı davranışlarını; çok kötü. Biz devamlı iyi, olnlar kötü niyetli. Bize düşman onlar."

Kızılbaş mahallesinin, Kurumanasdır'ın, Koumi-Kebir'in adlarını da Kıbrısın Rum tarihini yoketmeye çalışırken "Rumcadır diye yabdıg" diye uydurduğumuz bahaneye bile uymadıglarını düşünmeden değişdirdig. Birinin adı Alevilerle ilgili olduğunu, bir diğeri Hristiyanlıgnan ilgili olduğunu çağrışdırıyor. Koumi-Kebirin değişmesi neden geregdi kim bilir. Tabi değişimleri yapanların cehaletlerinden de olabilir. Fransız-Latin, Fenike, Arap kökenli sözcügleri, isimleri da diğerleri gibi "Rumca" saymag hergün yabdığımız bir şey. Tolerans sıfır.

"Enklavdakiler" isdediglere yere yerleşemezler. Çocuglarının okullara gidmesi binbir zorlugnan olur. Öğretmenleri bile olmaz. Aramıza garışamazlar. Gidenler geri dönemez. Düşündügce uzar bu lisde. Üsdüne üstlük bir da Viyena'da bunlarnan ilgili anlaşma imzaladı liderliğimiz!

Her zamanki gibi kesig kesig yazmagda bir sakınca görmüyorum. Gullandığım dili de bu defa özel olarag daha "Gıbrızlı" yabdım. İyi Türkçe, doğru Türkçe diye ne olduğu belli olmayan, Türkiyenin belirli bir kesimince yaradılıp diğerlerine empoze edilen Türkçeyi gullanmaya zorlanmag da bir çeşid azınlıg haggımın ihlali.Zaten pratik olarag "anavatan"'nan entergre olmuş durumdayken gendimi ordaki bir azınlıg gibi görsem bile çog da yanlış yabmış sayılmam. Ordaki Ermenilerden, Rumlardan vs daha iyi durumdayım çünkü "milli davanın" altın yavrusu Gıbrızdanım. Her ne gadar Ankarada okuyor olsam gidip ikametgah çikarmam ve bir sürü bürokrasiynan uğraşmam gerekeceg olsa da "hepimiz Türküz. Giden Türk, gelen Türk" demişler! İlginçdir Amerikada otururken çok daha az bürokrasiynan uğraşmam gerek burda galmag için. Özelligle öğrenciyken! Bunu bırakıng bana "passaport waiver" bile verirler girmem için yani "passaportsuz girme" hakkı!

Bunlar haggında uzun uzun yazabilirim. Gıbrıza gidinca gidip gonuşabilir, araşdırabilirim. Ama Gıbrız çevresinde. Özelligle Türkiye de, Yunanistan da olanları gördükçe bunların bize özgü olmadığını. Civar haklarının yüzyıllardır çekdiği zorlugların parçası olduğunu gördüm. Yelda'nın kitabında yazılanlara da empatim arttı. Anavatan-Yavruvatan ikilisin Gıbrızda yaptıglarının "istisna" değil "norm" olduğunu her zaman aglımdan geçirmeme rağmen bu gadar "benvari" anlatımını görmediydim. Ordan alıp alıp yazayım diye başladım bu yazıya. Anamızda olanlar biz yavruda olanları açıglamaya yeterli.

Bizim adacıgda Yeldanın dediği gibi sonradan gelenlerin belki da oraya olan bağlılglarının az olmasından dolayı tarih, doğa, çevre yokoluyor desem yanlış demiş mi olurum? Gendi laflarımnan anladacağıma Alıntılar yapayım arasında lafazanlıg yaparag:

Yelda'nın kitabından bir bölüm başlığı "Düşmanı yurdumuzdan kovunca". Gıbrıza çog benzer bir durum. Paşalimanı ya da Haloni adasına Meryem Ana yortusunda gidmiş. "Adanın verimliliğine ilişkin olarak 'bu toprak öyle bir toprak ki, ne ekersen olur' diyorlar. Ama şimdi, anlattıkları eskiye nazaran, bir avuç yeşillik, ağaç, geri kalan yerler cıscıbıl." --- Yeşil Ada (!) Gıbrız. "Atatürk Rumları buradan göndermiş, dedemleri buraya getirip, 'beğendiğiniz yeri alın' deyip bizimkilere vermiş.' Yugoslavya'dan, Kastamonu'nun İnebolusundan, Sinop'tan getirilenlerin torunları böyle diyor. Şimdi o yok, bu yok...."

"Yerlilierin Voria'dan sökülüp atılmaları kötü olmuş. 'Düşmanı yurdumuzdan kovunca', etnik çeşitlilik fakirleşirken, toprak da çoraklaşmış...Kendimi ada yerlisi olup, Müdaheleyle yerlerinden edilen insanların yerine koyunca, Amerika yerlilerinin, Avrupa'dan gelen kaşif-fatih Beyazlara bakışını hayal edebildim. Çaresizlik, kızgınlık, üzüntü..." --- 1974'de Türk ordusu Kıbrısda napmış? "intervention" yani "müdahele"!

"İnsanlar bir yere zorla yerleştirilmemişlerse, yaşadıkları yerle, doğayla daha barışık oluyorlar galiba. Ağacıyla, dikeniyle, kuşuyla, böceğiyle daha barışık. Taşıyla, toprağıyla, doğayla uyumlu yapısını yapar; ağacına, ekinine emek verir, ürününü alır; hayvanların kökünü kurutmaz diye düşünüyorum" diyor Yelda.

17 Temmuz, 1999. Radikal gazetesinden bir başlıg (http://www.radikal.com.tr/1999/07/17/turkiye/can.html) "Çan Sesleri Susuyor". "Parasızlık ve bakımsızlık nedeniyle Diyarbakır'daki 36 kiliseden sadece yedisi ayakta kaldı. İkisinde ibadet yapılan kiliseler, acil yardım ulaşmazsa tarihe karışmak üzere"... "Önceleri bakımıyla cemaatin ilgilendiği, ancak göçle beraber sahipsiz kalan kiliselerden bazılarının içinde aileler yaşıyor, bazıları da çocuklar için oyun alanı." --- Mağusayı agnadan kitapların girişinde ne der? 365 kilise filan gibi bir şey. Bunu da egledim ki benim gibi bunu görmek için gazeteleri garışdırmamış biri internetde "keldani" yazıp da bilgi edinmeye çalışınca garşıma neler çıgdığını göresiniz.

Yelda'nın kitabından bir bölüm başlığı daha "Çevreci olacaklar ama Rum, Ermeni engel". Mustafa Ekmekçinin yayınladığı bir okuyucu mektubunu anlatıyor. Bu megtubu yayınladığı için Denktaşın "şimşeğini üzerine çekti." Mektubun sonunda okuyucu böyle dedi; "Dumanlara, alevlerle boğuşurken şöyle düşündüm: 'Bu ağaçlar hepimizin, Klerides ne olur yardım et bize!' Ertesi gün öğreniyorum. Rum itfaiyesi alarmda. En modern araçlar Yeşil Hat'ta! Yardıma hazır. Denktaş'tan izin yok, yanıt yok! Şunu sormak istiyorum Mustafa Bey: Denktaş ağacı, yeşili, insanı, Kıbrıs'ı sever mi?"

Başka söze gerek var mı?


Turgut Durduran|Ana Sayfa