Turgut Durduran|Ana Sayfa


Hayvanlar Adası, 7 Nisan 2003
Turgut Durduran

Direk Demokrasi ve Polis

Son aylarda Kıbrıs'da ve dünyada halklar devletlerinden beklediklerini bulamadıklarını iyice fark ettiler ve benzeri görülmemiş protestolarla 'direk demokrasi'yi savunanlara ne kadar haklı olduklarını göstermeye başladılar. '68 kuşağı' ve onun nostaljisiyle yaşayanlara o zamanlar başarılanların benzeri yöntemlerle daha ileriye götürülmeye çalışılabileceğini de gösterdiler. Nerden bahsettiğim ortada. Savaşa karşı dünya çapında kitlesel eylemler ve Kıbrıs'da Kıbrıs Türklerinin sokaklara doluşması.

Savaşa karşı gösterilerin en büyükleri sözde demokrasinin en ileri olduğu ülkelerde yapıldılar. Bunlardan iki tanesi dünya düzenini kendi kontrolları altında tutmaya devam etmek için savaşa gitmeye hazırdılar. Gösteriler sürerken halkları ve diğer devletleri hiçe sayarak savaşı başlattılar. Daha önce savaş çıktıktan, işler kontroldan çıktıkdan sonra yapılan gösterile savaş başlamadan ve başlar başlamaz yapıldı. Yaşadığım ABD'de her şehirde yollar kapatıldı, federal binalar işgal edildi, sokaklar doldu. Binlerce insanı polis hapse attı. Devasa gösterilerde insanlar dövüldü, yerlerde sürüklendi, üstlerine atlı polisler sürüldü. Sisteme karşı olanlar, dini nedenlerden dolayı savaşa karşı olanlar, işçiler, patronlar, işadamları herkes ortak bir amaç bulmayı başardı. Medya sankida Chomsky'nin analzine yeni materyallar yaratmak isdermiş gibi adım adım onun ortaya koyduğu reçeteyi uyguladı. Belgeseller savaş belgeseli oldular, kahramanlarımızın resimlerini gönderin dedi televizyon kanalları. Haberler milyonlarca insanın gösterilerine eşdeğermiş gibi 50-60 kişinin askerlerimizi destekliyoruz gösterilerini uzun uzun verdiler. Amerikan kamuoyunun yurtseverliğini bunlar gösteriyor dediler. Irakda ölen sivilleri gösteren haberciler, web siteleri kapandı. Kurtarılan Amerikan askeri sabah akşam haber oldu. Yalan olduğu ortaya çıkan iddialar tekrar tekrar anlatıldı. Iraklılar kendi marketlerini vurdular dendi. Uçakda seyahat ederken savaş karşıtı yaftalarını valıizine koyanlara uyarılar yapıldı, dükkanlarda savaşa hayır t-shirti geyenler dışarı atıldılar. Iraklılar sorgulandılar, Banladeşliler, Araplar çağrılıp Big Brother'in databaseine eklendiler.

Neçin oldu bunlar? Bunun cevabını aşağo yukarı biliyoruz zaten. Detaylı olarak yazmak da kolay bir iş değil. Ancak en çok vurgulanan demokratik hakkımızı kullanıp aralıklarnan sandığa gitsek da bizi yönetenleri konrol altında tutmalıyız, sokaklarda anlattıklarımızı dinlemek zorunda kalmalılar deyenlere karşı polis-asker-medya-işverenlerin ortaklığıyla baskı kurmakdı. İstenilen direk demokrasi. Cevabı var olan demokratik hakların sınırlandırılması. İstenilen barış. Cevabı şiddet.

Dün heyecannan YBH Gençliğin düzenlediği T.C elçiliği önünde T.C'nin kuzey Kıbrıs'ı kontrol ettiğini anlatan eyleminin haberlerini beklerdim. Bir gece evvelda bir arkadaşın verdiği VCDlerden 14 Ocak mitingini seyrettiydim. Onbinlerce Kıbrıslının "Denktaş İstifa" diye haykırışını, konuşmacıların 28 Şubatta çözüm olmasının engellenemeyceğini söylediğini gördüm. Tabii olmadı öyle bir şey. Daha sonraki tarihler da geçdi. Referandum yapacayık dediler. O da olmadı. Yani ne olmadı? Direk demokrasi istemi olmadı. Peki referandum yapar gibi yapmaya çalıştıklarında ne oldu? Polisin saldırısına uğradılar. Bütün bu süreçde devletin kendi medyası ve devlet destekli medya ne yapdı? Chomsky'nin ABD medyasından daha kötü öğrencisi olmalarına rağmen gene da öğrencisi olduklarını gösteren hareketler yapdılar. Devlet başka ne yapdı? Gazetelere, şahıslara, örgütlere soruşdurma açdı. Tehditler yağdı.

YBH gençliğin eylem haberi geldiğinde 5-10 kişi T.C elçiliği önünde toplandık, bildiri okuyup dünyaya haykırdık türünde bir haber değildi. Başlığı polisin göstericilere saldırdığını anlatıyordu. Neymiş ehendim T.C dışişleri bakanı Gül elçilikdeymiş. Onun için polis yasal bir eylemi bir yerlerden gelen emirnan, keyfi bir şekilde durdurabileceğini sandı. Yanılmışdı. Göstericiler cici çocuklar gibi evlerine gitmeye niyetli değillerdi. Yol ortasına oturup yolu kapattıklarını gösteren resimleri görünce gülümsedim. Evet, aylar önce sivil itaatsızlık gerek demişdim. Howard Zinn'in bir sözünü hatırladım; 'Sorun sivil itaatsızlık değil, tam tersine itaatlı olmakdır'. Polisin saldırı vakti gelmiş şiddet gullanma vakti gelmişdi. O gün bir değil iki defa polis bir avuç göstericiye saldırdı. İkincisinde Gül'ün konvoyu göstericilerin bulunduğu parkın yaından geçmekdeydi. Yani kuzeyi yöneten gerçek gücün yönettiklerini görmesine engel olmaya çalışdılar. Yani demokrasi yokdur deyenlere 'evet vardır, buyurun haklarınızı kullanın' demek yerine demokrasi vitrindedir oturup seyredersanız vardır dendi. Yani direk demokrasi isteyen bir hareketi gerçek sorumluların gözleri önüne götürmeye çalışdıkları an eylemcilere 'hooop, buraya kadar' dendi. Barış isteyenlere şiddet kullanarak devap verildi.

Bir yerde demokrasi ve özgürlükleri korumak, Ortadoğuya barış ve demokrasi getirmek için yola çıktık deyenler en basit haklarını kullanlara saldırdılar. Diğer yerde ben ayrı, egemen, demokratik devletim deyenler gene en basit haklarını kullanlara saldırdılar.

Kuzeydeki sahte rejim onyıllardır üzerimizdeki baskı yönetimini nasıl sürdürmeyi başarmışdır? Türkiyenin sayesinde. Türkiye yıllardır bunu nasıl başarmışdır? Savaş karşıtı hareketin içindeki dünyadaki sistemi değişdirmek isdedikleri sistem sayesinde.

Direk demokrasi gereklidir. Uzaktan 5-6 yılda bir seçime gitmeynan devletleri kontrol edemeyiz. Demokratik devletin kontrol mekanizması olarak elimizde olan hakları yerel ve enternasyonal güçlerini kullanarak kısıtlamayı başarabiliyorlar. Son yıllarda ortaya çıkan global, enternasyonalist hareketlerin kullandıkları takdikleri, mekanizmaları daha da gelişdirip uluslararsı ve yerel yönetimlerin kontrolu için kullanmayı başarmalıyız. Yüzyıllık politik ideolojilerin gösterdiği reçeteleri aşıp yeni çözümleri sadece üretmekle yetinmemeli, uygulamayı da başarmalıyız. Bunun yolunu üstünde Irak'da ölenlerin, Kıbrıs'dan göç edenlerin çıkarlarıyla İkiz Kulelerde ölenlerin, yaralananların çıkarlarının ayni olduğunu anlamak, göstermek de vardır.


Turgut Durduran|Ana Sayfa