Hayvanlar Adası, 13 Mayis 2001
Turgut Durduran
Türkün Dostu, Düşmanı, Haini, Kahramanı I
VATAN HAİNİ
"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet. Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla, bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un 66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira. "Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ." Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim. Vatan çiftliklerinizse, kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, ben vatan hainiyim. Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla : Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ. Nazım Hikmet (RAN) 28.7.1962
Bilirsiniz sık sık duyarıg "Türkün Türkden başka dostu yokdur" der bizim liderlerimiz. Eh, ne da olsa "Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Türkü’nün, Türklüğünü, Anavatanına ve Kıbrıs’a bağlılığını can vererek ispat eden bir halk olarak layık olduğu yere getirilmesi gerektiğini belirtti." [2] Madem tamamıynan Türk olduğumuzu da ispat ettik benim aglımdaki "ben bir Kıbrıslıyım. Kıbrıs yurtseveriyim" onun için bu kategoriye girermiyim sorunu cevaplandırmış olduk. Kıbrıs'a bağlılığımızı da ispatlamışık onun için hava hoş. Neysa, biraz düşünelim önce. Bir insan topluğunu (din, millet, dil, ırk vsye göre insanları ayırmak isdemem.) sevip sevmemek onun dostu olup olmamak ne demek? Benim inandığım bazı basit prensipler ortaya atılabilir:
O topluluğun
Tabii bunlar herşeyi kapsamaz ama milliyetçi söylemin "millet yüceltmek" filan gibi komik ve anlamsız laflar dışında ne demek isdediğimi anlatır. Bazılarının soruları olabilir bunları "yaparım" deyenler gerçekten bunları yaparlar mı diye. Mesela, "Demokratik bir sistemde, devleti, milleti, vatanı ve bayrağı koruyacak yasalar gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Denktaş, “Böyle bir sistemde aksaklıkların tedbiri alınır. Biz çalanı da çırpanı dönüp başka mevkilere veriyoruz” dedi" [2] ama bu gadar senedir cumhurbaşkanı olup, UBP'den sıra sıra başbakan atayan, yıllar yılı gendini desteklediğinde ses çıkarmayan, gendinin şimdi desteklediği DP baştayken neçin bunlar değişmedi diye sormayan sanki bunu söyleyen adam değil. (Burda KKTC'de demokrasi var mı yok mu diye sık sık tartıştığım çevrelere da bir not. Denktaşın bu söyledikleri KKTC'de demokrasi olmadığını kabul ettiği anlamına gelir mi diye sorun kendinize.) Tabii insanlar değişirler, pişman olurlar olanlardan yapılanlardan ama Denktaşın böyle yapacağına, yaptığına dair herhangi bir işaret yok.
Neysa, konuyu dağıtmaylım çok. Bakalım neler benim "anti-Turkish" olduğumu gösterirmiş.
"Ne yazik ki ordu '74 ishini adam gibi yapmadi.Savash kurallarina uygun olmayan davranishlarda bulundu. Ornegin kayiplar konusunda, sivil yerlesim alanlarinin bombalanmasinda vs. .." demişim. Bunun "Türkün dostu" olmaknan ne ilgisi var anlayamadım. Belki bunları yapmadı ordu veya böyle şey yapmaz demek isdiyor Küfi Seydali ancak Türk ordusu "Türk olmaknan" eşdeğer olmadığına göre "Türk dostu" veya düşmanı olmaknan bir ilgisi yok. Ne da bir ordu bunları yapmışsa o orduyu sevmemek anlamına gelir bu söz. Bir ordunun, bir örgütün, devletin herhangi bir parçasının hatalarını göstermek sadece o devletin, o örgütün, o ordunun ve bunların temsil ettiği insanlarının yararına olabilir. Hataların düzeltilmesi, ilerde tekrarlanmaması için. Cenevre konvansiyonlari ayri hikaye.
"yalniz burda Ermenilerin mesela LEfkosa'dan Turk enklavindan paketlendiglerini yazmayi unuddular. Nedendir bilmem boyle bir shey yapmaya ihtiyac duydulardi." Düşünürüm düşünürüm da bunun da Türk düşmanlığıynan ilgisi ne anlayamadım. Olsa olsa Ermeni düşmanlığına örnek olabilir. Eğer böyle bir şey olmadı diyorlarsa tamam, konuyla ilgili referans bulmaya çalışacağım.
"ANKARA : NE PARANI , NE PAKETINI, NE DE MEMURLARINI. ISTEMIYORUZ" bunu da KTÖS'ün bildirisnden aldılar. Listede zaten bunun tartışması yapılırken sormuştum bunun Türk düşmanlığıynan, terbiyesizliknan ilgisi ne diye. Herhangi bir cevap alamadım. Sadece anavatan bizi kurtardı falan filan gibi standard laflar söylendi. Tamam da "Ankara" bir devlet, Türk ise bir millet. KKTC ise bağımsız bir devlet. O zaman kendi ayakları üzerinde durmasını istemek kötü bir şey olmasa gerek değil mi? Türk milletini Ankara temsil ediyorsa o milletinda bundan memnun olması gerek ne da olsa vergilerinden toplanan paraların KKTCye akması yerine gendi refahları için gullanılmasını önermiş oluyor KTÖSçüler. Haa tabii birisi deyebilir bunlar olmazsa hapı yuttuk biz Kıbrıslı Türkler olarak. Onu tartışabiliriz. Ama olduğu şekliynan Türk düşmanı bir şey yok burda.
"Kendi vatanmzda esiriz". Yorulmaya başladım ayni şeyleri söylemekden. Esir değilsek ne ala yanlış görmüşüm ne olup bittiğini. Yok esirsek o zaman esaretten kurtulmayı istemek herhalde Türk düşmanlığı olmaz değil mi? (Esir eden Türk olmuş olsa bile olmaz çünkü yukarda Sn Denktaşın kanıtladığı gibi Kıbrıslı Türkler da Türk.)
"KKTC'de casusluk iddiasyla tutuklanan Levent........ " eee bunu hiç anlayamadım. İddia bu değilmiydi? Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı “Casusluk faaliyetleri başlatan bir şebeke elemanları tutuklandı" dememişmiydi? [3] KKTC'deki hukuk sisteminde mahkemede yargılanıp suçlu bulunana kadar insanlar suçsuz kabul edilir prensibi yok mu? Öyleyse mahkeme karar verene kadar bir "iddia" değil mi bu? Bu alıntıdan çıkarabileceğim tek sonuç Küfi Seydalinin bir an için hukukun üstünlüğü ilkesini unuttuğudur. Tabii mesela başsavcı Akın Sait'e de yalancı demiş olabilir çünkü o da "zanlılar" [3] diye hitap ediyor tutuklananlara. Zanlı ne demek?
Öbür örnek gayet uzun ve ingilizce. KTÖS'ün verdikleri ilan sonrasında olanlar üzerine dünyaya gönderdiği mektuptan alıntı yapılmış. "Cyprus Turkish Teacher Trade Union message at the below: "Dear Colleagues, We need urgent international supports. Yesterday we gave the press release to the local newspapers, which includes negative impressions of the Turkish policies towards North Cyprus. Today Rauf Denktas and the other fascist politic groups in Cyprus threatened us. Secret police came to the head office of KTOS and took all our office equipments. This is the good indicator that there is no democracy in North Cyprus which defined as "Subordinate Local Administration of Turkey". Our lives are under danger."
Tamam iyi guzel herhalde burda soylenenlere katilmiyorlar. Olabilir. Denktas ve diger gruplara fasist denmesini asiri bulmus olabilirler mesela. Ya da KKTC, Turkiyenin kuklasidir denmesini. Herhalde enternasyonal yardim istiyoruz, hayatimiz tehlikede demelerinde bir sakinca yok degil mi? Ne de olsa ifade ozgurlugu var KKTC'de. Yoksa da olmasini isdememiz lazim. Herhangi birisi de hayati tehlikede diye dusunebilir. Polisin KTOS'e baskin yapip ofis malzemelerini aldigi bir gergek bunun herhangi bir yerine itiraz edemezler. KKTC'de demokrasi var mi? Bilmem Denktas ne demis yukarda yazdigim alintida? Eger Denktas yalan soylemis derseniz herhalde Denktaþ faþisttir deyenlere itiraz edecek yüzünüz kalmaz. KKTC meçlisi da yalan söylemedi herhalde. Bakýnýz [4]'e. Türk milletiyle ilgili en küçük bir referans bile yok burda. Sadece bir devletin eksikleri olduğu, orda demokrasi olmadığı vs iddiıa ediliyor. Bu eksikler yoksa herhalde KKTC'nin bunlardan korkması gerekmez değil mi? Eksikler varsa da enternasyonal platformlarda bile düzeltilmesine çalışmak Kıbrıs Türklerine yarar getirir. Yoksa demokrasi yararlı bir şey değil mi? KKTC'nin bağımsızlığı için "mücahit" halkımız yıllarca uğraş vermedi mi? Öyleyse Türkiyenin kuklasıysa KKTC bunun değişmesini istemek "mücahit" halkımızın mücadelesine saygı göstermek olur ancak. Tersi değil.
"Hoscakal, devrimci, yurtsever ve sosyalist Plutis Servas.." Bunu Ulus Irkad'ın bir yazısından alıntı yaptı [5]. Herhalde ölen bir insana hoşçakal demek, yurtsever, devrimci, sosyalist demek Türk düşmanlığı olmasa gerek değil mi? Belki bir Ruma "hoşçakal" demek Türk milletine yakışmayan bir şey. Küfi beyi tanıdığım kadarıynan insanları insan olarak sevdiğini iddia ediyor onun için bir Ruma hoşçakal demek sorun olmasa gerek. Onun için herhalde Plutis Servası tanıyor olsa gerek ve onu iyi birisi gibi göstermenin Türk düşmanlığı olduğuna inanıyor. Sanki da bugün ölen Nikos Sampson'a hoşçakal demişim gibi davranıyor.O da bir insan olduğu için hoş-(çakal) deseydim fena olmazdı yani.
Bahsedilen yazıyı olduğu gibi referanslara ekledim. Ordan bir alıntı, Plutis Servas'ın ağzından: "Bu süre içinde çılgınlıklar yapıldı. Büyük suç Rumlara aittir. Bütün bunlardan sonra iki bölgeli federasyonda karar kıldık. Makarios demişti ki: “İki bölgeli federasyon bizim için acı olacaktır.” İstesek de istemesek de bu kaçınılmazdır. Ortaya konan nokta iki bölgeli federasyondur. İki bölgeli bir federasyon en doğrusudur. Ama üzücüdür ki biri Kuzey’de biri de Güney’de olacaktır. Eğri basan siyasetçilerden birkaçı istese de istemese de bu gerçekleşecektir. Bağımsızlık fikri bizi gerçek Kıbrıs bilincine götürüyor. Kıbrıslılık derken Kıbrıslı Türkler kendi ulusal özelliklerinde ve Rumlar da kendi ulusal özelliklerinde olacak. Yunan ve Türk bilinci bizi birleştiremez. Kıbrıslılık bilinci olmalıdır. Bu bilince varmazsak ya bizdeki veya sizdeki kargalar ötmeye devam edecektir. Bizi birleştirecek olan çizgi iki bölgeli federasyondur buna hepimiz birden sarılırsak düzlüğe çıkacağız...”
Konfederasyona çark eden "Türk tezi"ni bir yana bırakırsak. (Niye bırakmaylım ki? Daha geçen hafta Denktaşda, İsmail Cem'da 77-79 doruk anlaşmalarından bahsetti. Yıllar yılı liderliğimiz "iki bölgeli federasyon" uğrunda "mücahit" halkımızın mücadelesinden bahsetti. Ayrıca bu hafta yayınlanan Avrupa İnsan hakları kararında Türkiyenin mahkemeye bunun üzerinde görüşmeler yapılıyor dediğini görürsünüz.[10]) Yukarda söylenenler Kıbrıs Türk liderliğinin söylediklerinden esasda çok farklı değil. İki bölgeli federasyondan, Rumların suçlarından, Türklerin ve Rumların ayrı ulusal özelliklerini korumalarından bahsediyor. Kitabını okursanız (Ortak Vatan adlı kitabı Türkçeye çevrilip yayınlandı) ENOSİS'e de inanmadığını, AKEL ile kavga edip ordan ayrıldığını görürsünüz. Tamam Kıbrıslılık gibi bizimkilerin alerjik olduğu birşeyden bahsediyor ama herhalde ondan bahsetmek Türk düşmanlığı olmaz değil mi? Kıbrıslılar Türklerden üstündür, Türkleri yokedelim demiyor nasıl olsa. Tam tersine adamın iddiası Kıbrısta bir barışın Türkiyeye ve Yunanistanın da çıkarına olacağıdır. Herhalde kimse buna karşı çıkamaz. Benim tanıdığım Plutis Servas belki da Rumların politik, aktivist figürlerinin arasında Kıbrıs Türklerine en yakın olan kişi. Yunanistanı, Rum şövenlerini, ENOSİS'i en sert eleştiren insanlardan birisi.
"Evet, Kufi amcama bizi ayni kefeye gomaying dediydim..." , bu alıntı hakkında ne yorum yapabilirim ki? Hangi kefe olduğunu bile hatırlamıyorum.
"ustune ustluk bizim anlasmalarla kabul ettigimiz 're-unification' isdediglerini da soylediler. vay terbiyesizler." Bunu yabancı birisinin yaptığı bir açıklama üzerine söyledim sanırım. Herneyse. Anlaşmalarla "re-unification" kabul ettiğimiz doğru değil mi? 77-79 doruk anlaşmaları mesela. Yok "re-unification" 1960'a dönüştür diye algılarsanız yanlış algılıyorsunuz çünkü açıklamayı yapan onu önermiyordu. Federal bir çözümden bahsediyordu.
"Anlaşma ve AB umutlarmızı berhava ettikten sonra adadan ayrılan İsmail Cemden Rumlara ve tüm taraflara... TEHDİT" burda gene Türk düşmanlığı ne bilemeyceğim. Bu alıntı bir haberden. Listeye "forward" etttim diye herhalde beni sorumlu tutmuşlar. Önce şunu söyleyim İsmail Cem benim anlaşma ve AB umutlarımı berhava etmedi. Edemez da zaten. Rumlara ve tüm taraflara tehdit salladı mı? Sanırım salladı. Ben o gün söylediklerini okuyunca bunlar bunlar olursa bunlar bunlar olur dediğini gördüm. Bunu bu şekilde sunmak Türk düşmanlığı mı? Bilemeyceğim. Türk milletiyle ilgisi olan bir şey değil. Bir devletin bir bakanının söyledikleri sadece.
Sonra "sorular" demiş ve bir sürü soru sormuş Küfi Seydali.
"Rumlarin Turk Gazetecilerini doymelerini niye bildiriler gonderip protesto etmedin ? " Bir kere ben son zamanlarda sadece iki tane bildiriye imza attım ve sağa sola gönderdim [6] . Bu bildirileri okursanız insan haklarından bahseder. Gazetecilerin dövülmesi bir suç. Herhangi bir insanın dövülmesi da bir suç. Bahsedilen dövülme olayı "Rumların" diye nitelenebilecek bir şey değil çünkü Rum toplumu güruh halinde gelip birilerini dövmedi. Ama güzel bir noktaya değinildi. Kıbrısın tümünü "benim memleketim" olarak görüyorum, tüm Kıbrıslılar da benim halkım. Dolayısıyla Kıbrıs'ın tümünde olan insan hakları ihlallerine karşı uğraşmam gerek. Bunu yapmaya çalıştığıma inanıyorum ve yapacağım da.
"Rumlarin Cingeneleri toplama kamplarina sokmalarini neden protesto etmedin ?" Çingenelerle ilgili iki tarafda da yapılanlardan biraz bahsetmişdim. Bilmemek değil öğrenmemek ayıptır o yüzden hamamböcüleri.org 19 Mart' da yayınlanan yazıma bakmanızı öneririm [7].
"Guneyde yashayan Turk kokenli insanlarin secme- ve secilme haklarinin olmayishini neden protesto etmiyorsun ?" Çok güzel bir nokta. Belki bu e-mail yazıldıktan sonra gönderdim ayni lisdeye diye bu konuda son günlerde basında çıkan bir haberi kaçırmış olmalısınız [8]. İbrahim Aziz Kıbrıs Cumhuriyetini, Türkiyeyi, Yunanistanı ve Britanyayı suçluyor ve anayasanın uygulanmasını istiyor. Kıbrıs Türklerinin yapılacak seçimlerde oy kullanma ve seçilme hakları olmasını istiyor. Herhalde yukarıda Plutis Servas'dan bahsetmeyi Türk düşmanlığı olarak algılayan bir mentalite İbrahim Aziz gibi her gün vatan haini ilan edilen birinin yaptıklarını Türk dostluğu olarak görmez. Bakın mesela Denktaş "Rum Kesimi'nde yeni bir oyun oynandigina isaret ederek, Rum Kesimi'nde yasayan Türklerden birinin, "seçim hakki istiyoruz" dedigini" söyledi ve " kişinin Rumlar tarafindan kullanildigina isaret" etti[9].
İşin ilginci Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti olarak işlediklerini tanımayan birisi söylemiş bunu. Yani bu yapılan seçimler Kıbrıs Cumhuriyeti seçimleri değil. Dolayısıyla o anayasadan doğan hakları istememizi beklememesi lazım. Haa belki bütün insanların seçme seçilme hakları olması gerektiğine inanıyor olabilirler. Çok güzel. Bende buna katılıyorum. Herhalde KKTC'de yaşayan Rumların, Maronitlerin seçme seçilme hakları olmamasına karşı olduğumu, bu insanların ezildiklerini söylemem de bir sakınca olmasa gerek o zaman. İbrahim Azizin ortaya attığı konu çok önemli. Bunu defalarca çeşitli yerlerde yazdığım yerlerde Kıbrısda ciddi, demokratik, insan haklarına saygılı bir devlet yokdur derken sürekli ortaya atmışdım ben de. Rum tarafı tüm Kıbrısı temsil ettiğini, demokratik bir devlet olduğunu, Avrupa Birliğine girmeye hazır olduğunu iddia ederken azınlıklara ve vatandaşlarına bu şekilde davranamaz. Hala daha bir Türknan bir Rumun evlenmesine engel olmamalı. Bunu protesto ettim mi? Ee herhalde Kıbrıs'a insan hakları gelsin derken bunu çok iyi yaparsınız demezdim değil mi?
"Yunan Savunma Bakani adaya geldi, askeri doktrinin ne guzel calishtigindan bahsetti, tehditler savurdu. Disishleri Bekani George Papandreou, "hic bir kuvvet, adanin AB'ne girmesini onleyemez.." Siz buna karshi bir ses cikarmadiniz, dudt yemish bulbul gibi sustunuz, degil mi?" [6]'da verdiğim bildirileri okuyunuz.Orda askersizleştirimiş bir adadan bahsederken adada askeri yığınak yapanlara sıcak bakmış olamam değil mi? Adanın AB'ye girmesini da destekliyorum. Bu Türk düşmanlığıysa tabii ki Türk düşmanıyım. Tekrar ediyorum ADANIN AB'ye girmesini destekliyorum.
Önce şunu söyleyim Küfi Seydali ile kişisel bir sorunum yokdur. Onun bir mesajını alıp burda kullanmam sadece sürekli söylenen bu sözlerin onun e-mailinde güzelce özetlendiğindendir. Söylediklerini kullanmam için bana izin verdiği için teşekkür ederim. Nazım Hikmetin bir şiirini yazının başına godum. O şiirde anlatılanlar ile bunlar birbirlerine benzemezler mi?
Peki bu gadar yazıyı durup da neçin yazdım? Bunlar bence önemlidir. Sorular bölümünde inandığım şeylere ters düşen bazı örnekler vardı onlar hakkında sessiz mı kaldım acıba diye düşünmek yararlı bir eleştiriydi. İnsan haklarının üzerine gitmek isdersak bunları tüm insanlara uygulanması gerektiğini unutmamalıyız. Bana karşı ciddi bir suçlamadır ayrıca bu. Beni ırk, millet ayrımcılığı yapmaknan suçlamış olur.
Haaa bu insanların dostları kimlerdir? "Bu memleket bizim" yani bu yurdun üstünde yaşayan insanların. Bu yurdun %60'ından fazlasını başkalarına vermek bu yurdu sevmek orda yaşayanların dostu olmak değildir. Kültürünü, tarihini, dilini, geleneklerini yok etmek da orayı sevmek değildir. İnsanlarının ekonomik, soysal ve politik zorluklar altında yaşamasını kabullenmek, bunun nedeni olmak da orayı sevmek değildir. Kıbrıs'ı alınıp satılacak bir obje gibi görmek iğrençdir. İnsanları insanlıktan çıkarıp onların acı çekmesine sebeb olmak da kabul edilebilir bir şey değildir. Bağımsızlığımızı, özgürlüğümüzü başka bir devletle birleşme için çöpe atmak da o insanları sevmek değildir. Birilerini evlerinden atıp, enklavlarda yaşatmak da o insanları sevmek değildir. Halkının göç etmesine seyirci kalıp yerlerini gene başka göçmenlernan doldurduk diye övünmek da o insanları sevmek değildir. Kayıpların akibetini aramamak, faili meçhullerin peşine düşmemek da o insanları sevmek demek değildir.
1 Mayıs mitinginde bir slogan atıldıydı sonu böyleydi "...... Kıbrıslının düşmanı" . Anlayan anlar!
(sürecek)
"Kufi amcam, Bir ufacik sorum olacak. Aciba bu yazdiginiz e-maili sizin isminizi vermeden (itiraziniz yoksa isminizi de vermek isderim) bir yazim da kullanabilirmiyim? Sizi rahatsiz edecekse yazimi da yayinlanmadan size gosderebilirim. Tessekurler. Turgut "
"Istedigin makaleyi yazmakta serbestsin. Benim adimi da, kisilik ve insan haklarima saygi gostermen sarti ile de kullanabilirsin. Bana da bir nushasini gonderirsen memnun kalirim. Sana basarili calismalar dilerim. Kufi Seydali "
[2] http://www.turkkibris.net/haber/08052001/denktas.HTM
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, anayasanın gözden geçirilerek düzeltilmesi ve sistemin tartışmaya açılmasını istedi.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Türkü’nün, Türklüğünü, Anavatanına ve Kıbrıs’a bağlılığını can vererek ispat eden bir halk olarak layık olduğu yere getirilmesi gerektiğini belirtti.
Demokratik bir sistemde, devleti, milleti, vatanı ve bayrağı koruyacak yasalar gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Denktaş, “Böyle bir sistemde aksaklıkların tedbiri alınır. Biz çalanı da çırpanı dönüp başka mevkilere veriyoruz” dedi. En büyük eksikliklerden birinin Cumhurbaşkanlığı’na bağlı bir kontrol ekibinin, iç denetçilerin olmaması olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ombudsman’ın güçlendirilerek, insanların saygıyla korkacakları bir kurum halinde getirilmesini istedi.
Anayasanın düzeltılmesinin şart olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “muhakkak Başkanlık sistemi gelsin” demediğini, ancak bunun da tartışılması gerektiğini söyledi.
Sayıştay’ın Ombudsman’ın raporlarının mecliste “gerektiği gibi değerlendirilememesinin” sebebini, “suçlanan insanların meclis içerisindeki bakanlar olması”na bağlayan Cumhurbaşkanı Denktaş, “Mebus olarak seçilen bir insanı bakan yapacaksan yaparsın, ama yeri boşalınca yerine başkası seçilecek ki kuvvetler ayrılmış olsun “ dedi.
Sisteme göre kendisinin hükümeti uyarmak dışında bir yetkisi olmadığına da dikkat çeken Denktaş, hükümete çağrı yaparak Anayasa’nın öngördüğü eksik yasaların çıkarılmasını istedi..
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bu açıklamaları Enver Emin başkanlığındaki Ulusal Diriliş Partisi (UDP) heyetini kabulü sırasında yaptı.
08.05.2001
[3] Detaylı haberler bu adresde var: http://www.yenicag-net.com/avrupa/tr/index.htm
GKK BASIN BÜROSUNDAN AÇIKLAMA
“CASUSLUK FAALİYETLERİ BAŞLATAN BİR ŞEBEKE ELEMANLARI TUTUKLANDI”
Lefkoşa, 7 Temmuz (T.A.K):--Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Devlet ve askeri sırlarla ilgili casusluk faaliyetleri başlatan bir şebekenin, bugün polis tarafından yapılan bir operasyon sonucunda ele geçirilerek tutuklandığını açıkladı.
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı Basın Bürosu’ndan bu akşam konu ile ilgili şu açıklama yapıldı:
“Çok uzun bir süreden beri günlük gazete görünümü altında, aslında bir taraftan devleti yıkmak misyonyla amansız ve ahlak dışı yayım yapan, ancak en önemlisi diğer taraftan devlet ve askeri sırlarla ilgili casusluk faaliyetleri başlatan bir şebeke, ilgili birimlerce çok yakından takip ve kontrol altında bulundurulmaktaydı.
Söz konusu çete, zamanla askeri çevrelere sızmaya çalışmış ve bu yönde faaliyetler yürüttüğü tespit edilmiştir.
Bu şebekenin dış ve iç şer odaklarıyla mevcut bütün irtibat ve iltisaklarını kanıtlayan yeterli bilgi ve belgelerin tepiti yapılmış ve devlete daha fazla zarar vermelerini engellemek amacıyla, bugün polis tarafından yapılan başarılı bir operasyon sonucunda bahse konu şebeke, elebaşısı ile birlikte ele geçirilerek tutuklanmıştır.
Olay çok ciddi boyutta olup, soruşturma her yönüyle kapsamlı olarak devam ettirilmektedir. Kamuoyu ve değerli basın organlarının bilgilendirilmesine devam edilecektir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” (PHA)
[4]
Kuzey Kibris Turk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisinin 1990 Cumhurbaskanligi Ve Milletvekilligi Secim Suclarini Arastirmak Uzere Kurulan Meclis Arastirma Komitesi (M.A.NO: 1/1/94)nin konu hakkindaki raporudur Cumhuriyet Meclisi Ictuzugunun 120nci maddesi uyarinca 1990 Cumhurbaskanligi ve Milletvekilligi SEcim Suclarini arastirmak uzere olusturulan komitemiz, benzeri olaylarin tekrarlanmamasi icin, cifte olcu kullanmadan, yapilanlarin arastirilmasi, tartisilmasi, bir raporla belgelenmesi ve bundan ders cikarilarak demokratiklesme yonunde mesafe alinmasi amaciyla 9 Ocak 1997 tarihli ilk toplantisi ile calismalarina baslamis, 27 Subat 1997, 29 Mayis 1997 ve 4 Haziran 1997 tarihli toplantilari ile de calismalarini tamamlamistir. Komitemiz, konu ile ilgili olarak yapmis oldugu toplantilarda, Kuzey Kibris Turk Cumhuriyeti bassavcisi Sayin Akin Sait'in vermis oldugu bilgiler ve Yukesek SEcim Kurulundan tedarik edilen belgeler isiginda detayli bir calisma gerceklestirmistir. Komitemiz, calismalarini tesbitler ve oneriler olmak uzere iki baslik altinda kaleme almayi uygun bulmustur. I. TESBITLER 1. Secime cok az bir sure kala Secim ve Halkoylamasi Yasasi, Ulkemiz demokrarisi ile bagdasmaycak sekilde ve demokratik cogulculugun gelismesine engel teskil eden icerikte degistirilmistir. 2. Secim yasaklari suresince BRT'den ve TRT'den yasak yayinlar yapilmistir. 3. Yuksek Secim Kurulunun belirledigi saatlerde ve konusma metni denetlendikden sonra yayin yapilmasi gerekirken, 1990 secimlerinde Devletin radyo ve televizyon kurumu verici ve yansiticilari kullanilarak, secim sonuclarini etkileyici yayinlar yapilmistir. 4. Yerli ve yabanci gazetelerde, secim gunu secime mudahale sayilan yayinlar yapilmistir. 5. Kamu calisanlarina, secime bir hafta kala yasal duzenleme bile yapilmadan, secimde avantaj saglamak amaci ile pesin maas odenmistir. 6. Secime ic ve dis mudahele ile secimin kaderi ile oynanmistir. 7. SEcim gununden once ve secim gunu Muhaceret Dairesi acilarak vatandaslik ve kimlik katri verilmesi yonundeki hareketler secime mudahale olarak degerlendirilmistir. 8. Guvenlik gucleri gorevleri disinda hareket ederek, afis ve pankart indirme olaylarina karismislardir. 9. Vatani goreclerini yapan vatandaslar, gorev yaptiklari yere en yakin sandiklarda oy kullanma hakkina sahiptirler ve oylarini bu sandiklarda kullanirlar. Ama bu kisilerin normal oalrak esas bagli bulunduklari secmen kutukleri ve hangi secmen listelerine kayitli olduklari istendiginde siyasal partilere verilmediginden bu secmenlerin cift oy kullandiklari iddiasinin toplumda yayilmasina, huzursuzluk yaratmasina ve olumsuzluklara neden olmusdur. 10. Bazi adaylar saldiriya ugramis, darpedilmis ve arabalarina hasar verilmistir. 11. Daimi Secmen kutukleri burosunun surekli calismamasi nedeniyle vatandas ve secmen olmayan bazi kisiler secmen listelerine alinmislar ve oy kullanmislardir. 12. Disarida yetkili sahislar, ulkemize gelerek ve koy koy dolasarak, yurttaslara telkinde bulunarak secime mudahale etmislerdir. II. ONERILER 1. Secimlerden kisa bir sure once Secim ve Halkoylamasi Yasasinda ve secim sonuclarini etkiyecek ilgili yasalarda degisiklik yapilmamalidir. Yasada degisiklik yapilmasi halinde bir sonraki secimde yururluge girecek seklinde duzenlenmelidir. Secim ve halk oylamasi yasainda yapilacak degisikliklerde, tum partilerin gorus birligi aranmalidir. 2. SEcim ve Halk Oylamasi Yasasi asagidaki oneriler dogrultusunda yeniden ele alinip duzenlenmelidir: A. Genel secimler icin uygulanan yasaklar yerel secimlerde de uygulanmalidir. B. KIT'ler ve Belediyeler de yasaklara dahil edilmelidir. C. Yuksek SEcim Kurulunun yetkileri artirilmalidir. C. Yasada degisimlik yapilmasi halinde, Yuksek SEcim Kurulunca uygulamada karsilasilan gucluklerin giderilmesi ve yetki yetmezligine bagli sikintilarin ortadan kalkmasi amaciyla, goruslerine basvurulmali ve onerileri alinmalidir. D. Secim ve Halkoylamasi Yasasinda degisiklik yapilirken dunyadaki demokratik ulkelerin secim yasalari ve secim sistemleri gozonunde bulundurulmalidir. 3. SEcmen kutukleri burosu, yasalarimiz ongordugu ve yasasi yapildigi halde calismamaktadir. Bu dairenin calismasi sarttir ve bircok guclugu ve karisikligi ortadan kaldiracaktir. 4. Vatani gorevini yapan ayni birlikteki yurttaslarin ayni sandikta oy kullanmalari sakincali gorulmustur ve bu duzeltilmelidir. 5. SEcimlerden, belirlenecek bir sure once asagida belirtilen islemler yapimamlidir: A. Tayin, terfi ve nakil islemleri durmalidir. B. Memur, isci ve sozlesmeli personel de dahil hicbir sekilde isdihdam yapilmamalidir. C. Iskan isleri durmalidir. C. Silah ruhsati verimemlidir. D. Ticari amacli "T" izni verilmesinin durdurulmali. E. Vatandasliga kabul islemleri durdurulmalidir. 6. Cumhurbaskanligi ve milletvekilligi secimleri ile YErel Yonetim secimlerinde, Ust Duzey Yoneticiler bulunduklari mevkilerini kullanarak secimlere mudahale etmemlidir. 7. 1990 secimleri oncesi pesin odeme ve 1993 secim oncesindeki 10. Yil ikramiye vaadi gibi benzeri seyler yapilmamali. Sonuc olarak komitemiz, yukarida belirtilen tesbitler isiginda 1990 cumhurbaskanligi ve milletvekilligi secimlerinde bazi mudahaleler yapildigi kanisina varmistir. Komitemiz ayrica, onerilerimizin dikkate alinmasi sonucunda daha demokratik ve daha saglikli secimler yapilabilecegi hususunda gorusbirligine varmistir. Genel kurulun bilgi ve degerlendirmesine sunulur. Ahmet Kasif (Baskan) (son toplantiya katilmadi) Sonay Adem (Baskan Vekili) Mustafa Akinci (uye) Dervis Cobanoglu (uye) Irsen Kucuk (uye) (son toplantiya katilmadi) Mustafa Gokmen (uye) Feridun Onsav (uye) (4. Haziran 1997)
[5] HOŞÇAKAL, DEVRİMCİ, YURTSEVER VE SOSYALİST DEDE PLUTİS SERVAS
ULUS IRKAD
Onu 1989 yılının sıcak bir 5 Ağustos öğle sonrası Ledra Palace’da iki toplumlu Temas Grubunun ilk toplantısında tanımıştım. Oldukça yaşlı, hareket edemeyen, tekerlekli bir sandalyenin üzerinde olmasına rağmen ateşli bir şekilde konuşan, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların biraraya gelmesinden dolayı memnuniyetini gizleyemeyen yaşlı bir ihtiyardı.Boyunun bir zamanlar gençken uzun olduğu belliydi. Gençliğinde olduğu gibi hala politik ateşi devam ediyordu. Hemen onunla daha önce birbirimizi tanıyormuşuz gibi el sıkışıp konuşmaya başladık.
“İsminizi tarih kitaplarından okumuştum.” Demiştim ona.Ona Baf’ta 1975 yılında tanıştığım yaşasaydı onun yaşlarında olacak olan AKEL Baf milletvekili Mavronikolas’tan bahsetmiştim ki birden gözleri parladı:
“O benim çok iyi arkadaşımdı.” Dedi.
Sonra Temas Grubunun toplantısına katılan Plutis orada hemen söz hakkı isteyerek kısa bir konuşma da yapmıştı. İhtiyar yaşına göre önemli şeyler söylüyordu Plutis. Hem de Kıbrıs’ın tarihine vakıf olduğunu da gösteriyordu. Plutis Servas yani o devrimci ve de Sosyalist dede o gün Ledra Palace’da aldığım notlara göre şunları söylüyordu:
“Sayın Ahmet An doğru bir görüş ortaya koymuştur. 1960’da bağımsızlıkta anlaştık. Bu süre içinde çılgınlıklar yapıldı. Büyük suç Rumlara aittir. Bütün bunlardan sonra iki bölgeli federasyonda karar kıldık. Makarios demişti ki: “İki bölgeli federasyon bizim için acı olacaktır.” İstesek de istemesek de bu kaçınılmazdır. Ortaya konan nokta iki bölgeli federasyondur. İki bölgeli bir federasyon en doğrusudur. Ama üzücüdür ki biri Kuzey’de biri de Güney’de olacaktır. Eğri basan siyasetçilerden birkaçı istese de istemese de bu gerçekleşecektir. Bağımsızlık fikri bizi gerçek Kıbrıs bilincine götürüyor. Kıbrıslılık derken Kıbrıslı Türkler kendi ulusal özelliklerinde ve Rumlar da kendi ulusal özelliklerinde olacak. Yunan ve Türk bilinci bizi birleştiremez. Kıbrıslılık bilinci olmalıdır. Bu bilince varmazsak ya bizdeki veya sizdeki kargalar ötmeye devam edecektir. Bizi birleştirecek olan çizgi iki bölgeli federasyondur buna hepimiz birden sarılırsak düzlüğe çıkacağız...”
Plutis Servas doksanlı yaşların eşiğinde “Kıbrıs Meselesinin Sorumlulukları” adlı kitabında da Kıbrıs Tarihini sorgulamaktaydı:
“1926 yılının Ağustosunda KKK(Kıbrıs Komünist Partisi) ilk toplantısını yaparak Osmanlı’dan miras kalan haksız faiz talanını sürdüren İngiliz Sömürge İdaresi’ne karşı tavır aldı. Bir taraftan Sömürge İdaresi’nin vergileri çoğaltması öteki taraftan kilise harçlarının siyasal düzene kendini uyarlaması fakir köylüler ve kasabalının faizcilerin elinde yoksullaşmasına yol açıyordu. Kilise ve çiftlik sahipleri de topraklarına toprak katıyordu. Bu sebeple fakir köylü ve kasabalı KKK’nin etrafında toplanırken, Kilise ve zengin toprak sahipleri de KKK’ya karşı tavır alıyorlardı. Zamanla bazı politikacı eğitimli kişiler de KKK’yı desteklemeye başladılar. Bunlardan en önemlisi köylü problemleri ile ilgilenen araştırmacı Loizzos Filippo idi. Şimdiki ölçülere göre değerlendirirsek Sosyalist bir kişiliğe ve anlayışa sahipti. Araştırmaları ve yaptığı seçim programı ile birçok çevrenin saygısını kazanmıştı. Loizzos Filippo’nun belirttiğine göre köylünün borcu zamana göre çok yüksek bir meblağ sayılan 2 milyon liraya ulaşmıştı ve eğer hükümet köylü bankası kursa yapacağı bir milyon lira hasılat ile köylüye düşük faiz ile uzun vadeli borç verse hem köylü borçtan kurtulacak hem de memleket ekonomisinin düzelmesine katkıda bulunacaktı. Bu hasılat yabancı bankalardan alınabilirdi. Bu durumlar o zamanki Vali’yi de (ismi Sir Roland’dı) rahartsız etmekte idi çünkü halkın güvenini kaybediyordu...”
Plutis 1930’lu yılların ekonomik durumunu yazdığı bu kitapta belirmekteydi. 1950 Plebisit Oylamasını ise aynı yazar aynı adlı kitabında bizlere şöyle aktarmaktadır:
“ 1950 Makarios’un çağrısı ile tüm Kıbrıs Rumları Kiliselerde yapılan bir oylama ile Yunanistan’la birleşmek için (Enosis ve Yalnız Enosis) tekrar onaylar. Ve AKEL de halka çağrıda bulunarak taraftarlarını teşvik eder. Bu %95.7 oy ile kabul edilir. Ancak İngiliz hükümeti Enosis’in gerçekleşmeyeceğini kesin bir dille Makarios’a bildirir. Böylelikle 1 Nisan 1955’de kurulan yasadışı EOKA örgütüne AKEL ve Kıbrıslı Türkler güvenilir bulunmadıkları için alınmazlar. Zaten Kıbrıslı Türkler İngilizin yanında yer alarak yardımcı polis ve komando oldular...”
Plutis Servas bir Kıbrıslı aydın olarak geçmişte Kıbrıs Rum solunun yaptığı hataları kendi açısından eleştirmiş ve tarihsel sorumluluğunu yerine getirmiştir.
Gelecek makalemizde Plutis Servas’ın yazılarına devam edeceğiz.
[6] http://www.peace-cyprus.org/Petitions/petitiontext.html , http://www.stwing.upenn.edu~durduran/yenicag/imza/imzaold.html
[7] http://www.stwing.upenn.edu/~durduran/hamambocu/authors/tdr/tdr2_19_2001.html
[8] Turkish Cypriot plans appeal to European court over inability to vote
By Jennie Matthew
A TURKISH Cypriot man living in the south is on track to take Britain, Greece, Turkey and Cyprus to the European Court of Human Rights for not allowing him to vote in this month's parliamentary elections, if the Supreme Court in Nicosia rejects his case. His lawyer, Sotiris Drakos, yesterday applied to the President of the Supreme Court to hear the case in order to wrap up a verdict before the general elections on May 27.
He expects an answer to his letter today. If the Supreme Court rejects these conditions, then Drakos will petition Interior Minister Christodoulos Christodoulou to postpone polling day until the case has been concluded.
Turkish Cypriots living in the south are disenfranchised under the current political situation, given that the Constitution only allows Greek and Turkish Cypriots to elect their own representatives, on a ratio of 7:3. But since the Turkish Cypriots pulled out of the constitution in 1963 in protest at Greek Cypriot demands to introduce amendments, all aspects relating their affairs have gone untouched, and Turkish Cypriots living in the south have had no parliamentary representation.
If the Supreme Court rejects the suit, then Drakos will take the case straight to the European Court. "I am preparing the appeal against the government, the UK, Greece and Turkey because they did not keep their promises and obligations according to the Constitution," Drakos told the Cyprus Mail. He said the case would commit the events of 1963 and 1974 to legal history, which would be a vital step in Greco-Turkish relations and reflect the negotiations in the Cyprus problem. His client, who has been living in the south all his life, brought the case to his attention at the beginning of this year.
Drakos has also filed a case at the European court on behalf of a Turkish Cypriot, who was forced to go abroad to get married, after Turkish Cypriots were left out of a 1990 amendment that permitting civil ceremonies for Greek Cypriots.
(c)2001 Cyprus Mail
[9] alıntı 13 Mayıs, 2001, Kıbrıs Gazetesi: Cumhurbaskani Denktas, Rum Kesimi'nde yeni bir oyun oynandigina isaret ederek, Rum Kesimi'nde yasayan Türklerden birinin, "seçim hakki istiyoruz" dedigini ve Rumlarin da, "Anayasada ayri seçim hakkiniz var, onun için veremeyiz, biz anayasayi degistiremeyiz" karsiligini verdigini anlatti. Bu kisinin Rumlar tarafindan kullanildigina isaret eden Denktas, Rumlarin, bunca yildir uygulamadiklari anayasaya sarildiklarini ve söz konusu kisiye yol göstererek, "Insan Haklari Mahkemesi'ne gitmesi gerektigini" söyledigini belirtti. Denktas, "Rumlarin bu sekilde, kisiye oy hakki çerçevesinde, azinligi kabul eder sekilde, hak vermek suretiyle, toplumsal demokratik haklarini ortadan kaldirma oyununu oynadiklarini" söyledi.
[10]Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının ilgili bölümü: "In this connection, the respondent Government maintain that the Turkish-Cypriot authorities in northern Cyprus have pursued the talks on the basis of what they consider to be already agreed principles of bi-zonality and bi-communality within the framework of a federal constitution. Support for this basis of negotiation is found in the UN Secretary-Generals Set of Ideas of 15 July 1992 and the UN Security Council resolutions of 26 August 1992 and 25 November 1992 confirming that a federal solution sought by both sides will be bi-communal and bi-zonal."