Hayvanlar Adası, 15 Mayis 2002
Turgut Durduran
Vicdani Retçiler Günü
15 Mayıs dünya vicdani retçiler günü. Pek kutlayan var mı bilemeyceğim zaten hala daha karar veremedim bu kadar çok ".... günü" bolluğuna gerek var mı. Ama bu vesileynan konu hakkında bir kaç laf etmek isdedim. Burda bahsedeceğim askerler kurşun askerler. Dünyadaki ve evrendeki gerçek ordularnan, askerlernen olabilecek benzerlikler sadece rastgeledir. Yanlış anlaşılmasın.
Herhalde görünen köy kılavuz isdemez benim askerlik "ödevine", genel olarak askerliğe, savaşa, militarizme ve şiddete sıcak bakmadığımı söylememe gerek yok. Sadece devlet elinden çıkan şiddete değil devletin muhaliflerinin yaptığına da sıcak bakmam. Özgürlük uğruna gerilla savaşı yaparık diye ortaya çıkan herkese otomatik aferin çekmem. Önce şiddet kullanmadan direnmeyi, sivil ittaatsızlığı denediler mi? Yaptıkları gerilla savaşı "insancıl" mı? Neyse, konuyu çok dağıtmayım. Kısacası başkasını yaralamayı, öldürmeyi, şiddet kullanarak başkalarından çıkar elde etmeyi, mallarını almayı doğru bulmuyorum. İnsanlara önce kendi isdekleri dışında --- seferberlik, mecburi askerlik gibi --- bunu yapmayı öğretmeyi, buna zorlamayı doğru bulmuyorum. Sonra bu metodları kullanarak "müdafaa" adı altında savaşanlara da aferin çekmiyorum. Afganistana veya Filistinlilere saldırmanın kendini savunma kapsamına girdiğine kimse ikna edemedi beni daha.
Vicdani ret bir çok yerde dini nedenlerle sınırlı -- en azından pratikde. ABD'de ( http://www.sss.gov/FSconsobj.htm ) vicdani retçi olabilmek için yerel bir makama inançlarına nasıl ulaştığını ve onların hayatını nasıl yaşadığına nasıl etki ettiğini anlatan bir mektupla başvurması gerekli. Bunu yaptıkdan sonra bir sürü duruşma hatta gerek olursa istinaf yapması gerekli. Birisinin bu statüye girmeye yazılabilmesi için inançlarının dini olması gerekli değil, etik veya ahlaki olabilirler. Ancak politik, kişisel çıkar gözeden amaçlar kabul edilmez (yani birisi "Amerikan ordusu vahşidir, binlerce insanı öldürüyor" ya da "Ben Afgan orijinliyim, benden akrabalarımı öldürmemi bekleyemezsiniz" deyemez). Ayrıda bu iddiayı yapmadan önceki yaşantısı da o anki görüşlerini gösteriyor olmalı. Ayrıca gerekirse buna tanıklık edecek insanlar filan bulması gerek. Yani sokaktaki "Joe" eğer Yehova şahitlerinden filan değilse veya hayatını bu tür bir amaca yönelik aktivitelere harcamazsa bu statüye girmesi çok zor. Toptan retçiliğe ise geçit yok. Savaşan veya savaşmayan askeri hizmeti ret ettiğini kanıtlamayı başaranlar sivil devlet işlerine katılmak zorunda. Yani eğer birisi askerliğe karşıysa, savaşa karşıysa indirek olsun savaşı destekleyen bir hizmeti yapmak zorunda kalabilir. Bu tür bir argümanı kullanıp vergilerini ödemeyenler var mesela en azından bir kısmını kendi yaptıkları hesaba göre kısıp, yardım kuruluşlarına verenler var. Bunlar sürekli olarak dava ediliyorlar, cezalandırılıyorlar. Bazı bilgiler için: http://www.nwtrcc.org/ .
Avrupa Birliğinde durum daha iyi ama aşagı yukarı (http://www.terra.es/personal/beoc.ebco/) orda da vicdani retçiler ikinci sınıf insan muamelesi görüyorlar. Savaşmayı, askerliği kabul etmemeleri kanıtlamayı gerektiren, zorluklar gerektiren birşey.
Son günlerde "İsraildeki refusnikler" lafı sıkça geçmekde. İsrail ordusunun parçası olmayı ret edenler. Aralarında yıllarca Filistinlilere kurşun sıkmış, onların kemiklerini kırmış olanlar da var. Artık yeter diyorlar. Mesela oğlu gitmeyi reddeden bir annenin sözlerine bakın:
"En başından beri biliyordum ki, Yinnon'un kararı kendinden ve hepimizden çok daha büyüktü. İsrail, kadınların ve erkeklerin doğup, varolabilmelerini savaşı sürdüren bir makinede taraf olarak ispat etmek zorunda oldukları bir ülke. On sekiz yaşında askere gitmek, ergenlikten yetişkinliğe uzanan yolda bir tören gibi kabul ediliyor. Bu statükoya meydan okumak neredeyse hiç duyulmamış bir şey. Ve sonradan fark ettik ki, hiç duyulmamış olması aslında üzerine hiç konuşulmadığı anlamına geliyor. Askere gitmemek tamamen bir tabuydu, kulaktan kulağa konuşularak ve toplumdan dışlanarak örtbas edilmişti. Aile dışından biriyle, Yinnon'un tercihi hakkında sohbet etmeyi ilk kez denediğimde, bazı nedenlerle fısıldayarak konuştum. Sanki duvarların neler söylediğimi duymasından ve bu konuyu yaymasından korkuyordum." (http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=1&ArsivAnaID=7305&ArsivSayfaNo=1 )
Tanıdık değil mi bu söylenenler? Filistinliler de Hammas'ı, intahar bombacılarını red ettiklerinde, Arafat'ın kokuşmuş "polis" örgütüne muhalif olduklarında içlerinden böyle şeyler geçmiyor mu acıba?
Vicdani ret insan haklarına girer, düşünce özgürlüğünün, inanç özgürlüğünün bir parçasıdır demekle bitmiyor hikaye. Ret etmek isdeyenin hayatını zorlaştırdıkdan sonra nasıl özgürlük olur? Sanki suçlu gibi yargılandıktan, binbir kanıt ortaya atıp da sonunda başka hizmete zorlandıkdan sonra özgürmü vicdani retçiler? Neyse en azından bir günleri var onu da böyle şeyleri ortaya atmaynan geçirmeyim. Kutlu olsun vicdani retçiler günü deyip yazmaya devam.
Kahraman Türk ordusunun koruması altında ve vatani hizmet yaparak mücahit olmaya hevesli Kıbrıs Türk gençliği olarak bizim bu tür şeylere ihtiyacımız yok tabii. Bizim üzerimizde hükümranlık iddiasında bulunan Kıbrıs Cumhuriyeti zoraki olarak AB'nin vs baskısıynan anayasasında yasa geçirilsin denen vicdani retçiliği uygulamaya çalışıyor ama bu statüye girmek isdeyenlerden duyduğum kadarıynan astarı yüzünden pahalı. Anaları (!) Yunanistana bile gidip pekiştirme yapma diye piknik yapmak daha kolay sonuçda. Bizim anamızda böyle şeyleri yazmak bile suç. Sınır Tanımayan Gazeteciler generalin resmini basın özgürlüğünün düşmanı diye sergileyince ellerinde olsalar Fransayı fethe kalkacak olanlardan başka ne beklenir zaten? Onun için biz Avrupadakileri eleştirelim da gerisine karışmaylım. Zaten Avrupa öcü değil mi? Birazda bundan dolayı kötülensinler.
Sakın ola halkı askerlikden soğutmaya çalıştığımızı zannetmeyin. Kurşun askerlerden bahsediyorum. Zaten kurşun zararlı bir madde zehirlenmeye yol açabilir. Çocuklarınıza kurşun asker almayın! İnanmazsanız tanıklar var çocukluğum oyuncak silahlarnan, savaşdan kalma bozuk bazukalarnan, televizyonlarda (Gözbebeklerimiz programında) "Pusu" kurup bir avuç Türkün onbinlerce düşmanı nasıl alt ettiğini anlatan şiir okumaynan geçdi. Her resmi geçide babamın omzunda katılıp, her fener alayında balkonda oturup askerleri seyrettim. Osmanlı akıncılarını anlatan romanları onlarca defa okudum. Osmanlı padişahlarının hayatlarını, zaferlerini ezbere bilirdim çocukken. Sokaklarda "Ceddin deden, neslin baban" söylerek gezerdim. Her pazar aile dostumuz rahmetli Yüksel Kanatlıyı -- "İhtiyarı" -- Saray Otelden alıp bizim eve götürmeye toplar, tüfekler, el bombarıynan giderdim. Ortaokulda -- artık olmayan -- "Fun Fair" de kıyafet yarışmasına "Savaş ve Barış" skeçi yaparak katıldık, ben savaş rolünü oynadım. En eyi çizmeyi bildiğim resim Galaktikanın savaş gemileriydi. Benden daha militarize çocuk bulmak golay mı sandınız? Çıkıp vicdani retçiyim desem bunları gösderip yalançılığımı (!) kanıtlarlar herhalde!
Sen doğar doğmaz dikilirler tepene,
işler ömrün boyunca durup dinlenmeden yalan
değirmenleri,
büyük hürriyetinle parmağın şakağında düşünürsün vicdan
hürriyetiyle hürsün!
Başın ensenden kesik gibi düşük,
kolların iki yanında upuzun,
büyük hürriyetinle dolaşıp durursun,
işsiz kalmak hürriyetiyle hürsün!
En yakın insanınmış gibi verirsin memleketini, günün birinde, mesela,
Amerika'ya ciro ederler onu seni de büyük hürriyetinle beraber,
hava üssü olmak hürriyetiyle hürsün!
Yapışır yakana kopası elleri Valstrit'in, günün birinde, diyelim ki,
Kore'ye gönderilebilirsin, büyük hürriyetinle bir çukura
doldurulabilirsin, meçhul asker olmak hürriyetiyle hürsün!
Bir alet, bir sayı, bir vesile gibi değil insan gibi yaşamalıyız dersin,
büyük hürriyetinle basarlar kelepçeyi,
yakalanmak, hapse girmek, hatta asılmak hürriyetinle
hürsün
Ne demir, ne tahta, ne tül perde var hayatında, hürriyeti seçmene lüzum yok
hürsün.
Bu hürriyet hazin şey yıldızların altında.