Turgut Durduran|Ana Sayfa


Hayvanlar Adası, 3 Mayis 2001
Turgut Durduran

Damdaki Kemancılar ve Gönüllü Kulluk

“Damdaki kemancı. Çılgınlık değil mi? Ama bizim bu küçük köyümüz Anatevka da hepimiz birer damdaki kemancıyız. Boynumuzu kırmadan basit, mutlu bir ses çıkarmaya çalışıyoruz. Bu tehlikeliyse niye damdayız peki? Bunu size bir kelimeyle açıklayabilirim: Gelenekler!”

--Tevye[1]

Damdaki Kemancı müzikalinin ilk dakikaları. Anatevka da hepimiz damdaki kemancılarız. Peki neden bunu kabul ediyoruz? Niye burda yaşamaya devam ediyoruz? Evet hayatlarını zor koşullar altında sürdüren insanların hikayesi bu. Çardan bir emirle yerlerinden edilen bu insanlar neden Anatevka da kaldıklarını gelenekleri, atalarının orda yaşaması ile anlatıyor. Hassas bir dengede damda keman çalıp dans eden insanlar.

Evet bizlerda damdaki kemancılarız. Yarın ne olacağı belli olmayan bir yerde damdan dama atlayıp keman çalıyoruz. Daha iyi bir gelecek isteyen yüzlerce kemancı da dünyanın değişik yerlerine "iyi kitapda" anlatıldığı gibi göç ediyor. Kimisi zor koşullarda kimisi rahat koşullarda hayatlarına devam ediyorlar.

Bizim gibi inatçi kemancılarda “mücadele” etmeye devam ediyorlar. 1 Mayıs geldi geçdi. Meydanlar dolmuş “bu memleket bizim” diye bağırmış kemancılar. Bu memleket bizim. Bizim geleneğimizin bir parçası Kıbrısta yaşamak ve Kıbrıslı olmak. Bunları Sam Amcanın diyarından yazar olsam da daha göç ettim diye saymam gendimi.

“Gönüllü Kulluk” edenlerimiz de var. Bir dava lafı duddurdular giderler ama davanın esas “Damdaki Kemancı” olmak yerine rahat yaşamak, insanca yaşamak olduğunu unudmuşlar. Akıllarına sadece bir argüman olarak geliyor. Ben fakir olmak isdemem, ben demokrasi isderim deyenler da hain, istenmeyen adamlar.

Bakın 1562’de Etienne de La Boétie neler söylemiş Gönülllü Kulluk[2]üzerine:

“Zavallı sefil insanlar,akılsız halklar,kötü durumlarında kalmak için direnen ve iyiliklerini göremeyen uluslar! Sizler gözünüzün önünde, en güzel ve en parlak kazançlarınızın götürülüşüne, tarlalarınızın yağmalanmasına, evlerinizin ve eşyalarınızın çalınmasına seyirci kalıyorsunuz. Öyle bir yaşam sürüyorsunuz ki, hiç bir şeyin size ait olduğunu söyleyebilecek durumda değilsiniz. Şimdi, mallarınıza, ailelerinize ve yaşamlarınıza yarım yamalak bile sahip olmak, size büyük bir mutluluk gibi gözüküyor. Tüm bu zarar, bu kötülük, bu yıkım size düşmanlardan gelmiyor; hiç kuşkusuz düşmandan, yani öylesine yücelttiğiniz, uğruna cesaretle savaşa gidip kendinizi ölüme atmaktan çekinmediğiniz o kişiden geliyor. Size böylesine hakim olan kişinin iki gözü, iki eli, bir bedeni var ve herhangi bir insandan başka bir şeye sahip de değil. Yalnızca sizden başka bir şeyi var: O da sizi ezmek için ona sağlamış olduğunuz üstünlük. Eğer siz vermediyseniz, sizi gözetlediği bu kadar gözü nereden buldu? Sizden almadıysa, nasıl oluyor da sizleri dövdüğü bu kadar çok eli olabiliyor? Kentlerinizi çiğnediği ayaklar sizinkiler değilse bunları nereden almıştır? Sizin tarafınızdan verilmiş olmasa üzerinizde nasıl iktidarı olabilir? Sizinle anlaşmadıysa sizin üstünüze gitmeye nasıl cesaret edebilir? Kendinize ihanet etmeseniz, sizi öldüren bu katilin yardakçısı olmasanız ve sizi yağmalayan bu hırsıza yataklık etmeseniz o ne yapabilir? Zarar versin diye meyvalarınızın tohumunu dikiyorsunuz. Hırsızlıklarına eşya sağlamak için evlerinizi doldurup döşeyip, kızlarınızı da şehvet tutkusunu tatmin etsin diye yetiştiriyorsunuz. Çocuklarınızı onlara yapabileceği en iyi şey olan savaşlarına götürsün diye, katliama götürsün diye, onları tutkularının uşakları ve intikamlarının uygulayıcıları yapsın diye büyütüyorsunuz.Derin haz duygularını incelikle ele alabilsin ve pis ve rezil eğlencelerinin içinde yuvarlanabilsin diye ölesiye çalışıp bitkin düşüyorsunuz. onun daha güçlü ve sert olması ve böylece dizginleri daha da sıkması için kendinizi zayıflatıyorsunuz. Hayvanların bile sezinleyemeyeceği ya da katlanamayacağı tüm bu kötülüklerden kurtulabilirsiniz.Bunun için kurtulmaya çabalamanız gerekmez, yalnızca kurtulmak istemeniz yeterli olacaktır. Kulluk etmemeye karar verdiğiniz an özgürsünüz demektir.”

Her söyleneni kelimesi kelimesine almazsanız verilen mesaj çok açık. 16.yy’dan beridir bu yazı ortada ders almışa benzemiyoruz ama. Bakın insan hakları evrensel beyannemesinin önsözü ne demiş:

“İnsanin zulüm ve baskıya karşı son çare olarak ayaklanmaya mecbur kalmaması için insan haklarının bir hukuk rejimi ile korunmasının esaslı bir zaruret olmasına”

Yani ayaklanmaya mecbur olabilir insanlar. Ben “non-violent action” yani şiddet kullanılmadan yapılan eylemleri desteklerim. Ayaklanmanın da şiddet kullanılmadanı olur!

Bizim adacıgda nasıl yürür bu işler? Mesela Birleşmiş Milletlerin Sivil ve Politik Haklar ile ilgili yayınladığı anlaşmada

“Evrensel insan hakları beyannamesine uygun olarak özgür insanların sivil ve politik özgürlükler ve korkudan özgür olmalarının sadece herkesin sivil, politik, ekonomik, sosyal ve kültürel haklara sahip olmalarından geçtiğini anlarız.” [3]

der. Yani insanların korkudan özgür olmaları gerek. Bizim liderliğimizin bütün politikası güneyden gelen bir elin bizi yakalayıp yemeye hazır olması üzerine kuruludur. Halkını korkutmak üzerine kurulu bir devletin “herkesin sivil, politik, ekonomik, sosyal ve kültürel” haklarını vereceğine inanabilirmisiniz? İnanırsanız da Avrupa gazetesi casusluk olayı, KTÖS olayı, St Barnabas baskını, seçimler, batan bankalar, yenilen Kıbrıs liraları ve daha neler aklınızın neresinde otururlar da bu inancınızı sarsmazlar? Yoksa “gönüllü kulluk” sizin için uygun bir şey mi? Okuyun başka neler yazar bu dökümanda[3]. Hazır “gazete” lafını kullanmışken bir da medyanın dünyada demokrasi, insan hakları ve barış için neler yapması gerektiği hakkında UNESCO’nun ne dediğine bakalım; [4]

“Düşünce, düşünceyi açıklama ve bilgi alma özgürlğklerinin olması ve verilen bilginin tüm görüş açılarını yansıtması için, yayınlanacak bilgileri yayınlamak ve seçmek pozisyonunda olanların barış, enternasyonal hoşgörü, insan haklarının yayılması için ırkçılık, apartheid ve savaş çığırtkanlığına karşı önyargılı davranmaları gerek.”

Doğru tercüme etmemiş olabilirim. Söylenen yayıncıların, devletlerin insan hakları, barış ve benzeri şeyler için bir önyargıya olmaları gerektiğidir. Savaş çığırtkanlığına karşı çıkmaları gereklidir. Tamam bu bir anlaşma değil ama gene da okuyun bu dökümanı da. Bakın BRTK’ya ne kadar çok benzer(!) orda anlatılan medya. Hamamböcülerinde bunlara uymazsag başımıza vurmayı da unudmayın!

Daha neler neler var. “Bu memleket bizim” ve “talimatla yönetilmeye hayır” deyince neye sahip çıktığımızı, neyi değiştirmek istediğimizi onlarca insan hak ve özgürlükleri dokümanından okuyabilirsiniz. Uygulamak da bize düşer. Gelenekler yüzünden damdaki kemancılar olmamıza veya gönüllü kulluk yapmamıza gerek yok. Nelerin yanlış olduğunu ve onların değişmesinin herkesin yararına olduğunu görmek için dünyaya at gözlükleriynan değil basit ve değişmez prensiplerden bakmamız yeter. Hayvanlar aleminin üyeleri olarak diğer hayvan kardeşlerimizden gendimizi üstün görsek ve “cinscilik” yapıyor olmuş olsag da gendimize gene gendimizin goduğu prensipler ışığında saygı göstermeden insanca yaşıyoruz dememiz zor. Umarım gün gelir ki bu bencillikden vazgeçip Kıbrıs eşeğinin da haklarına bu kadar önem verebilecek hale gelirik. Ama o gün gelene dek özgür olma isteğiynan efendilere kulluk yapmadan yaşamaya çalışalım!

Anlayan anlar demeyi çok severim bilirsiniz. ANLAYAN ANLAR!


[1]Orijinal alıntı:
"A fiddler on the roof. Sounds crazy no? But here in our little village of Anatevka, you might say everyone of us is a fiddler on the roof, trying to scratch out a pleasant simple tune without breaking his neck. Why do we stay up on the roof if it is so dangerous. That I can tell you in one word...Tradition! Because of our traditions we've kept our bonds for many years. Here we have traditions for everything - how to sleep, how to eat, how to work, how to wear our clothes. For instance we always keep our heads covered and always wear our little payer shawls. This shows our constant devotion to God.

You may ask - how did this tradition get started? I'll tell you.... I don't know. But it's a tradition and because of our traditions everyone of us knows who he is and what God expects of him."

-Tevye

[2]Alıntı: href="http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=6&ArsivAnaID=415&ArsivSayfaNo=1 ve http://www.buildfreedom.com/tl/tl06.shtml

[3] “Recognizing that, in accordance with the Universal Declaration of Human Rights, the ideal of free human beings enjoying civil and political freedom and freedom from fear and want can only be achieved if conditions are created whereby everyone may enjoy his civil and political rights, as well as his economic, social and cultural rights,” http://www1.umn.edu/humanrts/instree/b3ccpr.htm

[4] “In order to respect freedom of opinion, expression and information and in order that information may reflect all points of view, it is important that the points of view presented by those who consider that the information published or disseminated about them has seriously prejudiced their effort to strengthen peace and international understanding, to promote human rights or to counter racialism, apartheid and incitement to war be disseminated” http://www1.umn.edu/humanrts/instree/d3dfpmms.htm


Turgut Durduran|Ana Sayfa