Hayvanlar Adası, 16 Temmuz 2003

Turgut Durduran

 

Askeri Düzende Öğrenci Olup da "Adam Olmamak"

Az önce televizyonda haberleri seyrederken bir haber dikkatimi çekti. Bir eyaletin (ABD'de) devlet okullarında mecburi olarak her gün Amerikan milli marşının okunmasını Yüksek mahkeme ifade özgürlüğüne ayrıkı buldu.Dolayısıyla bu konudaki yasa kaldırılacak. Tabii savunucularının istinafları bittikden sonra. Haberlerde konuşan öğrenciler bizim ifade özgürlüğümüzün olması demek ifade etmeme özgürlüğümüz olduğu anlamına da gelir dediler. Yani bizim askeri kafaynan aldığımız eğitimde "tamam sen isdediğini söylersin ama her sabah Andımızı, haftada iki defa İstiklal marşını okumak zorundasın" deyenlerin söylediklerine bir cümleyle cevap vermiş oldu bu öğrenciler. Aslında Bush ve takımının suratına da bir şamar bu ama ayrı bir konu.

Hatırlarım, ortaokulda ikinci sınıfken İngilizce dersinde üniformalar gereklimi değilmi gibilerden bir konuda kompozisyon yazmamız istenmişdi. Orda sert bir şekilde üniforma geymenin kişiliğimizi azalltığını, gereksiz olduğunu ve eğer öğrenci olmak için, adam gibi olmak için (gayet seksist bir şekilde utanmadan hocalarımız bize böyle bir açıklamayı sunuyorlardı. Adam gibi olmak gerekirmiş veya hanım gibi ama ikincisini nedensa kullanmak bir çoğunun aklına gelmezdi.) üniforma geymek gerekirsa o zaman öğretmenlerinda geymeleri gerektiğini ve sekreterlerden farklı görünmeleri gerektiğini iddia etmişdim (şimdi düşününca böyle bir argümanı zayıf buluyorum). Öğretmenimin kompozisyonuma olan yorumu "peki niye sekreterler da geymesin?" şeklinde olmuşdu. Benim zayıf argümanıma benzeri bir argümanla cevap veren ve aslında bütün toplumu sınıf sınıf, meslek meslek damgalamak anlamına gelen bir yorumu yapan öğretmenim bizim eğitim sistemimize güzel bir örnek teşgil ediyordu. Aslında çok sevdiğim, gerek genç olmasından gerekse öğrencileriyle komutan-er ilişkisi yerine dostça bir ilişki kurduğundan zevkle dersine gittiğim bir öğretmenimdi bunu yapan. Kişiliğimizi başkalarıyla eşleşdirmeye çalışan bu üniforma alemi ve ifade özgürlüğün ne ilgisi var diyebilirsiniz. Aslında çok yakından ilgililer. Saçını uzatıp bir isyanı dile getirmek isteyen erkek öğrenciler, saçını kökden kazıyıp kadınlara yapılan ayrımı bir şekilde protesto eden kadınlar, göğsüne bir rozet takıp "savaşa hayır" diyecek öğrenciler, pahalı elbiseleriyle, kısa etekleriyle hava atmak isteyenler, hepsi toplu halde ayni kefeye konup bu ifadeyi yapmaları kişiliklerinin oluştuğu, erişkinler gibi düşünmeye başladıkları yıllarda engelleniyor. Fakir öğrenciler kendilerini kötü hissetmesin diye böyle yapıyoruz gibilerden açıklama geçiren hocalarımız da acıba niye bu toplumda çocuğuna utanmaycağı, rahat olabileceği giyecekler alamayanlar var diye düşünüyorlar mı bu açıklamayı yaparken? Politikada aktif, sendikacı öğretmenlerim bile okulda, ya isdereyerek ama herhalde istemeden bu askeri düzenin parçası olmak zorunda kalıyorlar. Filistinli bir öğrenciye dünyanın her yerinde mücalelerinin simgesi olan atkıyı çıkarttığında belli bir haz duyduğu yüzünden belli olan aşırı milliyetçi bir öğretmenimiz bize bir yıl boyunca enklavlarda nasıl yaşadığımızı, kendi deyimiynan "Rum'un" nasıl bize eziyet çektirdiğini, "Türküm" demekden korkar hale geldiğimizi anlatmakdan utanmıyor. Ayni öğretmen Türkçe bilmeyen Polonya kökenli bir öğrenciye 10 dakika Türkçe nutuk attıkdan sonra onu kapı dışarı etmekden de utanmıyor. Bunu sakın kişisel olarak algılamasın kimse. Sorun sistemde. Sorun militarist kafanın öğrenciden, öğretmene herkese baskı kurmasında.

Daldan dala atlıyorum her zamanki gibi. İfade özgürlüğü demişdik. Bir öğrenciye öğretmen annesi tarafından fors kullanıldığı ayyuka çıkınca protesto eden arkadaşlarımla okul müdürünün odasına çağrılıp "sizin için yazdığımız referans mektuplarını geri çekeriz. Aslında hiçbiriniz aldığınız notları hak etmediniz" diye fırça yediğimizde ifade özgürlüğü yokdu ortada. Barbarlık müzesine gitmeme gibi bir seçeneğimiz de yokdu. Bırakın haftalık İstiklal marşını okumayı, 21 Aralık'da ne güne düşerse düşsün okula gitme zorunluluğu, hastayken öksürdüm diye mecburi olarak katıldığım törenden atılmalar geçdi hayatımızda. Yani ifade etmeme özgürlüğünü bırak zornan ifade ederken en basit bir hastalığa karşı bile saygı yokdu. Öğrenci demek o gün sıraya girip tek bir ağızdan marşlar okuyan, konuşmalar dinleyen bir piyon demekdi. Hasta olabilen bir insan değil.

O marşları okumasaydık kesinlikle "adam olamazdık" herhalde. Hele o üniformayı geymeseydik? Beş yıl her gün And içmeme rağmen, haftada en az iki kere İstiklal marşı söylememe rağmen aklımda sadece dalga geçtiğim bölümleri kaldı. Din dersi için zornan ezberlediğimiz Arapça süreler bile daha ilginç geldikleri için aklımdalar. Hiç bir gün üniforma kurallarına sabahdan okul çıkışına kadar sürekli uymadığımdan sürekli bahsederim. Yarı bilinçli bir şekilde belki de bunları protesto ediyordum. Şimdi keşke daha bilinçli yapsaydım diyorum. Çok şanslıydım aslında, ailemda bunlara inanmıyordu. Onun için eve gelip "bu gün bilmem kim hoca paslı makasnan saçlarını keserim ha dedi" diye anlattığımda bazı arkadaşlarım gibi azar işitmek yerine "sıkıysa yapsın bakalım" derdi annem.

Adam oldum mu? Bilemeyceğim. Bu eğitim sisteminin militarist bir nesil yetişdirme amacına kötü örnek olduğum kesin. Eğer bu "adam olmak" beden eğitimi diye uygun adım marş yapmayı iyi bilmek, Andımızı her sabah kalktığında söylemeksa olmadım. Olmamaknan da gurur duyuyorum.

Kulakları çınlasın bu sistemi kuranların, sürdürenlerin. Benden sonra gelen daha genç dostlarımın Kıbrıs'da yaptıklarını, yazdıklarını, kurduğu örgütleri gördükçe kıs kıs gülüyorum, istisna değilmişim diye.

İfade özgürlüğü demek ifade etmeme özgürlüğü da demekdir. Bunu unutmayın. Yurdunu sevmek marş okumaknan olmaz.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org