Turgut Durduran|Ana Sayfa


Hayvanlar Adası, 28 Temmuz 2002
Turgut Durduran

"ABciler" ve İnsan

Şimdi yeni moda oldu ABciler, ABci olmayanlar tartışması başladı. Solcudan ABci olurmuymuş, emperyalist bir örgüte girmeyi destekleyebilirmiymiş solcular deyerek en solcu benim yarışı yapılır. Öbür tarafda Blair-Schroeder yazısını okumuş gibi görünen (büyük ihtimal okumadılar ama maksat öyle görünmek) "yeni sol", "3.yol" makyajını yapmaya çalışanlar ve sağın ortasında olup "Avrupalı sağcı" pozuna girmeye çalışanlar var. Onlarda hem "milli" konularda çizmeyi aşmamaya hem de ABye yaklaşmayı nasıl başarmalı diye uğraşırlar. Anamızdan ve "düşman gardaşımızdan" öğrendiklerimizi gendimize uygulamayı da sevdiğimiz için Kıbrıslı Türkler da bu gonuşmaların içine girerler. Amma bunların arasında önemli olan İnsanlarımıza nasıl refah getiririk, onların özgürlükleri, hakları nasıl ilerler gibi şeyler dumanların arasına karışıp kaybolurlar.

Bu lafları ettikten sonra geleyim konuma. Türkiyede "DSP depremi" olunca Radikal'da ard arda yazılar yayınlandı ve "AB'ye uyum yasaları" hakkında görüşler ortaya atıldı. Yukardaki tartışmalarda ve Türkiyeye daha özel politik, milli, dini çekişmelerin arasında kaybolan İnsan bu yazılarda kendini göstermeye çalışdı. Vakit darlığından kendi yorumlarımı uzun uzadıya yazamaycağım. Son zamanlarda adet edindiğim gibi tamamıyla değilse da biraz olsun katıldığım bu yazılardan bir kaç tanesini buraya aktaracağım. Bence bazı önemli prensipleri, hakları ve özgürlükleri bazı çevrelere kabul edilebilir hale getirmek için kenara itselerda İnsan'nın hayatına getirebileceği gelişmeler için bunlar önemli adımlardırlar. Bunlar mücadelenin sonu değil bir adımı olabilirler, bunu da unutmamalıyız.

Düşünün ve Kıbrıslının da anasının da İnsanları için ABnin parçası olmak ne yarar getirir diye kafanızı kurcalayın. (http://www.europarl.eu.int/factsheets/2_3_0_en.htm adresinde özeti var bazı hakların.)

İşte Radikal'dan bir kaç yazı.


http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=44609&tarih=26/07/2002

En az dört eksik daha var
İsmet Berkan

AB siyasi kriterlerine uymak için, eldeki pakete dört madde daha eklenmesi şart

26/07/2002 (779 defa okundu)

Anavatan ve Saadet de dün önergesini verdi, Meclis'i pazartesi günü 14 maddelik Avrupa Birliği çerçeve yasasını görüşmek üzere toplantıya çağırdı. İnşallah Meclis Başkanı Ömer İzgi bu toplantı çağrısını kabul eder; çünkü pek çok kişiye göre bir çerçeve yasayla Meclis'i olağanüstü toplantıya çağırmak mümkün değil.
Her ne olursa olsun, dün de yazmaya çalıştım, mesele 'önce seçim, sonra AB' ya da 'önce AB, sonra seçim' şeklinde bir sıralama yapma meselesi değil. Mesele
siyasi irade meselesi.
Bildiğim kadarıyla ANAP ve MHP dışındaki partiler Pazartesi günü Meclis açıldığında genel kurula bir önerge verip Meclis'in normal çalışma düzenine geçmesini isteyecekler. İşte bu önergenin oylaması gerçek samimiyet testi olacak, başka hiçbir şey değil. ANAP bu yasaları çıkarmakta çok istekliyse önergeyi de destekler, olur biter.
Meclis normal çalışma düzenine girdiğinde ANAP ve SP'nin ortaklaşa teklifi muhtemelen dörde bölünecek. Çünkü 14 maddelik çerçece yasanın bazı maddeleri Anayasa ve Adalet komisyonlarını, bazıları İçişleri Komisyonu'nu ve bazıları da Bütçe Plan Komisyonu'nu ilgilendiriyor.
Bunlar işin yasa çıkarma tekniğiyle ilgili yanları, böyle şeylerin çoğunlukları ilgilendirdiğini de sanmıyorum ama işin içinde iş var: 'Önce AB yasaları' dediğinizde
gerçekten de seçimi 3 Kasım'a yetiştirmek zorlaşıyor.
Diyeceksiniz ki, "AB yasaları çıksın, seçim gerekirse aralık başında yapılsın." Ben de aynı fikirdeyim ve Türkiye'nin AB hedefine yaklaşmasını seçimden daha önemli buluyorum. Ama bir de madalyonun öteki yüzü var: Bugün Türkiye'nin bir hükümeti yok ve bürokrasisi de durmuş bulunuyor. Mevcut ekonomik kriz şartlarında hükümetsizlik halinin uzaması, bu arada Amerika'nın olası Irak operasyonu sırasında Türkiye'de hükümetin henüz kurulmamış olma olasılığı vs. hep korkutucu ihtimaller.
Oysa hem seçimi 3 Kasım'da yapmak hem de AB yasalarını çıkarmak mümkün. Yeter ki kayıkçı kavgası bitsin, onun yerine iş yapma isteği gelsin.
Eldeki 14 maddelik paketin hiç kuşku yok ki en önemli maddeleri idam, anadilde radyo-TV yayını ve anadil öğrenme ile ilgili maddeler. Ancak görüldüğü kadarıyla bu üç önemli maddeden birine, yani idamla ilgili maddeye AKP'nin desteği yok. (Bu arada MHP'yi de bütün paketin karşısında diye görmek gerek.)
Bütün partiler resmi tutumlarını bugün belli edecekler ama belki de Yeni Türkiye Partisi'nin önerisini kabul etmek en iyisi: Paketi, 'Üstünde herkesin uzlaştığı maddeler' ve 'uzlaşmazlık olan maddeler' diye ikiye bölmekte fayda var.
O zaman, üstünde uzlaşılan maddeler süratle yasalaşırken öteki maddelerde çalışmak mümkün olabilir ve kim bilir belki onları yasalaştıracak bir siyasi iradeyi bulmak da mümkün olur. Mesut Yılmaz'ın halen ısrarlı olduğu 'Ya hep ya hiç'çi yaklaşım, paketin tamamını tehlikeye sokabilir çünkü.
Kaldı ki, elde var olan 14 maddelik paket, Kopenhag Kriterleri'nin siyasi bölümünün yerine getirilmesine tümüyle yeten bir paket de değil zaten. En azından beş maddenin daha bu pakete eklenmesi gerekiyor.
Neler mi bu beş madde? Hemen sayayım:
1. Dernekler Kanunu'nun 5. maddesinin C bendinde yer alan ve daha önce Radikal'in defalarca manşet yaptığı Alevi-Bektaşi dernekleriyle ilgili sorun yaratan ifadelerin
değişmesi lazım. Mevcut fıkra, TCK 312'nin tekrarı niteliğinde. Oysa fıkrayı, Dışişleri Bakanlığı'nın önerdiği gibi dernek kurma özgürlüğünü genişletici şekilde yeniden
yazmak mümkün.
2. Yine Dernekler Kanunu'nun 6. maddesinin ikinci fıkrası derneklerin yazışmalarında Türkçe dışında dil kullanmasını yasaklıyor. Halen devam eden 'Newroz' davaları bu maddeden ötürü açılıyor. Oysa fıkra, mesela UNICEF Türkiye'nin Birleşmiş Milletler'le
İngilizce yazışmasını da engelliyor. Eğer korkulan valiliklere ya da başka yerlere birilerinin Kürtçe dilekçe vermesiyse, fıkra 'Dernekler resmi yazışmalarında Türkçe dışında bir dil kullanamaz' şeklinde düzenlenebilir.
3. Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kanunu'nun 16. maddesini bir kez daha değiştirmek gerek. Geçen değişiklikte bu maddenin 4. fıkrasıyla oynandı. Ama hâlâ DGM tarafından soruşturulan ve gözaltına alınan kişiler ilk 48 saat boyunca avukatlarıyla görüştürülmüyorlar.
Bu da, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde sürekli mahkûmiyetler almasına neden oluyor. Çünkü, diyelim ağır cezada yargılanacaklar her an avukatlarıyla görüşebilirken DGM'dekilerin bu haktan mahrum
olması adil yargılanma hakkının ihlali sayılıyor.
4. Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 2. maddesine bir fıkra eklenmesi gerek. Bu fıkrayla işkence ve kötü muamele nedeniyle açılacak soruşturmalarda bu kanun hükümlerinin uygulanmayacağı açıkça yazılmalı.
Ancak o zaman Türkiye işkence ve kötü muamele
yapan memurlarını koruyup kolluyor görüntüsünden kurtulabilir, ancak o zaman işkence suçlamaları mahkemelere daha hızlı biçimde ulaşabilir. Kaldı ki, belki de bu kanunun tamamen kaldırılması gerekiyor, bilindiği kadarıyla Avrupa'da ve uygar dünyada memurlarını özel bir kanunla soruşturup yargılayan başka bir ülke yok.
5. Eğer dördüncü maddede yazdığım değişiklik gerçekleşemiyorsa, o zaman Türk Ceza Kanunu'nun işkence ve kötü muameleyi düzenleyen 243. Maddesinin yerini Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni TCK taslağında yer alan 140 ve 141. maddelerin alması gerekiyor. Bu maddelerde işkence ve kötü muamele, yapanın kamu görevlisi olup olmadığına bakılmaksızın suç kabul ediliyor ve 3-6 yıl hapis öngörülüyor. 141. Madde işkenceyi yapanın kamu görevlisi olması halinde cezaları daha da artırıyor.
İşte böyle... Eğer Mesut Yılmaz gerçekten
samimiyse, elindeki paketten son anda Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan bu maddeleri de pakete ekler ve uzlaşmayı öyle arar.
Çünkü gördüğünüz gibi, bu maddeler AB için olmaktan çok aslında bizler için. Bu ülkede bir gıdım fazla demokrasi ve ifade özgürlüğü elde etmek isteyenler için.
 
  -------------------------------------------------------------
  http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=44813&tarih=28/07/2002
  Açlığın başkenti Ankara
Valiliğe 70 bin aile 'açlık başvurusu' yaptı. Sayı 100 bini geçebilir. İşsiz kalan erkekler evi terk ediyor, kadın ve çocuklar perişan

28/07/2002 (250 defa okundu)

FATMA SİBEL YÜKSEK
ANKARA - Siyasiler seçimde yeniden seçilebilmek için taktik peşinde koşarken, başkent Ankara'da 70 bin ailenin 'açlık yardımından' yararlanmak üzere valiliğe başvurduğu ortaya çıktı. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu'na yansıyan rakamlara göre, şu anda Ankara'da en az 350 bin kişi yaşamını sürdürebilecek günlük beslenme imkânına sahip değil. Krizden sonra erkeklerin evlerini terk ettiği, kadın ve çocukların ise açlığın pençesine düştüğü saptaması devletin resmi raporlarına girdi.
 

Sonbaharda artacak
'Fakir fukara fonu' (Fak-Fuk-Fon) olarak bilinen Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu yetkililerinin belirlemelerine göre, 2002 yılının ilk 6 ayında, açlık sınırına dayanan on binlerce Ankaralı aile Başbakanlık ve valiliğin kapısına dayandı.
Geçen yıl 50 bin civarında olan başvuru, ekonomik krizin ve Şartlı Salıverme Yasası'yla cezaevinden çıkanların da etkisiyle altı ayda 70 bine çıktı. Sonbahar aylarında okulların açılması ve ısınma sorununun başlamasıyla birlikte, sefalet yardımı için başvuran aile sayısının 100 bine ulaşmasından endişe ediliyor. Yoksulluk başvurularını inceleyen yetkililer, gittikleri evlerde, içler acısı manzaralarla karşılaşıyor. Ailelerin barındığı harap haldeki evlerin büyük bir çoğunluğunda masa, sandalye, tüpgaz yok. Bazı evlerde sular akmıyor, temizlik maddeleri bulunmuyor, evlerin kapı ve pencereleri ise kırık.
Yasaya göre, herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olanlar bu yardımlardan yararlanamıyor. Ancak Şubat 2001 krizinden sonra yaşanan koşullar, bu kuralı uygulanamaz
duruma getirmiş. Artık, daha önce SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı'na bağlı olanlar ile
işini uzun süreli kaybetmiş bulunanlara da yardım yapılıyor. Yoksulluğun derecesine göre asgari ücretlilere bile yardım yapıldığı oluyor.
 

Yoksullar kanıt peşinde
Sefalet yardımından yararlanabilmek için önce yoksulluğun kanıtlanması gerekiyor. Yardım talebinde bulunmak isteyenler önce mahalle muhtarlıklarından belge alıp valiliğe müracaat ediyor. Yetkililer, yoksulluk başvurusu yapanların durumunu
'yerinde' inceliyor. Bu ailelere öncelikle kira ve eğitim harcaması yardımı yapılıyor. Yerinde incelemeden sonra yoksulluğu kanıtlananlar, yardıma hak kazanmanın sevincini yaşıyor.
 

'Patlama' teorisi çöküyor
Yetkililerin gözlemleri siyasilerin, "Bizde sosyal patlama olmaz, çünkü Türkiye'de çevre dayanışması var" tezini de sarsıyor. Fon yetkilileri, başvuru üzerine yoksulluk tespiti yapmak için gittikleri evlerde bütün mahallenin aynı koşullarda yaşadığına tanık oluyor. Yani, kimsenin kimseye verebileceği bir dilim ekmek bile bulunmuyor. Bazı semtlerde ise yoksulluk adeta bir yazgıya dönüşmüş durumda. Çocuklar yoksulluk nedeniyle eğitim olanaklarından yararlanamayınca meslek sahibi olamıyor. Beslenme yetersizliği yüzünden gelişimlerini de tamamlayamayan bu çocuklar, hayata yoksul olarak devam ediyor.
Fon yetkililileri, ekonomik krizden önce daha önce sınırlı rastlanılan bir olgunun da giderek yoğunlaştığına dikkat çekiyor. Artık babalar giderek artan oranda ekonomik sıkıntı ve çaresizlikten dolayı evlerini bir daha dönmemek üzere terk ediyor. Çocuklarıyla açlığın pençesine düşen kadınlar
ise bir süre direndikten sonra careyi valiliğin kapısına dayanmakta buluyor. 2002 yılının ilk altı ayında zor durumdaki vatandaşlara 13 milyarlık yakacak, 1 milyarlık giyecek ve 22 milyar nakit para yardımı yapıldı.
 
 
  -------------------------------------------------------------
  http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=44803&tarih=28/07/2002
  Demokrasi karın doyuracak
Siyasiler, daha fazla özgürlüğü ve demokrasiyi Türk halkına çok görmezse, devasa bir ekonomik, siyasi ve kültürel güç niteliği taşıyan AB'ye giriş süreci hızlanacak. AB üyesi olup da yoksul kalmış bir ülke yok

28/07/2002 (131 defa okundu)

İSMET DEMİRDÖĞEN
ANKARA - Adalet Bakanlığı ile AB Genel Sekreterliği'nin birlikte hazırladığı, ANAP tarafından TBMM'ye 'yasa teklifi' olarak sunulan 14 maddelik 'demokrasi paketi' beklentileri tam olarak karşılamaktan uzak olsa bile Kopenhag Kriterleri'ni kapsaması bakımından, İlerleme Raporu'nun yazımını büyük ölçüde etkileyebilecek düzenlemeler içeriyor. Paketin yasalaşması, 'ekim zirvesi'nde Türkiye'ye tam üyelik görüşmelerine başlama tarihi verilmesinin öngörülmesi, aralık ayındaki Kopenhag zirvesinde ise bunun karar altına alınması sonucunu doğurabilecek.
TBMM'de seçim kararının gölgesinde kalan ve yasalaşması ancak iktidar-muhalefet işbirliğini gerektiren demokrasi paketi, eksik olmasına karşın İlerleme Raporu'nu ve zirveleri etkileyebilecek düzenlemeler içeriyor. Pakette, kısa vadeli taahhütler arasında yer alan İş Güvencesi Yasası'nın yanı sıra, Alevi-Bektaşi Dernekleri Birliği'ni kapatan düzenlemenin iptalini,
İnsan Hakları Derneği'ne Nevruz resepsiyonu davetiyesinde 'v' harfinin 'w' olarak yazıldığı için kapatma davası açılmasına yol açan 'dil yasağı'na ve DGM'lik suçlarda avukatlarla 48 saatlik görüş yasağına son verilmesi hükümleri yer alıyor. Ancak pakette işkenceci kamu görevlilerine koruma duvarının kaldırılmasını öngören hükümler bulunmuyor. Paketin getirdiği düzenlemeler şöyle:
 

İdam yerine hücrede dokuz yıl
 

Anayasa değişiklikleriyle terör, savaş ve yakın savaş tehdidiyle sınırlanan idam cezaları, terör suçlarında kaldırılıyor.
İdam yerine 'müebbet ağır hapis' cezası verilecek. Yeni metinde, verilmiş cezalarla verilecek cezalar arasında infaz bakımından farklılıklar bulunuyor. Buna göre haklarında verilmiş idam cezaları müebbete dönüştürülen hükümlüler infaz indirimi ve şartla salıvermeden yararlanamayacak. Hükümlüler altı, terör suçlarından hükümlüler ise dokuz yıl hücrede tek başlarına kalacak. Terör hükümlüleri ayrıca 'ömür boyu' cezaevinde kalacak.
Bu maddeye göre Öcalan ile aralarında Şemdin Sakık'ın da bulunduğu PKK'lılar idam edilmeyecek, dokuz yılı hücrede tek başına geçirip cezaevinde ölecekler. Pakette, Öcalan ve arkadaşlarının 30 yıl hapis yatıp çıkmalarına önlem de düşünülmüş. İnfaz Yasası'nda, 'ölüm cezalarının yerine getirilmemesine karar verilenler' için idam cezasının müebbet hapse dönüşmesi ve infazının 30 yıl olması öngörülüyor.

Dosya DGM'ye dönecek
Pakete eklenen geçici birinci madde ile Yargıtay'a gönderilmemiş dosyaların, hükmü veren mahkemelerce, Yargıtay'daki dosyaların da ilgili dairece karara bağlanması öngörülüyor. TBMM'de bulunanların ise ilgili mahkemelere gönderilmesi öngörülüyor.
Buna göre Öcalan dosyası, TBMM'de sayılıyor ve hükmü veren Ankara 2 No'lu DGM'ye gönderilmesi gerekiyor. TBMM'ce 'yerine getirilmemesine karar verilmesi' işlemi yapılmadığından, 'idamdan çevrili müebbet hapis' sayılarak İnfaz Yasası hükümlerinden yararlandırılmaması öngörülüyor ve bunun tespiti de DGM'ye bırakılıyor.
 

Denetleme görevi RTÜK'ün
Pakette RTÜK Yasası'nın anadilde yayın yapılmasını yasaklayan 4. maddesine, 'Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilir' hükmünün eklenmesi öngörülüyor. Böylece özel radyo ve televizyonlar Kürtçe yayın yapabilecek. Bu yayınların, 'devletin ülkesiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamayacağı' belirtiliyor,
nasıl yapılacağını belirleme görevi de RTÜK'e veriliyor. Yabancı Dil Eğitimi ve Öğretimi Yasası değiştirilerek özel öğretim kurumlarında Kürtçe kurslar açılması hükme bağlanıyor. Bu kurslarla ilgili düzenlemeleri
çıkarılacak yönetmelikle belirleme yetkisi Milli Eğitim Bakanlığı'na veriliyor.
 

Konserler, tiyatrolar daha özgür
 

Polis, yakaladığı kişiye gerekçelerini
açıklayacak, yakınlarına haber verecek.

Konser, tiyatro ve film gösterimlerinde önceden izin alma yerine 48 saat önceden bildirimde bulunmak şartı getirilecek.

Ticari amaçla video ve ses bandı dolduranlar, piyasaya çıkmadan önce bir adedini polise vermek yükümlülüğünden kurtulacak. Böylece 'fiili sansür' bitecek.

Polis, mahkeme kararı ya da yazılı emir olmadıkça, ev ve işyerlerini basamayacak, arama yapamayacak.

Polis, internet kafeleri, 'devletin bölünmez bütünlüğü, genel güvenlik ve ahlak, anayasal düzene aykırı yayın yapan sitelere girildiği' gerekçesiyle kapatabilecek.

Bar, pavyon, gazinolarda çalışma yaşı 18'e indirilecek. 18 yaşından küçükler velileriyle bile bu tür yerlere giremeyecek.

Dinlenme ve eğlence yerlerinde çalışacak kadınlara izin belgesi sorulmayacak.

Düşünce biraz nefes alacak
 

Türklüğü, TBMM'yi, hükümeti, güvenlik kuvvetlerini, adliyeyi tahkir ve tezyif kastı bulunmaksızın sadece eleştirmek amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç olmayacak. Aydınlar ve yazarlar, eleştirilerinden dolayı cezaevine girmeyecek, kitap, yayın toplatmaları ve yasakları azalacak.

Gazetecilere hapis cezası verilemeyecek.
RTÜK ve Basın yasalarında son yapılan ve ağır cezalar getirilen hükümlerden vazgeçilecek. Para cezaları, 10-250 milyardan
1-100 milyar liraya indirilecek.
'Karamsarlık, umutsuzluk, kargaşa ve şiddet eğilimlerini körükleyici' yayın yasağı kalkacak.

Yurtdışında basılan eserlerin Türkiye'ye sokulması yasaklanamayacak.
Organ mafyası ve kadın ticareti

Ceza Yasası'na 'göçmen kaçakçılığı' suçu tanımı girecek. Bu suçu işleyenlere iki yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve bir milyar liradan az olmamak üzere para cezası verilecek. Havasız konteynerlerle, küçük teknelerle kaçırdıkları göçmenlerin ölmelerine yol açanlar 10 yıl hapis yatacak.

Yutdışından getirdikleri kişilerin pasaportlarına el koyanlar, organlarını pazarlayanların cezası 5-10 yıl ağır hapis olacak. Bu suçun örgütlü işlenmesinde ise ceza 10-20 yıla yükselecek.

Dernekler: Denetimli özgürlük
 

Dernekler ve vakıflar Bakanlar Kurulu izniyle yurtdışında şube açabilecek, yurtdışında benzer amaçlı kuruluşlara üye olabilecek. Bu durumda, TOBB ve TÜSİAD gibi kuruluşlar yurtdışında 'temsilcilik' değil, doğrudan şube açabilecek.

Yurtdışında kurulu dernek ve vakıflar da Türkiye'de şube açabilecek.

Sivil toplum örgütleri kurulacak
'dernekler kütüğü' ile merkezi olarak kayda
alınacak, her yıl faaliyetleriyle ilgili rapor vermek zorunda olacak.

İçişleri'nin yanı sıra kamu kurumları da dernekleri denetleyebilecek.

Kamu görevlileri dernek kurmakta daha özgür olacak, sadece ortak mesleki ve sosyal ihtiyaçların karşılanması amaçlı derneklere üye olmaktan kurtulacak.

Öğrencilerin sınıfta kaldıkları gerekçesiyle dernek yönetici olamaması uygulamasına son verilecek.

Azınlık vakıfları mal edinebilir
 

Cemaat vakıfları Bakanlar Kurulu izniyle taşınmaz edinebilecek ve taşınmazları üzerinde tasarrufta bulunabilecek.

Azınlık vakıflarının taşınmazları vakıf adına tescil edilecek.

Yabancılar da konuşabilecek
 

Yabancılar, İçişleri Bakanlığı'nın izniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleyebilecek, vali veya kaymakamların izniyle düzenlenmiş toplantılarda konuşabilecek. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerini haber verme süresi 72 saatten 48 saate inecek.

Toplantı yapılabilmesi için istenilen evrak kaldırılarak düzenleme kurulu üyelerinin imzasını taşıyan bir bildirimin 48 saat önce valilik ya da kaymakamlığa verilmesi yeterli sayılacak.

--------------------------------------------------------------------------------
 

Yeniden yargılama hakkı
 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararı üzerine, uğranılan ihlalin hükmedilen tazminatla giderilemeyecek sonuçlar doğurması durumunda Adalet Bakanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya AİHM'ye başvuruda bulunan kişinin yasal temsilcisi, yargılamanın yenilenmesini Yargıtay Başkanlığı'ndan isteyebilecek. Bu istem Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca incelenecek ve duruşmasız karara bağlanacak.

Ancak yargılamanın yenilenmesi istemi, karara bağlanmış davaları etkilemeyecek ve yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak bavuruları kapsayacak. Bu durumda Öcalan ve arkadaşları yargılamanın yenilenmesini isteyemeyecek.

Grev ve lokavt yasağına son.

Serbest Bölgeler Yasası'nda değişiklik içeren bir düzenlemeyle de bu bölgelerde, kuruluşlarından itibaren 10 yıl süreyle grev ve lokavt uygulanamayacağına ilişkin hüküm kaldırılıyor


Turgut Durduran|Ana Sayfa