Hayvanlar Adası, 28 Temmuz 2002
Turgut Durduran
"ABciler" ve İnsan
Şimdi yeni moda oldu ABciler, ABci olmayanlar tartışması başladı. Solcudan ABci olurmuymuş, emperyalist bir örgüte girmeyi destekleyebilirmiymiş solcular deyerek en solcu benim yarışı yapılır. Öbür tarafda Blair-Schroeder yazısını okumuş gibi görünen (büyük ihtimal okumadılar ama maksat öyle görünmek) "yeni sol", "3.yol" makyajını yapmaya çalışanlar ve sağın ortasında olup "Avrupalı sağcı" pozuna girmeye çalışanlar var. Onlarda hem "milli" konularda çizmeyi aşmamaya hem de ABye yaklaşmayı nasıl başarmalı diye uğraşırlar. Anamızdan ve "düşman gardaşımızdan" öğrendiklerimizi gendimize uygulamayı da sevdiğimiz için Kıbrıslı Türkler da bu gonuşmaların içine girerler. Amma bunların arasında önemli olan İnsanlarımıza nasıl refah getiririk, onların özgürlükleri, hakları nasıl ilerler gibi şeyler dumanların arasına karışıp kaybolurlar.
Bu lafları ettikten sonra geleyim konuma. Türkiyede "DSP depremi" olunca Radikal'da ard arda yazılar yayınlandı ve "AB'ye uyum yasaları" hakkında görüşler ortaya atıldı. Yukardaki tartışmalarda ve Türkiyeye daha özel politik, milli, dini çekişmelerin arasında kaybolan
Düşünün ve Kıbrıslının da anasının da İnsanları için ABnin parçası olmak ne yarar getirir diye kafanızı kurcalayın. (http://www.europarl.eu.int/factsheets/2_3_0_en.htm adresinde özeti var bazı hakların.)
İşte Radikal'dan bir kaç yazı.
En az dört eksik daha var
AB siyasi kriterlerine uymak için, eldeki pakete dört madde daha eklenmesi
şart
26/07/2002 (779 defa okundu)
Anavatan ve Saadet de dün önergesini verdi, Meclis'i pazartesi günü
14 maddelik Avrupa Birliği çerçeve yasasını görüşmek üzere toplantıya çağırdı.
İnşallah Meclis Başkanı Ömer İzgi bu toplantı çağrısını kabul eder; çünkü
pek çok kişiye göre bir çerçeve yasayla Meclis'i olağanüstü toplantıya
çağırmak mümkün değil.
28/07/2002 (250 defa okundu)
FATMA SİBEL YÜKSEK
Sonbaharda artacak
Yoksullar kanıt peşinde
'Patlama' teorisi çöküyor
28/07/2002 (131 defa okundu)
İSMET DEMİRDÖĞEN
İdam yerine hücrede dokuz yıl
Anayasa değişiklikleriyle terör, savaş ve yakın savaş tehdidiyle sınırlanan
idam cezaları, terör suçlarında kaldırılıyor.
Dosya DGM'ye dönecek
Denetleme görevi RTÜK'ün
Konserler, tiyatrolar daha özgür
Polis, yakaladığı kişiye gerekçelerini
Konser, tiyatro ve film gösterimlerinde önceden izin alma yerine 48
saat önceden bildirimde bulunmak şartı getirilecek.
Ticari amaçla video ve ses bandı dolduranlar, piyasaya çıkmadan önce
bir adedini polise vermek yükümlülüğünden kurtulacak. Böylece 'fiili sansür'
bitecek.
Polis, mahkeme kararı ya da yazılı emir olmadıkça, ev ve işyerlerini
basamayacak, arama yapamayacak.
Polis, internet kafeleri, 'devletin bölünmez bütünlüğü, genel güvenlik
ve ahlak, anayasal düzene aykırı yayın yapan sitelere girildiği' gerekçesiyle
kapatabilecek.
Bar, pavyon, gazinolarda çalışma yaşı 18'e indirilecek. 18 yaşından
küçükler velileriyle bile bu tür yerlere giremeyecek.
Dinlenme ve eğlence yerlerinde çalışacak kadınlara izin belgesi sorulmayacak.
Düşünce biraz nefes alacak
Türklüğü, TBMM'yi, hükümeti, güvenlik kuvvetlerini, adliyeyi tahkir
ve tezyif kastı bulunmaksızın sadece eleştirmek amacıyla yapılan düşünce
açıklamaları suç olmayacak. Aydınlar ve yazarlar, eleştirilerinden dolayı
cezaevine girmeyecek, kitap, yayın toplatmaları ve yasakları azalacak.
Gazetecilere hapis cezası verilemeyecek.
Yurtdışında basılan eserlerin Türkiye'ye sokulması yasaklanamayacak.
Ceza Yasası'na 'göçmen kaçakçılığı' suçu tanımı girecek. Bu suçu işleyenlere
iki yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve bir milyar liradan az olmamak üzere
para cezası verilecek. Havasız konteynerlerle, küçük teknelerle kaçırdıkları
göçmenlerin ölmelerine yol açanlar 10 yıl hapis yatacak.
Yutdışından getirdikleri kişilerin pasaportlarına el koyanlar, organlarını
pazarlayanların cezası 5-10 yıl ağır hapis olacak. Bu suçun örgütlü işlenmesinde
ise ceza 10-20 yıla yükselecek.
Dernekler: Denetimli özgürlük
Dernekler ve vakıflar Bakanlar Kurulu izniyle yurtdışında şube açabilecek,
yurtdışında benzer amaçlı kuruluşlara üye olabilecek. Bu durumda, TOBB
ve TÜSİAD gibi kuruluşlar yurtdışında 'temsilcilik' değil, doğrudan şube
açabilecek.
Yurtdışında kurulu dernek ve vakıflar da Türkiye'de şube açabilecek.
Sivil toplum örgütleri kurulacak
İçişleri'nin yanı sıra kamu kurumları da dernekleri denetleyebilecek.
Kamu görevlileri dernek kurmakta daha özgür olacak, sadece ortak mesleki
ve sosyal ihtiyaçların karşılanması amaçlı derneklere üye olmaktan kurtulacak.
Öğrencilerin sınıfta kaldıkları gerekçesiyle dernek yönetici olamaması
uygulamasına son verilecek.
Azınlık vakıfları mal edinebilir
Cemaat vakıfları Bakanlar Kurulu izniyle taşınmaz edinebilecek ve taşınmazları
üzerinde tasarrufta bulunabilecek.
Azınlık vakıflarının taşınmazları vakıf adına tescil edilecek.
Yabancılar da konuşabilecek
Yabancılar, İçişleri Bakanlığı'nın izniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü
düzenleyebilecek, vali veya kaymakamların izniyle düzenlenmiş toplantılarda
konuşabilecek. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerini haber verme süresi 72
saatten 48 saate inecek.
Toplantı yapılabilmesi için istenilen evrak kaldırılarak düzenleme kurulu
üyelerinin imzasını taşıyan bir bildirimin 48 saat önce valilik ya da kaymakamlığa
verilmesi yeterli sayılacak.
--------------------------------------------------------------------------------
Yeniden yargılama hakkı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararı üzerine, uğranılan ihlalin
hükmedilen tazminatla giderilemeyecek sonuçlar doğurması durumunda Adalet
Bakanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya AİHM'ye başvuruda bulunan kişinin
yasal temsilcisi, yargılamanın yenilenmesini Yargıtay Başkanlığı'ndan isteyebilecek.
Bu istem Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca incelenecek ve duruşmasız karara
bağlanacak.
Ancak yargılamanın yenilenmesi istemi, karara bağlanmış davaları etkilemeyecek
ve yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak bavuruları kapsayacak. Bu durumda
Öcalan ve arkadaşları yargılamanın yenilenmesini isteyemeyecek.
Grev ve lokavt yasağına son.
Serbest Bölgeler Yasası'nda değişiklik içeren bir düzenlemeyle de bu
bölgelerde, kuruluşlarından itibaren 10 yıl süreyle grev ve lokavt uygulanamayacağına ilişkin hüküm kaldırılıyor
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=44609&tarih=26/07/2002
İsmet Berkan
Her ne olursa olsun, dün de yazmaya çalıştım, mesele 'önce seçim, sonra
AB' ya da 'önce AB, sonra seçim' şeklinde bir sıralama yapma meselesi değil.
Mesele
siyasi irade meselesi.
Bildiğim kadarıyla ANAP ve MHP dışındaki partiler Pazartesi günü Meclis
açıldığında genel kurula bir önerge verip Meclis'in normal çalışma düzenine
geçmesini isteyecekler. İşte bu önergenin oylaması gerçek samimiyet testi
olacak, başka hiçbir şey değil. ANAP bu yasaları çıkarmakta çok istekliyse
önergeyi de destekler, olur biter.
Meclis normal çalışma düzenine girdiğinde ANAP ve SP'nin ortaklaşa
teklifi muhtemelen dörde bölünecek. Çünkü 14 maddelik çerçece yasanın bazı
maddeleri Anayasa ve Adalet komisyonlarını, bazıları İçişleri Komisyonu'nu
ve bazıları da Bütçe Plan Komisyonu'nu ilgilendiriyor.
Bunlar işin yasa çıkarma tekniğiyle ilgili yanları, böyle şeylerin
çoğunlukları ilgilendirdiğini de sanmıyorum ama işin içinde iş var: 'Önce
AB yasaları' dediğinizde
gerçekten de seçimi 3 Kasım'a yetiştirmek zorlaşıyor.
Diyeceksiniz ki, "AB yasaları çıksın, seçim gerekirse aralık başında
yapılsın." Ben de aynı fikirdeyim ve Türkiye'nin AB hedefine yaklaşmasını
seçimden daha önemli buluyorum. Ama bir de madalyonun öteki yüzü var: Bugün
Türkiye'nin bir hükümeti yok ve bürokrasisi de durmuş bulunuyor. Mevcut
ekonomik kriz şartlarında hükümetsizlik halinin uzaması, bu arada Amerika'nın
olası Irak operasyonu sırasında Türkiye'de hükümetin henüz kurulmamış olma
olasılığı vs. hep korkutucu ihtimaller.
Oysa hem seçimi 3 Kasım'da yapmak hem de AB yasalarını çıkarmak mümkün.
Yeter ki kayıkçı kavgası bitsin, onun yerine iş yapma isteği gelsin.
Eldeki 14 maddelik paketin hiç kuşku yok ki en önemli maddeleri idam,
anadilde radyo-TV yayını ve anadil öğrenme ile ilgili maddeler. Ancak görüldüğü
kadarıyla bu üç önemli maddeden birine, yani idamla ilgili maddeye AKP'nin
desteği yok. (Bu arada MHP'yi de bütün paketin karşısında diye görmek gerek.)
Bütün partiler resmi tutumlarını bugün belli edecekler ama belki de
Yeni Türkiye Partisi'nin önerisini kabul etmek en iyisi: Paketi, 'Üstünde
herkesin uzlaştığı maddeler' ve 'uzlaşmazlık olan maddeler' diye ikiye
bölmekte fayda var.
O zaman, üstünde uzlaşılan maddeler süratle yasalaşırken öteki maddelerde
çalışmak mümkün olabilir ve kim bilir belki onları yasalaştıracak bir siyasi
iradeyi bulmak da mümkün olur. Mesut Yılmaz'ın halen ısrarlı olduğu 'Ya
hep ya hiç'çi yaklaşım, paketin tamamını tehlikeye sokabilir çünkü.
Kaldı ki, elde var olan 14 maddelik paket, Kopenhag Kriterleri'nin
siyasi bölümünün yerine getirilmesine tümüyle yeten bir paket de değil
zaten. En azından beş maddenin daha bu pakete eklenmesi gerekiyor.
Neler mi bu beş madde? Hemen sayayım:
1. Dernekler Kanunu'nun 5. maddesinin C bendinde yer alan ve daha önce
Radikal'in defalarca manşet yaptığı Alevi-Bektaşi dernekleriyle ilgili
sorun yaratan ifadelerin
değişmesi lazım. Mevcut fıkra, TCK 312'nin tekrarı niteliğinde. Oysa
fıkrayı, Dışişleri Bakanlığı'nın önerdiği gibi dernek kurma özgürlüğünü
genişletici şekilde yeniden
yazmak mümkün.
2. Yine Dernekler Kanunu'nun 6. maddesinin ikinci fıkrası derneklerin
yazışmalarında Türkçe dışında dil kullanmasını yasaklıyor. Halen devam
eden 'Newroz' davaları bu maddeden ötürü açılıyor. Oysa fıkra, mesela UNICEF
Türkiye'nin Birleşmiş Milletler'le
İngilizce yazışmasını da engelliyor. Eğer korkulan valiliklere ya da
başka yerlere birilerinin Kürtçe dilekçe vermesiyse, fıkra 'Dernekler resmi
yazışmalarında Türkçe dışında bir dil kullanamaz' şeklinde düzenlenebilir.
3. Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kanunu'nun 16. maddesini bir kez daha
değiştirmek gerek. Geçen değişiklikte bu maddenin 4. fıkrasıyla oynandı.
Ama hâlâ DGM tarafından soruşturulan ve gözaltına alınan kişiler ilk 48
saat boyunca avukatlarıyla görüştürülmüyorlar.
Bu da, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde sürekli mahkûmiyetler
almasına neden oluyor. Çünkü, diyelim ağır cezada yargılanacaklar her an
avukatlarıyla görüşebilirken DGM'dekilerin bu haktan mahrum
olması adil yargılanma hakkının ihlali sayılıyor.
4. Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un
2. maddesine bir fıkra eklenmesi gerek. Bu fıkrayla işkence ve kötü muamele
nedeniyle açılacak soruşturmalarda bu kanun hükümlerinin uygulanmayacağı
açıkça yazılmalı.
Ancak o zaman Türkiye işkence ve kötü muamele
yapan memurlarını koruyup kolluyor görüntüsünden kurtulabilir, ancak
o zaman işkence suçlamaları mahkemelere daha hızlı biçimde ulaşabilir.
Kaldı ki, belki de bu kanunun tamamen kaldırılması gerekiyor, bilindiği
kadarıyla Avrupa'da ve uygar dünyada memurlarını özel bir kanunla soruşturup
yargılayan başka bir ülke yok.
5. Eğer dördüncü maddede yazdığım değişiklik gerçekleşemiyorsa, o zaman
Türk Ceza Kanunu'nun işkence ve kötü muameleyi düzenleyen 243. Maddesinin
yerini Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni TCK taslağında yer alan
140 ve 141. maddelerin alması gerekiyor. Bu maddelerde işkence ve kötü
muamele, yapanın kamu görevlisi olup olmadığına bakılmaksızın suç kabul
ediliyor ve 3-6 yıl hapis öngörülüyor. 141. Madde işkenceyi yapanın kamu
görevlisi olması halinde cezaları daha da artırıyor.
İşte böyle... Eğer Mesut Yılmaz gerçekten
samimiyse, elindeki paketten son anda Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan
bu maddeleri de pakete ekler ve uzlaşmayı öyle arar.
Çünkü gördüğünüz gibi, bu maddeler AB için olmaktan çok aslında bizler
için. Bu ülkede bir gıdım fazla demokrasi ve ifade özgürlüğü elde etmek
isteyenler için.
-------------------------------------------------------------
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=44813&tarih=28/07/2002
Açlığın başkenti Ankara
Valiliğe 70 bin aile 'açlık başvurusu' yaptı. Sayı 100 bini geçebilir.
İşsiz kalan erkekler evi terk ediyor, kadın ve çocuklar perişan
ANKARA - Siyasiler seçimde yeniden seçilebilmek için taktik peşinde
koşarken, başkent Ankara'da 70 bin ailenin 'açlık yardımından' yararlanmak
üzere valiliğe başvurduğu ortaya çıktı. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı
Teşvik Fonu'na yansıyan rakamlara göre, şu anda Ankara'da en az 350 bin
kişi yaşamını sürdürebilecek günlük beslenme imkânına sahip değil. Krizden
sonra erkeklerin evlerini terk ettiği, kadın ve çocukların ise açlığın
pençesine düştüğü saptaması devletin resmi raporlarına girdi.
'Fakir fukara fonu' (Fak-Fuk-Fon) olarak bilinen Sosyal Yardımlaşma
ve Dayanışmayı Teşvik Fonu yetkililerinin belirlemelerine göre, 2002 yılının
ilk 6 ayında, açlık sınırına dayanan on binlerce Ankaralı aile Başbakanlık
ve valiliğin kapısına dayandı.
Geçen yıl 50 bin civarında olan başvuru, ekonomik krizin ve Şartlı
Salıverme Yasası'yla cezaevinden çıkanların da etkisiyle altı ayda 70 bine
çıktı. Sonbahar aylarında okulların açılması ve ısınma sorununun başlamasıyla
birlikte, sefalet yardımı için başvuran aile sayısının 100 bine ulaşmasından
endişe ediliyor. Yoksulluk başvurularını inceleyen yetkililer, gittikleri
evlerde, içler acısı manzaralarla karşılaşıyor. Ailelerin barındığı harap
haldeki evlerin büyük bir çoğunluğunda masa, sandalye, tüpgaz yok. Bazı
evlerde sular akmıyor, temizlik maddeleri bulunmuyor, evlerin kapı ve pencereleri
ise kırık.
Yasaya göre, herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olanlar
bu yardımlardan yararlanamıyor. Ancak Şubat 2001 krizinden sonra yaşanan
koşullar, bu kuralı uygulanamaz
duruma getirmiş. Artık, daha önce SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı'na
bağlı olanlar ile
işini uzun süreli kaybetmiş bulunanlara da yardım yapılıyor. Yoksulluğun
derecesine göre asgari ücretlilere bile yardım yapıldığı oluyor.
Sefalet yardımından yararlanabilmek için önce yoksulluğun kanıtlanması
gerekiyor. Yardım talebinde bulunmak isteyenler önce mahalle muhtarlıklarından
belge alıp valiliğe müracaat ediyor. Yetkililer, yoksulluk başvurusu yapanların
durumunu
'yerinde' inceliyor. Bu ailelere öncelikle kira ve eğitim harcaması
yardımı yapılıyor. Yerinde incelemeden sonra yoksulluğu kanıtlananlar,
yardıma hak kazanmanın sevincini yaşıyor.
Yetkililerin gözlemleri siyasilerin, "Bizde sosyal patlama olmaz, çünkü
Türkiye'de çevre dayanışması var" tezini de sarsıyor. Fon yetkilileri,
başvuru üzerine yoksulluk tespiti yapmak için gittikleri evlerde bütün
mahallenin aynı koşullarda yaşadığına tanık oluyor. Yani, kimsenin kimseye
verebileceği bir dilim ekmek bile bulunmuyor. Bazı semtlerde ise yoksulluk
adeta bir yazgıya dönüşmüş durumda. Çocuklar yoksulluk nedeniyle eğitim
olanaklarından yararlanamayınca meslek sahibi olamıyor. Beslenme yetersizliği
yüzünden gelişimlerini de tamamlayamayan bu çocuklar, hayata yoksul olarak
devam ediyor.
Fon yetkililileri, ekonomik krizden önce daha önce sınırlı rastlanılan
bir olgunun da giderek yoğunlaştığına dikkat çekiyor. Artık babalar giderek
artan oranda ekonomik sıkıntı ve çaresizlikten dolayı evlerini bir daha
dönmemek üzere terk ediyor. Çocuklarıyla açlığın pençesine düşen kadınlar
ise bir süre direndikten sonra careyi valiliğin kapısına dayanmakta
buluyor. 2002 yılının ilk altı ayında zor durumdaki vatandaşlara 13 milyarlık
yakacak, 1 milyarlık giyecek ve 22 milyar nakit para yardımı yapıldı.
-------------------------------------------------------------
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=44803&tarih=28/07/2002
Demokrasi karın doyuracak
Siyasiler, daha fazla özgürlüğü ve demokrasiyi Türk halkına çok görmezse,
devasa bir ekonomik, siyasi ve kültürel güç niteliği taşıyan AB'ye giriş
süreci hızlanacak. AB üyesi olup da yoksul kalmış bir ülke yok
ANKARA - Adalet Bakanlığı ile AB Genel Sekreterliği'nin birlikte hazırladığı,
ANAP tarafından TBMM'ye 'yasa teklifi' olarak sunulan 14 maddelik 'demokrasi
paketi' beklentileri tam olarak karşılamaktan uzak olsa bile Kopenhag Kriterleri'ni
kapsaması bakımından, İlerleme Raporu'nun yazımını büyük ölçüde etkileyebilecek
düzenlemeler içeriyor. Paketin yasalaşması, 'ekim zirvesi'nde Türkiye'ye
tam üyelik görüşmelerine başlama tarihi verilmesinin öngörülmesi, aralık
ayındaki Kopenhag zirvesinde ise bunun karar altına alınması sonucunu doğurabilecek.
TBMM'de seçim kararının gölgesinde kalan ve yasalaşması ancak iktidar-muhalefet
işbirliğini gerektiren demokrasi paketi, eksik olmasına karşın İlerleme
Raporu'nu ve zirveleri etkileyebilecek düzenlemeler içeriyor. Pakette,
kısa vadeli taahhütler arasında yer alan İş Güvencesi Yasası'nın yanı sıra,
Alevi-Bektaşi Dernekleri Birliği'ni kapatan düzenlemenin iptalini,
İnsan Hakları Derneği'ne Nevruz resepsiyonu davetiyesinde 'v' harfinin
'w' olarak yazıldığı için kapatma davası açılmasına yol açan 'dil yasağı'na
ve DGM'lik suçlarda avukatlarla 48 saatlik görüş yasağına son verilmesi
hükümleri yer alıyor. Ancak pakette işkenceci kamu görevlilerine koruma
duvarının kaldırılmasını öngören hükümler bulunmuyor. Paketin getirdiği
düzenlemeler şöyle:
İdam yerine 'müebbet ağır hapis' cezası verilecek. Yeni metinde, verilmiş
cezalarla verilecek cezalar arasında infaz bakımından farklılıklar bulunuyor.
Buna göre haklarında verilmiş idam cezaları müebbete dönüştürülen hükümlüler
infaz indirimi ve şartla salıvermeden yararlanamayacak. Hükümlüler altı,
terör suçlarından hükümlüler ise dokuz yıl hücrede tek başlarına kalacak.
Terör hükümlüleri ayrıca 'ömür boyu' cezaevinde kalacak.
Bu maddeye göre Öcalan ile aralarında Şemdin Sakık'ın da bulunduğu
PKK'lılar idam edilmeyecek, dokuz yılı hücrede tek başına geçirip cezaevinde
ölecekler. Pakette, Öcalan ve arkadaşlarının 30 yıl hapis yatıp çıkmalarına
önlem de düşünülmüş. İnfaz Yasası'nda, 'ölüm cezalarının yerine getirilmemesine
karar verilenler' için idam cezasının müebbet hapse dönüşmesi ve infazının
30 yıl olması öngörülüyor.
Pakete eklenen geçici birinci madde ile Yargıtay'a gönderilmemiş dosyaların,
hükmü veren mahkemelerce, Yargıtay'daki dosyaların da ilgili dairece karara
bağlanması öngörülüyor. TBMM'de bulunanların ise ilgili mahkemelere gönderilmesi
öngörülüyor.
Buna göre Öcalan dosyası, TBMM'de sayılıyor ve hükmü veren Ankara 2
No'lu DGM'ye gönderilmesi gerekiyor. TBMM'ce 'yerine getirilmemesine karar
verilmesi' işlemi yapılmadığından, 'idamdan çevrili müebbet hapis' sayılarak
İnfaz Yasası hükümlerinden yararlandırılmaması öngörülüyor ve bunun tespiti
de DGM'ye bırakılıyor.
Pakette RTÜK Yasası'nın anadilde yayın yapılmasını yasaklayan 4. maddesine,
'Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları
farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilir' hükmünün eklenmesi öngörülüyor.
Böylece özel radyo ve televizyonlar Kürtçe yayın yapabilecek. Bu yayınların,
'devletin ülkesiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamayacağı' belirtiliyor,
nasıl yapılacağını belirleme görevi de RTÜK'e veriliyor. Yabancı Dil
Eğitimi ve Öğretimi Yasası değiştirilerek özel öğretim kurumlarında Kürtçe
kurslar açılması hükme bağlanıyor. Bu kurslarla ilgili düzenlemeleri
çıkarılacak yönetmelikle belirleme yetkisi Milli Eğitim Bakanlığı'na
veriliyor.
açıklayacak, yakınlarına haber verecek.
RTÜK ve Basın yasalarında son yapılan ve ağır cezalar getirilen hükümlerden
vazgeçilecek. Para cezaları, 10-250 milyardan
1-100 milyar liraya indirilecek.
'Karamsarlık, umutsuzluk, kargaşa ve şiddet eğilimlerini körükleyici'
yayın yasağı kalkacak.
Organ mafyası ve kadın ticareti
'dernekler kütüğü' ile merkezi olarak kayda
alınacak, her yıl faaliyetleriyle ilgili rapor vermek zorunda olacak.