Hayvanlar Adası, 31 Temmuz 2001
Turgut Durduran
Sivil İtaatsızlık ve Demokrasi: ABD Örneği Hakkında
Bir kaç hafda önce sivil itaatsızlığı demokrasinin eksikliklerini düzeltmek için olası bir metod olarak öne sürmüştüm. Yazıdan sonra aklıma sürekli alıntı yaptığım Howard Zinn'in bu konunun ABD'de en büyük savunucularından biri olduğu geldi ve onun yazılarını aradım. Howard Zinn'in derleme yazıları kitabının adında geçer "civil disobedience" mesela. Ama 1960ların sonunda yazılmış "Disobedience and Democracy: Nine Fallacies on Law and Order" daha gözümden kaçmışmış. Yani "Sivil İtaatsızlık ve Demokrasi: Hukuk ve Düzenin dokuz Yanlışı". Zinn'in meşhur olduğu pratik bakış açısıyla genel olarak konu hakkında bir argüman ortaya atan bir kitap. 1960ların sonunda yazılmış olmasına rağmen aradan geçen kırk yılda olanları önceden tahmin etmiş ve günümüzün aktivistlerine de uygun sonuçlar çıkarmış.
Kitabtaki argümanlar bir yüksek mahkeme yargıcının kendine göre "pratik, hukuki ve ahlaki" olarak sivil itaasızlığı ele alıp demokraside kanunlara mutlaka uyulması gerektiğini, seçim sisteminin yeterli olduğunu söylediği bir kitapçığa cevaben verildiler. Zinn'e göre demokrasinin işlemesi, gelişmesi için sivil itaatsizlik gerekli ve engellenmek yerine teşvik edilmesi gereken bir şey.
ABD tarihini halkın gözünden yazmayı, tarihi öğrenip olan ve olacak olaylar hakkında yorumlar yapmayı tercih eder Zinn. Burda da gene ABD'nin oluşmasında sivil itaatsizliğin önemini anlattı. Mesela kanunlar çerçevesinde, mahkemeler aracılğıynan eksiklikler giderilemezdi. 19.yy 'da Dred Scott kararı diye yüksek mahkemenin kölelere özgürlük verilmiş bir eyalette sahibi ölünce özgür olduğu iddasıynan açtığı bir dava kararı var. Bu uzun çabalardan sonra yüksek mahkemeye vardı. Orda mahkeme önce Scott'un bir köle olarak özgür insanlara tanınan federal mahkemede dava hakkının olmadığına karar verdi. Ancak yüksek mahkeme başkanı güney eyaletlerinin köle kullanmasını destekleyen biri olduğu için böyle bir davada daha kesin bir karar verilmesi için baskı yaptı. Sonuç: Scott bir köle olarak sadece bir maldır ve başka bir şey değil. Dolayısıyla hiçbir zaman bir vatandaş muamelesi göremez.
Bu kararın anlamı ne? Taa 1960'lara kadar, bir iç savaş geçirip sözde özgürlüklerini kazandıkları halde haklarını kazanamamış zenciler böyle bir kararı olan bir mahkemeye güvenip sivil itaatsızlık yapmamalımıydılar? Hukuk düzeninin ötesinde bir yöntem kullanmış olmasalardı zenciler belki de hala daha ABD'de haklarını elde etmiş olmaycaklardı. Martin Luther King hapse girmemiş olsaydı. Otobüsde ayrı yere oturmayı red eden zenciler olmasaydı hangi mahkeme onların haklarını verecekti? En önemlisi organize sivil itaatsızlık yapmasalardı ne olacakdı?
Peki başka bir örnek. 1936 yılında Curtiss-Wright kararında yüksek mahkeme kararı iki önemli noktayı açığa çıkarmış oldu: (1) hükümet dışişlerinde, işişlerinde olduğu gibi anayasa tarafından sınırlandırılmamışdır -- yani Vietnamda kasaplık yapmak Texasda kasaplık yapmaya eşdeğer değil! , (2) dışişlerinde başkana sonsuz yetkiler verilir. Bu konularda kongrenin kararına ihtiyaç duymayan başkan çok önemli bir rol oynar.
Mahkemelerin dışında oy sandıkları da var. Demokrasi varsa insanlar özgürce kampanya yapabilirler, organize olabilirler, düşüncelerini yayabilirler ve sonuçda halkı ikna edip onlardan oy alabilirler. Ama hiç bir zaman bunlar tamam yapılamaz. Kapitalist büyük şirketlerin elinde olan para normal halkın elindeki paradan çok fazla oldukça ve hayatın her yönü parayla satın alınabilirse bunların yakınından kıyısından geçebiliriz sadece. Bunların olduğunu varsaysakda seçileni değiştirmek için geçen sürede işlemesi gereken mekanizmaların işlemesini da sağlamak gerekir vs vs. Mesela Zinn'in örneğinde 1964'de Amerikan halkı kesin bir şekilde Vietnam savaşını hızlandırmayı red eden adaya oy verdi. Aday seçimi kazandı ve savaşı hızlandırdı. Oturup sistemin çalışmasını mı bekleselerdi Amerikanlar? Bunu red edip sokaklara döküldüklerinde bile yıllarını aldı savaşı sona erdirmek. Özellikle dış işlerinde tüm dünyada seçim sonrasında halkın kontrolu yok edilir. Yani demokrasinin dış işleriyle ilgili gücü çok azdır.
Kıbrıslılar olarak bunu her gün görmüyormuyuz? Sandıktan kim çıkarsa çıksın edebi şefimiz ve Türkiye dışişleri ve ordusu bizim yerimize Kıbrıs sorununu tartışmıyor mu?
Her zaman bu tür bir direniş şekline en sonunda bizi anarşiye götürür deyip karşı çıkanlar olacaktır. Bu da beklenmeyen bir şey değil. Ne de olsa mesela Kıbrıs'ta "milli dava" diye uydurulmuş bir şey uğruna bütün özgürlükleri kısmayı kabullenen insanlar böyle bir direnişi düşünecek biri olursa onu da kendileri gibi sınır tanımaz, ahlak, hak, özgürlük tanımaz olarak düşünür. Böyle olunca da anarşist olmayıp ne yapsınlar?
Ama bir çok ulusun devletleşmesinde böyle bir davranışın yattığını da unutmamak gerekir. Mesela ABD'de bağımsızlık savaşı verdiklerini, Bostonda çayları denize döktüklerini unutmalımıyız? Ya da Atatürk'ün kurtuluş savaşını? Hade Osmanlıda demokrasiye benzer hiçbir şey yokdu ama ABD'de bağımsızlık savaşı verildiğinde demokrasinin en basit şekilleri vardı. Gene de özgürlükler başka türlü kazanılamazdı.
Peki bu tür sivil itaatsızlık anarşi değildir dediysam bir da belirleyici prensipler önerebilirmiyim? Mesela Howard Zinn yedi tane düzenleyici prensip öneriyor. Bana bunlar uygun göründü. Aceleynan Türkçeye çevirmeye çalışıp bozmayım diye yazının sonunda orijinal halinde veriyorum.
Bizda sokaklara düşüp sivil itaatsizlik yapalım demedim.Sadece başka bir yerin aktivism tarihçesi hakkında kafa yormanın kendi mücadelemiz için yardımcı olacağını düşünürüm. Kıbrıs da bunun örnekleri da var mı? Var herhalde.
Unudmaylım. Devlet halkı değil halk kendi kendini devleti gullanarak yönetmelidir.
-- http://www.worldpolicy.org/americas/usa/zinn-civdisob.html
Seven guidelines for civil disobedience
by Howard Zinn
from Disobedience and Democracy: Nine Fallacies on Law and Order (New York: Random House/Vintage, 1968), 119-122
1.Civil disobedience is the deliberate, discriminate, violation of law for a vital social purpose. It becomes not only justifiable but necessary when a fundamental human right is at stake, and when legal channels are inadequate for securing that right. It may take the form of violating an obnoxious law, protesting an unjust condition, or symbolically enacting a desirable law or condition. It may or may not eventually be held legal, because of constitutional law or international law, but its aim is always to close the gap between law and justice, as an infinite process in the development of democracy.
2.There is no social value to a general obedience to the law, any more than there is value to a general disobedience to the law. Obedience to bad laws as a way of inculcating some abstract subservience to “the rule of law” can only encourage the already strong tendencies of citizens to bow to the power of authority, to desist from challenging the status quo. To exalt the rule of law as an absolute is the mark of totalitarianism, and it is possible to have an atmosphere of totalitarianism in a society which has many of the attributes of democracy. To urge the right of citizens to disobey unjust laws, and the duty of citizens to disobey dangerous laws, is of the very essence of democracy, which assumes that government and its laws are not sacred, but are instruments, serving certain ends: life, liberty, happiness. The instruments are dispensable. The ends are not.
3.Civil disobedience may involve violation of laws which are not in themselves obnoxious, in order to protest on a very important issue. In each case, the importance of the law being violated would need to be measured against the importance of the issue. A traffic law, temporarily broken, is not nearly as important as the life of a child run over by a car; illegal trespass into offices is nowhere as serious as the killing of people in war; the unlawful occupation of a building is not as sinful as racism in education. Since not only specific laws, but general conditions may be unbearable, laws not themselves ordinarily onerous may need to be violated as protest.
4. If a specific act of civil disobedience is a morally justifiable act of protest, then the jailing of those engaged in that act is immoral and should be opposed, contested to the very end. The protester need be no more willing to accept the rule of punishment than to accept the rule he broke. There may be many times when protesters choose to go to jail, as a way of continuing their protest, as a way of reminding their countrymen of injustice. But that is different than the notion that they must go to jail as part of a rule connected with civil disobedience. The key point is that the spirit of protest should be maintained all the way, whether it is done by remaining in jail, or by evading it. To accept jail penitently as an accession to “the rules” is to switch suddenly to a spirit of subservience, to demean the seriousness of the protest.
5.Those who engage in civil disobedience should choose tactics which are as nonviolent as possible, consonant with the effectiveness of their protest and the importance of the issue. There must be a reasonable relationship between the degree of disorder and the significance of the issue at stake. The distinction between harm to people and harm to property should be a paramount consideration. Tactics directed at property might include (again, depending on efficacy and the issue): depreciation (as in boycotts), damage, temporary occupation, and permanent appropriation. In any event, the force of any act of civil disobedience must be focused clearly, discriminately on the object of protest.
6.The degree of disorder in civil disobedience should not be weighed against a false “peace” presumed to exist in the status quo, but against the real disorder and violence that are part of daily life, overtly expressed internationally in wars, but hidden locally under that facade of “order” which obscures the injustice of contemporary society.
7.In our reasoning about civil disobedience, we must never forget that we and the state are separate in our interests, and we must not be lured into forgetting this by the agents of the state. The state seeks power, influence, wealth, as ends in themselves. The individual seeks health, peace, creative activity, love. The state, because of its power and wealth, has no end of spokesmen for its interests. This means the citizen must understand the need to think and act on his own or in concert with fellow citizens.