Turgut Durduran|Ana Sayfa


Hayvanlar Adası, 7 Eylul 2002
Turgut Durduran

Cık deycem.

Bu hafta eski yazılardan derleme yapıp kafamdaki bazı şeyleri "çiğ" olarak ortaya atayım bagalım ne olacag.

31 Temmuz 2001'de Hamamböcülerindeki bir yazımda Howard Zinn'in sivil itaatsızlık hakkındaki bir yazısından Sivil İtaatsızlığın Yedi Kuralı bölümünü alıntı yapmışdım. Yedinci kural:

"7.In our reasoning about civil disobedience, we must never forget that we and the state are separate in our interests, and we must not be lured into forgetting this by the agents of the state. The state seeks power, influence, wealth, as ends in themselves. The individual seeks health, peace, creative activity, love. The state, because of its power and wealth, has no end of spokesmen for its interests. This means the citizen must understand the need to think and act on his own or in concert with fellow citizens."

diyordu. Yani devletler ile insanların çıkarlarının farklı olduğunu ve her zaman bunun böyle olduğunu iddia ediyor. Bence de bunun her zaman farkında olmalıyız. Devletler bizim yarattığımız ve bizim sahip çıkıp, sürekli kontrol altında tuttuğumuz örgütlenmeler olmalıdırlar. Bizim yaratıp sonra yan yatıp onların yönetimini gabul ettiğimiz örgütlenmeler değil.

9 Temmuz 2001'de da -- daha Türkçe ismini bilmezken sivil itaasızlığın -- elektronik sivil itaatsızlığa biraz değinmişdim;

"Yeni modeller, mesela benim de çok ilgimi çeken elektronik sivil baskaldiri da pöpüler her zaman. Zapatistalarin Meksikada ki "basarilarini" networkleri kullanarak yaptiklari "netwar"'a, Dogu Timördeki duruma karsi yaratilan tepkiyi, direnisçilerine verilen nobeli elektronik medyanin kullanima, IMF/WTO göstericilerinin basarilarini WWW'e baglayarak elektronik sivil baskaldiriyi çok önemli bir yenilik, kaçirilmamasi gereken bir sans olarak görebiliriz. "

Burçin Belge'nin Ağustos 2001'de çıkan bir yazısında da bunu gördüydüm:

"Thoreu, kölelik karsiti harekete dikkat çekmek için "kelle vergisini" ödemeyi reddedip hapse girmisti. Kölelik karsiti hareketin önde gelen isimlerinden Ralp Wald Emerson,ona neden içeriye girdigini sordugunda yaniti "Sen ne diye girmedin?" oldu."

Sivil itaatsızlığın atası(anası) sayılır Thoreu zaten.

Bu konuda ilginç yazılardan biri da T.C dışişleri enformasyon dairesi bülteninde ayni zamanlarda çıkan bir yazı:

" -Sivil itaatsizlik için gizli toplanti.

Güvenlik ve yargi mensuplari dün Ankara'da sosyal patlamanin önüne geçilmesinin nasil saglanacagi konusunda psikiyatrlardan ders aldi.

"Sivil Itaatsizlik Semineri"nde psikiyatrlar, silahli baskaldiri döneminin bittigini belirterek, bunun yerini alan "sivil itaatsizliklerin" nasil bastirilacagi konusunda bilgi aktardilar.

Ankara Emniyeti'ndeki seminere, DGM Baskani, Bassavci ve savcilari, MIT temsilcisi, Emniyet Istihbarat Daire Baskanligi yetkilileri, Terör ve Güvenlik Daire Baskanlari katildi. (Hürriyet)"

http://www.mfa.gov.tr/turkce/grupc/cb/2001/08/24082001.htm

Sam Amcaları 30 sene önce kitabını yazdıydı bunlarda geri galmasınlar. Geri galdıkları yalnız itaatsızlık edenlerin da örgütlü, düzenli hazırlıklı olmaları. O gadarı da olacak.

Chomsky'nin da bu konuda bir iki sözü aklıma geldi. Sağolsun internet türkçesini bulmayı da başardım. Meşhur Foucault tartışmasından:

Foucault : Evet, ama size bir sey sormak istiyorum. ABD’de, yasadisi bir eylemde bulundugunuz zaman, bunu adaletle ya da daha üstün bir yasallikla mi mesrulastirirsiniz? Yoksa, bugün, yönetici sinifa karsi mücadelesinde, proleterya için temel olan sinif mücadelesinin zorunluluguyla mi?

Chomsky : Amerika Yüksek Mahkemesi’nin ve muhtemelen bu türlü kosullardaki öteki mahkemelerin bakis açisini benimserdim. Yani, sorunu mümkün olabilen en dar zeminde çözmeye çalismak. Belirli bir toplumun yasal kurumlarina karsi hareket ederek, o toplumun iktidar ve baski kaynaklarini sarsabiliyorsaniz, bu, birçok durumda, son tahlilde çok anlamlidir. Gelgelelim, mevcut hukuk, çok büyük ölçüde belirli insani degerleri –ki buinlar dogru dürüst insani degerlerdir- temsil eder… Ve dogru olarak yorunlandiginda, devletin yapmamanizi buyurdugu seylerin çoguna izin verir. Bundan yararlanmanin önemli oldugunu düsünüyorum…

Foucault : Evet.

Chomsky : Dogru dürüst formüle edilmis hukuk alanlarindan yararlanmak ve ardindan, belli bir iktidar sistemini onaylamakla yetinen hukuk alanlarina da dogrudan karsi çikmak önemli.

Foucault : Fakat, ben…

Chomsky : Izin verirseniz…

Foucault : Benim sorunum, sordugum sey suydu: Açikça yasadisi bir eylem yaptiginizda…

Chomsky : Yalniz devletin degil, benim de yasadisi gördügüm…

Foucault : Hayir, hayir, sey, devletin…

Chomsky : Devletin yasadisi kabul ettigi…

Foucault : Devletin yasadisi gördügü.

Chomsky : Evet.

Foucault : Bu eylemi, ideal bir adalet adina mi yaparsiniz, yoksa sinif mücadelesi bunu yararli ve zorunlu kildigi için mi? Benim sorunum ideal adalete atifta bulunup bulunmadiginiz…

Chomsky : Genellikle devletin yasadisi olarak gördügpü bir seyi yaptigimda, bunu yasal olarak kabul ederim: Yani, devleti suçlu olarak görürüm. Ama bu bazi durumlarda dogru degildir.

Bu konuyu somutlastirmama ve sinif savasi alanindan, emperyalist savasa geçmem izin verin, bu alanda yanit daha berrak ve kolay.

Mesela, uluslararasi hukuku ele alalim, bildigimiz gibi çok zayif bir araç, ama gene de, çok ilginç bazi ilkelerle bütünlesen bir araç. Dogru, uluslar arasi hukuk, birçok bakimdan, güçlünün araci: Devletlerin ve onlarin temsilcilerinin yarattigi bir araç. Bugünkü mevcut uluslararasi hukuk bütününün gelistirilmesinde, köylülerin kitlesel hareketleri rol oynamadi. Uluslararasi hukukun yapisi, bu gerçegi yansitiyor. Yani, uluslararasi hukuk, devletlere karsi örgütlenmis olan halk kitlelerinin çikarlarina karsi, kendilerini devlet olarak tanimlayan mevcut iktidar yapilarini destekleyen, çok genis bir dizi baskici müdahaleye izin verir.

Simdi bu, uluslararasi hukukun temel bir kusurudur ve ben, uluslararasi hukukun bu yönünün geçersiz olduguna, gayrimesru olduguna inaniyorum. Uluslararasi hukukun, krallarin ilahi hakkindan daha fazla geçerli olmadigina yönelik itirazi mesru buluyorum.

Ancak uluslararasi hukuku sadece bu sekilde degerlendirmek dogru degil. Ve aslina bakilirsa, uluslararasi hukukun ilginç unsurlari var. Söz gelimi, Nürnberg ilkelerinde ve Birlesmis Milletler Yönetmeligi’nde, yurttasi, devletinin haksiz bir sekilde suç olarak kabul edecegi tarzda, kendi devletine karsi harekete geçmeye zorlayan unsurlar var.

Devlet yasadisi telakki etse bile, yurttas aslinda yasal biçimde davranmaktadir, çünkü uluslararasi hukuk ayni zamanda, çok dar bazi kosullar disinda, ki Vietnam bunlar arasinda degildir, uluslararasi iliskilerde tehdidi ya da güç kullanimini yasaklar.

Bu durum, en çok ilgimi çeken misal olan Vietnam savasi örneginde, Amerikan devletinin bir suçlu seklinde hareket ettigi anlamina gelir. Ve halk, suçlularin cinayet islemesini durdurma hakkina sahiptir. Suçlu, sirf onu durdurmaya çalistiginiz zaman, eyleminizi yasadisi olarak adlandiriyor diye, bu davranis yasadisi olmaz.

Temeline indirgeyip yasalliklarini bir yana birakirsak, olan sudur: Devlet, kendisinin isledigi suçlari teshir eden kisileri mahkum etmeye çalisiyor. Aslinda olup bitenlerin anlami budur. Bunun ne kadar saçma oldugu apaçik ortada; artik bundan sonra, akla uygun her türlü adli sürecin çarpitilmasina her ne sekilde olursa olsun ehemmiyet vermemek gerekir. Kaldi ki, mevcut hukuk sisteminin bunun neden saçma oldugunu açiklayabilecegini sanmiyorum. Ama eger yapmazsa, o zaman hukuk sistemine karsi çikmamiz gerekir.


Kitaplarda sıkışıp kalmamak gerek.

Bazan sivil itaatsızlık ile "değişik" eylem yapmayı karışdırmak da dolaydır. Acıba burda bahsedilen zenginlik da böyle mi? "Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekani Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz, Türkiye’nin “sivil itaatsizlik eylem tipleri açisindan zengin bir ülke oldugunu” söyledi."

Bir da bu yeni popüler "sivil toplum" lafı var. Onlarca örgüt ismini alt alta dizip, ilgisiz örgütlerin imzaları ne arar burda demeden bildiri yayınlayıp "bakın sivil toplum bunu istiyor" diyor. Mesela Kıbrıs'da sağı da solu da. Eee bu gadar insan bunu isdiyorsa sivil toplum olarak biye sokaklarda değiller? Yoksa bir Hiper Tansiyon derneği politik bir bildiriye imza attığında anlamsız bir imza mı bu?

Yazı da Vicdani ret demezsam sivil itaatsızlığın ünlü bir örneğini kaçırmış olmazmıyım? Askerliğe ret değil mi bu? eh o zaman Can Dündarın 2 Eylül 2002'de yazdıkları aklıma geldi:

" 'Bula bula bugünü mü buldular böyle bir konser için' demis 30 Agustos resepsiyonunda, Ege Ordu Komutani Org. Hursit Tolon...

'Bu anlamsiz konseri süpheyle karsiladigini' belirtmis.

Oysa bizimle gelip antik tiyatronun tarih kokulu merdivenlerine kurulsa, kalabaliga karisip Efes’in nefesini solusa, 10 bin kisilik koroya katilip baris türküleri mirildansa eminim bütün süphelerinden arinir, ülkesiyle bir kez daha gururlanirdi.

Hatta konserden sonra sahneye inip 'Böyle anlamli bir konser için böyle tarihi bir günün seçilmesini sevinçle karsiladigini' söyler, bu kadroyu bir dahaki 30 Agustos’ta garnizona bekledigini ekler ve seyircilere sahneyi gösterip haykirirdi:

Iste bizim gerçek zaferimiz bu!.. 'Bayraminiz kutlu olsun.' "

15 Mayıs 2002'de Bianet'de çıkan bir yazıdan:

" Vicdani Ret: Savasin Insan Kaynagini Kurutmak

Cezaevine girmeyi, vatan haini sayilmayi ve isten atilmayi göze alarak "askerlik hizmetini" geri çevirenler, bunu "vicdani ret"leriyle açikliyor. Türkiye yasalari vicdani reddi tanimlamasa da askerligi redddenlere "emre itaatsizlik"ten ceza verilebiliyor. "

Ee herhalde sivil itaatsızlık yapanlar "emre itaat ettiler" diye ceza almaycaklardı.


Turgut Durduran|Ana Sayfa