Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 21 Kasım 2004 Ulus Irkad | ||
KIBRIS SORUNUNDA GERÇEKLER VE AYRINTILAR 4 & 3 KIBRIS SORUNUNDA GERÇEKLER VE AYRINTILAR -4-
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ VE KIBRISLI TÜRKLER Buna karşın Kıbrıs Kilisesi, 1950 yılının ocak ayında referandumu gerçekleştirdi ve Kıbrıslırumların yüzde 95.73’ü Enosis’ten yana oy kullandı. Bu durum, iç savaştan yeni çıkmış, yaralarını henüz saramamış Yunanistan’da heyecanla karşılanmıştı. Kıbrıs Kilisesi, 18 cilde ulaşan ‘Enosis’e Evet’ imzalarını Yunan Hükümeti’ne takdim etmek üzere, Atina’ya bir heyet gönderdi. Heyet, yunan hükümetinden Enosis talebini, BM örgütüne götürmeyi isteyecekti. Hem parlamentoda yer alan muhalif partilerin, hem de yoğun öğrenci gösterilerinin baskısı altında bulunan Yunan Hükümeti, İngilizlerin uyarısına karşın, Kıbrıs heyetini kabul etmek zorunda kalmıştı. 26 Mayıs 1950’de gerçekleştirilen görüşmede, Kıbrıs heyeti, Başbakan Plastiras’tan Kıbrıs için BM örgütüne başvurmasını isteyerek aksi halde, bunu Kıbrıslı Rumların yapacağını söyledi. Plastiras, pek istekli değildi. Bunun üzerine, Kıb rıs heyetinden Lanitis, emekli bir asker olan ve geçmişte Megali İdea uğruna savaşan Başbakan Plastiras’a şöyle demişti: “Cesaret Generalim! Haklı özgürlük davamız için mücadele ediyoruz”. Plastiras’ı kastederek, “Geçen yılların büyük lideri ve Generali’ni düşün...” Plastiras’ın yanıtı açıktı: “Ne yapmalıyım Lanitis? Savaş politikası mı izleyeyim?” Plastiras hükümeti, Kıbrıs Rum heyetinin, Kıbrıs sorununu BM örgütüne götürme isteğini kesin bir dille reddetti. Dönemin Başbakan Yadımcısı Yorgo Papandreu’nun, Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Temistokli Dervi’ye söylediği ve uzun yıllar belleklerde kalan sözleri, “ulusal merkez” Yunanistan’ın, Kıbrıslı Rumların beklentilerini karşılayamayacağının en açık kanıtıydı: “Yunanistan bugün, iki ciğerden soluk almaktadır, biri İngiliz öteki Amerikan. Bunun için, Kıbrıs yüzünden nefes darlığı çekme tehlikesiyle karşı karşıya gelemez.” Kıbrısrum heyeti, 18 ciltlik referandum sonuçlarını Yunan Hükümeti teslim almayınca, bir an için, ortada kalmıştı. Sonunda, referandum sonuçlarına sahip çıkacak birileri bulundu. Yunan Kilisesi Başpiskopos’u Spiridon, Makarios’un çalışma arkadaşları tarafından kurulan, “Kıbrıs’ın Yunanistan’la Birleşmesi için Pan-Helen Komitesi”nin başına geçti ve Yunan halkını, Kıbrıs’ın Enosis mücadelesine sahip çıkmaya davet etti. Bu arada, 6 Temmuz 1950’de Atina’da aynı amaçla büyük bir toplantı örgütlendi. Yunan Kilise ve kamuoyu baskısı sonucunda, Yunan parlamentosu Başbakanı Dimitri Kontika, Kıbrıs heyetini kabul etmek zorunda kaldı. 3 Temmuz 1950 tarihinde, Yunan parlamentosunda gerçekleştirilen toplantıda Kıbrıs heyeti, Dimitri Kontika’ya 18 ciltlik ‘Enosis’e Evet’ imzalarını takdim ederken, Kıbrıs heyetinden Piskopos Kiprianu şu anlamlı sözleri söylemişti: “Sayın Başkan, Kıbrıs Helen halkının iradesini yansıtan kutsal kitaplar olarak bu ciltleri Yunan parlamentosuna bugün, Kıbrıs’ın anası Yunanistan’la nişan töreni olarak teslim ediyoruz”. Yunan Parlamento Başkanı’nın sizleri Kıbrıs Rum heyetini tatmin etmekten uzaktı: “Yunanistan’ın sadık dost ve müttefik olarak yanında yer aldığı, halkların özgürlüğü ve kendi kaderini tayin hakkı için kahramanca savaşan Büyük Britanya, eminim, gün gelecek, bütün Helenlerin rüyalarının gerçekleşmesine karar verecektir.” Bu sözlerden de anlaşılacağı gibi, Yunanistan’ın bağımlılığı Enosis için aktif bir politika geliştirmesinin önünde büyük bir engel oluşturuyordu.”Ulusal merkez”in bu çaresiz durumu karşısında “çevre”, daha yoğun bir seferberlik başlatacaktı. Bu arada, Kıbrıs Başpiskopos’u II. Makarios ölmüş (Haziran 1950) yerine dinamik tutumuyla tanınan III. Makarios, Başpiskoposluk koltuğuna oturmuştu (20 Ekim 1950). III. Makarios’un temel politikası, Kıbrıs sorununu uluslararasılaştırmak ve BM örgütüne taşımaktı. Dönemin “yükselen değeri” olan Halkların Kendi Kaderini Tayin Hakkı (selfdeterminasyon) ilkesinin Kıbrıs’ta uygulanarak Enosis’in gerçekleştirilmesini uman Makarios, sömürgelerin siyasi bağımsızlıklarına kavuştukları bu yeni ortamda en iyi biçimde yararlanmayı tasarlıyordu. Kuşkusuz, bu politikanın sürdürülebilmesi için Yunanistan’ın desteğine ihtiyaç vardı. Dolayısıyla III. M akarios da Yunanistan’ı harekete geçirmek için yoğun bir çaba içine girecekti. 1951 yılında, Yunan Başbakan Plastiras ile bir araya gelen Başpiskopos Makarios aradığını bulamadı. Hatta Plastiras’ın sert tepkisiyle karşılaştı. Plastiras Makarios’a “Eğer fakir kulübeme gelmiş ve benden gidip Kıbrıs için savaşmamı istemiş olsaydın, bunu memnuniyetle yapardım, çünkü ben askerim. Ancak, Yunanistan’ın Başbakanlık makamına gelerek benden Yunanistan’ı yakmamı istiyorsun. Üstelik Kıbrıs’a da bir faydası olmadan... Rahat otursana...Rahat otur bakalım.” Makarios “rahat oturmayacaktı” ve Enosis için yürüttüğü mücadeleyi daha da yoğunlaştıracaktı...(1). Etnik Elen nüfusunun ada yaşamındaki sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi egemenliğine rağmen, Kıbrıs Elen milliyetçiliği aşamalı ve sistemli şekilde yetiştirilmeliydi. Bu, yerel ve dış kaynaklı kuruluşların yer aldığı ve 19. Yüzyıl’da Yunan devletinin alitorizm ideolojisi içinden fırlayan bir prosedürle başarıldı. Ulusal doğuş ve yapılanmanın temel mekanizmaları, eğitim sistemini (ki Ortodoks Kilisesi’nin denetimindeydi), Yunanistan’da öğrenim gören aydınlar tarafından kurulan gönüllü örgüt faaliyetlerini ve Yunan Konsoslosluğu’nu içeriyordu. Bu siyasi prosedürün, diğer Balkan ve Güneydoğu Avrupa ülkelerinin kendi uluslarını ve ulusal devletlerini oluşturmaları sırasında görülen prosedürlerle birçok noktada benzer olduğunun vurgulanması gerekir. Ancak analizci, adanın sosyal ve kültürel tarihinin –etnik Elen nüfusunun tartışmasız egemen olduğu- önemini görmezlikten gelem ez. Kıbrıs Elen milliyetçiliğinin yükselişini getiren ve onu çağdaş Kıbrıs tarihinde en güçlü siyasi ideoloji yapan demografik ve kültürel altyapı sağlayan, tam da bu egemenlikti. 21. Yüzyıl’a yaklaşırken (bir yandan Enosis hareketi ile 1955-59 EOKA özgürlük mücadelesi, diğer yandan ise 1960-74 döneminde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sabote edilmiş olması olgularının da mevcudiyetinde) Elen milliyetçiliği Kıbrıs Elen siyasetine egemen olmaya devam ediyor(2).
DİP NOTLAR (1)KIZILYÜREK,Niyazi: (2002). Miliyetçilik Kıskacında Kıbrıs,İletişim Yayınları, İstanbul,97-98. (2)MAVRATSAS,V.Kaysar: (2000). Elen Milliyetçiliğinin Kıbrıs’taki Yönleri, Galeri Kültür Yayınları,Lefkoşa,28-29. (19/11/04)
------------------------------------------------------------------------------------------------------
GERÇEKTEN İSTENSE BİR BAŞKA OLURDU ÜLKE...
Gene tartışmalar seçim patformuna çekilmeye başlandı. Halkın sokaklara çıkışı da ayni nedenden ötürü buzluğa kaldırılmıştı. Hatta ve hatta kendilerinin bu pasifizme rağmen aldıkları oylar bile o halk hareketinin tansiyonu yükseltmesinden dolayıydı. Şimdi kendi elleriyle o öldürdükleri altın tavuğun kurbanı olacaklar. Ama şunu da belirteyim; elli tane milletvekili çıkarsalar ne yazar? Sankide özgürlükler ülkesiyiz ve memleket demokrasiden doldu taştı. Adama öncelikle ayıp çekerler ama insan maalesef düzeyini de düşürmemeli. Evet bu ülkedeki koskoca bir dinamizm maalesef bir seçim yoluna kurban edildi. Oysa seçimden önce yapılması gereken çok işler vardı ve bunu da toplumca başarmalıydık. Örgütlü olarak tabi... Şu platformun akılcı ve mantıksal hareketlerle dünya kamuoyunu da arkasına alarak öncelikle Kıbrıslıtürklerin siyasal kaderlerini, özgürlüklerini, kendi geleceklerin i belirleme haklarını ellerine alarak, öncelikle Kıbrıslıtürklerin de menfaatlerini düşünerek seçimlere hep birlikte girmesi ve yüzde altmışbeşlik (eğer gerçekten varsaydı) gücü seçim sonrasında mecliste de oluşturması gerekiyordu. Hep söylüyoruz, Kıbrıslıtürklerin baş çelişkisi Kıbrıslırumlarla değildir. Öncelikle Kuzey Kıbrıs’ta otuz yıldır at oynatan Türkiye’yledir. Burada otuz yılda gördüklerimiz bir ömre bedeldir. Kıbrıslıtürklere en büyük güvensizliği gösteren Türkiye devletinin ileri gelenleri değil miydi? 1980’lerde Turgut Özal vasıtasıyle fabrikaları kapatan ve Kıbrıslıtürkleri dış ülkelere gitmeleri için adeta Kuzey Kıbrıs’tan kovan kimdi? Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik bakımdan kendine yetmezliğini kanıtlayan ve de Türkiye pazarını bile ona çok gören mentalite hangi mentalite idi? Kıbrıslırumlar mıydı? 1974 yılındaki savaştan sonra artık emelini demografik değişiklikten yana olarak da koyan ve bu demografik emelini kendi stratejik ve devlet elitinin çıkar hedefleri için uygulayan, Kuzey Kıbrıs’ı adeta bir stratejik sömürge durumuna getiren güç hangi güçtü? Unutulmasın 1974 harekatlarının esas amacı dünya kamuoyuna Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasaya göre çalışmadığını ileri sürüp müdahalede bulunmak olarak savunuluyordu. Garanti Andlaşmalarına göre ayrı bir devlet kurulması suç olması na rağmen Kuzey Kıbrıs’ta Türkiye böyle bir suç işlemiş ama bu devletin yaşaması veya tanınması için de fazla gayret göstermemişti. Aksine Türkiye Cumhuriyeti egemenleri Kuzey Kıbrıs’taki egemenlerle birlikte hayatlarını garanti altına alacak diye geldikleri insanların özgürlüklerini budamak için son on-onbeş yıldır işbirliği yapmakta birçok Kıbrıslıtürk’ün özgürlüğünü, fikirlerini ve söz söyleme haklarını engellemek için akla karayı seçip onları tüm ceza yasaları ile karşı karşıya getirmektedirler. Son birkaç senedir mahkemelerde sürünmemiş aydın kalmamış bir o kadar daha tehdit ve ceza kapılarda beklemektedir. 1974 yılında Kıbrıslıtürklere “her türlü özgürlüğü getireceğiz” diyenler Kıbrıslıtürklerin cellatları olmaktan da geri kalmamışlardır. Son otuz yılda yapılanları, mezara gidenlerin gözlerinin arkada kaldığını ve büyük bir aldatılmışlık psikolojisi içerisinde olduklarını kim reddededecek? Şu anda bile Kuzey Kıbrıs’ın “KKTC” anayasasına göre büyük bir askeri bölge olar ak tanındığını bilmeyen yok. Şu anda konuşurken bile askeri bölge olarak tanımlanan sivil yerleşim bölgelerinde insanlarımız militer kafalara göre suç işlemektedirler. Böyle bir “Olağan Üstü Hal” bölgesi gibi sayılan bir ülkede hangi özgürlüklerden dem vurulabilir? Başbakanların evlerinin bile bombalanması sonrasında bombalayanların yakalanıp tevkif edilmediği, ve sankide çok büyük bir ülkede yaşıyormuşuz gibi cinayetlerin siyasal olanlarının ortaya çıkarılamadığı bir ülkede nasıl bir seçim yapılacak? Sivilleşmeye ne buyurulur? Polis’i bile İçişleri Bakanlığı’na bağlayamayan bir hükümet sivilleşmeyi kafalarda nasıl sağlayacak? Bir seçim sırasında daha bir sene önce olduğu gibi bazı komutanların köylere gidip cami hoparlörlerinden halka seçim propagandası yapmasını nasıl engelleyeceksiniz? Anayasa’daki onuncu maddeyi değiştirdik mi? Peki, daha bir sene önce olduğu gibi Türkiye’den gelecek olan emekli bazı komutanların Karpaz’daki köylerde propaganda yapmasını nasıl engelleyeceksiniz? Daha tam hükümet olmadık o yüzden bunları başaramadık diyorsanız ben de size sorayım ne zaman tam hükümet olacaksınız? Şu anda Başbakanlık elinizdeyken niye gereken reformları yapamadınız? Bakın bir sene sonra meclisteki tüm sandalyeleri aldıktan sonra hala daha aynı konuları konuşacaksak bu seçimlerin ne değeri olacak? Daha sekiz sene önce, yani 1996’da biz hükümette ağırlıkta olsaydık durumlar böyle olmazdı demek istiyordunuz. Şu anda ağırlık sizde ama hala daha birşey yapamadınız. Bırakın onu kırılan potlarla mec liste gerici ve faşist odaklanmaya basamak bile oldunuz. Daha seçimlerden altı ay önce UHH saflarında mücadele eden adamı meclise taşıdınız. Ve bu halkın bir kere daha moralinin kırılmasına sebep oldunuz. Platforumda halka miting alanlarında verilen sözlerin ilk ihlalcisi de siz oldunuz. Daha seçimlerin bir gün sonrası “Madem ki seçimler kazanıldı öküz öldü ortakçılık bozuldu” cinsinden konuşmalar yaptı ideologlarınız. “Sol” dendi sizlere ama esasında bu terimin de sizler için bir özelliği yok. Çünkü sizden solcu gibi davranmayı beklemek de yanlış. Şimdiki ideolojiniz ne gerektiriyorsa onu yapıyorsunuz. Önceleri Güney’deki “evet”çiler arasında bir prestijiniz vardı ama şimdilerde o mirası da tüketmeye başladınız. Onlar bile “Konuşuyorlar ama hiçbirşey yapmıyorlar” demeye başladılar. Esasında AKEL’i eleştiriyorsunuz ama AKEL’den ulusalcılıkta pek de kalır bir yeriniz yok. Aynı yanlışlıkları onlar gibi tekrarlayıp duruyorsunuz. Annan Planı diyorsunuz ama bu planın da ortadan k alkmasıyla esasında başka alternatif de üretemiyorsunuz. Şunların untulmaması lazım: Papadopulos’tan hak isterken Papadopulos karşısında güçlü olmak için Türkiye’den Kıbrıstürkü’nün varolma hakkını elde etmek lazım. Türkiye’nin otuz yıldır vermeyi istemediği veya bastırdığı hakları şimdi Papadopulos’tan istemek ne kadar akılcıdır? Mücadelenin Kıbrıslırum halkıyla birlikte verilmesi gerçeği şimdi ortaya çıkmıştır. Halk istencinin ve bütün Kıbrıs halklarının istençlerinin gerçekleşmesi için mücadelenin birlikte verilmesi gerçeği Kuzey Kıbrıs’taki yenilenme gerçeği dondurulunca ortaya çıkmıştır. “YKP” Kıbrıslıtürk ve Kıbrıslırumların partisi olarak ortaya çıkarken bu yönde de liderlik yapılması gerçeği beyinlerde çağrışım yapmıştır. Kıbrıslıları ortak mücadele kurtaracaktır. Bunun seçimlerle şu anda bir ilişkisi yoktur. Yeni mücadelelerle ortaya çıkacak somut gerçekliklerde elbette ki seçimler de yeni ortamlarda taktik olarak nazari dikkate alınacaktır. (12/11/04) ---------- KIBRIS SORUNUNDA GERÇEKLER VE AYRINTILAR -3- TÜRK MİLLYETÇİLİĞİ VE KIBRISLI TÜRKLER
Kıbrıslırumların adanın Yunanistan’la birleşmesi için gösterdikleri yoğun çabalar ve Yunan milliyetçiliğinin adada yaygınlaştırılması çabalarına paralel olarak, Kıbrıslıtürklerin bu kesiminin de Türk milliyetçiliğini Kıbrıs’a taşıma çabaları içine girdiği görülmekteydi. Kıbrıs Yüksek Komiseri H.Goold-Adams tarafından İngiltere Sömürgeler Bakanı Lewis Harcourt’a gönderilmiş olan “Trodos, 4 Eylül 1914” başlıklı bir gizli raporda adada bir Jön Türk partisinin çalışmalar yaptığı ve Büyük Britanya’ya karşı Osmanlı İmparatorluğu ve Almanya yanında yer aldığı kaydedilmektedir. Stevenson’dan Milner’e yazılmış 6 Mayıs 1919 tarihli mektupta ise, bazı Kıbrıslı Türklerin aktif Türk sempatizanı ve propagandisti olduklarından söz edilmektedir. Ayrıca Kıbrıs kavanin Meclisi tutanaklarının 31 Mart 1911 ve 6 Haziran 1917 tarihli olanlarında, Meclisin Türk üyelerinin, daha önce zaman zaman dile getirdikleri “adanın geri Osmanlı devletine verilmesi” taleplerinin daha ısrarlı bir şekilde yükseltilmeye başladığı görülmektedir(Bak. Jacob M. Landau, Pan-Turkism in Turkey. A Study of Irredentism, London 1981,s.48).”(1) II. Dünya savaşı tüm dünyada olduğu gibi Kıbrıs’ta da köklü dönüşümlere ortam hazırladı... Kıbrıs Rum burjuvazisi, ‘Ulusların kendi Kaderlerini Tayin Hakkı’nı ileri sürerek, Enosis’in gerçekleşmesi için yoğun çabalar başlattı. İngiltere, savaştan dünya lideri olarak değil, gerileyen emperyalist bir güç olarak çıktı. Ortadoğu’da peşisıra kayıplara uğradı. Kıbrıs’ı yitirmeye tahammülü yoktu(2). Yeni emperyalist lider A.B.D. İngiltere’den farklı bir strateji izleyerek, sömürge toplumların anti-Sovyet, bağımsız devletler kurmalarını teşvik ediyordu. Bu anlamda Enosis’in gerçekleşmesini benimsiyordu. Dahası Yunanistan’ı gizlice bu doğrultuda teşvik ettiği de biliniyordu. 1 Ocak 1945’de Amerikalı gazeteci C.L. SULZBERGER, New-York Times gazetesinde Amerika’nın, Enosis için geliştirdiği planları gördüğünü yazmıştı. İngiltere bu tehditler karşısında, Kıbrıs Türk liderliğine sarıldı. 1943 yılında ilk Kıbrıslı Türk kitle örgütü kuruldu. Kıbrıs Adası Türk Azınlık Kurumu KATAK, her ne kadar bir ulusal uyanışın göstergesi olarak adlandırılmışsa da, gerçek olan şudur ki; İngiliz yönetimi işbirlikçi Türkleri bu örgütün kurulması için teşvik etti. Sadık Sir Münür bey, bu örgütün kurulması için bir dizi temaslarda bulundu. İngiliz hükümetinin tam desteğini vereceğini söyledi. Ne kadar ilginç; Türklük adına örgüt kurmak bir Sir’e düştü... 18 Nisan 1943’de, 79 kişinin katıldığı toplantı ile KATAK kuruldu. Oluşturulan ilk yönetim kurulu üyeleri, İngiliz yönetiminin, Sir ünvanı almasalar da tam güven duyduğu kimselerdi. Sir münür ise, yaptığı konuşmada hükümetin KATAK’ı bütün gücü ile destekleyeceğini söyledi. 1948’de İngiliz Vali Winster ÖZEL TÜRK KOMİTESİ’ni kurdurdu... Bu Komite, dini önderler, kıdemli yargıçlar ve genç R.R. Denktaş’tan oluşuyordu. ÖZEL KOMİTE şu kararları aldı: Müftülük yeniden kurulmalı; Evkaf Türklerden seçilen bir komite tarafından oluşmalı; okullardan Türkiye Cumhuriyet Bayramı’nın kutlanmasına ve ders kitaplarının, Türkiye Cumhuriyeti’nden getirilmesine izin verilmeli... İngiliz yönetimi bu önerileri kabul etti... 1948’e kadar geleneksel müslüman liderliğe yaslanarak Kıbrıs’ta iktidarını korumuştu... İçte artan Enosis ve dışta büyüyen ABD baskıları karşısında, İngiltere hem Kıbrıs’ta yaslandığı katmanı genişletiyor, hem de Türkiye’yi yanına almaya çalışıyordu. Kıbrıs Türklerinin 1940’lı yıllardaki sosyal ve siyasal seferberliği her ne kadar bir iradi olay gibi görünse de, özünde İngiltere’nin ve Türkiye’nin yönlendirmeleri ile ilgilidir. Sir + Paşa kimliği, 1940’lı yıllarda olgunlaştı. Türkiye basını ve Kıbrıs Türk örgütleri, feryat figan içinde şöyle diyordu: “İngilizlerin Kıbrıs’tan giderse, savaş çıkar. Barış bozulur, statüko devam etmelidir...” Görüldüğü gibi 40’lı yılların seferberliğinde ne bir ulusal amaç ne de ulusal kimlik var... Şimdiki Denktaş’ın temsil ettiği totaliter Kıbrıs Türk Liderliği öncesinde de tartışmalar vardır. KATAK olarak bilinen “Kıbrıs Adası Türk Azınlık Kurumu” adlı ilk örgütlü birliğin içerisindeki liderlik tartışmalarını Ahmet An Kıbrıs “Türk Liderliğinin Oluşması” adlı kitabında şöyle yazmaktadır(2):( Aşağıdaki olayları eski Kıbrıslıtürk liderlerinden ve 1960’lı yılların sonlarından itibaren gayrıresmi politikalar savunduğu için toplumundan izole edilen Doktor İhsan Ali anlatmaktadır,U.I) “KATAK kurulduğu zaman, Lefkoşa Komitesi’nin üyeleri arasında Dr Küçük ve eski Kavanin Meclisi üyesi olan Necati Özkan da vardı. Bu iki kişi arasında daha başlangıçta patlak veren tartışma, partinin ilerisi ve diğer çalışmaları için endişe yaratmıştı. Bu yüzden her ikisinin de parti komitesinden ayrılmaları önerilmiş ve onlar da bu öneriye uymuşlardı. Ama bir süre sonra Dr. Küçük yeni bir parti oluşturmaya karar verdi. Bunu yapmak için önce zemin hazırlamak üzere harekete geçti. Bana işbirliği yapma önerisinde bulundu, ama ben kabul etmedim. Benim fikrime göre, birliğe ihtiyaç duyulduğu zaman, ikinci bir partinin kurulması sadece sömürge hükümeti ve onun organlarına hizmet edecekti. Bu noktada Dr. Küçük’le olan siyasal uyuşmazlığım başlamıştı. Dr Küçük’ün çabaları, kurulur kurulmaz KATAK ile anlaşmazlığa düşen “Milli Parti”nin oluşturulmasıyla sonuçlandı. Böylece, iki parti, halkın sorunlarının çözümü için çalışacaklarına, zamanlarını birbirlerini suçlamakla geçirdiler. Bu koşullar altında, KATAK’ın Baf Kaza Komitesi Başkanlığı’ndan istifa etmek zorunluluğunu duydum. İki yıl kadar sonra, bazı iyi niyetli aydınlar iki partiyi birleştirmek için bir girişimde bulundular. Halkın birlikten yana olması nedeniyle Baf’taki parti başkanlığını reddedemezdim. Ama bir süre sonra aşağıdaki nedenle ilkesel temele dayanarak istifa ettim. KATAK’a yapılan bağışların akıbetiyle ilgili söylentiler yüzünden, Baf Kaza Komitesi’nin aldığı bir karardan sonra, Lefkoşa’daki Merkez Komite’ye, elindeki paranın miktarını öğrenmek istediğimizi söyledim. Baf’taki kamuoyu, konuyla özellikle ilgilenmekteydi, çünkü, benim oradaki parti başkanlığından istifa etmemden sonra, Baf’taki halk tarafından partiye yapılmış olan bütün bağışlar, Lefkoşa’daki Merkez Komiteye verilmişti. Birkaç haftadan sonra, tartışmalı bağışlar konusunda Dr. Küçük’ten bir yanıt aldım. Mektupta, ne kadar para olduğuna dair ve nerede saklanmakta olduğuna ilişkin bir bilgisi olmadığını ve bilgi elde eder etmez beni haberdar edeceğini bildiriyordu. Şurası vurgulanmalıdır ki, Dr. Küçük, Parti’nin Genel Sekreteriydi ve seçilmesine kimse karşı çıkmamıştı. Çünkü daha önceki durumlardan hayal kırıklığına uğramış olan birçok aydın, duruma kayıtsız kalmıştı. Böylece eski parti başkanı, şimdi Genel sekreter olmuştu. O vakitten bu yana zaman geçti ve bağışlar konusunda asla bilgilendirilmedik. İstifa etmek zorunda kalmıştım. Çünkü halka, partiye yeniden bağışta bulunmalarını talep etme cesaretini kendimde bulamamıştım. 1952’ye kadar bütün siyasal çalışmalardan uzak kaldım. Bu arada sadece Baf’taki Türk toplumunun sosyal ve siyasal gelişmesiyle ilgilenmeyi kendime bir görev saydım.”(Bu alıntı sayın An tarafından İhsan Ali’nin “Hatıralarım” diye bilinen “My Memories” adlı İngilizce basılmış kitabından alınmıştır)(3). Esasında Kıbrıstürk toplumunda Türk milliyetçiliği gelişirken bu arada ondan önce gelişen ve Türk milliyetçiliğinin oluşmasına yardımcı olan Kıbrıslırumlardaki milliyetçiliğe de bakmamız gerekmektedir: Olayları 1940’lardan itibaren ele alırsak son 60 senedeki gelişmeleri de daha iyi anlayabiliriz. Kıbrıs’ta enosis için referandum kararı(1948), Kıbrıs Kilisesi’nin de teşvikiyle, Yunan kamuoyunu heyecanlandırarak harekete geçirmişti. Yunan basınıda referandum tarafları yazılar yayımlıyor ve Atina’da Enosis’ten yana gösteriler düzenleniyordu. Yunan Parlamentosu içinde de Enosis istemi taraftar bulmuştu. Ne var ki Yunan hükümeti, Yunan kamuoyunun bu heyecanını paylaşmıyor, tam aksine, tedirginlik duyuyordu. Yunan Dışişleri Bakan Yardımcısı Panayoti Pipineli, -ileride Yunan Cuntası’nın Dışişleri Bakanı olacaktı- 14 Aralık 1949 tarihinde şu açıklamayı yapmıştı: “Kıbrıs’ın iç sorunu olan Yunanistan ile birleşme önerisinin basında ve parlamentoda tartışılması sorumsuzca bir davranış olup, sorumsuz kişiler tarafından yapılmaktadır.Şimdiki koşullar içinde bu tür tartışmalar Yunan halkının çıkarları açısından zararlı ve yıkıcıdır.” Aynı gün bir açıklama yapan Dışişleri Bakanı Konstantinos Tsaltaris de, Enosis girişimlerini kınamıştı. Dönemin Başbakanı Aleksandros Timitis ise, Yunan Parlamentosu’nun 1947’de Kıbrıs’la ilgili aldığı karara atıfta bulunarak, -bu karara göre Kıbrıs, İngiliz-Yunan dostluğu çerçevesinde ele alınacaktı.” Müttefiklerimizle işbirliği sarsılmadan korunmalıdır, çünkü bütün sorunlarımızın çözümü buna bağlıdır” diyordu(4).
DİP NOTLAR (1) AN,Ahmet: (1997),Kıbrıs Türk Liderliğinin Oluşması(1900-1942),Galeri Kültür Yayınları, Lefkoşa,42-43. (2) KIZILYÜREK,Niyazi: (1980),Paşalar Papazlar, İstanbul Graphics,Londra,20-21. (3) AN,Ahmet: (1997), Kıbrıs Türk liderliğinin Oluşması(1900-1942), Galeri Kültür Yayınları, Lefkoşa,284-285. (4) Age,285 (5) KIZILYÜREK,Niyazi:(2002),Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs,İletişim Yayınları,İstanbul,95-96. -DEVAM EDECEK-
(05/11/04) copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org
| ||