Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 5 Kasım 2005

Ulus Irkad

 

IMAJ OYUNLARINA KANANLAR

Anlayamadığımız bazı ilişkiler ağı devam edip gitmekte. Güney Kıbrıs’a AKEL etkin, bunun yanında Kuzey’de de bir zamanlar ideolojik yoldaşı CTP statükoyu sahiplenerek büyük bir etkinlik kurmuş. Ama böyle olmasına rağmen aynı kökenden gelen bu iki parti biraraya gelip çözümü gerçekleştiremiyorlar. AKEL tüm bunlara rağmen yine de Kuzey’de kendinin hatalarını eleştirmeyenlerle ve CTP ile ilişkilerini devam ettiriyor. Mesela görüldüğü kadarıyla BKP ile ilişkilerini sürdürürken, tam olarak CTP ile de bağlarını koparmıyor, her ikisi ile de temaslarını devam ettirmekte. BKP, CTP ile ideolojik farklılıklarını hala daha ortaya koyamadı hatta seçimler sırasında bu iki partinin paslaşmalarını da çok yakından izledik. Sayın Izcan’a göre CTP çözüm isteyen bir partiydi. Hatta birinci seçimler sırasında Meclis içerisinde aralarındaki paslaşmalar ise oldukça barizdi. Güney’de ise bu iki partiye karşı sempati en yüksek doruklardaydı ve onlara göre YKP meclise girmemekle çok büyük bir hata ediyordu. CTP ile BKP, esasında bu arkadaşlarımıza göre seçimlere katılmakla basamak basamak sosyalizm hedefine ilerliyorlardı. Hatta Güney’deki aynı ideolojiyi paylaşan bir Kıbrıslırum arkadaş bizim için “çılgınlar”lafını kullanmıştı. Ona göre de güçlü olmak için seçimlere katılıp Izcan veya CTP gibi koltuk sahibi olmak gerekiyordu. Güney’deki bu bakış açısı esasında sadece AKEL’cilerde yoktu; bu küçük burjuva siyasal tavır hemen hemen genel bir havayı gösteriyordu. Güçlü olmak için seçimlere girip statükoyu kabullenmek gerekiyordu.

Bu tavır alışta esasında bir sınıfsal ideolojik bakış veya tavır alış Güney’in rehavetinden, Kıbrıs Cumhuriyeti’ne anti-demokratik bir şekilde sahip olunmasından, ulusalcı bakış açılarından ve de kapitalist ilişkilerin yoğunluğundan kaynaklanan küçük burjuva ve burjuva karakterlerden kaynaklanmaktaydı. Başından beri en önce AKEL’ciler Kuzey’deki olayları pek ciddiye almadılar. Yaptıkları analizlerin de genelde nasıl analizler olduklarını bilemeyiz. Ama AKEL içerisinde önemli yerlerde olanlarda bile edindiğimiz izlenimlerde olaylara bakış açılarının ulusalcı temelde olduğu şeklindeydi. Kısaca bu bakış açısı Kıbrıs’ta iki ulusun varlığını kabul etmekteydi. Esasında bu da AKEL’in ideolojik duruşundan kaynaklanan ve de günlük siyasal duruşuna etki eden dünya görüşüydü. Kıbrısrum toplumunun genelinde de bu bakış açısı oldukça kuvvetlidir. AKEL’in ideolojik bakış açısı da Sovyetlerdeki bürokratik kast ideolojisinden kaynaklanmaktadır. Avrupa Komünist Partilerinin çoğu uzun zaman önce Sovyetlerle ilişkilerini koparmalarına rağmen AKEL bu mekanizmaya hep sadık kalmıştır. Sovyetler Birliğinin son zamanlarında “Kapitalist olmayan kalkınma yolu” gibi Marksizmle de pek ilişkili olmayan ve de gerek Afrika’da gerekse Asya’da milliyetçi olan ama güya anti-emperyalist olan liderlere destek veriliyordu ama o ülkelerde bu liderlerin veya egemenlerin ezdikleri azınlıklar veya etnik toplumlarla pek ilgilenilmiyordu. Makarios’un ulusalcı politikaları Sovyetlerin desteğine ihtiyaç duyarken, AKEL’e bu politikalarından ötürü destek verip Sovyetlerin tam desteğini kazanıyordu. Tabi ki ulusal güdüleri için destek verirken, Içte anti-emperyalist bir lider olarak başarısızlığına rağmen alkışlanmakta, buna dayanan AKEL ise bu liderin veya liderliğin yaptığı yanlışları hiç özeleştiri çarkından geçirmeden tezahürata katılarak adeta Kıbrıs’ın Sovyet Kast rejiminin uydusu olması için acentelik görevi yapmaktaydı . Içteki ulusal sorunun çözülmesi içinse bir gayret göstermemekteydi. Üstelik ulusalcı polikalara da pey vererek dalkavukluk yapmaktaydı. Bozukluk ideolojideydi. Sovyetlerin yıkılmasından sonra Yeltsin veya Putin gibi faşistlerin Komünist Partisi içerisinden çıkıp şu anda Rusya’ya egemen olmalarına sebep olan neden de buydu. Bozukluk Gorbaçov’dan da başlamamıştı. Bozukluk Rus Komünist Partisi’ne bürokratların egemen olmasından sonra başlamıştı. Ve bu AKEL’le birlikte aynı ideolojide olan bütün partilere hatta sosyal demokrat partilere bile sirayet etmişti. Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin şu anda “Kıbrıs Türk Milliyetçiliği” diyerek statükonun devamından yana olan yeni neo kapitalist elitçi politikalarının da kökeninde bu hastalık yatmaktaydı. Sırf Sovyetlerin emperyal yayılışı gerçekleşsin diye Kıbrıs’taki ulusal sorunun çözülmesini es geçme, Kilise ve Sağ güçlerle seçim rekabetlerinde milliyetçiliğe ve “enosis”e pey verme, Kıbrıslıtürklerin bir paranoya içinde aşağılanmaları, veya Kıbrıs’taki sınıf mücadelelerinin en doruk noktalarında sırf Kilise ve Milliyetçilerle girdiği rekabetten ötürü “Enosis”e bile pey vermek vardı bu yanlışların ve de politikaların içinde. Bu ilk defa olmuyordu. Ispanya’da Iç Savaş sırasında Ispanyol Devrimcileri de arkadan hançerlenirken, Yunanistan’da da devrimcilerin arkadan darbelenmeleri aynı senaryoların bir yansımasıydı. Araplara karşı Sovyetlerin oynadığı oyunlar, ABD emperyalizmiyle askeri alanda girilen rekabet yarışları, işçi sınıfı mücadelesi yerine yayılma politikalarını öne çıkarmıştı Sovyetlerin çarpıtılmış ideolojisinde. Bu ideolojinin Marksizm veya Leninizmle bir ilişkisi yoktu. Aynen AKEL’in veya uzantılarının ideolojilerindeki çarpıklıklar ve de ortaya çıkan ulusalcı öğeler gibi.

Şu anda ortaya çıkan çarpıklığı en iyi belgeleyen geçenlerde bir CTP’li arkadaşın bir AKEL’ci arkadaşa terennüm ettikleriydi aslında:

“Bize ne kızıyorsunuz, bizim şimdiki politikalarımızı en iyi anlayacak olanlardan biri de sizsiniz. Sizin de bir zamanlar milliyetçilik yapıp enosisi desteklediğiniz gibi biz de kazanmak için milliyetçilik yapıyoruz. Üstelik bu politikanın getirileri vardır.”

Ne getirisi vardır? Kıbrıs Sorunu’nun 20 sene daha buzdolabına kaldırılması mı? Ya halkın bu beklemeden dolayı kaybedecekleri. 1963 ylından beri kaybeden, bilhassa Kıbrıslıtürkler, yine mi kaybedecek? Yoksa Lüzern’de perde arkasında tüm tarafların da mutabakat içinde kaldığı bir ABD-AB taksimi mi gerçekleşti de bizim gözlerimizi başka bir perde ile kapattılar. Yoksa bu gerçeği partilerin üst yönetimleri çok iyi biliyorlar mı?

Bunun yanıtını bize düşman görülen(!) eski kardeşler veya özeleştiriden kaçıp sıkı ilişkiler içinde olanlar açıklayabilirler mi? Söylesinler bakalım; şu milliyetçiliklerin altında perde arkasında ideolojik kardeşliğin taksim hedefi mi yatıyor? Söylesinler de bu tiyatro bitsin artık!

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org