Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 18 Aralık 2003

Ulus Irkad

 

SEÇİMLER VE SONRASI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

Bu yazıyı Pazar günü seçimler daha sonuçlanmadan yazıyorum. Size gerçekten “Demokratik bir seçim geçirdik” demek isterdim ama otuz yıllık yaşadıklarımız bana demokratikliğin de pek öyle görsel durumlara dayanmadığını göstermektedir. Demokratik bir ülke olsa her bakımdan değişik yapılanmalar olacağını ve de söz, örgütlenme, yerleşim, dolaşım ve daha bilimum özgürlüklerin gerekli olduğunu belirtmek gerekiyor. Son gece, yani seçim propagandalarının bittiği gece, birçok Türkiye TV kanalı resmen buradaki seçimleri etkilemek için yayın yapmaktaydılar. Yani seçim propaganda süresi dolduktan sonra. Örneğin benim izlemiş olduğum kanallardan biri Kanal 6 Haber Programıydı. Orada emekli Orgeneral Necati Özgen Paşa ağzından öfkeli bir şekilde köpükler saçıp Kıbrıs’taki muhalefete saldırmaktaydı. “İşte ülkenin gerçeği” demekten başka ne denirdi ki bu saldırıya. Yani ben seçime gitmek için karar vereceğim ve Türkiye’den zamanında Kıbrıs’ta görev yapmış bir general benim seçimlerime müdahale eder bir biçimde konuşacak ve bütün muhalefeti karalamaya çalışacaktı. Söylemek gerekirse bu seçim için seçimden başka herşey söylenebilir. Bir halk, rejimi değiştirme kararı alacak ama Türkiye’de birkaç emekli general buna karşı çıkacak üstelik ağzına ne kadar kaba söz gelirse söyleyecek ve ona karşı çıkan da olmayacak. Bunun demokrasi neresinde? Bu adama bu hakkı kim verdi? Bu televizyon kanalı buradaki seçimleri etkilemek için bu hakkı nereden buluyor? Veya Kuzey Kıbrıs’taki yetkililer niye bu konuda gereken müdahaleyi yapamıyorlar? Diyelim ki bazı muhalif parti liderlerinin seçim öncesi dediği gibi hiç müdahale olmamıştır. Peki ama 1974 yılından beri yani son otuz senede burada yapılanları, seçimlere müdahaleleri, seçim öncelerinde nüfus taşımaları, hatta 1976 yılında getirilenlerin bile vatandaş yapılmadan oy kullanmalarını görmezlikten gelecek ve unutacak mıyız? Bu kadar çirkinlik bile şimdiki seçimlerin de müdahaleye uğradığını göstermiyor mu? Ya seçim kampanyaları sırasında 30 yıllık esas suçluyu görmek istemeyen muhalif parti liderlerine ne demeli? Maşallah ülkemiz Batı demokrasilerini bile geride bıraktı(!). Statüko altı milletvekili çıkaran malum parti lideri tarafından biraz saldırıya uğradı ama arkasından da Kıbrıslı Rumlara saldırılarak denge muhafaza edildi. Yani illa ki bir seçimde bir parti kendini öncelikle Türkiye’ye mi beğendirmeli? Yani Türkiye bu partiyi beğenmezse veya fikirlerini aykırı bulursa demek ki bu parti hiç ama hiç hayır etmeyecek demektir. Peki bu ülkenin bağımsızlığı ve egemenliği nerede kaldı? Norveçli bir siyasal parti de öncelikle kendini beğendirmek için başka ülkelere mi yararlanmaya çalışmaktadır? Vay be şu Kuzey Kıbrıs ne demokratik, egemen ve de ne bağımsız bir ülke!

Esasında son otuz senede yaşadıklarımız bizlere çok şeyler öğretmiştir. Bu ülkede müdahalelerin alasını yaşayarak gördük. 1981 yılında Türkiye medyası 12 Eylülcülerin etkisi altındayken de tümüyle Türkiye medyası buradaki Kıbrıs Türk muhalefetinin aleyhine saldırıya geçirilmişti. Vatan haini ilan edilmeyen kalmamıştı. Hele şimdilerde Annan Planı’nın savunucularından olan İlter Türkmen’in o dönemlerde Sayın Özker Özgür’e(Özker Özgür o dönemlerde Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin başkanı idi) söyledikleri de pek yenilir yutulur değildi. 1981 seçim sonuçları belli olur olmaz hatta daha da öncesinde 12 Eylülcü generallerin de Kıbrıs’a karşı hassasiyetleri artmış hem öncesinde hem de sonrasında bizleri sık sık ziyaret etmeye başlamışlardı. Sayın Alpay Durduran’a(Kendisi o zamanlar Toplumcu Kurtuluş Partisi lideriydi) bu paşalardan birinin çektiği fırçayı daha sonraları Sayın Durduran’ın anlatması ile gazetelerden okumuştuk. Türkiyesiz iktidar olunamayacağını bu paşalar çok daha açık bir şekilde, hele hele Türkiye’deki iktidarı da ele geçirmenin rehaveti ile bizdeki politikacılara militer mentalite ile anlatmaktaydılar. Daha sonraları bu anlatmaları anlamayanların iyi sıhatte olsunlar tarafından nasıl DYÇ (Düşük Yoğunluklu Çatışma) teknikleri ile hale ve yola getirildiklerini izlemeye başlamıştık. Çok bir şey değildi yapılan: sadece YKP(Yeni Kıbrıs Partisi, 1989 yılında kurulan bu partinin yine başkanı Sayın Durdurandı)) başta olmak üzere parti liderinin arabasının altına bomba koymak veya parti genel merkezini G3 silahıyla taramaktı işleri. Daha sonra bu saldırılardan CTP( Cumhuriyetçi Türk Partisi) de nasibini alacaktı. Parti Genel Merkezi tüm bulunduğu Arabahmet Mahallesi’ni ortadan kaldıracak bir patlayıcı ile tehdit ediliyordu. Bereket patlayıcının fitili yanmamıştı. Şimdilerde o bomba işinin de resmi söylemdeki gibi “El Kayde” tarafından konduğunu da düşünmez değilim(!) Artık bundan sonraki bombalamaları da “El Kayde”(!) olarak niteleyecekler herhalde. Oysa İstanbul’daki son patlamalarda yakalananların çoğunun MHP kökenli Hızbul Kontracılar olduklarını birçok Türkiyeli yazar da yazmıştır.

Daha sonraları yine CTP’nin bombalanması(1996) ve ertesinde de Kutlu Adalı’nın katledilmesini yaşadık. Yapanlar kimlerdi? Son zamanlarda Ledra Palace Oteli’nde yapılan bir oturumda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ta Türkiye’den gelen bir zamanlar Kuzey Kıbrıs’ta görev yapan birkaç önemli şahsı orada dinlediğini duyduk ama daha sonraları sonucun ne olduğunu bilmiyoruz. Davanın sonucunun ne olacağını ise göreceğiz. Hele “Bu memleket Bizim Platformu”nun en son mitinginde İnönü Alanı’nda patlamaya hazır C4 patlayıcılarının tesadüf eseri bulunmasının ardındaki tehdit neydi? Bunu da şeffaf bir ülkede yaşamadığımız için es geçmiştik. Bu gerçekler yaşandıktan sonra bir de seçim sırasında bile “ Bakın 1974 yılından beri özgür bir şekilde ve güvende yaşamıyor musunuz?” da demezler mi? İnanın bu gerçekler de yaşandığı için birçok vatandaşın tüylerinin diken diken olduğuna eminim. Biliniyor ki DYÇ(Düşük Yoğunluklu Çatışma) adlı plan Türkiye’nin Güney-doğusu için yapılmıştı. Ama savaş devam ederken(1990’lı yıllar) “İyi sıhatte olsunlar” bizi de aynı şekilde niye hedef seçti? Hala daha aynı rejimin yaşaması için niye bu kadar bilhassa militer bürokratlar faaliyet halinde? Kaybedecek başka neleri var bu adamların? Kıbrıs’a müdahaleleri de sadece garantörlük sonucu değil miydi? Peki bir garantörün Kıbrıs’ın seçimlerine kadar müdahale etmesi hangi hakka ve hukuka uyuyordu? Bunları dillendiren insanlara son üç-dört yıldır niye yıldırma harekatları düzenlendi? Niye mesela Afrika gazetesine açılan yüzlerce dava var? Ya diğer gazetecilere açılan davalardan ne haber? İncik buncuk konulardan bu kadar vatandaşın taciz edilmesi hakka ve hukuka uyuyor mu? İşte Kuzey Kıbrıs gerçeği bu olgular içerisinde ele alınmalı. Eğer bu olgular içerisinde algılanmazsa yapılan seçimlerin bu konuda bile hiçbir anlamı kalmayacaktır. Türkiye’ye yön veren esas egemenler hukuk tanımazlıklarını heryerde ama heryerde göstermektedirler. Mesela ben bir vatandaş olarak 1989’dan itibaren başlayan parti merkezi bombalamalarının niye yapıldığını öğrenmek isterdim. Kim yapmıştı bu işleri? Kutlu Adalı niye öldürülmüştü? Kim ve neden öldürmüştü Kutlu Adalı’yı? St Barnabas hakkında yaptığı araştırmaya niye kızmışlardı? Operasyonu yapanlar oradaki görevlileri niye bağlamışlar ve mezardan bir kamyon toprağı çıkarmışlardı? Amaçları neydi? Yazar Kutlu Adalı’nın cinayet sonrası cesedinin üzerinden çıkan kurşunların balistik raporları ne olmuştu? Hani Ankara’dan gelecekti bu balistik raporlar? O gece yani St Barnabas Operasyonu gecesi Manastırdan alınan neydi? Hazine miydi, para mıydı yoksa başka şeyler miydi? Niye bu gibi şeylerin saklanması için Manastır seçilmişti? Bu olayın arkasından yaşanılan bir dizi olaylar esasında dikkat dağıtmak için miydi?

İşte Kuzey Kıbrıs’taki gerçek yaşanılan gizem buydu. Bu gizem bu sırlarla dolu icraat ortadan kaldırılmadan seçimlerin hiçbir anlamı olmayacaktır. Her seçim geldiğinde yapılan müdahaleler ise oldukça mide bulandırmaktadır. Hele devamlı nüfus kaydetme duracak mı? Yoksa gene bilmem hangi gizemli iyi sıhatte olsunların tavsiyeleri ile devamlı vatandaş mı yazılacak bugünlerde olduğu gibi? Kuzey Kıbrıs tam olarak demokratikleşmeden buradaki seçimler her zaman için şaibeli olmaya devam edecektir. Güvenlik sorunları ile meydana gelecek değişimlerden dolayı ortaya çıkan statükoların ise o ülkenin halkını ortadan kaldırdığı gerçeğini ise yaşamak istemiyoruz artık...

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org