Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 19 Aralık 2005

Ulus Irkad

 

TOPRAK KONUSU, AYRILMA VE AVRUPA BİRLİĞİ

Son zamanlarda 30 yıldır statüko despotlarının halka baskıyla benimsettikleri resmi politikaların sonuna gelindiğini görmekte ve yaşamaktayız. Ne deniyordu “Size verilen tapular artık sizindir ve verilen mallar geri alınmaz denmekteydi. Verilen mallar geri alınmaz mı? Bal gibi de alınabilir.Loizidou’nun evinde oturan vatandaş üstelik tazminat da ödenerek evden çıkarılmadı mı? Bırakın onu Loizidou da tazminat almıştır. Yani devlet hem Loizidou’ya hem de evinde oturana tazminat ödemiştir. Loizidou Davası’nın dosyalarını okuyanlar bu dava sırasında Kıbrıs’ın politik geçmişine de el atıldığını ve Türkiye’nin bile 1974 yılında yaptığı çıkarmaya oldukça çok büyük yer ayrıldığını bileceklerdir. Türkiye gerçekten bu dava sırasında işgalci olarak suçlanmış, Kuzey de “Subordinated Local Administration Of Turkey” terimiyle nitelenmiştir. Dolayısıyla bu bölgeden tek sorumlu da Türkiye’dir. Ve Türkiye’ye bağımlı bir bölge nitelemesi devam etmektedir. Yani siz dünya hukukunu kaale almayarak 20. yy’da kendi kararlarınızla hareket edemezdiniz, kaldı ki 1940’lı yıllardan beri de içerisine imza attığınız birçok andlaşma vardır. Kıbrıslırumlara gösterilen ağır bir tarafgirlik vardır diyorsanız bunda da yine uluslararası hukuk ve andlaşmalara güvenmeniz gerekmekte. Çok merak ediyorum;niye 1963 ve 1964’de meydana gelen birçok hukuk dışı olayı Kıbrıstürk liderleri dış dünyaya duyurmadılar? Niye bunları gizli tutup Türk müdahalesinin olması için bir behane bıraktılar ellerinde. Bu olaylar duyurulsaydı Kıbrıslıtürklerin hukuk alanında da sesi duyulacaktı ve bazı gerçekler bilinecekti. İddia şudur ki bu olaylara bir çözüm getirilseydi dış dünya bunları zamanında çözecek ve müdahaleye meydan bırakmayacaktı. Elbette ki emperyalizm de kendi oyununu oynadı ve ada ikiye bölündü ama iç dinamiklerin bölünmede oynadıkları oyunları da yadsıyamayız. Ama yine Kıbrısrum toplumundaki milliyetçiliğin bizim de bu konuda aynı hareket etmemiz demek olmadığını yazalım. İddia en ilerici unsurların bile şövenizme bulanmalarıysa bu sizin de aynı şekilde hareket etmenizi gerekmez. Buna karşı temas ve bağları en sağlıklı unsurlarla devam ettirmeyi gerektirir.

Kıbrıslırumlar çözüm istemezler;Kıbrıslırumlar adaya ve bize tahakküm uygulamak istemektedirler; ayrılmadan başka yapacak şeyimiz yok... Bunlar her gün için karşılaştığımız ifadeler. Bir de son zamanlarda bizim tarafta özgürlük ve demokrasinin diğer taraftan daha iyi olduğu devamlı söylenmekte. O tarafta bir işgal varmış, derin devlet her tarafta hakimmiş, özgürlük ve demokrasi göstermelikmiş. Güzel ve kabul da bizim tarafta cennet mi var? Bu satırların yazarı bile daha iki-üç sene önce büyük baskılardan kurtulmuşsa ve barikatın açıldığı günlerde hala daha mahkemeleri arşınlamaktaysaydı ne demokrasisiydi bu? Bizlere yapılan ölüm tehditlerini de unutmadık. Daha Kutlu Adalı hayattayken bizlere el altından adam vurulacağı konusunda ima ve haberler gelmemiş miydi? Bizdeki bu gizli güçler nereye gitti? CTP seçildiği için bunlar ortadan mı kalktı? Ne demokrasisinden bahsediyoruz allasen? Mehmet Ali Talat ve Sayın Ferdi Sabit hele onları kızdıracak bazı demeçler versinler de görelim...Yok yok son zamanlarda Güneyle girilen tartışmalarda CTP’nin yalnız başına inisiyatifi mi var? Köprünün bile inşa edilmesinde bu gücün etkisi olduğunu kim inkar edecek. Amaç tartışma yaratıp statükonun devamını sağlamak değil mi? Politik durumu bile devam ettirme, herşeyi dondurma da “anavatan”ın isteği değil mi? Bırakın onu verilecek 259 milyonu bile yine “anavatan” istediği için reddetmediler mi? Onu da bırakalım makyajla başa geldiler ve nüfusun belli bir bölümünün bile oylarını bu gücün yardımı ile almadılar mı? Bunu seçilenler bizden daha iyi bilmiyorlar mı? Biliyorlar ve ipotek altında oldukları için şimdilerde o esas egemenlerin sözünden dışarı çıkmayarak öyle hareket etmektedirler. Tabi ki Güney’deki olumsuzluklar da eleştirilmeli. Ama bunu Güney’deki demokrat unsurlara bırakmak çok daha iyi. Herkes kapısının önünü temizlemeli. Çünkü bizdeki derin gücün marifetlerini de bilmeyen yok. İstediğini her zaman için yapma becerisine sahip olduğunu da b ilmekteyiz. Maharet her iki taraftan da egemenlere ve despotluğa karşı, derin devletlere karşı o bölgenin demokrat, devrimci ve yurtsever güçlerinin birlikte başkaldırmaları. Bunu Lenin bizden daha iyi koydu, okuyanlar bilecekler. Demokrat olmanın bir şartı da bu. Her iki tarafta egemenlere karşı aynı anda ve birlikte başkaldırma... Bunu yapabilir misiniz? Gerisi fasa fiso ve de şövenizmden başka birşey değil.

Önemli olan her iki tarafın Matsakis’i olmamak. Bizdekiler de tek taraflı karşı tarafa söven Matsakisler olmaktan öteye geçemiyorlar.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org