Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 12 Şubat 2004 Ulus Irkad | ||
TARİH EĞİTİMİ NASIL OLMALI VE TARİH KİTAPLARININ REVİZYONU Esasında AB üyeliği gündeme girdi gireli Kıbrıs’ın Güneyi’nde bu konuda etkinlikler olmakta yani tarih dersleri ve kitapların revizyonu konusunda toplumun birçok kesimlerinde Güney’de tartışmaların başladığını görmek gerekmektedir. Şimdi bazılarımız “Tartışıyorlar ama birşey yapacakları yok nasıl olsa göz boyamaya çalışacaklar. Sonra da konuyu kapatacaklar” diyecektir. Peki ama konu bu kadar basit mi sizce? Peki ama şunu da sormalı: Bizde bu konuda neler yapılıyor? Biz ne yapıyoruz? Konuşup tartışıyor muyuz? Hiç olmazsa denildiği ve de iddia edildiği gibi onlar gibi(!) göz boyama niyetinde bile olunsa tartışmakta mıyız açıkça? Ne gezer... Bırakınız onu konusunu bile etmiyoruz. Zaten AB üyeliği Güney Kıbrıs’ta gündem oldu olalı hangi alanda bizim egemenlerin hazırlığını gördünüz allasen ? Ekonomik alanda mı? Gümrükler düzeyinde mi? Yoksa Üretim ihracat veya ithalat düzeyinde mi ciddi olarak devlet katında ele alındı ? Böyle giderse ağır bir taş altında yaşamaya devam edeceğiz ve bunun acısını yaşları altmışların veya seksenlerin civarına gelenler değil ama henüz gençlik çağlarında ve bebeklik çağlarında olanlar çekecek. Ben bu yazımda ekonomik alandaki gelişmeleri bırakıp dediğimiz anlamda yani tarih alanındaki tartışmalara bir açıklama getirmeye çalışacağım. Bizdeki sorunların Avrupa ülkelerinde de olmadığını sanmayalım belki de daha da ağırı onların da başında hergün ağırlığını hissettirmektedir. Ama Avrupalılar bu konuları çok kolay bir şekilde yenmişlerdir. Tabi ki hemen sorulabilir “Nasıl yenmişlerdir?” diye.Şöyle bir perspektif hakim ve perspektif tartışmaları Avrupa’da AB olayı ile de hızlanmış bulunuyor: Eski tarih ders programları 20. yüzyılı başlı başına bir tarihsel dönem olarak aldıklarında, kural olarak bu yönleri vurgulayan bir yaklaşım benimserlerdi. 20. yüzyılın sonunda farklı kültürler arasındaki fikir alışverişinin, bir başka deyişle kültürler arasındaki fikir alışverişinin, bir başka deyişle kültürlerarası bir evrensel boyutun ağır basması çok daha muhtemel görünüyor. Başka kültürlere ve geleneklere karşı hoşgörülü davranma yollarına yoğunlaşmamız gerektiği kesin; zira tarih bize, bir kültürün diğer bir kültürü yok etmesinin pek çok örneğini göstermiştir. 20. yüzyılda yaşanan çatışmalar göz önünde bulundurulduğunda, Avrupa’nın kendi içindeki farklılıkları gidermeyi –en azından geçici olarak- nasıl başardığına yoğunlaşmaktan ziyade, bakışımızı bir tür küresel barışa ulaşmaya çevirmemiz çok daha makul olacaktır. Ders kitabı yazarları bir ders programı hazırlamaya çalıştıklarında çoğu kez ikileme düşerler. Bir ders programının gerekleri ile bunların ders kitabına yansıtılması arasında kimi zaman çelişki boyutuna varan ikilik, bütün bu alanın hala tartışmaya bir hayli açık olduğuna işaret etmektedir. Birincisi, geçmişteki tarihsel dönemlerden ve çağlardan farklı olarak, çağdaş tarih hala son derece yoruma açıktır. Günümüzün geçmişle karşılaştırılması ancak koşullara bağlı olabilir, asla mutlak bir nitelik taşımaz; çünkü belli bir gelişmenin ileride de süreceğini ancak tahmin edebiliriz. Bu bakımdan öğrencilere geçici bir yorumdan daha fazlasını vermek mümkün değildir. İkincisi halihazırda yaşanmakta olan gelişmelere bu son derece açık uçlu olan yaklaşım, yazarların ve öğretmenlerin sadece kanıtlanmış olgular üzerinde durması gerektiği görüşüyle taban tabana zıttır. Değişimin devam ettiği bir durum hakkında hiçbir tarihsel yargıya varılamayacağı, geniş destek bulan bir yaklaşımdır. Bu bakış açısına göre tarih derslerinde güncel gelişmeler hiçbir şekilde ele alınmamalıdır; çünkü bunlara ilişkin yorumlar siyasal tarafgirliğin zaaflarını taşıyabilir(PINGEL,2003;10-11). Ders kitaplarındaki perspektifin ve eğilimin hala ülke ya da devlet anlayışına dayandığı doğru olmakla birlikte, bu anlayış gittikçe daha küçük bir rol oynamaktadır. Yeni kitaplarda genel tarih konularını öne çıkaran bir yaklaşım izlenmektedir; daha sonra belli ülkelerde meydana gelen olaylara göndermeler yapılarak bunları örneklendirme ve daha ayrıntılı olarak işleme yoluna gidilebilmektedir. Tarihe kişilerin ya da siyasal kurumların dayattığı olayların ardışık bir gelişim çizgisinden ziyade, günlük hayatı etkileyen bir sosyal süreç olarak bakmaya doğru kesin bir yöneliş var. Belirli çağlar ve devletler halinde bölümlere ayrılamayacak değişimlerle sonuçlanan uzun vadeli gelişmelerin yanında olgulara, kişilere ve tarihlere zamanla daha az önem verilecek. Resmi rehberlerde ve tarih müfredatlarında yer alan amaç çoğu kez son derece iddialı bir hava taşır. Tarih öğretmeninden öğrencilerin bugünü anlamalarına yardımcı olması, onlarda geçmişe yönelik bir ilgi uyandırması, ulusal kimlik duygusunun gelişmesine katkıda bulunması ve öğrencileri yurttaşlığa hazırlaması beklenir; üstelik bütün bunlar için çoğu kez dört yılı geçmeyen bir okul dönemi boyunca haftada yalnızca iki ders saati yeterli sayılır. Soruna daha gerçekçi bakmanın yolu belki de şu sorunun yanıtını aramaktan geçiyor: Okulu bitirmelerinden beş ya da on yıl sonra, öğrencilerin aklında tarih derslerinde öğrendikleri bilgilerden hangilerinin kalmasını istiyoruz? 20. yüzyıl bilhassa Avrupa tarihi çerçevesinde öğretilecek bir konu ya da temanın seçilmesi, sürecin yalnızca başlangıcıdır. Her tema ya da konu çok farklı yollardan ve farklı amaçlarla öğretilebilir(STRADLING,2003:5) . Tarih muhakkak ki başka ülkelerde de tartışılmaktadır. Bunun yanında tarihin başka ülkelerde olduğu gibi çarpıtıldığı gerçeği de bulunmaktadır. Tarih bilgisinin sırf geçmişin bir yansıması olmadığı, her zaman öznel ve ideolojik unsurlar taşıdığı artık kabul edilmektedir. Şunu da kabul etmek gerekir ki ideolojik unsurlar bütün tarih anlatımlarına girer.İdeolojik olmayan veya değerden yoksun olan bir tarih araştırması yoktur. Tarihi birçok ideolojiler kötüye kullanmaya çalışmışlardır. Tarihçiler ortaya attıkları sorulara şekil veren değer yönelimli perspektiflerden kaçınamazlar; ama bunları açıkça belirtmeleri ve çarpıtmalardan sakınmaları gerekir. Bütün tarih anlatımlarına değerlerin girmesi, bütün anlatımların ayni doğruluk değerini taşıdığı veya aynı ölçüde yanlış olduğu anlamına gelmez. Genel kabul gören rasyonel araştırma standartları vardır. Tarih çalışmalarına temel oluşturan eleştirel yöntem kriterleri, mesleği yürüten tarihçiler için geçerli olmaya devam etmektedir. “Gerçekte neler olup bittiğini” belirlemek Ranke’nin sandığından çok daha zordur, ama neler olup bitmediğini belirlemek çoğu kez mümkündür. Ve de bu iş, yani her üç modelin de yaratmış olduğu tarih efsanelerini sökmek eleştirel tarih uzmanlığının temel görevlerinden biridir. Tarih uzmanlığı genellikle kesin sonuçlu yorumlar ortaya koyamayan, ama hataları düzelterek bize daha geniş bir tarih anlayışı kazandırabilecek ve tarihi kötüye kullanma biçimlerini sınırlamaya yardımcı olabilecek sürgit bir diyalogdur(IGGERS.2003;16-17). Ülkemizde de tarihi bu görüş açıları içerisinde değerlendirmemizin zamanı gelmiş ve geçmektedir...
KAYNAKÇA PINGEL,Falk.(2003).Avrupa Evi.İstanbul: Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı. STRADLING,Robert.(2003).20. Yüzyıl Avrupa Tarihi Nasıl Öğretilmeli. İstanbul: Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı. IGGERS,Georg.(2003).Tarihin Kötüye kullanımı.İstanbul: Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı.
copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||