Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 21 Şubat 2004 Ulus Irkad | ||
BASKICI YÖNTEMLERE SARILMAK VE REFERANDUM Yaklaşık bir elli - altmış yıldır bizlere yön veren zihniyet çözüm olarak her zaman için baskıya sığınmıştır. Ya toplumu baskı altına almak için muhalefetten örgütleri ve şahısları bombalama ya da katletme yoluna girmiştir. Bu zihniyete sahip olanların Türkiye’deki destekleyicileri de aynı tandanstaki insanlar veya çevrelerdir. Bunlar büyük işlerle uğraşacaklarına hep küçük işlerle veya kişilerle uğraşmışlar ve toplumun her zaman için barış arzularını katletmişlerdir. Bu baskıların hangi hükümet başa geçerse geçsin devamlı olarak tekrarlandığını gören ve bu konuda oldukça baskıyla karşılaşan bir insanım. Ve maalesef seçim zaferlerinden sonra bu egemen kesimler baskılarını bir o kadar daha pervasız ve de kayıtsızca devam ettirmişlerdir. “Nasıl olsa halk desteği de yanımızda ne yaparsak uygundur” zihniyetini korumuşlardır. Kahvehanelere bile ispiyoncular yığdıklarını, muhalif kesimlerin telefonlarını dinlediklerini, istihbaratı bu amaçlar için kullandıklarını, duyduk, yaşadık veya gözlemledik. Dolayısıyla otuz yıldır bize çektirdiklerini şimdi kamufle ettirerek içimizde hayali bir Rum tehlikesi varmış gibi sahte sahte düşmanlar yaratmaya çalışmalarını da dudak bükerek karşılamamız mı lazım? Yoksa yüzlerine karşı söylemek mi gerekiyor? Otuz yıldır Kıbrıs Türk halkına, göçmenine, aydınına bunca sıkıntı ve işkenceyi yapanlar Kıbrıslı Rumlar mıydı yoksa Yunanistan mıydı? Elbette ki bunları yazarken Güney’deki fanatik çevrelerin de destekçiliğini yapmıyorum ama bana göre Kıbrıs Türk halkının baş ve ana çelişkisi şu anda Kıbrıs Rum Yönetimi veya Güney’deki fanatikler de değildir. Bunca baskıyı Kıbrıs Türk halkına ve sözcüsü durumundaki muhalefete reva görenlerin kesinlikle yaptıklarından dolayı hesap vermeleri gerekmektedir.İki toplumlu aktiviteleri yapıyoruz diye barikatlarda (Pile ve Ledra Palace Barikatları) bizlere her türlü insan hakları ihlalini reva görenlerin kafalarını yukarıya kaldırmalarını istiyorum şimdi de: Bizleri devletin en üst kademelerinde ne idüğü belirsiz şikayet veya sırf koğuşturmalarınızla baskı oluşturmak için rahatsız ettiniz. Ekmeğimizle oynadınız; size sizin yöntemlerinizle yanıt vermek istemiyoruz ama İsmet İnönü’nün bir zamanlar söylediği gibi “Namusluların da en az namussuzlar kadar cesaret sahibi olmaları” gerekiyor diye geliyor aklıma. Kurdurmuş olduğunuz paramiliter örgütleriniz kanalıyla , resmi istihbarat çevrelerinin de yardımıyla aldığınız kişisel bilgilerle adam karalama hakkını nereden buluyordunuz? Bu şekilde saldırılarınızla ne kazanmaya çalışıyordunuz? Sözde teşhircilik yapacaktınız. Kişisel olarak karalayıp adam yiyecek veya iki toplumlu aktiviteleri tehdit ve teşhircilik metodları ile durduracaktınız. Devlet kademelerinin en üst yerlerinde adam yemek veya işten durdurmak için zalimce kararlar almaktaydınız. Bu yüzden şimdi bile yüzünüzde utanma bazında bir kızarma var mı? Ne kazandınız ki? Müfettiş arkadaşları bazen her gün üstümüze gönderdiniz. Eğitim Bakanı(Seçim öncesi) olacak kişinin yapacağı başka işler yokmuş gibi filanca öğretmen filanca iki toplumlu faaliyette bulundu diye soruşturmalar başlatıldı. Hatta “UHH bildirilerine göre suçlama olduğu için soruşturma başlattık” gibisinden UHH bildirilerini en güvenilir nesne veya belge kabul ettiniz. Barış için Yunanistan’a gidecek öğretmenlere cezalar yağdırdınız. Baremlerini durdurdunuz. Her gün için ne idüğü belirsiz ceridelerinizde “Kafa istiyoruz, bu adamların ortadan kaldırılmasını istiyoruz” diye birilerine çağrılarda bulundunuz. Tabela sayılacak örgütlerinizle “Bu memlekete bu kadar demokrasi fazla” diyerek savcılıklara yürüyüşler düzenlediniz. Demokratları ve aydınları en yüksek mertebelerdeki kişilere şikayet ettiniz, kafa istediniz. O da yetmedi yurtdışına çıkışlarımızı engellemeye çalıştınız. Milli Eğitim Bakanlığı’na verilen dilekçelerimiz her ne halsa Dışişleri ve Savunma Bölümlerinde incelemeye alındı. Hatta bu dilekçe araştırmaları iki aya varan beklemelere konuldu. Haklıydınız, bizim gibi dış güçlerin ajanları(!) bakalım AB ülkelerinde neler pazarlıyorlardı? Sonraları aldığımız haberlerde Dışişleri sorumlusu zat alaycı alaycı gülümseyerek kaç defa Eğitim Bakanlığı’na dilekçelerimizi geri gönderdi ve sonuçta dış ülkelerdeki konferanslara gidişimizi engelledi. Haklıydınız ha? Şüpheliyi, casusu, haini dize getirmiştiniz. Kıbrıslı Rumlarla barış içinde yaşanmasını savunan bu aydın insanlar esasında casus ve en adi davranışlarla karşılanmalıydı ha! Siz kazanıyordunuz ha! Hep kazanacağınızı sanıyordunuz. Değişmeyen tek şeyin değişmenin kendisi olduğu ilkesini otuz yıldır durdurmuştunuz . Kuzey Kıbrıs’ta hiçbirşey değişmiyordu , değişmeyecekti ha! Dış dünya değişecek ama sizler hiç değişmeyecektiniz. Otuz yıl önce siz neyseniz oydunuz da dünyanın ne olduğunu pek anlayamıyordunuz. “Kıbrıslı Rumlar gelecek ve sizi yiyecek, yutacak” yalanını daha sonsuza kadar yaşatacaktınız. İlkokul çocuklarını(Gerçi onlar da kanmıyor) kandırır gibi bu halkı daha çok otuz seneler kandıracağınızı sanıyordunuz. Siz sanıyordunuz ki tüm yaptıklarınız yanınıza kalacak birkaç tehdit, birkaç baskıyla herşeyi halledecektiniz. Kafanız, zekanız öyle çalışıyordu sizin. Haklıydınız çünkü kapasiteniz o kadardı. Şimdi engelleme hedefiniz referandum. Bana göre Kıbrıs Türk halkı esas şimdi konuşmalı. Seçimlerden de daha çok şimdi konuşmalı. Meydanı boş bırakmamalı. Kıbrıslı Türk şimdi sesini yükseltmeli. Baskı ve tehditlere aldırmamalı. Gene derin devletleri ile bu kaderimize de engel olmak isteyebilirler. Yine Karpas Yarımadasına Derin iyi sıhatte olsunlarını yığabilirler. Ama burası bizim ülkemiz. Bu defa onlara o şansı vermemeliyiz. Dışarıdan insan ve oy taşımalarına, kaderimizi engellemelerine fırsat vermemeliyiz. Suçluların İnsan Hakları Mahkemelerine gitmelerini sağlamalı ve artık şimdi bile üstümüzde oyun oynamalarını engellemeliyiz. Konuşturmamalıyız onları. Kaderimizi otuz senedir etkilediler. Kaderimizle otuz senedir oynadılar. Onlara dur demeliyiz. Referandumda “evet” oyu kullanıp Kıbrıslı Rum kardeşlerimizle birlikte AB’ye girmeliyiz. Şimdiki statükonun devamına son demeliyiz. Kıbrıs Türk halkının asıl düşmanının Kıbrıslı Rumlar değil ama Kuzey’deki rejim olduğunu, statüko olduğunu haykırmalıyız. Özgürlüğümüzle bir defa daha oynamalarına, onurumuzu ayaklar altına almalarına, soruşturmalara, yalan ve istihbarat kokan derin devlet saldırılarına son demek için referandumda çözüm ve AB için “evet” oyu kullanmalıyız. Kıbrıs Türk halkının huzura adım atması için son basamak olan referandumda hep birlikte özgürlük , bağımsızlık ve Kıbrıs’ın tekrar birleşmesi için “evet” hakkımızı kullanmalıyız.
copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||