Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 15 Nisan 2004

Ulus Irkad

 

DUYGUSALLIĞA KAÇMADAN

Olaylara duygusallığı karıştırmadan bakmak en gerçekçi yaklaşım bana göre. Geçen haftalarda kendisinden referandumda “evet” kullanması beklenilen AKEL belli ki Kuzey’de bazı kesimleri sükutu hayale uğratmış.Hafta ortasında bu tarafta bilhassa AKEL’e karşı büyük bir tepki vardı. Bazı radyolardan ve gazete nüshalarından da bunu anlamak mümkündü. Hafta sonu bir sempozyum dolayısıyla bana misafir olan bir Kıbrıslı Rum arkadaşla öğle üzeri yemek yerken olayları değerlendirdik. Onun değerlendirmesi şöyleydi:

“Kıbrıslı Rumların genelde hassas oldukları bazı konular vardır. Bunlar asker ve Türkiyeli yerleşikler konusudur. Annan Planı’na göre bu iki gücün Kıbrıs’ta kalması Kıbrıslı Rumlarda tepki yaratmış ve bu partilere de etki etmiştir. Kıbrıslı Türklerin de belli bir zaman için bilhassa 1974’ün hemen sonrasında Türk Ordusu’ndan dolayı Kuzey’de kendilerini güvende hissettikleri bir gerçektir. Dolayısıyla bu yüzden uzun bir zaman otoriter bir rejimle idare edilmelerine rağmen bundan hiçbir şikayetleri olmadı. Üstelik insan hakları ve demokrasiye de boş verildi ama sırf bu güvenlik konularından ötürü bu konular es geçildi. Güney’de ise devamlı olarak bu konular işlendi ama oturmuş bir hükümet ve devlet olduğundan, bunun yanında bunun getirilerinden ötürü insan hakları ve demokrasi konusunda pek sorun ortaya çıkmadı. Kıbrıslı Türkler dünyadan izole edilmişliklerini ekonomik yönden sezmeye başlayıp sorunlar ortaya çıkınca AB konusunda refaha erişmek ve bir an önce bu otoriter rejimden de kurtulmak için yeni ortamı fırsat olarak kullanmaya çalıştılar. Kıbrıslı Rumlar ise ekonomik sorunları olmayan, barış konusunda da zenginliklerinden dolayı politik konularla pek ilgili olmayan bir kitle durumuna geldiler. Onlar için Kıbrıs Sorunu sadece güvenlik ve biran önce mallarına gelip biraz daha para kazanma konusu içerisine giriyor. Soruna bakış açısı bakımından Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların büyük bir farklılığı var...”

Bu değerlendirme yapılırken başka bir arkadaş(Kıbrıslı Türktür) da daha ideolojik bir değerlendirme yaptı:

“ Güney’de 1974 yılında büyük acılar yaşandı ama Kıbrıslı Rum toplumu arasında geçmişi eleştirme, “ne diye bu duruma düştük, bizim yanlışlarımız neydi?” mekanizması çalışmadı. AKEL bile hep Türk İşgalinden ve Girne’ye tekrar dönüşten bahsetti ama egemenleri eleştirmedi. Daha fazla oy kazanma güdüsü galebe çaldı. “Toplumda 1974 oldu ve bizler de Türk işgaline uğrayarak bu duruma düştük ve bunun da yanlışlığı işgalci gücündür” şeklinde değerlendirmeler yapıldı. Özeleştiri yerine topu işgale atmak daha kolaycı geldi. Parti içerisinde bile olayı iki milletin sorunu diye algılayan unsurlar vardır. İşgale sebep olan yanlışlar ise pek işlenmedi, pek deşilmedi. Kıbrıs Konusunda bir AKEL’le bir DİSİ arasında da bu yüzden bir fark yoktur ve kalmadı. Olay hep ulusalcılık çerçevesinden görüldü ve sınıfsal analizlere hiç yer verilmedi. Herşey etnik milliyetçilik açısından görüldü. Bu etnik milliyetçi tez 1974 yılından beri hep konuldu. 1963-74 yılları arasındaki yanlışlıkları, Kıbrıslı Türklerin enklavlarda yaşamaları, ezilişleri ve acıları pek bilinmedi. Tarih kitapları bu konuları pek yazmadı.Tarih kitaplarında sadece Türklerin gelip 1974 yılında Kıbrıs’ı işgal ettikleri işlendi. Yazılan tarih kitapları büyük Yunan milliyetçiliğinden bahsetti. Milliyetçiliğin sebep olduğu felaketler pek yazılmadı. 15 Temmuz Darbesi konusunda tarih kitapları “Bunları yapan maceracı bazı subaylardır” diye yargıya varır. Ama bunun arkasında niye 15 Temmuz oldu, niye Türk işgali oldu diye fikirsel bir fırtına yoktur. Örneğin basit bir ortaokul çocuğu 1963’le 1974 arasında olanları bilmez. Sadece mazlum olan Kıbrıslı Rum toplumudur şeklinde bir yargıya varır. Esasında son gelişmelerle, yani barikatların açılmasıyla Kıbrıslı Rumlardaki bu etnik milliyetçi anlayışla ortaya çıkan kanı, bu barikatların kendi mücadeleleriyle açıldığıdır. Kıbrıslı Türklerin yığınsal hareketleri onları pek ilgilendirmemiştir. Bu kapıların muhalif Kıbrıslı Türk demokrat ve devrimcilerin de mücadelesiyle açıldığı, Kıbrıslı Türk muhaliflerin çektikleri pek algılanmaz. Onlar sadece Kuzey’e geçip evlerini ve mallarını gördüler ve kafalarında “Ben bu mallardan ne kadar para kazanırım” diye hesaplar yaptılar. Etnik milliyetçi düşünce oldukça göze batmıştır. Geçen sene Güney’e geçen Kıbrıslı Türkler devlet dairelerinde kendilerine yapılan olumsuz davranışlarla sükutu hayale uğradılar. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti 1963-64 yılından beri Kıbrıs Rum etnik yapısını maalesef korumaktadır. AKEL-DİKO koalisyonu da Kıbrıslı Türklere açılımlar yapmada pek bonkör davranmadı dolayısıyla bu Kıbrıslı Türklerde Kıbrıslı Rumlardaki düşünsel yapının hala daha etnik milliyetçi temelde olduğu şüphesini kuvvetlendirdi. AKEL tipik bir Brejnev Rum-Milliyetçi köylü partisi yapısındadır. Tipik bir Stalinist bürokratik partidir. Stalinizmden ötürü de geçmiş yanlışlarını eleştirmemiş tarihsel eleştirisini de yapmadığından ötürü her tarihi olayda aynı önemde yanlışlıklar yapma rolünü üstlenmektedir. Kıbrıslı Rum toplumunun ulusal bir partisi rolünü devam ettirmekte ve bu hareketi ile ister istemez Kıbrıslı Türkleri kendisinden uzaklaştırmaktadır. Hristofyas referandumun ertelenmesini isterken eğer samimi ise 1 Mayıs’ta Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de AB adaylığını durdurmalıydı. Referandumun ertelenmesini istemekle Kıbrıslı Türklerin “evet”ini engellemeye çalışıyor...”

Bu iki konuşma da her iki taraftaki bazı genel kanıları gösteriyor. Ama şu noktada ben AKEL’e haksızlık yapılmasını istemiyorum: İki toplumlu etkinliklerde AKEL’in katkılarını burada yadsıyamam. Tarihsel olarak emek mücadelesinde bu partinin de olumlu getirileri olmuştur. Geçen hafta Kavazoğlu’nun 39. ölüm yıldönümünde bu açıkça görülmekteydi. Kıbrıslı Türklerle yaklaşımda alttaki parti militanlarının, sempatizanlarının ve de üstteki bazı parti yöneticilerinin yaklaşımları da yadsınamaz. Yukarda benimle konuşan Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk arkadaşın eleştirilerinin yanlış anlaşılmayacağını ve bu eleştirilerin gittikçe genelleşmekte olduğunu iletmek istiyorum. Fakat bundan bir sene önce Pile’de yapılan örgütler arasındaki bir toplantıda bir CTP’li arkadaşın AKEL’i eleştirirken ve onları “Biz Kuzey’de döğünürken siz Güney’de uyuyorsunuz” demesiyle bir Kıbrıslı Rum hanım arkadaşın: “Ama biz de Kuzey’e yürürken sizden bir yanıt alamamıştık” demesinde doğrular da vardı. Kıbrıslı Türk çoğunluğunun 1974 sonrasında uzun bir süre politik konulara uzak kalması ve de statükoya destek vermesi de affedilemez. Kuzey’deki halkın da en yukarda eleştiri yapan arkadaşın dediği gibi otoriter rejimin kendisine sağladığı güvenlikten ötürü Kuzey’deki mücadeleye ve demokrasi dahil insan haklarına boş verdiği de doğruydu(1998 yılına kadar). Bizlerin 1974 ve sonrasında Kıbrıslı Rumların acılarını görmezlikten geldiğimiz bunun yanında onların da bizlerin 1963 yılındaki acılarımızı görmezlikten geldiği de doğruydu. Ama her iki toplum arasındaki kardeşliğin de savaşlara ve acılara rağmen ölmediği de doğrudur. Daha fazla duygusallığa kaçmadan AKEL dahil, oradaki tüm barışçı güçlerle inatla yukarıdaki farklılıkları ve de sorunları da masaya yatırıp hep birlikte Kıbrıs’ın birleşmesi ve de barış için “evet” demeliyiz.

Referandumdaki sonuç ne isterse olsun. Kuzey’in “evet”i ve Güney’in “hayır”ı aramızı açmamalı. Telaş, korku ve hassasiyetlere eğilinip ilgilenilmeli . Ortak noktalar bulunmalı. İnatla işbirliği ve diyaloğa devam edilmeli.

Her iki taraftaki zıtlıklar emeğin menfaati doğrultusunda “evet”e dönüştürülmelidir. Kıbrıs’taki barışın her iki taraf için de gereklilik olduğu duygusal değerlendirmelere yer verilmeden tekrar vurgulanmalıdır.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org