Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 13 Mayıs 2004

Ulus Irkad

 

İNAL BATU VE İLTER TÜRKMEN

Kıbrıslı Türkler İnal Batu ve İlter Türkmen isimlerini 12 Eylül 1980 tarihinden sonra çok duydular. İnal Batu 12 Eylül öncesinde de Kıbrıs’ta Büyükelçiydi. Ama esas yüzünü Türkiye Türk-İslam politikalarına kayınca göstermeye başladı. 12 Eylül öncesinde Kuzey Kıbrıs’ta bulunan TC’li yerleşiklere ayrı parti kurdurma sevdasına kapıldı(Tabi bunun TC Derin devletinin de bir emrivakisi olduğunu ve Kıbrıslı Türklerin sola kayışının onu oldukça telaşlandırdığını belirtmem gerekiyor). Ve 18 Haziran 1981 seçimleri öncesi İnal Batu Kuzey Kıbrıs’taki kendi gibileri ve TC’li yerleşiklerle birlikte Kıbrıs Türk halkının geleceğini etkilemek için önce emekli Albay İsmail Tezer’e Türk Birlik Partisi’ni kurdurdu. O partinin İsmail Tezer’e milletvekiliği ve daha sonra da payanda olarak rejimi sürekli kılsın ve de TC’li yerleşiklerin desteğini alsın diye İskan Bakanlığı gibi olanaklar sağlad ığını ve de Kıbrıslı Türk’ün haklarının yokoluşunun yedek lastiği olduğunu da gördük. Tabi ki tüm bu oyunlar İnal Batu’nun başının altından çıkan oyunlar değildi arkasında bal gibi Türkiye gizli servisi ile Kontrgerilla hazretleri de vardı. 12 Eylül gibi askeri faşizmin kol gezdiği bir anda 28 Haziran seçimlerinden Kıbrıs Türk solu başarılı bir şekilde çıkınca 12 Eylül generallerinin ne kadar telaşlandıklarını da herkes muhakkak hatırlamaktadır. Türkmen’in ise o zamanlar Cumhuriyetçi Türk Partisi Lideri olan Özker Özgür’e(Şimdiki Birleşik Kıbrıs Partisi Lideri) “Sizin anti NATO’cu olmanızdan dolayı size Türkiye devleti hükümet olma fırsatını vermez” demişti(1983 yılında bu anlayışın nasıl olur da egemen KKTC’yi kurduğunu siz düşünün). Daha sonraları 1980’li yılların başlarında o zamanlar Toplumcu Kurtuluş Partisi’nin başında bulunan Sayın Alpay Durduran anılarında seçimde solun Kuzey Kıbrıs’ta etkin olma telaşıyla Kuzey Kıbrıs’a gelen Ankaralı Generallerin İnal Batu’nun refa katinde nasıl kendisini ve Özker Özgür’ü fırçaladıklarını anlatmaktadır(Bk. Ortam Gazetesi ve Özgürlük Dergisi).

Örneğin Generallerden biri “Çok partiniz var üstelik Sol da burada oldukça büyümüş” gibisinden laflar etmektedir. Hatta ikide bir “Aranızda mücahit olanlar var mı?” diye sormaktadır. İnal Batu da bilgiççe araya girerek filanca parti lideri şunu dedi, filanca şöyle, diyerek ispiyonculuk yapmakta ve ikide birde Ankaralı generallerin parti liderlerine fırça çekilmesine sebep olmaktadır. Devir Ulu Önder’in(Denktaş) “Artık Kıbrıs’ta sol büyümüştür, budanması gerekmektedir” fetvasını verdiği yıllardır. Sayın Çağatay(Başbakan ve UBP lideri) da ölmeden önce Neriman Cahit Hanımla yaptığı bir ropörtajda o zamanlar Evren Paşa’nın ve 12 Eylül Cuntası’nın illa Kuzey Kıbrıs’ta da 12 Eylül’e benzer bir darbe yapmak istediğini açıklamıştır(Ortam Gazetesi). Sayın Çağatay, dediğine göre bu gibi eğilimleri nötralize etmiş ve bunun dış dünyada Kuz ey Kıbrıs ve Türkiye aleyhinde kullanılacağını generallere söylemiştir. O dönemler Kıbrıs’ta da bir temizlik yapılacağı ve de solcu gençlerin Türkiye’ye götürülerek oralarda terbiye edilecekleri üzerinde dedikodular yapılmaktadır. Eski TMT’ciler Evren ve 12 Eylül’e dalkavukluk olsun diye Evren posterlerini evlerine ve otellerine asmakta, 12 Eylül’cülerin memnun olacağı demeçler Kuzey Kıbrıs’tan da verilmektedir. Hele 28 Haziran 1981 seçimleri öncesi sırf Türkiye 12 Eylülcülerinin ve de kamuoyunun dikkatlerini Kıbrıs’a çekmek için bazı Türkiye gazeteleri ile işbirliği içerisinde “Kıbrıslı Türk solcular harekete geçtiler, halkı baskı altına alıyorlar” gibisinden haberler yayılmaktadır. “Lapta’da Dev-Yolcu solcular(Halk-Der) evlerin kapısını kırarak evlere girmekte ve halkı sol partilere oy vermeleri için baskı altına almaktadır” gibisinden haberler yaymaktadırlar. Benzerini daha son raları “Batı Çalışma Grubu” diye öğreneceğimiz yalan ve mübağalı haber yayma kaynaklarının ve de Toplumla İlişkiler Büroları çalışma yöntemlerinde gördüğümüz psikolojik bir baskı oluşturmaktadırlar. Türkiye’deki Günaydın, Hürriyet ve Tercüman gazetelerinin bu gibi propagandalara payanda olduklarını çok yakından 28 haziran 1981 seçimleri öncesinde gözlemlemekteydik. Maalesef o dönemlerde Kıbrıslıtürk sol muhalefet ise bu gibi medya kuruluşlarına yaklaşamamaktadır. Çünkü Kıbrıstürk solu daha fazla 12 Eylül öncesinde Ürün,Birikim, Kurtuluş, Aydınlık, Cumhuriyet , Vatan ve Demokrat gibi gazetelerle ilişkideydi. Darbe sonrasında bu gazeteler kapatıldığı veya yayınlarını durdurdukları için Kıbrıstürk solunun sesini duyuracağı herhangi bir organ yoktur. Bunun yanında anlı şanlı Türkiye basınına da sansür konduğu ve Kıbrıs konusunun tabu olduğu da bilinmekteydi. Dolayısıyla Kıbrıstürk Sol’unun sesi doğal olarak kısılmıştır. Türkiye sağı genelde 12 Eylül Cuntası’nın yanında olduğu iç in de genelde Türkiye sağ medyası Kıbrıs’taki seçimlerde statükocu sağ ve milliyetçi güçleri desteklemektedir. Kuzey Kıbrıs’ta karanlıklar içinde oyunlar oynanmaktadır. Eski liderlerden, önceleri Toplumcu Kurtuluş Partisi’ne yaklaşan Doktor Fazıl küçük daha sonra ne olmuşsa olmuş desteğini Denktaş ve UBP’den yana koyarak “Kırmızı Kitap” dizisine başlayarak Toplumcu Kurtuluş Partisi’nin(TKP) Programının Mao’nun Kırmızı Kitabıyla eş olduğu şeklinde telaşlandırıcı ve de tepki çekici yayına başlamıştır. Tabi buradaki esas amaç diğerleri gibi 12 Eylülcülerin hiddetini ve dikkatini Kıbrıs’a çekerek sol üzerinde baskı oluşturmaktır. Bu yayınlar daha fazla TKP üzerinde baskıları çoğaltmaya yardımcı olmuştur. O dönemlerde Türkiye’de Dev-Yol ve Kurtuluş fraksiyonuna bağlı Kıbrıslıtürk gençler Halk-Der adlı bir dernek kurmuşlar daha sonra da 12 Eylül’ün baskılarından dolayı derneklerini kapatarak TKP içerisinde çalışmaya başlamışlardı. Dolayısıyla bunu bilen Kontrgerilla ile MİT daha f azla dikkatlerini TKP’ye yönlendirerek bu gençlerin başarısız olmasına ve etkili olmamalarına çalışmışlardır. Elbette ki TKP o dönemlerde en güçlü partiler arasındaydı(sosyal demokrat) ve nitekim seçimler sonrasında en büyük ana muhalefet partisi olarak ortaya çıkmış ve baskılarla, sağ unsurların partiden ayrılmaları veya parti içinde sola karşı alınan tedbirlerle kısa zamanda zayıf bir parti durumuna getirilmiştir.

İşte o dönemlerin iki kişisi Batu ve Türkmen şimdilerde konuşmaya başladılar. Bu adamlar şimdi niye konuşuyorlar da o zamanlar baskıların göbeğinde hem de ezenlerle birlikte ezilenleri kollamayarak , yanlışlarının farkındaysaydılar, konuşmuyorlardı da şimdi konuşuyorlar? Yani travma oluştuktan sonra konuşmak daha mı iyi? Sayın Batu’nun faullu TC Derin Devleti himayelerinde saldırıları ile bilhassa 1981 sonrasında planlı bir şekilde Kıbrıslı Türkler 1974 sonrasının en büyük göçlerini yaşadılar. Artık siyasal iradelerinin ellerinden alındığına karar vererek büyük açmazlar içerisine girerek adayı terkettiler ve yerlerine de Anadolu’dan başka nüfus toplulukları taşınarak Kıbrıslı Türklerin iradeleri sıfıra indirildi. Onbinlerce Kıbrıslıtürk Londra’ya siyasi iltica yaptı. Radikal gazetesinde Neşe Düzel’le ropörtaj yapan Batu, TC’nin derin devletinin Kuzey Kıbrıs’ta yanlışlar yaparak Kıbrıslı Türklerin adadan göçlerine neden olduğunu ve Kıbrıslıtürklerin adadan kaçışlarının Türkiye’ye de çok şeyler kaybettirdiğini söyledi. Yani bir bakıma TC’nin kendi kendini tuşa getirdiğini, ileride bir andlaşmada buraya taşınan nüfusun iradesinin burada kalıcı olmayacağını ve dünyanın bunu tanımayacağını ima etti. Bu fikirlere hayıflanmamak ve de insanoğlunun zamanında gerçekleri görememesinin neden olduğu acıları düşünerek öfke içerisine girmemesi olanaksız. Türkmen ise TC’nin Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türklere karşı Jakoben davranışlar içerisine girdiğini belirtiyor. Neydi bu Jakoben davranışlar diye insanın sorması gerekiyor ama boğazımda düğümleniyor herşey.

Gerek Batu’ya gerekse Türkmen’e 1974 sonrası yurtları Kuzey Kıbrısla hayat bağlarını koparan ve bir zamanlar uğruna ölümü göze alan onbinlerce Kıbrıslı Türk ve de adadan göçedip başka diyarlara giden kendi öz kardeşlerim adına bir merhaba(!) çekmek isterdim ama çekemiyorum. İçimde tıkalı kalıyor...Konuşamıyorum... Çeken bilir....

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org