Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 17 Haziran 2003 Ulus Irkad | ||
Şövenizm Tatlı Ama Zehirlidir! Son zamanlarda bazı aydınlarımız hatta bazı örgütlerimiz bile şövenizmin tatlı getirilerinin verdiği zevkle ses çıkarmakta ve de ister istemez mevcut statükonun getirdiği nemalanmanın faydalıolduğunu bilen egemen kesime yardımcı olmaya çalışmaktadırlar. Efendim barikatı geçerken Rum polisi oldukça yan bakmış refikime, “Tüm Rumlar şövenist kardeşim baksana bana yan bakıyorlar” gibisine getiriyor. Ayşe Hanım köyündeki evini görmeye gitmiş ama evini yerinde bulamamışmış, barikatta dilleniyor : “Sağolsun yönetimimize, bize gül gibi evler verdi. Bize Kıbrıslı Rumların villalarını sunarak bizi 30 yıldır rahatlattı. Aşkolsun liderimize, aşkolsun Allah yardımcısı olsun bize bu yerleri bahşedenlerimize” demek istiyor. Ama gözleri bir türlü hemen yanı başındaki Kapalı Maraş bölgesindeki yıkılan evleri göremiyor. Kapalı Maraş’ta ve açık olan tarafında evini bulamayan Kıbrıslı Rumların da evlerini yerinde bulamamaktan ötürü aynı üzüntüleri çektiğini takdir edemiyor. Evleri güzeldi de 30 yıldır çekilenler niye unutuldu bir anda insan onu da merak etmiyor değil. Yoksa Güney’deki evleriyle Kuzey’deki evleri karşılaştırınca eski egoizm mikrobu mu ortaya çıktı onu da bilen yok. Oysa barış geldikten sonra ulaşacağı refahla Maraş’taki evinden daha da iyisini yapacağını düşünemiyor.Beyefendi barış yanlısıydı ama geçen gün Güney’deki Kaymakamlık’ta kendisine oradaki memurlar iyi davranmamışlar, o da şimdilerde bunlarla yaşamak imkansız diyerek veryansın ediyor. Oradaki memurun kalabalıktan ötürü zorluk çektiğini takdir edemiyor. Ona göre ona ve çevresine kucak açmalıydı oradakiler. Kendi kendimize eleştiri hiç yok. 30 yıldır Kıbrıslı Rum’un evinde bahçesinde hiç emek harcamadan maldar olmanın getirdiği rehavetle “Bu evin sahipleri evi bıraktıktan sonra ne acılar çekti?” diye hiç düşünmemenin getirdiği kayıtsızlıkla son birkaç senede rejime karşı edinilen tepkiyle yola çıkıldığını ama oturduğu evin sahiplerinin 30 yıldır mallarını geri almak için yolları ve sokakları aşındırdıklarını takdir edemiyor. Varsada yoksada onun mücadelesi. Tarihi o değiştirdi ve onun bu mücadelesine saygı gösterilmeliydi. Evet doğruydu. Çok iyi bir şekilde sokakları doldurmuştu Kuzey Kıbrıs halkı ama bu mücadelenin de yanlış strateji ve taktiklerle yanlış mecralara çekilebileceği hatta çekildiği özeleştirisini de yapmak gerekmiyor muydu? Örneğin seçim mi daha önemliydi yoksa çözüm mü? Bunun da tam olarak tartışılması durmuştu. Ya hareket... Hareket ne durumdaydı. Seçim tamamda , ya karambola gelmek, ya kazaya uğramak... Derin devletin faaliyetleri es mi geçiliyordu? Neydi son zamanlardaki köy gezileri? Halkın sırma elbiseli insanlar karşısına toplanıp onlara çekilen nutukların sebebi neydi acaba? Yoksa oylar mı paylaşılıyordu? Yani “Şehirler senin , kırsal kesimler benim” diyerek... Veya sağ partileri tek bir güç altında birleştirip yine Kıbrıs Türk toplumunun kaderiyle oynanmak mı isteniyordu? Tüm bunları düşünmek gerekiyordu. Bir de seçimlerin legal olup olmayacağı tartışmaları da vardı. Yurtsever Birlik Hareketi’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiyle Avrupa Konseyi’ne şikayeti söz konusuydu. Madem ki Kuzey’deki rejimin durumu tartışmalıysaydı seçimlerin de legal olması durumu ortaya çıkıyordu. Sayın Alpay Durduran’a göre şöyle veya böyle seçimler yapılır veya yapılmaz Kuzey’deki durum her zaman için değişkendi. Ama örgütlerin şövenizm terimlerini kullanmamaları gerekiyordu. Yani muhakkak ki her iki toplumda yanlışlıklar olacaktı. Muhakkak tatsızlıklar da olacaktı. Kıbrıs Rum Toplumu içerisindeki fanatikler de zemzem suyu içerisinde yıkanmamıştı. Kıbrıs Rum Toplumunda da ,bizde de çok tarihsel yanlışlıklar yapılmıştı. Önemli olan bunları genelleştirmemekti. Genelleştirme iyi niyet havasını bozabilir. Toplumlar arasındaki önyargıları artırabilir ve 23 Nisan tarihinden beri başlayan yeniden yakınlaşmayı bozabilirdi. Bilhassa demokrat ve ilerici kesimlerin bu duruma dikkat etmeleri önşarttı. İlerici kesimlerin önyargıların olmaması için çok dikkatli ve hassas olmaları gerekiyordu. Neydi o Kıbrıs Türk hakları için Metaksas Meydanı’na yürüme önerisi? Sen seni 30 yıldır ezene karşı çok mu yürüdün? Maharet meydanlara toplanmak değil mesajı ve de talebini etkili bir şekilde duyurabilmekte. Maharet karşı topluma birleşme, kardeşlik ve yeniden birarada yaşama talebini duyurabilmekte. Maharet yeniden eski düşmanlıkları değil yeni kardeşlik tohumlarını yeşertmekte. Kıbrıs Türk toplumunun baş çelişkisi şu anda kendisini 30 yıldır ezenlere karşıdır. Kıbrıs Türk toplumunun sesini yükseltmesi gereken içerisinde yaşadığı ve de kaderinden tutun demografik yapısına kadar kendisini mahvedenlerledir. Kıbrıs Türk toplumunun şu andaki çelişkisi Kıbrıs’ın Güney’i ile değil, onu her türlü baskı altına alan ve de 30 yıldır onu üretimden koparanlarladır. Her türlü hakkını ayaklar altına alıp onu bir mandra içerisine kapatıp hala daha kaderi, egemenliği ve de geleceği ile oynayanlarladır. Esas güçle boğuşması gerekenler şu anda eski yaraları depreşmiş gibi Kıbrıs Türk toplumunun karşısına kurban diye Kıbrıs Rum toplumunu sunmaya çalışmaktadırlar. Ama biliyoruz ki şövenizm tatlıdır. Şövenizm yapanlar egemenler tarafından çok sevileceklerdir. Şövenizm tatlıdır. Ama bu tatlı zehirlidir. Bir toplumu felaketten felakete sürükleyebilir. Uzağa gitmeye gerek yok. Son elli yılda Kıbrıs’ta yaşadıklarımız bu zehirin ne kadar tehlikeli olduğunu isbat etmektedir. Bu zehir son elli yılımıza kan kusturmuştur. Bu zehir acılarla dolu birçok insan bırakmıştır peşinde. Şövenizm acıdır ama zehirlidir. Bunun için tarih en büyük referanstır. Dolayısıyla bu tatlıyı yememek en iyisi. Aydın ve ilerici olduklarını iddia edenler, bu tatlının zehirine dikkat edin lütfen. copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||