Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 20 Haziran 2003

Ulus Irkad

 

Oyuna Gelmemek

İçinde bulunduğumuz günlerde seçim konusu en fazla konuşulan konular arasında bulunuyor. Şimdi Kıbrıs Türk toplumunun başlıca sorunu bana göre seçim değil. Daha bundan birkaç ay önce birçok aydın ve örgüt Kıbrıs Türk Toplumunun varolması üzerinde fikir yürütüyordu. Son zamanlarda ise bütün gözler seçim konusuna odaklanarak bazı konular görmezlikten gelinmeye başlandı. Kıbrıs Türk toplumunun baş çelişkisi kendisini ezmekte olan rejimdir. Kıbrıs Türk Toplumunun iradesi tecelli ediyor mu? Veya sadece bir seçim olayı ne kadar belirleyicidir Türkiye gerrçeği önümüzde dururken? Kıbrıs Türk Toplumuna yaklaşık otuz senedir yön vermeye çalışan güçler bu konuda ne kadarlık bir ilerlemeye izin verecekler? Bana göre sınırlı oranda... Hatta yönlendirmeyi yapıp Kıbrıs Türk Toplumunu yine kontrol altında toplamaya da çalışabilirler. Unutmayalım ki Kuzey Kıbrıs’ın şu andaki nüfus yapısı egemenlerin her türlü kontrolü yapmalarına da fırsat vermektedir. Şunu mutlaka unutmamamız gerekir. AKP’li Tayyip Erdoğan da devletin hizmetindedir. Din her zaman için Osmanlı İdaresinde de devleti idare edenlerin elinde komplo teorileri yaratıp esas sorunlardan halkın dikkatlerini sevkedip suni şeriat konularına çevirmeleri için bir piyon durumunda görülmüştür. Daha 1976 yılında veya daha sonraları Milli Selamet Partisi’nin Milli Cephe Hükümetlerinin yanında en iyi bir müttefik olduğunu unutmadık. Dolayısıyla sözde şeriat korkularının deşilmesindeki amaç daha başka senaryolar içindir. Ve bana sorarsanız bugün Türkiye’ye yön veren militer Bürokratik kastın şeriattan daha da fazla korktuğu Kürt Sorunu’dur ve dikkatleri bu sorundan uzaklaştırmak için suni bir şeriat tehlikesi ortaya atıp Türkiye halklarını baskı altına alıp baskıcı hegemonyasını devam ettirmekten başka bir senaryo oluşturmamaktadır.

Şimdi Tayyip’in yalnız başına olduğunu ve de Militer Bürokratik Kast’tan ayrı olarak çalıştığını düşünürsek başından itibaren yanlış yapmış sayılırız ve ilerisi için de yanlış strateji ve taktikler ortaya çıkarmış oluruz. Geçmişte bazı Türkiyeli aydınlar da NATO ve emperyalizm teorisini gözardı edip karşılarındaki militer güçleri homojen olarak “Kemalist” diye niteleyerek işbirliğine gidince yaptıkları yanlışlığı hayatları ile ödediler. Kontrgerilla emperyalizmin ve kendi militer kastının menfaatleri sözkonusu olunca kimsenin gözünün yaşına bakmamaktadır. Bu gücün Orgeneral Eşref Bitlis’in bile hayatına kıydığını iddia eden ama şimdilerde o düşman bellediklerinin safında bulunan gruplar da mevcuttur Türkiye’de(Aydınlık Dergisi’nin eski sayılarını takip edenler bana hak vereceklerdir). Türkiye’de bir partinin meclis içerisinde yeterli salt çoğunluğu sağlaması da yeterli olamamakta son sözü militer bürokratik kast söylemektedir. Bu bürokratik mekanizma kendi egemenliğini veya hegemomyasını devam ettirebilmek için zaman zaman manevralar yapmakta ve kendi resmi ideolojisine ters gelebilecek partiler seçimleri kazanma yoluna girse bile sonuçta bürokratik kast bu partiye baskı yaparak kendi etkisini sağlayabilmektedir. Bürokratik sistemlerde Sovyetlerde olduğu gibi çelişkiler ve de rekabetler de olabilir. Ama bu rekabetler sırf halkın menfaati için değil bürokratik grupların kendi aralarındaki menfaat çatışmalarından ibarettir. Sovyetlerde de görüldüğü gibi Brejnev ve Antropov hatta Gorbaçov Dönemlerindeki iç rahatsızlıklar bürokratik menfaat çatışmalarından başka birşey değildi. Eğer bu bürokratik gruplar içeririsinde dünyadaki ve de bölgelerindeki değişimlerden ötürü ayrılıklar baş gösterirse bu ayrılıklar bu yeni dönemdeki menfaatlerin paylaşımı üzerinde olmaktadır. Batı Sovyetologları Sovyetler Birliği’ndeki bürokratik grupların günün birinde kapitalistleşebileceği veya burjuvalaşabileceği üzerinde 1990 öncesinde oldukça büyük tartışmalar yapmışlardır. İngiltere’nin meşhur Marksistlerinden Tony Cliff Sovyetlerdeki bu çelişkilerin günün birinde bujuvalaşmaya dönüşeceği üzerinde öngörüler öne sürerken rakibi yine İngiliz Marksisti Ted Grant ise bunun imkansız olduğunu öne sürmekteydi. Son zamanlardaki dökümanlar Tony Cliff’in ölümünden sonra Ted Grant’ın da aynı düşünceye vardığını göstermektedir. Kaldı ki bazı Stalinist fraksiyonlar ise Sovyetler Birliği’nde geriye dönüşün imkansız olduğunu savunmakta ve geriye dönüşü savunmanın Narodnizmin bir savunusu olduğunu da öne sürmekteydiler. Halbuki 1990 sonrası süreç bizlere Troçki’nin haklı olduğunu ve de bürokrasi’nin Sovyetlerin hayatına son verdiğini göstermiştir.

Evet, gelelim Türkiye’ye ve bize. Türkiye’deki AKP iktidarına da fazla güvenilemeyeceğini, zaman zaman oradaki militer bürokratik kasta boyun eğerek Kıbrıs’taki statükodan yana tavır aldığını, hatta hala daha onun bile bir yandan AB üyeliğini savunurken Kuzey Kıbrıs’taki statükonun devamından yana da tavır koyduğunu görebilmekteyiz. Dolayısıyla bu öngörüler ışığında Türkiye’deki bürokratik kastın bu seçimlerde de statükodan yana ağırlığını koyacağını, Kıbrıslı Türklerin şimdiki pozisyonlarının seçimlerden sonra ne isterse olsun devam edeceğini esas yapılması gerekenin seçimler değil ama rejime karşı, statükoya karşı ve de çözümden yana tavır koymak olduğunu vurgulamaya çalışalım. Tabi ki bu sayfalar içerisinde ne yazılırsa yazılsın sonuçta söz hakkının örgütlerde olduğunu, bir örgütün iç işlerine müdahale etmek istemediğimizi de belirtelim. Ama bunu da bilelim ki sonuçta atılacak olan yanlış adımların bütün bir topluma yansıyabileceği de diyalektik bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Herhalde son elli sene Kıbrıs tarihinde neyin yanlış veya neyin doğru olduğunu bize göstermiştir. Bugünkü ortamda Kıbrıs Türk toplumunun bir bütün olarak durması ve de birlikteliğini bozmaması da oldukça önemli.

Kıbrıs Türk Toplumunun varolma veya olmama noktasında öncü rolünde olanların atacakları adımların ne kadar önemli olduğunu belirtmeye gerek yok. Herkes atacağı her adımda toplumuna karşı birinci derecede sorumludur. Yanlışlıklar yapıldıktan sonra “Ben hatalıydım” demenin pek de önemli olmadığını belirtmek gerekiyor. Tarihin hataları ve de doğruları en yargılayıcı kaynak ve bilim olduğunu da tekrar yazmak bir sorumluluktur.

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org