Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 8 Temmuz 2004

Ulus Irkad

 

SOMUT KOŞULLARIN SOMUT TAHLİLİ VE NEREYE GİDİYORUZ?

Esasında herkes ülkesinin bir Batı Avrupa Ülkesi kadar özgür, demokratik, refah içinde ve rahat olmasını ister. Herkes sisteminin sivilleşmesini, başında demoklesin kılıcı gibi bir statükonun olmamasını bekler ve arzu eder. Ama böyle bir ülkeyi karşımızda veya önümüzde bulmak için bir mücadele vermemiz gerektiğini de buradan belirtmemiz gerekmektedir. Ülkeniz 1974 yılından beri de faco bir durumla karşı karşıya kalmışsa, siz 1974 yılından beri bu ülkeye sahip çıkamıyorsanız ve de sizin ülkenizde yapılan bütün seçimler bile şaibeliyse var siz bu ülkenin demokratikliğinden bahsedin sizi kim dinleyecek ki? Üstelik sizin 1974 öncesinde de küçük bir nüfusunuz olacak ve bu nüfus sizinle birlikte yaşayan toplumun yanlış ve saldırgan politikaları yüzünden azaltılma yolunda, 1974 sonrasına vurulduğunda o iddia edilen özgürlüğün de mevcudiyetinde 74 öncesine göre daha da fazla nüfus yitirecek ve sizin limanlarınız sorma gir hanı gibi kimlikle gelen her isteyene han gibi açık olacak ve siz dünyaya her bakımdan bağımsız olduğunuzu bir politikacı olarak savlayacaksınız. Size kim inanacak ki? Veya size kim hak verme yoluna gidecek? Siz de herkesi inandırdığınız konusunda bir tavır sergileyecek yanınıza sadece dış ülkelerde görüşme yaptığınız politikacıların resimleri kalacak. Arkadaşım, siz 1974 olaylarını bir anda akıldan ve hafızadan silebilir misiniz? Dünya hukukuna buradan 1974 olayları sırasında iki yüz bine yakın insanın evini barkını bırakarak Güney’e gittiğini yalanlayabilir misiniz? Diyelim ki durum düşeşe geldi ve referandumda sizin toplumunuz taşıma toplumla beraber “evet” kullandı. Loizidou Kararını ve Loizidou kararındaki ayrıntıları silebilir misiniz? Belki şimdi “evet”in de yardımı ile bunu engelleyebilir ve belirli bir süre durdurabilirsiniz. Peki bu durum ne kadar devam edecek ki? Bir çırpıda tarihsel gerçekleri ortadan kaldırıp seçimler sırasında yabancı basına dediğiniz gibi: “Kuzey Kıbrıs’ta en az Güney Kıbrıs’ta olduğu kadar demokrasi vardır” sözünü söylemeye devam edebilir misiniz? Uluslararası hukukta “Bana da 1963-64 yılında aynıları yapılmıştı ben de o çektiklerimin karşılığında 1974 yılında bunları yaptım” demek olamadığını bir haklılık kazanamadığınızı halkınıza da veya size oy verenlere de söylemeniz gerekmektedir. Bu savunduğunuzun, “O benim gözümü çıkarmıştı ben de onun oğlunu öldürdüm”le bir ilişkisinin olduğunu ve suçlu durumunuzun devam ettiğini bilmeniz gerekir. Annan Planı Güney’dekiler tarafından reddedilmişse size Kuzey’deki statükoyu Güney’dekilerin emlaki üzerinde devam ettirmeniz hakkı verilemez ve verilmeyecek de zaten. Şu anda taleplerimize dünya kamuoyunun edilgen kalmasına neden sadece Kıbrıslı Rumların yaptığı lobi ve siyasal çalışmalar olduğunu sanıyorsanız aldanıyorsunuz.

Veya onları hep bir yana bırakalım. Ne demokrasisi? 1989 yılından beri başta Sayın Durduran’ın arabasını bombalayan güçleri, kendi partinize Arabahmet Mahallesin’de bomba koyanları, Kutlu Adalı’nın vurulmasını, YKP Genel Merkezi’nin kurşunlanmasını, Derinya’da insanların eylemler sırasında kafalarının yılan gibi ezilişini, Bayrak direğine çıkan adamın kuş gibi üzerine silah doğrultulup vurulmasını nereye koyacaksınız? Sizi kim affedecek? Bazen adını “TİT” diye değiştiren ve resmi güçlerin de desteğinde istediğini tehdit edip bombalayan o “Kıbrıs Türk Halk Hareketi” adlı örgüt nerede şimdilerde? Sorabilir miyim? Veya bu kadar vukuatı elinizin tersiyle bir anda yitip ,”Hayır bu ülkede bu olaylar olmamıştır, benim ülkemde böyle olaylar olmaz” diyebilir misiniz? Hade bunları da görmezlikten gelelim: Ya son zamanlardaki olaylar? Örneğin şu Kıbrıs Gazetesi’ni bombalama olay ı... Ya kendi evinizin, yani sırf bir mesaj verilmesi için bombalanması olayı nedir? Nasıl? O olayı da unutalım mı? Yani o olay , “Adamım, ayaklarını ölçülü at sonra seni adam ederiz ha!” sözünü hatırlatmak için miydi? Doğrusunu isterseniz ben Kasım ayında daha Tayyip havadayken İstanbul’daki bombalamaları da pek “El Kayde” yaptı diye inanmamıştım. Esas güç ihale açmış olup Tayyip’e Kıbrıs için bir imalı mesaj verilmişti bana göre. Ya Hastahane avlusunda cip içerisinde ölü bulunan o işadamının oğlu olayı ne oldu? Bunu da mı geçelim? Gönyeli’de içinde külliyetli miktarda bomba bulunan astsubayın arabasına ne oldu? Askeri otoritelerden bir açıklama duymadık bu konuda.. Yoksa...? Şu Kutlu Bey’in öldürülmesine sebep olan St Barnabas Olayı’nın gerçekleri nelerdi? O Resmi araçları kullananlara, Kutlu Bey’i ölmeden önce tehdit edenlere, ailesini telefonla rahatsız edenlere ne oldu? Cinayetin balistik raporlarına ne oldu? Gene mi görmezlikten gel elim? Hadi bunları da görmezlikten gelelim. Kardeşim Tema Irkad’ın arabasını kimler yakmıştı? Şu UHH’cı aslanlara askeri bölgeler içerisinde veya askerin malı olarak bilinen bölgelerden merkez ve daire bahşedenlerin durumu ne şimdilerde? Şener Levent’in casusluk davası , Afrika Gazetesi’nin iki defa bombalanması durumları neydi? Ya bu gazeteye yazılanlarından dolayı açılan şu yüzyıllar tutacak hapislik cezaları ve kesilen trilyonlarca lira para cezaları ne zaman affolunacak? Ya diğer yazar ve çizerlerin davaları...?

Hadi bunlardan da vazgeçtim: Son üç-dört yıldır iki toplumlu yakınlaşmayı savunan insanlara karşı baskı ve şiddetle beraber beniletme eylemlerinin amacı ve sonucu neydi? Şimdi şu anda sizler hükümettesiniz. Bu baskıları yapanlara karşı herhangi bir çalışmanız oldu mu? Niye devlet radyo ve televizyonu dahil hepsi de tüm güçlerini bu işlere ayırmışlardı? Son zamanlarda sivilleşme dahil birçok konuda durakladığınız veya belli mukavemet görünce “Meclis’te elli milletvekilimiz de olsa bu durumu değiştirmek kolay değil” şeklinde konuşmalar yaptığınız iddia ediliyor. Bundan birkaç sene önce halk mitingleri yapılırken miting alanlarında verilen sözler nelerdi? Statükocu partilerle koalisyon yapılmayacağını söyleyenler kimlerdi? Seçim sonrasında “U” dönüşü yapılarak “Hayır”cı ve statükocu parti ile niye işbirliği ve güç birliği içerisinde çalışılmaktadır? Eğer değişim evrimsel aşama içerisinde çatışmadan getirilecekse, Güney’de AB normları uygulanırken Kuzey’de AB vatandaşlarına hala daha statüko yasalarının uygulanmasına sebep nedir? Bu konuda bir mücadele verilmesi gerekmiyor mu? İnsanlarımızın %65’inin “evet” oyu verdiği çözüm ve demokratik anayasayı bir an önce uygulama çalışmaları içerisine girmek gerekmiyor mu?

Belli ki seçim için halkın dinamizmi boşu boşuna harcanmış ve halk geriye baktığında bir arpa boyu yol katedilmediğini görmektedir. Pek tabi ben o iddiadayım ki halk seçimlere giderken bugünkü durumun devamı için oy kullanmadı. Değişim doğrultusunda kullandı. Ama dere yatağına bariyer konularak selin değişim akışının önüne geçildi. Bazı momentleri kaybetmek bir halkın geleceğini de etkileyebilir. Küçük olarak görülse bile bazı noktalardaki küçük hatalar büyük hatalara neden olmaktadırlar. Bana göre keşke platformun o dinamiği önüne geçilmeyip platformu tüm halkı kucaklayan bir cephe olarak seçime soksanız ve seçim sonrasında muhakkak gelecek olan başarı ile demokratik bir meclisle demokratik bir devlet yaratıp bu devletin Güney’le birlikte AB’ye girilmesi için gerekli kararlılığı gösterseniz. Hiç olmadı tüm değişim arzuları kof çıkmaz şimdiki hüsran yaşanmazdı. Unutulmasın sorun tek bir partinin sorunu değildi. Sorun tüm Kıbrıs Türk toplumunun kurtuluş ve özgürlük sorunu idi. Ümit ederim değişim dinamiği harcanmadı.

Yukarıda yaptığım eleştirilerimin duygusal olarak ele alınmamasını ve üzerinde düşünülmesini tavsiye ediyorum. Yine unutulmasın ki Kıbrıs Türk halkının elindeki AB vatandaşlığı silahı eğer iyi kullanılırsa zulüm etmek isteyenlerin kafasında acımasızca patlayacaktır...

copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org