Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 19 Ağustos 2004 Ulus Irkad | ||
MUHAFAZAKARLIKLA OLSA.... Esasında Türkiye’deki AK Parti kendini muhafazakar olarak niteliyor. Hatta bazen kendi kendilerini tanımlamak için biz “Muhafazakar demokratız” demektedirler. Şimdi AK Parti hükümeti sırasındaki Türkiye şartları muhakkak ki önemli ve AK Parti buna rağmen bazen başarılı kararlara da imza atmaktadır. Ama bu AK Parti’nin başarısından çok Türkiye halkının bugünkü statükocu güçlerden kurtulmak istemesinden dolayıdır. AK Parti’nin başarısı gibi görülen gelişmenin esas önemli noktası bir de Türkiye halkının büyük bir bölümünün AB üyeliğini olumlu karşılamasıdır. Yani bugün ideoloji olarak kendinin bürokratik egemenliğinin devamı için kurguladığı “Kemalizmi” savunan militer kastın yaptığı darbeler ve 12 Eylül’den beri Türkiye üzerinde kurduğu empoze sistemle halkın yaka silkmesinin bir göstergesidir AKP’nin görülen başarısının arkasınd aki gizem. Yoksa Kıbrıs Sorunu dahil AK Parti ilgililerinin bazen öyle çıkışları oluyor ki bu adamların bunca değişikliği yapan partinin adamları olduklarını söylemeye bin şahit istersiniz. Kıbrıs’taki yanlış ve statükoyu devam ettiren icraatlar durmuş mudur? Bilakis tüm rezilliği ile UBP hükümetleri sırasında gördüğümüz pervasızlıkları cüretkar bir şekilde bu kendilerine demokrat diyenler de yapmaktadır. Seçimler sırasında statükonun kaybetmemesi için statükoya ağırlık verdiklerini ve de statükonun devamı için kolları sıvadıklarını Türkiye basını da yazmıştı. Sanki de Kıbrıs’ın dağı taşı altınmış gibi hala daha her gün için Türkiye’den buraya nüfus aktarılmasına devam ediliyor. Herhalde hükümetlere de daha önce UBP hükümeti sırasında gördüğümüz özel listeler de verilmektedir. Geçenlerde bir Türkiye televizyon kanalında Tayyip Erdoğan’ın web sayfası olduğunu ve oradaki birkaç ilginç bir mektubu okurken “Sevgili Başbakanım, Lütfen beni m Kıbrıs vatandaşı olmamı sağlayın” gibisinden bir mesaj da okununca şaştım kaldım. Bir de bu adamın(Tayyip’in) kendisine “Kıbrıs’a nüfus taşıyorsunuz” denilince ne kadar tepki duyduğunu anımsadım ve bu adamların ne kadar muhafazakar olduklarını da anladım. Demokrat değiller ama gerçekten muhafazakardırlar. Muhafazakar nedir? Eskiye bağlı kalan demektir yani muhafazakar muhakkak sağcıdır da anlayacağınız. Sağcı adam demokrat olur mu? Olabilir de, muhafazakarın demokratı ne kadar olur onu daha algılayamadım. İnşallah yanılırım.Bizdeki hükümet ileri gelenleri de bu muhafazakarlığa bayağı bağlanmışlar. Adımlarını artık muhafazakarlar gibi atmaktadırlar. Muhafazakar solcu da olur mu? Solcular muhafazakarlığı kabul etmez. Onlara göre emek dinamizmi temsil eder ve değiştiricidir. Değişimin dinamiği emekçi sınıflardır. Yani sol muhafazakar olmaz anlayacağınız. Olursa da sol olmaktan çıkar. Şimdi şu anda Kıbrıs’ın kuzeyinde halk hareketleri sonrasında sizce dinamizm yani değiştirme enerjisi devam ediyor mu? Devam ettiğine canı gönülden inanıyor musunuz? Ben inanmıyorum. Burada değişim dinamizminin olmadığına inanıyorum. Veya değişim dinamizmi tamamıyla dondurulmuştur da diyebiliriz. Dondurulmuş dinamizm var mı? Dinamizm değişim arzusu ve de talebidir kaldı ki değişime yönelik bir de hareket olması lazımdır. Değişime yönelik, statükoyu ortadan kaldırmak için herhangi bir gayret var mı? Sonra değişimi p arti mi yoksa halk mı yapar? Pek tabi ki emekçi partisi değişime önderlik yapar ama bu değişime katılanlar halk kitleleridir. Demek ki muhafazakarlık, sol, dinamizm gibi olgular biraraya gelemezler. Ama solla dinamizm biraraya gelebilirler. Çünkü sol dinamizmi temsil etmektedir. Sol dinamizmi temsil eder ama somut koşulları iyi bir şekilde değerlendirerek hareket eder. Egemenlerle uyuşma içerisine girmesi halka ne kazandıracaktır ki? Yani halk için birşeyler elde edeceksen bir yerde muhakkak yine egemenlerle çatışacaksın. Bu kaçınılmaz. Uygarlıkların bu çatışmalarla ortaya çıktığını da herkes bilmektedir. Eğer arada güçler dengesi oluşursa ve dünyadaki şartlar da uygunsa uyuşmaya belli bir süre için gidilebilir ama dünyadaki şartlar yüksek bir sömürüsüz uygarlığa geçişi getiriyorsa muhakkak sizin ülke içerisinde uyuşmaya gitmeniz sizin takozlamaya gitmenizi getirebilir. Kıbrıs’taki statüko ve Türkiye’deki rejim nereden korkmaktadır? Uluslararası hukuk, insan hakları ve de emekten yana yasaların uygulanmasından ve de bu yasaların uygulanması ile baskı altında bulunan çalışan sınıfın egemenliklerini yıkmasından...O halde egemenler veya Türkiye’yi v e Kuzey Kıbrıs’ı idare eden bürokratik kast bu değişimi belli ki kabul etmeyecektir. Ne yapacaktır? Çeşitli alavere ve dalaverelerle bu statükonun devamı için eline gelen bütün fırsatları kollayacaktır. Sizin bir sol parti olarak yapmanız gereken nedir? Emekçi kesimlerin de desteğini alarak bu mekanzimayı zayıflatmaktır. Bu yapılırken şunu da unutmamak lazım: Ülkesel bazda ve enternasyonal bazda yapacağınız mücadelede ülke şartlarını gözönünde bulundururarak mücadele etmek. Ülkesel bazda emekçi kesimleri ayakta tutarken, enternasyonal bazda da diğer emekçi örgütlerle ilişki kurarken evrensel olarak dünya medyasının da desteğini gözönüne alarak devamlı ülke şartlarını dile getirmek ve bu gerçekleri vurgulamak. Siz eğer dünya medyasına yansıtacağınız gerçeklerde ülkenizin “demokratik ve özgür” olduğunu vurgularsanız gün gelir bu suni şartlar sizleri de engelleyecek ve kimse ileride kötü bir durumda olduğunuzda sizle ilgilenmeyecektir. Şu anda sizin “Bizim ülkemizde Güney’den daha fazl a özgürlük vardır” demeniz sadece statüko şartlarının devamını isteyen bürokratik kastın oyunlarını ve hakimiyetini devam ettirmesini sağlamaktan başka birşey yapmaz. 1974 sonrasını siz bir sol parti olarak olayı dünya kamuoyuna Türklük-Rumluk kavgası olarak yansıtırsanız kaybedeceğiniz açıktır. Çünkü sizin yansıttığınız durum gerçeklere bağlı değildir. 1974 sonrası ülke şartlarında uluslararası hukukun ortaya çıkardığı gerçekler başkadır ve bugün Avrupa insan Hakları bile bu gerçekleri kararlarında ve neticelendirdiği iki davada sonuçlandırmıştır. Otuz yılda Türkiye Cumhuriyeti’nin meydana getirdiği statüko Kuzey Kıbrıs’ta ana sorunların temelidir. Otuz yıldır burada kendi taşımış olduğu nüfusa ayırımcı parti kurma hakkı tanıyan, burada kurmuş olduğu statüko taraftarlarına gerek hükümette gerekse devletin kilit noktalarında kalma hakkı veren, kendini eleştirenleri veya muhalif olanları güvenlik soruşturmaları ve çeşitli baskılarla adadan kaçırmaya çalışıp adayı artık kendinin belirleyip keyfi bir şekilde, uluslararası hukuku hiç kaale almayan bir güç haline geldi Türkiye egemen kastı Kıbrıs’ta. Bunun yanında 30 yıldır uluslararası hukuk ve insan haklarının ihlal edilmesi ise en büyük suçudur. Ve elde edilen sözde başarıları da uzun dönemli olamayacaktır. Tüm çekilenlerin esas suçu da bu güce aittir. Eğer bu gerçeği gözönüne almaz ve uygulayacağınız politikaları ters yönde algılayıp bu gücün haklılığı ve de devamı için kurarsanız sonuçta geleceğiniz nokta hüsrandır. Türkiye’de Anadolu burjuvazisi ve İstanbul burjuvazisinin işbirliğine gitmesi de bu egemen kastın düzenini sersemletse bile bu statüko hayatiyetini sağlamakta, temelde orada ideolojik olarak bir farklılığı görülmeyen AKP ile de rekabetleri devam etmektedir. Egemen kastla AKP arasındaki muhafazakarlık bazında bir fark görülmemektedir. Her ikisi de milliyetçidir. Biri kendisini ümmetçilikten gelen bir milliyetçilkle tanımlarken diğeri de Kemalizm ve MHP arasındaki harmanlamadan gelen bir milliyetçi-devletçi ideoloji ile tanımlamakta ve de sırasında toplu mun aydınlanmasını takozlamaya çalışmaktadır. Tek fark AKP’nin pek daha uygulanmayan AB yasalarını meclisten geçirmesindedir. En büyük eksiklik dinamizmi temsil etmesi gereken Türkiye’deki ve Kıbrıs’taki sol dinamizmin olayları sadece seyredip etkin duruma gelememesidir. Muhafazakarlıkla, devleti yüceltmekle, değişimi yavaşlatmakla veya seçim kazanıp sadece sandalyeleri korumakla da bu işler olmuyor. Sol’un yapması gereken neyse o yapılmalı ama bu da demokratik merkeziyetçiliğin kurulmasıyla olmalı. Sol uluslararası tartışmalara ve de işbirliğine de arkasını dönmemeli. Bu gibi gelişmelerin ise muhafazakarlıkla olmayacağını herkes bilmelidir. Bana göre AKP gelebileceği en son noktaya gelmiştir. Topluma dinamizmi getirecek olan ve de değişimi harekete geçirecek olan soldur. Başka bir güç de alternatif olamaz. copyleft (c) 2001-04 hamamboculeri.org
| ||