Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 5 Ağustos 2003 Ulus Irkad | ||
FİLİSTİN'DEN ÖRNEK ALMAK Geçenlerde elime geçen iki makalede Filistin'deki Yahudi ve Arap işçi sınıflarının tarihlerini okurken Flistin'in tarihinin bizdeki tarihe çok benzediğini farkettim. Yaptığım bazı alıntılarla bu tarihteki benzerliği sizlere de yansıtmak istedim (1):Filistin'in İngilizler tarafından işgalinden sonra 1920'lerde getirdikleri konseptler içerisinde Arap işçileri Moşavotlardan(Tarım alanları) sökmek de vardı. Küçük burjuva Sosyalist Siyonistler mahalli Arap işçilerle rekabet etmeye muktedir olmadıkları için Yemen ve Kuzey Afrika'dan Yahudileri ucuz işgücü olarak ithal etmeye başladılar. Böylece Aşkenezi ve Sefardik Yahudilerinin kötü kanından da kurtulacaklardı. İngiliz Kolonyalizminin Filistin'e gelmesiyle Arap ve Yahudi işçilerin birlikte çalıştıkları ekonomi sektörleri yaratılmıştı. Daha fazla birlikte çalışılan alanlar tren yolları, diğer hükümet teşebbüsleri telefon ve telgraf sistemleriydi. Halk İşleri Bölümü ve de liman alanları, şehirlerdeki belediye yönetimleri karma nüfuslu çalışanlarla yürütülüyordu. Daha sonra, İngiliz ve Müttefik Askeri üsleri ve istihkamları bu iki toplumun birlikte çalıştıkları alanlar olacaktı. Aynı zamanda özel sayıda Arap ve Yahudilerin birlikte çalıştıkları teşebbüsler de bulunuyordu. Haifa'daki terminaliyle Irak Petrol Şirketi bunlardan biriydi. Yine aynı şirketin çimento fabrikası ve de rafinerisi vardı. 1920'lerde Filistin'deki Arap toplumu genelde büyük bir yoğunlukla köylerde ikamet ediyordu. Ancak, doğal çoğalımın yüksek oranı, derin toprak krizi, ve şehirlerdeki yeni iş imkanları kırsal bölgelerden şehirlere büyük bir göçü başlatmıştı, özellikle Jaffa ve Hayfa nüfus patlamasına uğrayan iki büyük liman kenti durumuna gelmişti. 1922 ve 1931 yılları arasında Yüzde kırka kadar çoğalan Jaffa'daki Arap nüfusu % 63 civarındayken, Hayfa'daki Arap nüfusu ise %87'e kadar ulaşmıştı. Bu yeni gelişme şehir çalışan sınıfını şişirmişti. Ve bunun sonucunda da sendikacılık faaliyetleri artmıştı. Bu arada Yahudi ve Arap çalışan sınıfları arasında dayanışma ve örgütlenme sürerken Yahudiler arasında bilhassa küçük burjuva ulusçuluğunun bir örneği olan Siyonist Sosyalizm taraftarları milliyetçilik bayrağını açmış ve pek tabi ki Arap çalışan sınıfı kaçınılmaz olarak Siyonizme karşı tavır geliştirmeye başlamıştı. Ben Gurion(Siyonist Hareketin Lideri) gibi Siyonistler Arap ve Yahudi işçilerin birlikte örgütlenmelerinin tehlikeli gelişmelere yolaçacağını söylemeye başlamıştı. Genelde Tel Aviv ve Jaffa'daki Yahudi işletmeleri olan Ekmek ve un fabrikalarında Arap ve Yahudi işçiler birlikte çalışmaktaydılar. Bu kitleler aynı zamanda ortak sendikalarını da oluşturmuşlardı. Hatta bu çalışan kesimler kurmuş oldukları sendikalarını enternasyonal olarak nitelemeye de başlamışlardı. Aynı durum Demiryollarında da olmuştu. Ama bu sırada Ben Gurion kendi Siyonist sendikası olan Histadrut'u örgütlemeye başlamış ve bu ortak Arap-Yahudi sendikalaşmasını engellemeye çalışıyordu. Bazı Yahudi işçiler ona kanmışlardı. Bern Gurion bütün sendikalarda bulunan Yahudi ve Arap işçilerin Yahudiler tarafından örgütlenmesini Yahudilerle bağı olmasını ama onların bir parçası olmamalarını istiyordu. Amacı Histadrut'u Siyonist faaliyetlerde daha rahat tutmak ve bu arada sendikal birlikteki Yahudi etkisini dominant kılmaktı. Özellikle Arapların Yahudi emeği karşısında güçsüz duruma düşürülmesinde bu tavrın etkili olacağının hesabını da yapmıştı. 1922'de alınan bir kararla demiryolları sendikasının Histadrut'un mahalli bir seksiyonu bunun da ulusal bir temel olduğu kararı benimsendi. Buradaki amaç emek alanında da tamamıyle saf bir Yahudi emek piyasası yaratmaktı. Bu arada 1917 Sosyalist Devrimi de Filistin'de etkilerini gösteriyordu. Ama tabi ki Siyonistler yine de Komünist Enternasyonalde problemler yaratmakta ve de dervimin ilkelerini benimsemek istemiyorlardı. Bunu sonucunda ayrılmalar oluştu ve Filistin Komünist Partisiyle(1924'de Komintern'i tanımıştı) bir de Po'alei Tzion Smol denilen parti ortaya çıktı. İkinci parti Siyonist tayıftaki sol partiydi. Bu parti Ben Gurion'a inat ortak sendikaları benimsemesine rağmen Siyonist Program ve Liderlik altında olmasını savunuyordu. Emperyalizmin de yönlendirmesi ile 1930'lara gelindiğinde işçi sınıfı mücadelesine karışan sosyal şövenizm nifakları ve milliyetçilik bu hareketi bölme noktasına da getiriyordu. Yahudi işverenleri aynı işi yapan Yahudi işçilere daha fazla ücret verirken Araplara daha az ödeme yapıyorlardı.Bu arada Komünist Partisi'nin yapmış olduğu kongrelerde Arap sendikacılar Arap işçilerin hakları konusunda oldukça büyük ilerlemeler elde etmişlerdi. Filistin Komünist Partisi(Yahudi Komünistler de bu parti içerisinde yeralıyordu) Filistin'e başka ülkelerden taşınan Yahudi topluluklarının göçünün durmasını talep etmekteydi. Bir Arap devleti olarak Filistin'in bağımsızlığı da aynı parti tarafından talep edilmekteydi. 1932'de yapılan grevlerde Yahudi işverenler Arap işçilerin yerine Yahudi işçiler yerleştirmek ve de grevleri kırmaya çalışınca Yahudi işçilerin muhalefeti ile karşılaştılar. 1936 ve 1939 yılları arasında artık Arap miliyetçilerinin de Arap işçi sınıfına etki etmeye başladıklarını görmekteyiz.Yahudi ve Arap paramiliter grupları hem Yahudi hem de Arap halkı öldürmeye başlamıştır. 1946 yılında Arap ve Yahudi işçilerin en büyük ve en dramatik ortak grevleri gerçekleşir. Bu grevin başını posta, telefon ve telgraf işçileri çekmektedir. Arap Sami Taha ve Yahudi Yehezkel Abramov bu onurlu direnişin sendika liderleridir. Tabi ki bu grev daha fazla Siyonist kampanyacıları korkutur. İngiliz emperyalistler de tam bu sırada tekrar Filistin'e Yahudi göçünü başlatırlar. Grev İngilizleri de epey korkutmuştur. Bu arada Sami Taha Arap Ligi tarafından tehdit edilirken Abramov da Siyonist Parti tarafından tehdit edilir. Taha, bu tehditlerden dolayı bazı yerlerde Arapların grevlere girmesini engeller. BM'nin ülkenin bölünmesiyle ilgili kararı, böl ve yönet politikasının bir oyunuydu. Bu karar, 1945 ve 1947 yılları arasında Arap ve Yahudi işçi sınıfları arasında ortaya çıkan bölünmez dayanışma ve birliğin de bir bakıma tahribi oldu. Tabi ki Siyonist Histadrut ve Arap miliyetçilerinin de bu alanda yaptıkları çalışmalar ve gayretler de unutulamaz. Ellerinden geldiği kadar işçi sınıflarının birliğini baltaladılar. İşçi liderlerinden Sami Taha 1947 yılında Hayfa'daki evinin dışında katledildi. Bu cinayet Arap milliyetçilerinin temsilcisi Amin Al Huseyni'nin emriyle işlendi. Filistin Soru'nundaki gelişmeleri bizdeki gelişmelere ve de bölünme hikayemize çok benzettim. Tarihten ve de Filistin'den ders almalıyız diye düşünmekteyim. Hele bugünlerde tekrar biraraya gelmenin avantajları konuşulurken gerek 1950'li yıllardaki yanlışlıklar gerekse Filistin'deki Olaylar bizlere ders olmalı diye düşünüyorum. KAYNAKÇA http://www.marksist.com/MiddleEast/arab_jewish_struggles2.html copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||