Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 21 Eylül 2005

Ulus Irkad

 

SOL ÜZERINE YAZILANLAR VE DÜŞÜNDÜKLERIMIZ

Geçen haftaların gündem tayin eden açıklama ve makalelerini, şöyle bir sizinle tartışmak istiyorum. Türkiye’de 3 Ekim tarihi gündeme girerken 6-7 Eylül Olaylarının da araya girip Türkiye’nin tabularından birinin tartışılmaya başlanmasıyla Kıbrıs da bu olaylar içerisinde baş konu olmadı değil. 6-7 Eylül Olaylarına “Kıbrıs Türktür Cemiyeti” içerisine giren MIT ve Kontrgerilla ajanları sebep olmuş denmekte şimdilerde. Eski Komutanlardan Sabri Yirmibeşoğlu’nun yaptığı açıklamaları iyice okumak gerekiyor(Bk. Azalırken; Yelda). 12 Eylül sonrasında Çatlılar’a ve de Hizbul- Kontra ile Jitem kurucularına az mı mesken oldu Kıbrıs? Susurluk’ta adı geçen meşhur bilgi vermeyen Paşalar’ından Tamburacı Paşalarına kadar, Kıbrıs’ta görev yapan tanıdık çok isimle karşılaştık. Nereyi eşelerseniz altından çapanoğlu gibi Kıbrı s ortaya çıkıyor. Tesadüfe bakın 3 Ekim araya girerken ve de Türkiye’nin AB üyeliği tartışılırken, Kıbrıs baş etken olarak yine Türkiye’nin karşısına dikilmekte. Ve gerçekten de Türkiye, AB üyeliği için kollarını sıvarken gene Kıbrıs konusunda girişimler yapmak mecburiyetinde kalıyor. Bunun yanında, Hızır gibi bu defa da şimdilik buzluğa yatırdığı sivil örgütleri ve de siyaseti ile meşhur “Saray Önün”e mahkum bizim MAT(Mehmet Ali Talat) ortaya çıkarak, AB ülkelerine Türkiye için mektup gönderiyor. Peki ama, gerek CTP ve gerekse Mehmet Ali Talat seçildikleri tarihten itibaren gerçekten samimi olsalar, şu anda Avrupa’yı mekik dokuyup Kıbrıs’ta bir çözüm ve de Kıbrıslıtürklerin geride kalan hakları için kulis yapmaları gerekmiyor muydu? Kendilerine verilen misyon oturup kalmak olduğu için de, arada bir göz kırpılınca harekete geçip mektup gönderiyor veya demeç patlatıyorlar. Ve bu şekilde de burada, yani Kuzey Kıbrıs’ta, gerçekten “Otur Arap- kalk Arap”, egemensiz, bağımsız ve de karakt ersiz ve de itibarsız bir yönetimin olduğu şeklinde bir imaj çizilmektedir. Yaklaşık üç senedir söyleye söyleye dilimizde tüy bitti. Şu anda Meclis ve hükümette ve de varsa devlet katında gerçekten sokaklara çıkan Kıbrıstürk halkı olmalı, seçimlerden önce yapılması gereken değişimin baş eylemi, Kıbrıstürk halkının egemenliğini elde etmek ve kollektif bir şekilde, Kıbrıstürk halkı olarak, örgütler olarak, sadece CTP değil, büyük bir teyakkuz içinde istedikleri her türlü olanağı elde etmeliydiler. Dış temsilciliklerde ve de AB ülkelerinde, meydanlarda görülen güçbirliği şu anda AB içindeki Kıbrıstürk hakları için harekete geçirilmeliydi. CTP’nin bu güdüyü seçim mecralarına çekerek karartmasıyla Kıbrıslıtürkler bu kollektif olanaktan mahrum olmuşlar ve şu anda düğmesine basılacak bir robot şekline büründürülmüşlerdir. CTP, dinamizmi durağanlaştırmıştır. Türkiye Egemen Militer Kastı, CTP aracılığıyl a, Kıbrıstürk halkını daha kolay kontrol altına almıştır. Bu politikanın halka vereceği herhangi bir fayda yoktur ve gittik sonra da kaybedecek olan Kıbrıslıtürklerdir. CTP halkın statükodan kurtuluş arzusunu şu anda kendi destekçilerine(Genelde sağ görüşlüdürler) sandalye ve mevki dağıtma ortamına büründürmüştür.

Geçen haftalarda bana göre eleştirilmesi gereken bir başka nokta da, tanınmış bir kitabevimizim sahibi bir hanımın “CTP’nin başarısı solun başarısı, başarısızlığı da solun başarısızlığı olacaktır” diye bir konuşma yapması olmuştur ki hayretler içerisinde kaldık. Bir zamanlar YKP’yi bile hızlı solcu bulmayanların şu anda CTP’ye biçtikleri misyona hayret etmekten kendimi alamadım. CTP niye solu temsil etsin ki? Gerçekten Sol bir parti CTP gibi mi hareket eder? “Sol uğruna ölünecek Leyla olamaz” şeklinde konuşma yapanlar kimlerdir? Önce parti mi, yoksa önce halk mı önemli? Meydanlarda halk platformu olarak seçimlere katılacakları ve de yönetimi devralıp statükoyu ortadan kaldıracakları sözlerini verenler kimlerdi? Statükoya karşı oluşan çalışan sınıfların ve de örgütlerin güçbirliğini bir gecede ortadan kaldıranlara niye güvenelim ki? Parti çıkarları ve de koltuk, gerçek bir sol partide herşeyden önce mi gelmeli? CTP bugün milletvekili ve koltuk heveslerini statükonun devamıyla birleştirmiş bir örgüt mü, değil mi? Bana göre statüko üzerine oturup statükoyu devam ettirmekte olan bir parti... Değişim dinamiği nerede? “Balyoz politikaları yok” ,deniyor... Şu anda yok... Ya yarın... Ya çalışanlar aynen Kıbrıs Türk Hava Yolları’nda olduğu gibi bir gün “Copla beni be Annem!” ile karşılaşırlarsa? O olay bir emare değil miydi? Yani statüko devam ediyorsa, ki öyledir, yarın bu statükonun başımıza cop olarak gelmeyeceğini kim garanti edebilir? CTP’nin kendisi, hatta MAT’ın kendisi bile garanti edemez. Gerçeği söylemek lazım: Ne Sol baştadır, ne de CTP’nin başarısızlığı Sol’un başarısızlığı olacaktır.

Geçen hafta “Özgürlükçüsol” sitesinde okuduğum birkaç makale de bana bu konularda fikir verdi. Bir tanesi Wallerstein’in yazdığı bir makaleydi ve şu anda dünyanın çeşitli yerlerinde hükümete geçen bazı Sol partilerin yolsuzluklar batağına düşüp halklarına yaşattıkları hayal kırıklıklarını ele alıp, Sol’un, şimdiki bu Sol bilinen iktidarlara cephe mi alacağı yoksa bütün bunlara rağmen onları destekleyip desteklemeyeceği konusunda bir makaleydi bu. Bir diğeri de Brezilya’daki Lula ve partisinin yaptığı yanlışlarla yolsuzluklarını ele almaktaydı. Peki ama çalışanların haklarını desteklemeyip onları sömürtecek serbest piyasa ve işgal yasalarını uygulamaya koyan bu sözde partileri niye çalışanlar ve Sol kesimler sonuna kadar desteklesin? Önemli olan çalışanlara yapılacak önderlik ve liderlik değil mi? Sol içerisinde çıkacak devrimci aydınlar bu liderliği şöyle veya böyle yönlendirip bir partiye veya bir öncü liderliğe dönüştürüp çalışanlara muhakkak bir liderlik veya yol göstericilik yapacaklardır. Çalışanların devamlı seçimlerle kendilerini kandıran ve hükümete geçtikten sonra analarını belleyen bürokratları devamlı desteklemeye mecburiyeti yok. Bir de o ülkenin somut şartları da solun devamlı olarak taktiklerini gözden geçirmesine yardımcı olmalı. Devamlı hayal kırıklığına uğratılacak bir çalışan sınıf olmamalı. Seçimler sadece bir kandırmasyon, Sol adına hareket edenler de seçimleri mevki, para ve koltuk için bir araç olarak kullanıp, çalışan sınıfları Sosyalizme götürmeyecek, ama hareketi donduracak bir safhaya getirmeye çalışıyorlarsa, buna bir şekilde dur demek gerekiyor. Muhakkak seçimlere her zaman karşı olunmaz, ama seçimler sonucunda bir başarı kazanılacaksa bunun çalışanların hayatına ve kazancına bir iyileştirme getirmesi gerekiyor. Üstelik işgal altında olan bir ülkede işgalci egemen güç, çeşitli terendazlıklar yapıp halka acılar çektiriyorsa, gerçek bir Sol pa rtinin bu terendazlıkları açığa çıkarması ve deşifre etmesi gerekiyor. Bizdeki gibi, sadece sırf söz ola seçimlere katılıp, meydanlarda verilen sözleri de bertaraf edip,sadece konuşmak için meclise girmek, ama somut koşulları, yani statükoyu değiştirmeyecek bir mücadeleye milim bir katkı koymayacaksa, seçimlerin hiçbir anlamı yoktur.

Sol halkının sesine tercüman değilse orada bir sahtekarlık vardır. Bu sahtekarlığı görmek istemeyenler de gerçek sahtekarlar olarak tarihte yerlerini alacaklardır.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org