Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 5 Eylül 2003

Ulus Irkad

 

RAMİZ GÖKÇE HAKKINDA GEÇ KALMIŞ BİR YAZI VE KIBRISLILIK BİLİNCİYLE MİLLİYETÇİLİK


Biliyorum Ramiz Bey hakkında daha önce yazmam gerekiyordu ama 2001 yılının Ağustos ayında o hayata vakitsiz gözlerini kaparken ben birçok sorunlarla karşılaşmıştım. Başta rejim ve de underground faşist cerideleri beni ve yakınlarımı hedef almışlar Allahın günü bana ve onlara saldırılar ve tehditler yapıyorlardı. Tabi bu arada hedef gösterilen başka arkadaşlarım da vardı. Önce rejimin ekonomik baskılarına dayanamayıp genç yaşta aramızdan ayrılan yeğenim Derviş Irkad’ın arkasından ağladık. Daha sonra da onu karatoprağa verdiğimiz günün akşamı hain düşman planlı bir şekilde kardeşim Tema Irkad’ın arabasını kundakladı. İşte Ramiz Bey böyle günlerde hayata gözlerini kapamıştı. Ben onun ardından işte bu yoğun günlerden dolayı yazı yazamadım ve bu durum benim içimde bir ukte olarak kaldı.

Mağusa’ya Baf’tan geldiğim yıl 1975 yılıydı. O yıllarda arasanız olaylardan yani 1974 olaylarının etkilerinden dolayı solcu bulmanız oldukça zordu. İnsanlarımızın sol bilinci sorgulamalarına bile fırsat verilmemişti 1974 öncesi. Anlatılanlara göre 1970’li yıllarda Mağusa’da daha fazla CTP içerisinde odaklanan gençler Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında karşı gerici ve fanatik güçler tarafından linç de ediliyorlardı. Hala daha o günleri anımsayan yaşları daha genç diyeceğimiz arkadaşlar var çevremizde. Ramiz Bey’in ismi Mağusa’da muhalif kesimler arasında daha önceleri de geçmektedir. O daha lise okul yıllarında Kıbrıs Türk liderliğinin politikalarını eleştirmeye başlamıştır. Hatta Mağusa’da sınıf arkadaşları anlatırlar ki daha sonraları bir Türkiyeli öğretmenleri ile karşılaştıklarında “Ramiz ne yapıyor hala daha muhalefet mi? ,diye sormuş. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun o meshur deyişini Ramiz Bey’de görebiliriz: “Devamlı muhalefet yapmak da bir erdemliliktir”. Oysa Ramiz Bey’in yaşadığı ülkede muhalefet yapmak da bir gerekliliktir. Ramiz Bey’in devrimci dinamizmi bunu gerektirmektedir. Muhalefet yapmanın birçok özverileri ve de zorlukları vardır. Ve Ramiz Bey’i 1970’li yılların başlarında CTP’yi ilk kuranlar arasında görmekteyiz. O dönemlerde böyle bir örgütün oluşmasına yardımcı olmak veya göğüslemek esasında namlunun hedefi olmak anlamına gelmektedir. Ramiz Bey ve genç arkadaşlarının o yıllarda neler çektiklerini şimdilerde çok iyi bir şekilde tahayyül etmekteyim. Değil sol, sol kitapların bile üzerinizde bulunması tepkilere sebep olmaktadır. O yıllardaki siyasal olaylarda Mağusa Kazasında grev dahil her türlü demokratik eyleme destek belirtilmesinde eski arşivlere bakanlar Ramiz Bey’in ismini muhakkak bulacaklardır. Kendisi yine o yıllarda kooperatifçiliğin esnaf örgütlenmesinin öncülüğünü üslenmiştir. Çünkü kendisi de bir esnaf olarak bu emekçi sınıfın bir ferdidir.

1975’li veya 76’lı yıllarda Ramiz Bey’i orta yaşına rağmen gençlerin arasında Belediye seçimlerinde Başkan adayı olarak gördüğümü hatırlamaktayım. Ve düşünüyordum, yaştaşları bu kadar orta yaşlı insan genelde sağ milliyetçi saflarda olmasına rağmen bu adamın sol tarafta olmasını gerektiren nasıl bir dinamizmdir diye. Gizliden Ramiz Bey’e hayranlık duymadım değil o 18 yaş duygularımla...Ramiz Bey’le esas buluşup tanışmamız daha sonraki yıllarda Kıbrıs Sanat Derneği içerisinde oldu. Hep birlikte o yıllarda Kıbrıs Sanat Derneğinde birçok eylemde bir araya geliyorduk. Sohbet toplantıları, konferanslar, söyleşiler, konserler ve de Güney’le ilişkiler üzerinde... Ramiz Bey biz gençlerden de daha fazla bu eylemlerde bir öncü durumundaydı. Adeta bizi bu gibi faaliyetler için motive ediyor ve kamçılıyordu. O sadece bir doktor veya bir esnaf değil aynı zamanda sosyal faaliyetlerin de bir militanı gibiydi.

1980’li yılların sonlarında Ramiz Bey’le Akrep Dergisinde de buluştuk. Kutlu Bey ve ben öyküler yazarken,O, Çakmak, Susuzlu, Soyer, Gazioğlu, Tunceri, Ulubatlı ve daha birçok arkadaş da karikatürleri ile dergiye katkıda bulunuyorlardı. Ramiz Bey esasında bu tür sanatta da adamızın ilkleri arasındaydı. Kendisinin ressamlığını da daha sonra öğrenecektim. O dönemlerde Ramiz Bey ve diğer arkadaşlarla birlikte Çakmak’ın mahkemelerde süren davaları için onu kurtarma mücadelesi veriyorduk. Çakmak Avrupa Konseyi Karikatür birtincisi olduktan ve de bu yargılamaları atlattıktan sonra Ramiz Bey bir toplantımızda bana “ Hiç olmazsa bu arkadaşımızı ezdirmedik” diyecekti.

Güney’de Karikatürcüler Derneği olarak onlarca defa sergiler açtık. Ramiz Bey bu sergileri hiç ihmal etmedi. Hep bizimle oldu. Hep en ön saflarda açılış konuşmaları da yaptı. Barış dileklerini ve de adanın birleşmesi gerekliliği ile Kıbrıslılık şuuru üzerinde durdu. Ona göre Kıbrıslılık şuuru adanın evrenselleşmesi için bir basamaktı. Kıbrıslı Rum bilimadamı Sezar Mavratsas(Köken olarak Mağusalıdır) çok sonraları yayınlamış olduğu Elen Milliyetçiliği üzerindeki eserinde Ramiz Bey’in bu teorisi üzerinde bilimsel olarak duracaktı. Ama bana göre Ramiz Bey bu teoriyi çok önceleri dillendirmişti. Belli ki Ramiz Bey ; okuyor, düşünüyor ve de daha sonraları aramızda tartışmaya açıyordu. Bu konuda ne düşündüğümüzü de öğrenmek istiyordu. Güney’deki toplantılarda da Ramiz Bey bu görüşlerini devamlı olarak dile getiriyordu. İbrahim Aziz, Ramiz Gökçe ve de Kutlu Adalı’nın birlikte olduğu sohbet toplantıları kaçırılmaması gereken toplantılardı. Bu üç tarihsel kişinin arasında gençler olarak bulunmak bizler için bulunmaz anlardı. Bu arada eksik bırakmayayım onun katkıları ile ölmeden önce Haşmet Gürkan Bey’e de en son konefransı düzenlemeye katkıda bulunan Ramiz Bey’di. Son zamanlarında Ramiz Bey YBH’nın kurulması çalışmalarında da yer almıştı.

1996 yılında daha önce Avrupa Konseyi ve de İtalya Bordigera birincisi seçilen Hüseyin Çakmak arkadaşımız ödülünü törenle Ledra Palace Barikatında Avrupa Konseyi ilgililerinden alacaktı. Oraya tüm Akrep ekibi ve de Karikatürcüler ekibi olarak gitmiştik. Kutlu Bey, ailesi ve de Ramiz Bey de aramızdaydı. Akşam saatlerinde Avrupa Konseyi ekibi ödülü vermek için barikata geldikleri anda onlar ve biz ansızın Kıbrıs Türk polis ekibinin engeli ile karşılaştık. Kutlu Bey’le Ramiz Bey’lerin o akşam bu olaya ne kadar bozulduklarını unutamam. Polis komutanına ikisi de birden en ön saflarda şöyle haykırıyorlardı:

“Sizin bu sanatçımızı çiçek vererek karşılamanız gerekiyordu. Oysa siz aksini yapıp bu sanatçıyı engellemektesiniz. Ülkemizde kaç sanatçı böyle bir şerefe maruz kalmıştır?”

Ama onların bu sesleri tehditler ve kabalıklar arasında duyulamayacaktır. Birkaç hafta sonra da Kutlu Bey’i alçakça bir cinayet sonucu kaybedecektik.

28 ağustos 2003 gecesi “Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs” adlı konferansda konuşan Niyazi Kızılyürek milliyetçiliklerin adamıza acı, gözyaşı ve de ötekini ihmal etme olarak algılandığını söylüyordu. Bense bu konuşmayı dinlerken Ramiz Bey’in de bundan on sene kadar önce aynı sözleri dillendirdiğini anımsadım. O aramızda en yaşlı olmasına rağmen en dinamiklerimizden ve de öncülerimizden biriydi. Kıbrıs Türk halkı aydınlanmanın dinamizmiyle toplumunu aydınlatan bu değerli evladını hiç ama hiç unutmayacaktır. O sadece Mağusa için değil Kıbrıs Türk toplumu için de bir semboldü...

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org