Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 17 Ekim 2003 Ulus Irkad | ||
Bilime Göre Hareket Etmek Bir ülkede tek bir görüş hakim olduğunda ve o ülkede muhalefete hiç fırsat tanınmadığında, o ülkede demokrasiden hukuktan ve de sağlıktan tutun tüm diğer alanlara kadar bir çalışma mekanizması da kurulamaz. Yani egemen mentalite tüm yansımalarını ülkedeki tüm alanlarda duyurmaya başlar. İnsanlar hastahane köşelerinde mikrop kaparlar, o hastahanelerde tuvaletlere girilmez, çocuklar sınıflarda ders yapamazlar, sınıflar birer harabe haline gelmiştir. Memleketteki manzara her yabancıya kendini göstermekte ve de durumu umuminin ne olduğu sadece bir gözlemle bile dışa vurulmaktadır. Sınırları geçip de o hapishane tipi ülkeden karşı bölgeye ziyarete gidenler veya alışverişe gidenler fiyat farklarından bile büyük sürprizlerle karşılaşırlar.
Ülkenin bu duruma gelmesinde egemen olarak bulunanların mentalitelerindeki aksaklıkların oldukça etkisi vardır. Adamlar daha enklav yaşantısından çıkmamış ve de varları yokları miliyetçi edebiyat yapmaksa, aydınlanmacı düşünce bir gün için bile olsa ülkede değer bulmamışsa böyle bir ülkeden ne beklenir ki acaba? Her muhalif bu kafalara göre bir vatan hainidir. Esasında dıştaki Batı kültürüne göre bu kafa yapısındaki insanlar veya politikacılar her zaman için pek rağbette değildirler. Her zaman için başka kültürlü ulus bireyleri ile karşılaştıklarında kaybedecekler veya rezil olacaklardır ama bu tip prototipler genelde kapalı toplum tipine özenmektedirler ve toplumlarına da bu tipte bir rejim yaşatmak çok hoşlarına gider. Böyle mentalitelerin bağımsız olacağını veya bağımsız düşünebileceğini hayal bile edemezsiniz. Şimdi bu adamlarda böyle bir hayat görüşü olmadığına göre toplumlarında meydana gelecek aydınlanmacı görüşlere de devamlı karşı çıkacakları da gerçektir. Buradaki düzeni kendileri yaratmamışlardır ve dıştan kurtarıldıkları için devamlı birilerine müteşekkirdirler ama emin olun bu adamların karakterleri de buna uygundur. Devamlı topluma yaşattıkları hiyerarşi bir zamanlar enklavlar içerisinde yaşadıkları hiyerarşidir. Komuta zinciri hala daha sivil hayata geçilmesine rağmen aynıdır. Sınırlar açılmış ama bu adamlar hala daha sınırların açılmadan önceki davranışları ile menkuldürler. Milliyetçiliğe karşı bir eylem oldu mu hemen milliyetçilikleri kaybolacak korkusu ile harekete geçmekte ve sahte milliyetçilik feryatları atmaktadırlar.
Geçmiş hayatlarında da değişik fikirlere önem vermezler hatta bu fikirleri bir kaşık suda ezmeye çalışmışlardı. Sendika, parti veya sivil örgüt bu adamların 1974 öncesinde de tüylerini diken diken ediyordu. Senikalı işçilerin sadece birer vatan haini olduğuna inandıkları ve de onları sokak aralarında dövdüklerini hatırlamaktadırlar. Konuşmaları “vatan – bayrak ve Sakarya”dan başka bir konuya açılmaz. Yani bilimsel düşünce namına bu adamlarda hiçbir vizyon yoktur.
Bizler nasıl bilimsel yaşayan bir toplum olabilirdik? Eğer demokrasi ve bağımsız düşünceye önem veren bir sistemimiz olsaydı pek tabi ki. Peki şu anda mahkemeleri dolduran yazar ve aydınlarımızla bilimsel düşüncenin neresindeyiz? Hiçbir yerinde. Mahkemelere atmakla insanlar egemenlerin söylediklerini mi uygulayacaklar. Pek tabi ki hayır, bu yöntemlere Ortaçağlarda da başvurulmuş ama hiçbir sonuç da alınamamıştı. Bağımsız ve özgür düşünce aydınlanmanın ve de bilimselliğin başlıca ilkeleri durumundadır. Bunlardan ayrılan bir toplum liderliği zaten ülkeyi hasta bir yapıya sokar. Kutsallık kavramında ayak direten bir egemen kesim kutsallığın bilimde yeri olmadığını insanlığın bile dini eleştirerek 20.yüzyılda aydınlığa çıkardığını bileceklerdir. Osmanlı İmparatorluğu da kutsaldı ama Mustafa Kemal 1920’li yıllarda modernist bir anlayışla bu kutsallığın karşısına çıkarak Türkiye Cumhuriyeti’ni oluşturmuştu. Rus İmparatorluğu veya Çarlığı da kutsaldı ama 1917 devriminde oradaki işçi sınıfı ona son vermişti. Bunlardan önce de Fransa’daki kutsallığı Fransız Devrimi ortadan kaldırmıştı. Pek tabi ki bu devrimlerde Jakoben davranışlar, Bonapartizm ve daha sonraki faşizm hareketleri halk istencini ortadan kaldırmıştır ama emin olun o ülkelerde de bu insanlığın aleyhine çalışan sistemleri kutsallık havada boğmuştur. Bilimsellik ortadan kaldırıldığında, demokrasi ve özgür düşünce bununla ilintili olarak defterlerden silindiğinde kutsallık teraneleri ile üsten gelen egemenler bu değerlerin en büyük düşmanları olmuşlardır. Kalıcı olan demokrasi, özgür ve bağımsız düşünce olmakta ama kutsallık ortadan kalkmaktadır. Dünya tarihinde hiçbirşey kalıcı olamamıştır. Olamayacaktır da. Aydınlanmacı düşünce, hukuktan da aldığı güçle tarihsel misyonunu sürdürecektir.
Ülkemizdeki ve Türkiye’deki bilim yuvalarında YÖK gibi kurumların üsten inmeci ve partizan icraatları ile bilimsel ve özgür düşünce engellenmekte sadece Bonapartizm denilen polis devletlerine özgü dalkavukluk yapılmaktadır. Aydınları bombalamak, öldürmek, beğenilmeyen düşünceleri olduğu zaman televizyonlardan askeri geçit törenleriyle ülkede yasakların ve de baskının olduğunu göstermekle faşizmin bir yüzünün isbatını yapmaktadırlar. Devlete ait televizyon programcısının “Biz bu tartışmada tarafız” demesi de hiç bir sosyal devlet anlayışında yeri olmayan bir tavırdır. Unutulmasın ki BBC gibi bir İngiliz devlet televizyonu Falkland Savaşı sırasında İngiliz Hükümetine karşı savaş karşıtı bir pozisyon da alabilmiştir. Televizyonda yapılacak konuşmaları bile karşı tarafta oturan bir sansürcü veya bir komite ayarlayabiliyorsa bu ülkedeki fikir özgürlüğünden ne kadar sözedilebilir?
Gerçek bilimsellik , özgürlük ve bağımsızlıkla belirlenebilir. Özgürlüğün, demokrasinin, hukukun, örgütlenmenin ve de refahın olmadığı yerde sadece karanlık ve cahiliyet mevcuttur. Bunu ortadan kaldırmak için de bilimsellik olmalıdır. Bilimsel bir toplum yaratmak gerçek bir halk liderliğinin işi olsa gerek.
copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org
| ||