Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 3 Ekim 2003

Ulus Irkad

 

Demokrasi ve Hukuk Derken

Bizi otuz yıldır dünyadan izole edilmiş bir şekilde idare edenler medyaya dönüp Kuzey Kıbrıs’ta demokrasi ve hukukun alasının olduğunu iddia ediyorlar. Hatta 23 Nisan’dan sonra barikatlar açıldıktan sonra Kıbrıslı Rumlar bile bizim bu durumumuzu görmek için Kuzey’e gelmişler. Dahası burada gördüklerinden dolayı dudakları uçuklamış ve şaşkınlıklarından ne yapacaklarını da şaşırmışlar. Hele bir de buradaki villalarımız, kullandığımız evleri ve de kalkınmamızı görünce “Yahu biz bu adamların mağaralarda yaşadıklarını sanıyorduk meğer durumları bizden daha iyi imiş” demişler. Ve bir de bu Kuzey’deki vatan hainleri yok mu? Bizi devamlı arkamızdan keserek bu gavurlara koz vermişler. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin başına ne gelmişse işte bu içimizdeki düşmanların bizi kesmelerinden ve de dış dünyadan para alarak içteki faaliyetlerinden olmuştur. Bu adamlar dıştan para almasalar KKTC yaşayacak ve de kökleşecekti ama Karen Fog’un adamları, ajanları, şu Conflict’ciler içteki çalışmalarından ötürü Kuzey Kıbrıs’ta husumet yaratmışlar, fabrikaları kapattırmışlar, işlerin durmasını sağlamışlar ve dahası içte yatırımların olmaması ve de engellenmesi için ellerinden geleni artlarına koymamışlardır.

Birçok yetkili kişi bile bu teoriye kapılarak esasında başa ne gelmişse bunun içteki düşmanlardan dolayı olduğunu savunmaktadır. Gazeteciler satılık... Aydınlar ABD ve CIA’dan para almakta, sendikalar AB parası yemekte. Yani anlaşılan toplumun bilhassa muhalif kesimleri içerisinde oldukça fazla sayıda paralı ajanlar var. Bu oldukça yaygın bir paranoya. Yalan olduğunu bile bile kendi uydurduklarına da inanmışlar. Egemen kesim hiç kendisine özeleştiri yapmamakta. Bağnaz sağın bütün özelliklerini kendinde toplamış. “Aramızda paralı ajanlar var” teorisine oldukça kendini kaptırmış ve de zavallı bir duruma girdiğini takdir edememiş. Öncelikle şunu sormak lazım: Muhalefet yapmak için illa ki dışarıdan para mı almak lazım? Her muhalif para mı almaktadır? Öyleyse dünya ve ülkemiz paralı ajanlarla kaynamaktadır. Bu yüzden de buradaki egemenlerin vay haline...

Öncelikle bu efendiler şunu düşünmeliler: Bu ülkede iyi bir demokratik sistem oluşturdular mı? Yani bu ülkede örgütlenme, söz söyleme, serbest dolaşım ve özgürlükler ne alemde? Burası özgürlükler ülkesi mi? Demokrasideki sorunların özgürlüklerle çözüldüğünü bu beyefendiler biliyorlar mı? Esasında bilmiyorlar ve sorun da bundan kaynaklanmaktadır. Yani bu adamların kişi hak ve hürriyetleri konusunda da bir fikirleri yoktur. Memleketi bir usta bir memleket idare etmişler, kendilerine birileri dıştan “Artık bunları fazla konuşturmayın, elinizden geldiği kadar bunları susturun” dedi mi kurulmuş robotlar gibi harekete geçerek her seferinde toplumu baskı altına almışlar. Bu adamlar tarafından hukukun tanımlaması da esasında yanlış anlaşılmaktadır. Hukuk’un bugün Avrupa’da tanımlaması nedir? Vatandaşın devlete karşı korunmasıdır hukuk. Bu adamlar hukuktan ne anlıyorlar? Devletin vatandaşa karşı korunmasını anlıyorlar. Böylece de özgürlüklerin kısıtlanmasından tutun ne türlü dünya hukukuna ters icraat varsa onu algılayarak yapmaktadırlar. Burada yazılı emirler değil sözlü emirler geçerli olmakta. Bu yüzden de “Kuzey Kıbrıs’ta militer bir idare vardır” dendiği zaman güçlerine gitmekte ama belki de sözlü emirnameleri geçerli kılan kendi bürokratik anlayışları olduğunu pek söylememektedirler. Yani kendilerinde özeleştiri namına hiçbirşey yoktur. Bu yüzdendir ki 30 yıl sonra bugün Kuzey Kıbrıs’taki hukuksal anlayıştaki bazı terslikler ortaya çıkmış dünya veya batı hukuku ile ters düşülmüştür. Adama “Bu mal senindir, bu malı kimse artık senden alamaz” deniyor ama vakta ki Annan Planı gündeme giriyor eller ve ayaklar birbirine karışıyor ve de toplumda büyük bir endişe havası hakim oluyor. Annan Planı’nı neden kabul etmiyor? Çünkü buradaki Kıbrıslı Rum malına beleşten konmuş. Mücahit puanları veya partizanlıkla sahip olduklarına günün birinde son verileceğini ve bunlara bir bedel ödeyeceği gerçeği ile karşılaşmış. Bu yüzden de bir telaştır almış başını gidiyor. “Vatandaşsın” denilen adam da telaşta. Çünkü uluslararası hukuka göre vatandaşlık kabulünün bambaşka prosedürü var. Adamlara bu öğretilmemiş. İpini koparan vatandaş yapılmış. Kuzey Kıbrıs’a bu kafa yapıları ile Türkiye’nin tüm sosyal sorunlarını transfer etmişler, yerli halkın sorunlarını önemsememişler. Çünkü nasıl olsa devamlı olarak ellerinde hazır vatandaşlıklar olmuş. Seçimleri de devamlı olarak bu hazır vatandaşlıklarla kazanmışlar. Bu yüzden öyle bir umursamazlık elde etmişler ki yolsuzluklar at başı gitmiş ve temelde şöyle düşünmüşler: “Bize ne bundan nasıl olsa bu bu seçimleri de kazanırız” Şikayet edecek olanları mat edebilmişler. “Güney’den gelen göçmenlere eşdeğer mal dağıtıyoruz” demişler ama onların mallarını daha önce hiç göçmenlikle ilgisi olmayanlara dağıtmışlar. Öyle bir ülke oluşturmuşlar ki adaleti yok, demokrasisi yok, üstelik hukuku da yok. Hukuktan nasibini almayanlar seslerini yükseltecek olanlara karşı da intikamcı olmuşlar. Onları bir punduna getirip daha fazla mahkemelerin dışında cezalandırmışlar. İnsanlar devletin en başındakilerin desteklediği paramiliter örgütler tarafından tehdit altına alınmışlar. Savcılıklar tehdit edilen , haklarında iftira atılan yazar ve çizerlerin haklarını savunmak veya tehditleri durdurmak için seslerini yükseltmemişler. Halk artık haklarını Avgrupa İnsan Haklarında arama yoluna gitmiş. Ama konuşmalar da ülkeden pek eksilmemiş: “Bizim ülkemiz haklar ve özgürlükler ve de hukuk ülkesidir”diye...

Hala daha niye muhaliflerin olduğunu , niye icraatlarına karşı çok geniş halk kesimlerinin olduğunu anlayamıyorlar. “Bu muhalifler veya gazeteciler bize karşı olduklarına göre muhakkak bir yerlerden para alıyorlardır” diye düşünmektedirler. İcraatlarından dolayı birçok insanın yıllardır acılar içerisinde olduğunu onların seslerinin ve haykırmalarının bunlara sebep olduğunu takdir edemiyorlar. Onlar Kıbrıs Rum arsası dağıtarak bu işi halledeceklerini sanıyorlar. Bu malları alan insanların işin içinde bir bit yeniği olabileceğini düşünebildiklerini pek anlayamıyorlar. 1974 yılından beri Güney’den gelen göçmen vatandaşlar arasında hala daha mallarının karşılığını almak için bekleyen insanların olduğunu, çoğunun ölüp gittiğini ve de bu insanların ahının ve vahının da bir muhalefet yarattığını anlayamıyorlar. Haksız yere aldıkları Kıbrıslı Rum arazileri üzerinde halkı sömürerek yaptıkları villaların içerisinde iç ve dış düşmanların hesabını çıkarmaya, “Biz bu ülkede refah yarattık” demeye devam etmekte ve de sonlarının bir an önce geldiğini, kurdukları statükonun sonunu kendilerinin getirdiklerinin farkında olmadan yaşamaya devam etmektedirler. Onlara göre herşey parayla satın alınmaktadır.

Esasında gerçek sorunun kendi insan bedenlerindeki ruhsal boşlukta olduğunun eleştirisini yapmayan vizyonsuz varlıklar olduklarını da bilmiyorlar...

copyleft (c) 2001-03 hamamboculeri.org