Hamamboculeri.org: Alternatif Haber, Dizi, 1 Kasim 2002
Sevgül Uludağ
"İnternet, mücadele aracı..."
Turgut
Durduran 26 yaşında, ABD’de Pennsylvania Üniversitesi’nde fizik doktorası
yapıyor... Onu bu yönünden çok, internetin sanal dünyasında,
“peace-cyprus.org”da, “hamamböcüleri” internet dergisinde, kendi oluşturduğu
“geyik” listesindeki etkinlikleriyle tanıdık... Birkaç yıl önce sanal dünyada
“Web Wizard” yani “Web Sihirbazı” olarak adlandırılan Turgut
Durduran’la sanal dünyadaki etkinliklerini konuştuk:
SORU:
İnternet dünyasıyla bu ilgin nasıl başladı?
DURDURAN:
Amerika’ya ilk gittiğimde 1993’te internette Kıbrıs’la ilgili bir liste
vardı, Türkiye’de olan Türkiyeli bir çocuğun yaptığı ama iki
toplumluydu o liste... İlk oraya girdim... Bir de o zamanlar web sayfaları
yoktu daha, news group’lar vardı sadece, orada Türkiye ve Yunanistan’la
ilgili iki gruba girip yazı yazmaya başladım. Arşivlerime baktığımda,
gidişimden iki hafta falan sonra Eylül’ün ortasında yazmaya başladım ilk
yazılarımı. Sonra listede iki toplumlu bir etkinlik yapmaya karar verdik. İlk
yaptığım şey oydu. Maryland’da oldu, yaklaşık 30 kişi katıldı,
15’er kişi gibi... Kendimiz düzenledik bunu. Daha sonra web sayfası yapmaya
başladım, Kıbrıs’la ilgili iki web sayfasından biri benimkiydi. Bir
Rum’un vardı sayfası, bir de benim vardı... Onunla ortaklaşa birşey
yapmaya çalıştık ve uzun süre denemelerde bulunduk ama olmadı. Ta ki
peace-cyprus.org’u kurmaya karar verelim... Ortaklaşa, iki kişinin daha katılımıyla
dört kişi olarak bu işi yaptık...
PEACE-CYPRUS.ORG
SORU:
O zaman peace-cyprus.org, aslında ilk iki toplumdan insanların ortaya çıkardığı
web sitesi mi oluyordu interneti barış, yeniden yakınlaşma için kullanan?
DURDURAN:
Ondan önce daha küçük çapta denemeler olduydu gerek benim katıldığım,
gerek başkalarının katıldığı... Genellikle workshop’lara gidenlerin
beraber yaptığı şeylerdi... Veya ben master planın veya partilerin ortak
yaptığı şeylerin bulunduğu sayfalar yaptıydım... Peace-cyprus.org, bildiğim
kadarıyla fikir daha önce olmasına rağmen, o fikir için burada çalışmalar
olmasına rağmen ilk biraraya getirilip böyle geniş çapta yapılan
denemeydi...
CROSSINGS
DİYE BİR DERGİ
SORU:
İlgi nasıl oldu sayfaya?
DURDURAN:
İlgi çoktu yani... Hala daha da sürüyor... Meşgul olduğumuz için çok
geliştiremiyoruz siteyi... Ne yazık ki genelde “Gönüllü olarak ben iş
yapacağım” diyen birisinden çok “Bunu, bunu da niye yapmıyorsunuz?”
diyenler olduğu için bir yerde takılıp kaldık. Ondan önce iki toplumlu bir
de dergi çıkarmıştık “Crossings” diye, o da o şekilde ilk sayısından
sonra takılıp kalmıştı aynı nedenlerden dolayı...
SORU:
“Crossings” internet’te değildi ama...
DURDURAN:
İnternette değildi, basılı dergiydi, 1996’da yayımlandıydı...
HAMAMBÖCÜLERİ
SORU:
Peace-cyprus.org’tan başka ne tür çalışmaların oldu? Bir de Hamamböcüleri
var...
DURDURAN:
Evet, Hamamböcüleri diye bir internet dergisi çıkarıyoruz. İnternette daha
önce birkaç küçük çapta aktivist örgüt kurma denemelerinde bulunduk.
Onun dışında kendi sayfamda Kıbrıs’la ilgili her konuda bilginin bulunduğu
sürekli bir sayfam vardı, şu an pek geliştirmiyorum... Şimdi Cyprus Action
diye yeni bir örgüt kuruyoruz internette... Bunun dışında çeşitli mail
listlerim var, sahipliğini, kuruculuğunu yaptığım ve içinde aktif olduğum...
İLETİŞİMİN
ÖTESİNDE ÖRGÜTLENMEYE AÇIK
SORU:
İnternet mücadeleye ne katıyor?
DURDURAN:
İlk başlarda özellikle farkettiğim, Kıbrıs’ta insanlar internet kullanmıyorken,
yurtdışındaki Kıbrıslıların sınır tanımadan birbirleriyle iletişimini
sağladı. Sonra bu internet yayıldıkça, bu ondan daha öteye gitti artık,
sadece iletişim değil, belli bir kampanya yapma, belli bir örgütlenmeye de
imkan verdi. İnsanlar evlerinde otururken, dünyanın neresinde olurlarsa
olsunlar bu örgütlenmeye katılabiliyorlar. Ve hala daha az kullanıldığına
inanıyorum, gerektiği kadar kullanılmıyor Kıbrıs’ta ve genel olarak Kıbrıs’la
ilgili konularda...
KÜÇÜK
YERDE SANAL ORTAMA İLGİ AZ
SORU:
Ne yapılabilir sence? Bu bilinci artırmak için...
DURDURAN:
Kıbrıs’ta en büyük sorun gördüğüm kadarıyla gerek bağlantının iyi
olmayışından dolayı, gerekse burada yaşayanların “Zaten küçük
yerdeyiz, telefonla da işimizi hallederiz” demelerinden dolayı internete,
yeni teknolojinin getirdiği şeylere yatkın olmuyorlar. Gidip karşılıklı
oturup konuşmak varken neden sanal ortamda yapayım işimi diyebiliyorlar...
İMZA
KAMPANYALARI
SORU:
Ne tür kampanyalar yaptınız internette?
DURDURAN:
Çeşitli imza kampanyaları yaptık, barış isterim falan gibilerden... Son
zamanlarda gazetecilere getirilen davalarla ilgili çeşitli örgütlere bilgi
ulaştırmak için kampanyalar yaptık. Birkaç sene önce eşeklerle ilgili
kampanya yaptık, eşeklerin özgürlüğü için...
SORU:
Eşekler senin biraz özel olarak da ilgi alanında, sitende bu konuda bayağı
bilgi vardı, sayfanda çektiğin fotoğrafları vardı...
DURDURAN:
Lisedeyken eşeklerle ilgili küçük bir belgesel yapıp Yeşil Barış’ın
video çalışmasına katıldık, artı kolejin sergisinde fotoğraflarını yayınladık...
Yaptığım oydu...
İNTERNET
BİR MÜCADELE ARACI
SORU:
Çektiğin fotoğraflar medyada kullanılıyor, gerçi altına senin adını
yazmıyorlar ama!... Dünyada nasıl internetin bir mücadele aracı olarak
kullanımı? Sivil itaatsizlik aracı olarak kullanılıyor mu?
DURDURAN:
Gördüğüm kadarıyla yaratıcılığa açık bir yer... Tam anlamıyla kullanılmıştır
diyemem... İlk örneklerini Zapatistalar verdi – literatürüne girip araştırmalarına
bakmak isterseniz orada interneti mücadele aracı olarak, dünyaya sesini
duyurmak için ilk kullananların Zapatistalar olduğu ortaya çıkar. Onun dışında
“İndymedia” gibi internette bağımsız medya kurup dünyanın çeşitli
yerlerine haber ulaştıran çeşitli siteler sayesinde bu anti-globalizasyon,
İMF ve Dünya Bankası’na karşı gösterileri falan organize ediyorlar. Göze
çarpan kullanım araçlarından bazıları bunlar... Sivil itaatsizlik aracı
olarak kullanımı daha çok belirgin değil çünkü nerenin sivil itaatsizlik
olduğu, nerenin basit bir hacker’in girip mesela Pentagon’un sitesini bozduğu
ortada değil şu an... Ama organizasyon aracı olarak çok iyi kullanılıyor...
ZENGİN-FAKİR
DAĞILIMI
SORU:
İsrail son dönem Filistin’i işgal ettiğinde, tanklarla ezip geçtiğinde,
Arafat’ın merkezi kuşatıldığında, şöyle bir çağrı vardı İndymedia’da:
“Bütün hacker’ler lütfen gelin, yardımınıza ihtiyacımız var!
Filistin sitelerini korumamız lazım” gibi...
DURDURAN:
İnternetin güzelliklerinden biri de o zaten, burada yayımlanan bir gazete
veya web sayfasını başka bir yerde yayımlamak sadece beş-on dakikanızı alır...
Yani kapatmak kolay değildir bir gazeteyi, internette yayımlanırsa... Eksikliğin
olduğu bölge ise, zengin-fakir dağılımından dolayı, özellikle fakirlerin
ki birçok mücadelede en çok sesi geçmesi gereken onlardır, internete ulaşımı
azdır, bilgisayarları yoktur, gazete alır gibi alamazlar, bir bildiri alır
gibi alamazlar internetteki bilgileri...
SORU:
Günde kaç saatini geçiriyorsun internette?
DURDURAN:
İşimden dolayı bilgisayar başında olmam nedeniyle günde 8-10 saat
internete bağlı olduğum oluyor...
SORU:
O zaman internet dünyası dışında boş zamanın kalıyor mu kendine?
DURDURAN:
Kalır genelde...
SORU:
Başka neler yapıyorsun?
DURDURAN:
Fotoğraf çekerim, yazı yazarım, değişik konularda araştırma yapmayı
severim ilgimi birşey çekerse... Bir zamanlar müzikle ilgilenirdim, şimdi çok
ilgilenemiyorum... Değişik kolleksiyonlarım da vardır ama hiçbiri
profesyonel türde yapılmış değildir...
UMUTLU
MU UMUTSUZ MU OLSUNLAR
SORU:
Dıştan baktığında şu anda Kıbrıs nasıl görünüyor sana? Özellikle
kuzey...
DURDURAN:
Kuzeyde insanlar umutlu mu olsunlar, umutsuz mu olsunlar bilemiyorlar gördüğüm
kadarıyla... Avrupa Birliği’nin kararlarını bekliyorlar işte, Aralık’ta
falan... Görüşmelerden umutları vardı, şimdi onlar kesilmiş gibi görülüyor...
Buna bakıp da biz umutlu olalım, birşeyler yapılacak mı desinler yoksa ben
umutsuzum olmuyor mu desinler, belli değil. Gördüğüm kadarıyla en büyük
tehlike orada. Şu anda ne düşüneceklerini bilseler ona göre mücadele
edilebilirdi... Bunun dışında pek bir değişiklik yok yani... Kıbrıslıların
sayısı azalıyor... Güneyde de benzeri bir durum var gördüğüm kadarıyla...
GÜNEYDEKİLER
ŞOKA UĞRAMIŞ GİBİ...

SORU:
Ne gibi?
DURDURAN:
Anladığım kadarıyla uzun bir süre kuzeyden cevap alamadılar, onlara “Biz
de sizinle birlikte bir federasyon kurmak isteriz, AB’ye girmek isteriz”
diyen insanların sesi onlara uzun süre ulaşmadı... Şimdi ulaşınca onlar
kendilerini sorgulamaya başladılar, acaba biz bu kadar senedir çözüm diye
belirlediğimiz prensipler, çözüm şekilleri üzerinde mi sıkışıp kalacağız
yoksa bu insanların bize yakın ama bizden bazı farklılıkları olan şekillerini
de kabul edebilir miyiz, bu insanların insan haklarını da gözettik mi biz bu
kadar sene... Bir çeşit şoka uğramış gibidir onların durumu...
SORU:
Tabii ben onu da çok anlamadım çünkü yani o sese tümüyle açık mıydılar
da ulaşmadı yoksa gerçekten mi ulaşmıyordu, o benim kafamda bir soru işaretidir...
Belki şu anda internetten ötürü daha çok ulaşılabiliyor güneydekilere...
Ama mesela bir konferansa gittiydik, orada ben güneyde hangi ressam var, hangi
yazar var, ne oluyor, ne bitiyor bunları biliyordum, bilerek gittim. Ama güneyden
gelen ve büyük gazetelerden, örneğin Fileleftheros’tan gelen editör
pozisyonundaki insanlar dahi hiçbirşey bilmiyordu kuzeyle ilgili. Belki birazcık
da nasıl baktıklarına veya açık olup olmadıklarına bağlıdır...
İŞGAL
LAFINI DUYMAYINCA DİNLEMİYORLAR
DURDURAN:
Herhalde bağlıdır ve yani son on senedir benim genç biri olarak gördüğüm
şey, ki deneyimim bir çoğuna göre çok daha azdır, gördüğüm şey onların
bazı şeyleri söylemeyen insanları kaale almamaya niyetli olduklarıdır.
Mesela bir “işgal” lafını duymadıklarında bir Kıbrıslı Türk’ün söylediklerini
dinlemekten hoşlanmıyorlar. Ki internette ben bununla ilgili bir zamanlar
denemeler yaptım. Aynı yazının içinde “işgal” diyerek verdim veya
demeden gönderdim... İlk yazıya karşı çıkıp kızıp bağıran adam içine
“işgal” koyunca herşeyini kabul etmek gibi bir tepki gösterdi ve çok
oldu bu... Ama internetin sözlerimizi iletmedeki etkisini de gözardı edemeyiz
burada... Bilmiyorlardı bu insanlar bizim ne düşündüğümüzü... Ve yanlış
da biliyorlardı. Ben çok insanla tartıştım, işte “Kıbrıslı Türkler’de
neden barış isteyen biri yok?” dediler... “Var” dedim, “Peki neden
bunları söylemiyorlar?” dediler... “İşte” dedim “Taa 1970’li yılların
sonundan beri gerek Alpay Durduran, gerek CTP, gerek başka örgütler,
sendikalar, partiler söylediler bunları” dedim. Örneklerini de götürdüm.
Bir zamanlar ilgimi çeken şeylerden biri de o dönemin belgelerini internette
yayabilmekti...
KIBRIS’I
TERCİH EDERDİM...
SORU:
Kıbrıs’la ilgili gelecek projelerin neler? Geleceğini düşündüğünde yüreğinden
neler geçer? Buraya dönmek gelir mi içinden?
DURDURAN:
Burayı dönmeyi tercih ederim ama her zaman bunu söylemişimdir, benim nereye
gideceğim, benim ilgimi çeken araştırmaların nerede olduğuna bağlıdır...
Ben akademisyen olmak istiyorum. Eğer Kıbrıs’ta yapma şansım varsa, Kıbrıs’ta
tercih ederim. Yoksa dünyanın herhangi bir yerine gidebilirim... En iyi nerede
yapabilirsem o araştırmayı...
SORU:
Ama internet aracılığıyla gene burada olacaksın...
DURDURAN:
Onu devam ettireceğim....
(*)
Bu röportajı Yenidüzen gazetesindeki Yengeç Sepeti sayfam için hazırladım.
Hamamböcüleri'ndeki okurlarımla da paylaşıyorum...