Hamamboculeri.org: Alternatif Haber, Genel, 27 Temmuz 2002
ABHaber
VERHEUGEN'İN DIE ZEIT GAZETESİNDE YAYINLANAN RÖPORTAJIN TAM METNİ.
Avrupa Birliği'ne aday 13 ülkeden 10’u ile üyelik müzakerelerinin bu yıl tamamlanması ve Aralık ayındaki Kopenhag Zirvesi'nde de hangi ülkelerin birinci dalgada üye alınacağının ilan edilmesi bekleniyor. Bu nedenle AB'nin Genişleme'den Sorumlu Yüksek Temsilcisi Günther Verheugen’ın şu dönemde söyledikleri dikkatle izleniyor.
Alman Die Zeit gazetesinde dün yayınlanan Verheugen'in açıklamaları, Türk medyasına yansıdığı şekliyle sadece Kıbrıs sorunu ve Türkiye ile sınırlı değil aslında. İşte Die Zeit gazetesinin sorularını yanıtlayan Verheugen'ın açıklamarı:
S: Avrupa Birliği’nin genişlemeyi olabildiğince sorunsuz atlatması için çaba harcıyorsunuz. Bu projeye karşı korkuların her yerde arttığı izlenimi yanıltıcı mı?
VERHEUGEN: Yapay bir sinirlilik hakim. Brüksel’de işe başladığımdan beri iki de bir “genişleme çıkmaz sokakta” gibi başlıklar okuyorum. Halbuki durum hiç de öyle değil. Sorunların yüzde 95'i’i çözdük. Müzakerelerin son aşamasının çetin geçmesi ise doğal. Sonuçta kimse, böylesine mesafe alınan bir projenin, örneğin çiftçilere doğrudan yardımlar konusunda uzlaşılamadı diye batmasına izin vermeyecektir.
S: Yine de Berlin, Paris ve Londra’nın iyimserlikten uzak olduğu gözleniyor.
VERHEUGEN: Ben Bakanlar Konseyi ve Avrupa Birliği'nin aldığı kararlara bakarım. Onlar da kesin. Bir zirveden ötekine, genişleme daha somut bir hale geldi. 1999 ilkbaharında devlet ve hükümet başkanları işin mali çerçevesini çizdiler. 2000 yılında Nice’de genişlemenin yol haritası çıkarıldı.
2001’de Göteborg’da kesin takvim belirlendi ve Laeken’de de hangi aday ülkelerin bu takvime uyabilecekleri saptandı. Geçerli olan bu kararlardır. Hükümet başkanlarının ve dışişleri bakanlarının bu politikayı kendi halklarına nasıl sattıkları ise onların bileceği şey. Komisyon her vesile ile eğer vatandaşlara bu tarihi projenin gerekliliği anlatılmazsa, bu süreci anlamayacakları konusunda uyarıda bulunmuştur.
S: Bu aydınlatmanın işe yaradığı üye ülke biliyor musunuz?
VERHEUGEN: Kamuoyu yoklamalarına göre, Kuzey ülkeleri artı İrlanda birinci grupta başı çekiyorlar. Bu ülkelerde halk kendini yeterince bilgilendirilmiş hissediyor ve genişleme yaygın kabul görüyor. İkinci gruba giren ülkelerde de ağırlıklı olarak genişlemeye sıcak bakılıyor ama vatandaşların büyük bölümü bu konuda yeterince aydınlatılmadığına inanıyor. Bu ülkeler arasında Almanya’da var. Genişlemeye halkın kıl payı çoğunlukla karşı çıktığı tek ülke Fransa. Bu da konunun Fransa’da hiç tartışma platformuna çıkarılmamış olmasından kaynaklanıyor.
S: Peki üye adayı ülkeler de durum nasıl?
VERHEUGEN: Tüm aday ülkelerde düzenlenen kamuoyu yoklamalarının sonuçları belli: Bir referandum yapılsa halkın üçte ikisi hatta bazı yerlerde dörtte üçü Avrupa Birliği'ne üyeliktan yana oy kullanacak.
S: Listenizde İrlanda’yı genişlemeye onay veren ülkeler arasında saydınız. Ama İrlandalılar, genişlemenin temel taşı olan Nice Anlaşması'nı yapılan referandumda reddetmişti.
VERHEUGEN: O oylamada İrlandalılar'ın büyük çoğunluğu bu meseleyi önemsemiyordu. Hatta çoğu, konunun genişleme olduğunun bile farkında değildi. İrlanda’nın tarafsızlığı ya da kürtaj gibi konular öne çıkmıştı. Onun için de oy vermeye dahi gitmediler. Ama sonbaharda yapılacak olan yeni referandumdan umalım başka sonuç çıksın.
S: Peki İrlandalılar bir kez daha hayır derlerse?
VERHEUGEN: O zaman ne olacağını doğrusu ben de bilmiyorum. Genişleme için Nice anlaşmasına ihtiyacımız var.
S: Listenizde İrlanda dışında sorun yaratacak mutlak başka konularda vardır mutlaka. Nazik konulardan hangisi birinci sırada?
VERHEUGEN: Birincisi, bizzat üyelik müzakereleri: Tarım politikası sorun yaratabilir. Üye adayı ülkelerin çiftçilerine verilecek doğrudan yardımlar ve tarım ürünlerine uygulanacak kotalar meselesi var. Ama bu yüzden kimse, Almanya dahil, doğuya genişlemenin önünün kesilmesine izin vermeyecektir. Artı, siyasi sorunlar var. Şu anda Kaliningrad meselesi önplanda. Rusya, Polonya ve Litvanya’nın üye alınmalarının ardından, bir Rus toprağından ötekine, Avrupa Birliği sınırları üzerinden geçilecek olmasını içine sindiremiyor. Ama Rusya ile Kaliningrad’a giriş çıkışlar konusunda anlaşamadık diye Polonya ve Litvanya’nın üyeliği tehlikeye düşmeyecektir. Yine de sorunun çözümlenmesi herkesin menfaatine olacaktır.
S: Başınızı ağrıtan başka ne var?
VERHEUGEN: Kıbrıs. Adayı bir bütün halinde Birliğe alabilmek için son ana kadar elimizden geleni yapacağız. Onun için tüm gücümüzle Kıbrıs sorunun çözümüne çalışıyoruz. Ama bunun için Ankara’da karar yeteneğine sahip bir hükümete ihtiyacımız var. Çünkü çözümün anahtarı Ankara’da.
SORU: Türkler, bu yıl sonu Avrupa Birliği’nin üyelik müzakerelerine başlamak için kesin bir tarih vereceği umudundaydılar. Hükümet krizi bu umutları söndürdü mü dersiniz?
VERHEUGEN: Ben Türklerin kendi işlerini zorlaştırmasına sevinenlerden değilim. Ama müzakerelere başlayabilmek için eksik olan şeyler var: Örneğin anayasa değişikliklikleri ya da reform yasalarının yaşama geçirilmesi gibi. Şu anda var olan belirsiz ortama rağmen reformlar sürdürülebilir. Türkiye’nin, siyasi bir ödül koparabilmek için, Kopenhag Zirvesi öncesi Kıbrıs'la ilgili bir teklif getirebileceğini ihtimal dışı bırakmıyorum. Ayrıca, Avrupa yanlısı güçler de Avrupa treni yola çıkarken, Türkler'in geride istasyonda bırakılmaktan korkuyorlar.
S: Sizi kaygılandıran başka şeyler de var mı?
VERHEUGEN: Avusturya ve Çek Cumhuriyeti. Ben Çeklerin İkinci Dünya Savaşı'nda yerlerinden edilen ve taşınmaz malları ellerinden alınan Almanlar'la Avusturyalılar'ın yurtlarından uzaklaştırılmasını ve taşınmaz mallarının ellerinden alınmasını meşru kılan Benes kararını genişleme açısından bir güvensizlik faktörü olarak görmüyorum. Yine de infial duyguları uyandırabilir. Avusturya’da sosyal demokratların, Halk Partisi'nin ya da liberaller ile Yeşiller'in genişleme yanlısı politika izlediklerinden kuşku duymuyorum. Ama Jörg Haider’in Özgürlükçü Partisi için aynı şeyi söyleyemem.
S: Doğuya genişlemenin bazı yerlerde tarihin karanlık sayfalarını yeniden araladığını söyleyebilir miyiz?
VERHEUGEN: Baltıklarda, Polonya’da Çek Cumhuriyeti'nde hemen hemen her yerde geçmiş etkisini gösteriyor. Geçenlerde Bulgaristan Başkanı'nı, kendisine iade edilen küçük sarayında ziyaret etmiştim. Bana "Biliyor musunuz, çocukluğum da krallık dönemim de bu sarayda geçti. Buradan kaçtım yine bu saraya döndüm. Çatal bıçaktan mobilyalara herşey yerli yerindeydi. Bugün yine aynı çocukluğumdan kalma porselen takımlarda yemek yiyorum” diyordu. Ama bir de madalyonun öteki yüzü var. Riga’da Vilnius’da bir zamanlar Yahudi gettolarının kurulduğu caddelerde dolaşırken, acaba o insanlara ne oldu diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Geçmişin tümüyle üstesinden gelindiğini söylemek gerçekten mümkün değil.