Hamamboculeri.org: Alternatif Haber, Makale, 15 Kasim 2002
Ahmet Altan
Anlamayan biri...
www.gazetem.net'den alıntı Bütün masallarda vardır, bazen ülkenin bütün akıldaneleri kafa kafaya verir ve bir sorunu çözemez, sonra dere kenarında balık avlayan sıradan biri bir söz söyleyip onlara çıkış yolunu gösterir.
Ben, bazen gerçeklerin masallarda bulunabileceğine inananlardanım.
Gerçeğin gerçeklerde bulunamadığı bir ülkede çok uzun yaşamaktan olabilir bu inancım.
Sanırım masallardaki bu bildik kalıp bize, bir işle fazla uğraşan insanların zaman içinde ayrıntılara boğulup, işin çok basit olan özünü kaybedebileceklerini söyler.
Bakın, bu ülkenin birçok sorunu var.
Yıllardanberi çözemiyoruz.
Şu sıkıcı Kıbrıs meselesini alın mesela.
Herhalde hiçbirimiz bu meseleyi bizim diplomatlarımız kadar ayrıntılı bir şekilde bilmiyoruz.
Onlar neler biliyorlar bu konuda.
Yunanlılar ne demiş, biz ne demişiz, nerede kaç metrelik bir toprak parçasını almak için ne yapmak lazım, Yunanlı diplomatlar hangi hamleyi yapıp da ne ele geçirmek istiyorlar, biz bu hamleye karşı ne yapmalıyız, Kıbrıs bir konfederasyon mu olmalı yoksa bir federasyon mu olması bizim için daha yararlı.
Bütün bunları biliyorlar.
Bizim diplomatlar da biliyor Yunanlı diplomatlar da biliyor.
Yaptıkları her hamlede birbirlerine bizim anlamadığımız bir dilde ustalıklarını ve zekalarını gösteriyorlar.
Peki bütün bunlar ne işe yarıyor?
Gerçekten bütün bunlardan Türk halkının ya da Yunan halkının büyük bir çıkarı var mı?
Söyleyeceğimi benim cehaletime verin ama ben bu iki toplumun da gittikçe garipleşen bu satrançtan bir çıkarı olduğunu sanmıyorum.
İki halkın da daha temel çıkarları bulunuyor bence.
Siz, bu sorun yüzünden iki toplumun da ne kadar para ve zaman harcadığını hiç düşündünüz mü?
Gerçekten Kıbrıs’ta yönetim biçiminin şöyle ya da böyle olması için bu kadar para ve zaman harcamak istiyor musunuz?
Yunan halkı bu kadar zaman ve para harcamak istiyor mu?
Hiç kimse bu halka, bu konuda ne yapmak istediğini sordu mu?
İki toplumda da bu konu bir tür tabu.
Bu konuda diplomatlarla askerlerin söylediğinin dışında bir şey söyleyenler “vatan haini” ilan edilebilir.
Bu, bizim için de böyle Yunanlılar için de böyle.
Niye bir Türkün ya da bir Yunanlının “Kıbrıs’ın nasıl yönetildiği umurumda bile değil, oradaki insanların insanca yaşamasını sağlayın ve benim paramla zamanımı bunun için daha fazla harcamayın” deme hakkı yok?
Neticede, bu iki ülkenin diplomatlarının da asıl amacı ve görevi, kendi toplumlarının daha mutlu ve daha zengin yaşaması değil mi?
Ya da asıl amaçları bu olmamalı mı?
Peki, sizce diplomatlar bu büyük amacı görebiliyorlar mı gerçekten?
Yoksa onların “çıkar” kavramı bir yere takılıp kaldı mı, sorunun içinde dolanıp dururken, o sorunun çevresindeki gerçeklerin ve dünyanın değiştiğini farkedemiyorlar mı?
Belki bir de dere kenarında balık avlayan adama sormalı ne yapılması gerektiğini.
Şu basit soruyu bir sorun Türklerle Yunanlılarla:
“Toplam nüfusu bir milyonu bulmayan bir adada kırk yıldır yaşanan bir sorunun çözülememesi yüzünden toplam nüfusu yetmiş beş milyona ulaşan iki halk birbirinin boğazına yapışmalı mı, parasını ve zamanını bu işe harcamalı mı?”
Türk halkı bir seçimden geçti.
Kıbrıs meselesini çözeceğini programında açıklayan bir parti iktidara geldi ama Kıbrıs konusunda ağzını açar açmaz diplomatlardan sıkı bir azar işitip geri çekildi.
Bu halk, oyunu diplomatlara mı verdi yoksa siyasi bir partiye mi?
Niye çözümü bu halkın seçtiği adamlar bulmasın?
Niye bu halkın kendi geleceğiyle ilgili bir konuda diplomatlar kadar söz hakkı yok?
Diyeceksiniz ki diplomatlar bu işi bizden daha iyi biliyor.
Daha iyi bilmeleri sorunu çözmeye yetmiyorsa ve bizim paramızla zamanımız harcanıyorsa, o zaman o bilginin pek bir işe yaramadığını düşünme hakkına sahibiz.
Belki de ayrıntıların içinde boğulup kayboluyorlardır, belki asıl amacı gözden kaçırıyorlardır, belki bir sorundaki küçük bir kazanç karşılığında çok büyük bir kazancı kaybediyorlardır.
Bence artık bu tür sorunları yüksek sesle konuşmalıyız.
Ne kazanıyoruz, ne kaybediyoruz.
Ve son kararı da bu halk vermeli.
Son seçimde halk kararını verdi.
Bu halkın çıkarının ne olduğunu bu halktan daha iyi bildiğini iddia etmek artık biraz sıkıcı oluyor bence.
Diplomatlar iyi insanlardır, akıllı insanlardır ama sorunu çözemiyorlar.
Dere kenarında balık avlayan adamı dinlesinler.
Onların aklına gelmeyen basit bir şey söylüyor çünkü:
“Bu sorunu çözün.”
11 Kasım 2002, Pazartesi