Makale|Haber Ana Sayfa


Hamamboculeri.org: Alternatif Haber, Makale, 28 Kasim 2002
yenicağ gazetesi

“SENDE EVLAT ACISI, BENDE KUYRUK ACISI...

Kofi Annan’ın taraflara sunduğu planın İngiliz-Amerikan planı olduğunu dikkate almadan herbirimiz, bir yerinden yakaladık, çekiştiriyoruz.

Rum tarafı da öyle.

“Bu İngilizler, bu Amerikalılar, kara kaşımıza kara gözümüze mi hazırladılar bu haritayı” dersiniz?

Bir zamanlar Alpay Durduran’a bir soru sordu. O da soruya şöyle yanıt verdi:

“ O kadar çok gürültü koparılır ki, birbirimizin ne dediğini duyana kadar, olan olur”.

Bugün da öyle ne yazık ki...

Amerikalılarla İngilizler, kendi çıkalarını düşünmeden mi girdiler bu zahmete?

“Bu Kıbrıslılara çok çektirdik, hade biraz da yüzlerini güldürelim mi dediler?”

“Evet” desek da, “hayır” desek da, İngilizlerle Amerikalıların bu bölgede yapmak istedikleri ayara, bir türlü hizmet edeceğimizi bilirsak, olaki doğruyu, bulmuş olacağız.

Sanmayalım ki, plana “evet” ya da “hayır” dediğimizde biz kazanacağız, İngilizlerle Amerikalılar da kaybedecekler.

Hiç kuşkunuz olmasın ki, oyunu kuran bunlar olduğuna göre, “evet” da desek, “hayır” da desek, oyunu kazanacak olan onladır.

İngilizlerle Amerikalılar yani...

Şener bana şu soruyu sordu geçen gün:

“Amerika’nın göbeğinde Denktaş, Amerika’ya karşı aslan gibi dövüşüyor sen buna ne den hoca?

Bu sorunun yanıtını siz de arayın?

Kavboyculukta bu davranışı görmezlikten gelmek olur mu?

Sineye çekebilir mi kavboy böyle bir meydan okuyuşu?

Peki, Denktaş bilmez mi bu oyunun kurallarını?

Ömrü oyun kurmakla geçmiş bir adamın bunu bilmemesi mümkün mü?

Öyleyse?

Bir zamanlar, kurduğu ve bizi da içine sardığı bir oyunda, biz oyunu anlayıp oyundan kaçınca, büyük bir keyifle, “Oltayı attılar, bir kenara çekilin de seyredin. Bakalım üzerinde kim çıkacak?” demişti.

Evet, Amerikalılarla İngilizler oltayı attılar.

Çekince, “üzerinde kim çıkacak” dersiniz.

Çaresi yok mu bunun?

Var tabii ki.

Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar neden birbirleriyle kavgalı olduklarını anlamadan, ve bu kavgaya son vermeğe karar vermeden, bu oyunu bozamazlar.

Oyunun temeli, bunun üzerine kurulmuştur çünkü...

Fıkrayı bilirsiniz de, bir kez da ben anlatayım.

Çoban, günlerden bir gün, bir kayanın gölgesine oturmuş kaval çalarken bir yılan deliğinden çıkmış, kavalı dinlemiş, dinlemiş sonra da bir altın bırakıp gitmiş.

Artık çoban hergün keyfinden değil,, o altın için çaldı kavalını.

Gene da yılan her gün çobanın çaldığı kavalı dinlemiş, bir altını da ödemiş.

Bir gün Çoban, kasabaya gitmek zorunda kalınca oğluna yılanla ilişkisini anlatmış ve, görevi geri dönene kadar ona devretmiş.

Oğlan bir gün, iki gün, görevi yerine getirmiş ama kendi kendine, “ben bu yılanı öldürsem, altınların tümüne bir anda sahip olurum diyerek kararını vermiş ve, uygulamaya kalkmış. Darbeyi vurmuş ama, kuyruğunu kopartabilmiş sadece. Yılan da onu ısırıp öldürmüş.

Baba köye dönünce, kayıplara karışmış olan oğlunun ölüsünü, kayanın yanında bulmuş.

Acı büyük ama, hayat devam eder. O nedenle çoban sırtını, kayaya verip kavalını çalmaya başlar dertli dertli. Yılan yine çıka geldi. Dinledi, dinledi gene bir altını bıraktı ama bu kez, şöyle dedi çobana: “Sende bu evlat acısı, bende bu kuyruk acısı olduğu sürece, bir arada olamayız.”

Kıbrıslıların sorunu işte buradadır. Evlat acısıyla kuyruk acısında. Bunu aradan kaldırmadığımız sürece, huzur görmemiz mümkün değildir. Belki unutamayız. Ama affetmesini bilelim.

Onu da yapamazsak, acılarımızı genç kuşaklara bulaştırmayalım.

İçimize gömelim, beraber götürelim.


Makale|Haber Ana Sayfa