Hamamboculeri.org: Alternatif Haber, Makale, 27 Temmuz 2002
Alev Er
"Yeni" değil "Derin" Türkiye
www.savaskarsitlari.org'dan Alintidir.
26-07-2002, Alev Er-gazetem.net
Aklıma gelenlerin tümünü açığa vurmaktan uzak durmaya çalışarak birkaç kez ucundan ucundan yazdıklarımın gerçekleşiyor olması, içimi yokluyorum, doğrulanmış olmanın böbürlenme hissini bana duyurmak bir yana, öfkemi büyütüyor...
Siz de tanıksınız; Yeni Oluşum diye başlayıp Yeni Türkiye'ye dönüşen bu operasyondan daha baştan huylanmıştım; gelişen toplumsal dalganın ihtiyaçlarına cevap vereceği, o dalgayı yönlendirip AB üyeliği için müzakere takvimi alınmasını sağlayacağı sevincine kapılmayı, çok istediğim halde, kendime yakıştıramamıştım.
Birincisi, bu kadar kolay olamaz, bunca on yılın kilidi böyle bir anda açılamaz, hiç kimse, hiçbir toplum bu kadar zahmetsiz sevinmedi diye düşünmüştüm. Bir şeyler eksikti tabloda çünkü; "bu kadar yakına gelmiş mutluluğun" önündeki tek engelin MHP'nin varlığı ve Ecevit'in yaşlılık ve hastalığına bağlı atalet olarak açıklanması, gerçek olamayacak kadar düz, inandırıcı olamayacak kadar gözümüze gözümüze sokulmuş argümanlardı.
İkincisi, önümüze sürülmeye çalışılan "yeni şey"in bizatihi tabiatı; onu oluşturan unsurlar, o şeyin şekillenme biçimi ve bu şekillenmeye pek sevinen, onu kuşku verici biçimde yüreklendiren merkez medyaya karşı hep göstermemiz gerektiğine inandığım dikkat, beni, kendimi o çabuk yaratılmış sevince terketmekten alıkoymuştu.
İşte, yazmaya çalıştığım bunlardı son bir aydır yaşananlarla ilgili olarak. Ama yine de, bu konuda sorduğum "Bir de öteki taraftan baksak mı"lar, aslında kendime bile sormak istemediğim sorulardı ve cevaplarını, vermiş olduğum gibi vermemek doğrusu bana çok iyi gelirdi.
Neyse, bence şimdi durum net: "Yeni Türkiye" diye topluma sokuşturulan şeyin, düpedüz "Derin Türkiye" hareketi olduğuna inanıyorum artık; hareketin başını çektiklerini öne sürenlerden bazılarının bile bunun farkında olmaması, gelişen sürece onların saflığının da alet edilmiş olduğuna üzülmek dışında bir şey katmıyor, onları bağışlatmıyor.
Yaratılan bu kaos içinde AB üyeliği takviminin yakın gelecekteki bütün yaprakları, bir hafta - on gün içinde kopartıp atıldı; bir mucize olmazsa - ki o mucizeyi de bir tek, Kıbrıs'ın yıl sonunda AB üyeliğine alınmasının bu coğrafyada yaratacağı kâbus ortamından ürken AB yönetiminin bizzat kendisi gösterebilir - artık içimize rahatça dönebilir ve kendimizi, günden güne hızlanan bir bayır aşağı yuvarlanışa terkedebiliriz...
Hâlâ itiraz edenler, bugünlere hareketi başlatanlar yüzünden değil, üç günlük iktidarını korumak için partisinin yarısını feda eden Ecevit'in gözü dönmüşlüğü nedeniyle gelindiğini söyleyenler olabilir; var da.
Buna cevabım, herşeyin "Derin Türkiye" tarafından bütün bunlar öngörülerek pişirildiği, hazırlanan bütün senaryoların hedefinin aynı olduğu, bugünleri, Ecevit'in partinin başından "usulünce" uzaklaştırılması halinde de yaşayacağımızdır.
MHP, "3 Kasım'da erken seçim" çağrısı yaptığında Hüsamettin Özkan henüz eski partisinin içinde değil miydi? Özkan ve ekibi Ecevit'i kolayca tasfiye etmiş olsaydı, söylendiği gibi "AB yasalarının önüne çıkan" MHP'yi de kenara koymaya kalktıklarında, Bahçeli yine "Haydi seçime" diye ayaklanmayacak mıydı? Ona bugün canı yürekten evet diyen DYP ve AKP, o gün de aynı tutumu takınmayacaklar mıydı?
Bütün "gelecek iyi günler" takvimini üç beş güne sıkıştırıp gerçekleştirilemez hale getiren bu baskın seçimi o zaman kim engelleyecekti? Seçim, bütün partiler onu istediği için mi yapılıyor bugün?
İstenen buydu, oldu.
En çok can sıkan da, 28 Şubat'ın, mağluplardan daha çok galiplere öğretmen olduğunu görmek. "Gölge Adam" darbesi o "post modern darbe"den daha usta işi; "Derin Türkiye," AB yolunun tıkacı olarak, AB'yi en çok istediğini söyleyenleri kullandı çünkü.
Yine de yanılıyor olabilir miyim?
Çok isterim; ama bu umudu taşımak için önümüzde sadece üç beş gün var... 26 Temmuz 2002, Cuma