Hamamboculeri.org: Alternatif Haber, Makale, 8 Agustos 2002
Alpay Durduran
EGEMENLİK DERT OLDU
(Bilban) Egemenlik son zamanlarda anahtar kelime haline getirildi. Türkçe’nin geniş anlamlı hale getirilen ve anlam kaymaları ile zoraki genişletilen kelimelerinin arkasına saklanarak deyimler icat etmek ve bunu halkın desenformasyonu için kullanmak sık sık kullanılır. Paylaşmak kelimesi de bunlarda biridir. Paylaşmak aslında “ortak olarak kullanmak” anlamına gelirdi ama ekmeği paylaşturmada da kullanıldığı için ibrden çok parçaya bölmek yeyip bitirmek de paylaşmak anlamına gelir. Şirkette pay sahibi olmak ise şirketi parçalara ayırıp alıp gitmeyi ifade etmez ama payına düşeni alıp satmayı da sağlayan şekillerde daha anlamlı paylaşmayı dile getirebilir. Onun için egemenliği de bu açılardan alıp incelemek gerekir.
İncelediğimizde sonuçta yönetimimizin desenformasyon çalışmasında bir savunma olanağına kavuşmaktan öteye bir anlam ortaya çıkmaz. İsteyen yönetimin tanımını kabul eder, istemeyen etmez. Kabul etmeyene “Yok. Egemenlik öyle değil” diyerek başka bir egemenlik anlamı vererek görüş birliğine gittiğini zannetmek mümkündür ama bunun da bir yararı olmaz. İlk fırsatta gene görüş ayrılığı ortaya çıkar ve yollar ayrılır.
Egemenlik ulus devletlerle beraber gelişen bir tanımdır. Soyut olarak ve kuramsal olarak “buyruğunu yürütme hakkı” olarak Türk Dil kurumunun sözlüğünde açıklanır ve “egemenlik ulusundur” önermesi ile verilir. Hakimiyet karşılığı olarak kullanılan bu kelimenin “milletin ve onun tüzel kişiliği olan devletin haiz olduğu yetkilerin tümü”nü kastettiği hukuk sözlüğünde belirtilir. Uluslararası hukukta da devletlerin eşitliği ve devletler arası andlaşmalar yapma yetkisi olarak tanımlanmıştır. Taki 19.yy.da uluslararası camia fikri ortaya çıksın devletlerin yetkileri olmuş, uluslar arası camia diye bir sınr da tanınmamıştır. O zaman da egemenlik parçalara ayrılmaz bir bütün olarak görülmüştür.
Ancak bu görüşler 20. yy.da artık bir birinin egemenlikleriyle karşılaşmaya başlayan devletler dünyasında anlamlarını yitirmeye ve çelişmeye başladığı için egemenlik kavramına dokunmamaya onun yerine bağımsızlık kavramı ile konuşmaya başlayan isyasal birlgiler okulları egemenliği “bir demet yetki” olarak görmeye başlanmasını sağlamışlardır.
En sonunda BM gibi kuruluşlarla egemenlik arasında bir uyuşturma sağlamak için egemenlik kavramı daha da budanmış ve mesela savaş açma hakkı egemen devletlerden alınmıştır. O yüzden egemenlik soyut bir kavram haline gelmiştir. Artık egemenlik üzerinde değil yetkiler üzerinde konuşulması gerektiği bunun ulus devletlerin tarihin çöplüğüne havale edilmelerinden sonra kabul görmüştür. Prof. Seha L. Meray’ın 1960 baskısı kitabının 243-250 sayfalarında, bu, milliyetçiler için acıklı öykü güzelce açıklanmaktadır.
Dolayısıyle Emreden. Tabi olmayan, tek, bölünmez, temlik edilmez ve zaman aşımına uğramaz egemenlikle uğraşmak cinlerle perilerle uğraşmaktan farksızdır.
KIBRIS’TA ELE ALINIŞI
Kıbrıs’ta bu egemenlik anlayışı Bi Zonal deyiminde olduğu gibi bir özel amacın ifadesi olarak kullanılmıştır. Türk tarafı egemen olduğunun kabulünü ileri sürmekle işe başlamıştır. O zaman verilecek karşılığı da Türk toplumu vermiştir. “Egemensek neden para basamıyoruz” veya “hudutlarımızı denetlemiyoruz” şeklinde sorularla konu açılmıştır. Bunlar egemenliğin Kuzey Kıbrıs’ta da olmadığını ortaya koyarken Rum tarafından egemenliğin kabulünü istemenin çelişkisi tartışılmıştır.
Türk tarafı bunu elde bulunan yetkiler olarak görüyorsa Rum tarafından “elde etmeyi beklediği yetkiler” olarak ileri sürüyor demektir ki haklıdır. Egemenlik sözü bunları anlatacak bir açıklıkta olmadığı için yetki paylaşımı görüşmeleri madem ki yapılmaktadır egemenlik ileri sürmenin de anlamı yoktur.
Gene de egemenlik ileri sürüldüğüne göre özel bir anlam verilmekte ve “egemenlik”, “egemen eşitlik” veya “eşit egemenlik” gibi kombinezonlarıyla dile getirilerek özel anlamı hakkında ip uçları verilmektedir. Bir kere egemen olmak istense egemenlik Türkiye hükümetinin Kıbrıs’taki uzantılarına karşı ileri sürülmelidir. Ama onlardan “işimize karışmayın” talebi değil şükranlarla dolu yardım talebi ile para istenmektedir. Her gün her konuda “Anavatandan gelecek yardımla” sorunların aşılacağı vaatleri yapılmaktadır. Utanmadan da para sıkıntısı varsa dava zayıflar diye uyarılar da yapılmaktadır. Onun için egemenlik talebi egemen olmak için değil ileride Kıbrıs Cumhuriyeti içinde yer alınırsa Rum’dan egemenlik alınması istenilmektedir.
Bu açık gerçek karşısında Rum’dan egemen olmanın anlamı konuşulmalıdır. “Eşit egemenlik” veya “egemen eşitlik” ifadeleri Rum ne kadar egemense Türk de o kadar egemen olmalıdır iddiası yapılmış gibidir. Fakat bu da aldatıcıdır.
RUM’DAN ÇOK EGEMENLİK
Rum tarafı ayrı egemenlik istememektedir. Rum toplumu ile Türk toplumu arasında eşit statü olmasını kabul etmekte olan Rum tarafı toplumların eşitliğini kabul ederken niteliklerinin ayni olmasını söyler ve ortak devletin içinde sayısal değil siyasal eşitlik durumunu kendi sayısal üstünlüğü dolayısıyle yeterli görür.
Onun için Türk tarafının egemenlik iddiası ve bunun egemen eşitlik veya egemenlikte eşitlik diye ifade etmesi “Biz Rum’dan daha çok egemenlik istiyoruz” anlamındadır. Ancak bunun soyut bir ifade olduğu açıktır. Bunu somut hale getirecek olan paylaşılacak olan yetkilerdir. Bu da sayısal eşitlik değil siyasal eşitlik tanımıyla ne kastedildiğini incelemeyi gerektirir. Halbuki bu inceleme BM gözetiminde yapılmış ve somutlaştırılmıştır. Türk tarafının azru etmediği hiçbir önemli işin yapılamaması kuralıyla da belirlenmiştir.
Öyleyse egemenlik iddiası neden hala gündemdedir? Bu soru zaman zaman Denktaş ve Türkiye dışişleri bakanları tarafından dile getirilmektedir.
AYRILMA HAKKI
Bilindiği Türk tarafı “kısa bir süre köprülerin altından çok sular geçti” diye artık kendini bağlı saymadığı 1977 ve 1979 andlaşmaları ile “ayrılma hakkı” istemediğini kabul etmişti. Ama artık egemenlik iddialarının desteklenmesi için ileri sürdüğü görüşlerde “gene bizim haklarımızı tanımazlarsa bir kez daha devletsiz mi kalalım” önermesi de vardır. Onun için egemenlik Türk tarafına göre kendi anlamının dışında karşı tarafa daha varılmamış bir andlaşma ile oluşturulacak yeni düzende ayrılma hakkını tanıtmak istemektedir.
Türk tarafına göre andlaşma gene bozulabilir. O durumda Türk tarafı da devlet olarak tanınmalıdır. Bir kez daha onlar Cumhuriyet biz toplum olarak ortada kalmamalıyız. Öyle bir durumda hangi parçayı devlet olarak kabul edeceklerine başka ülkeler karar vereceklerine göre acaba Rum tarafının böyle bir hakkı tanıması yeterli olacak mıdır sorusunu bile sormamaktadırlar. Öyle ya örneğin Senegal neden bir anayasal ihtilafa bakarak ikiye ayrılan bir ülkenin iki parçasını da devlet olarak tanısın. Elbette taraflardan biri diğer tarafın haksız olduğunu söyleyecek ve tanınmamasını isteyecektir ve Senegal da menfaatlarına göre birini seçecektir. Gerisin herkes tahmin edebilir. Ayrılam hakkı yazıldı diye otomatik kazanılacak birşey yoktur. Gene de bu hakkın tanınması söz konusu olursa tanındığı anda ayrılma için kullanılacağı bilinmektedir.
EGEMENLİĞİN İKİ DEVLETLİLİK AYAĞI
Ayrılma hakkı Türk tarafı için daha ilk gün kullanılacak bir istek olamktan başka birşey olamaz. Nitekim ayrılma hakkı baştan kabul edilmiş hiçbir ülkede ayrılma hukuken olmamıştır. Ya kanla ya da menfaat için ayrılma kararıyla gerçekleşmiştir.
İncelemeyi bir adım daha götürürsek “iki devletli çözüm” iddialarına geliriz. Egemen olanın devlet olduğu uluslararası hukukta iki devlet kabul edildiği anda egemenlik de kabul edilmiş olur. Bu da amaçlıdır. “Ayrılma hakkı” yanında bir gün olsun tanınma isteğiyle açıklanan taleplerin gerekçesi toprak sıfırlamasıdır. Denktaş bunu açıkça belirtmekte ve Rum gelip sizi evden atsın mı diye izah edilmektedir. İki devletlilik ayrılma hakkından sonra eşdeğer ve diğer adlar altında iskan mafyasının vurgunlarını koruma amaçlıdır.
MASUMANE YORUMLAMAK YANLIŞTIR
Gerekçeleri açıklanan egemenlik ve iki devletliliği çözüm olduktan sonra ne ayrılmaya neden olacak bir sorun muhtemeldir ne de komponent devlet demekten bir sorun çıkar demek çok masumane bir değerlendirmedir. Ne Türkiye ne de Denktaş bu lafları laf ola söylemezler. İstedikleri bellidir. Çözüm olmasa daha iyi olur, olursa da öyle bir andlaşma olsun ki ertesi gün gene Türk tarafı Türkiye’nin kalsın istemektedirler. Onun için siz kalkıp da bu deyimlere iyi niyetle anlam yüklerseniz onları ilgilendirmez. Ticaret kesiminin iki devletli ve eşit egemenlikli terminolojisinin Denktaş ve şürekasını kandıramaması bu yüzdendir.