Makale|Haber Ana Sayfa


Hamamboculeri.org: Alternatif Haber, Makale, 19 Eylul 2002
Tamer Öncül

KIŞLALAR AÇILDI !..(*)

Sonuna kadar açık mikrofonlaradan yayılan komutlarla inliyordu ortalık

Sonuna kadar açık mikrofonlaradan yayılan komutlarla inliyordu ortalık…

Kendimi, 80 12 Eylül sabahında hissettim bir an…

Aylardan Eylül; ama gün, O gün değil; ne de yıl, O yıl !..

Yine de ürkütücü bir Eylül sabahı…

“Rahaatt… Hazrool… İstiklal Marşıyla…”

“Bak daha konuşuyor… Ne zaman susumayı öğreneceksiniz siz?..”

Birbirine yakın okulların mikrofonlardan yükselen sesler birbirine karışıyor…

Eğitim komutanlarının tek derdi “yüksek disiplin”ı sağlamak…

İlk günden sert çıkmak gerek ki nerede olduklarını anlasın bu veletler!.. Yoksa başımıza çıkarlar!.. Unutmayın ki ağaç yaşken eğilir!.. Eğilmeyenler kırılmaya mahkumdur… Eh, arada “Eğitim zayiatı da olacak, normaldir… Binde bir çıtkırıldım kırılacak diye “yüksek disiplin”den vazgeçilmez!..

Bu mantıkla özetlenen “Eğitim”in “Açılış Törenleri” de böyle olacaktır kuşkusuz…

Baskıya, sindirmeye, susturmaya, ezbere, tüketime,  otoriter monoloğa kişiliksizleştirmeye, tek tip insan yaratmaya dayalı “Kışla Eğitimi” mantığıyla sürdürülen eğitimin başarısını(!) hep birlikte görüyoruz…

Din dersinin, Milli Güvenlik dersinin mecburi; sanat derslerinin ve yabancı dil derslerinin  seçmeli olduğu okulları bilirdim de; yetkililerimizin ağızlarından düşürmediği “sağlam kafa, sağlam vücutta olur” vecizesinin inadına, “Beden Eğitimi” dersi yapılmayan bir okul olabileceği aklımın ucundan bile geçmezdi…  “Yarış atı” yetiştirilen bu kurumlarımızda böylesi bir ders nasıl kaldırılır; buna da akıl erdirmek kolay değil…

Bakanlık dairelerine (Kültürle ülgili olana dahi) yalnızca hükümet partilerinin gazetelerini aldıran; kitap toplatmasına tepki koyan “Kültür Sanat Danışma Kurulu”nu fiilen dağıtan; Öğretmenle her fırsatta kavga etmeyi, onları okullarından atmayı, hatta mahkemelerde süründürmeyi asli görevleri arasında sayan bir bakan ve onun ait olduğu zihniyetin gölgesindeki bir “eğitim”in farklı olmasını beklemek, elbette olası değil…

Bu “eğitim anlayışını” kırmayı, teker teker öğretmenlerden beklemek de; öğretmeni de bu suça katıp, işin içinden sıyrılmak, kolaycılığa kaçmaktır…

Yine de bu “anlayış ve sistemi” kırabilecek en etkin unsurdur öğretmen… Bireysel, idealist tutumlarla değil elbette… Örgütlü gücünü velilerle(çoğu lafola seçilmiş okul aile birlikeriyle değil) birleştirerek başarabilirler bunu…

Eğitimde yaşanan “ciddi sorunları” belli dönemlerde yinelemekle; öğretmenin hakları için aktif mücadele vermekle bitmiyor çünkü, öğretmen sendikalarının sorumluluğu…

Özel ders ayrıcalığını yitirmemek için “tavizler vermeye” hazır bir azınlığın yanısıra yanmaya dur deyip, kendi mesleki onurunu korumaktan; yarışa, ezberciliğe ve verimsizliğe dayalı müfradatı zorlamay kadar geniş bir sorumluluk alanı var…

Yanlış anlaşılmasın… Bütün sorumluluğu öğretmene yüklemek gibi bir amacım yok; ne de böyle bir yetkim var…

Velilerin, eğitim sistem(sizliğ)ine yardımcı olurcasına çocuğun kişiliğini zayıflatıcı, “koruyucu,  karışmacı ve yönlendirci aile”  eğilimini sürdürmeleri; çocuklarını “başarı” adına yarıştırırken, bir başka baskı unsuru olmaları… Ve tüm bunları “öteki” ailelerle “dişe diş bir rekabet” havası çerisinde sürdürmeleri hatasından döndürebilecek tek gücün, öğretmenin örgütlü gücü olduğunu düşündüğümden, dile getiriyorum bunları…

Ve son bir öneri… Bırakalım bakanlığın “Şov kokulu” Eğitim Şuraları”nı… İlgili Sendikalarla velilerin katılacağı bir “tartışma zemini” yaratalım…

Çocuklarımızı “Kışlalar”dan çıkarıp; gerçek eğitim yuvalarına göndermenin; yüksek disiplin baskısından, yarış atı konumundan, karanlık kişiliksiz geleceklerden kurtarmak ve “düzenin KURŞUN ASKERLERİ değil İNSAN olmaları için, Nasıl bir Eğitim?” sorusuna yanıt aramak için biraraya gelelim…

(*) Bu makale 19.9.2002 tarihli Yenidüzen gazetesinde yayımlandı, yazarının izniyle Alternatif Haber'de yer veriyoruz

  

   

 


Makale|Haber Ana Sayfa