Yeni Çağ Gazetesi'nde Bu Hafta Çıkan Yazısı, 24 Temmuz 2006

Alpay Durduran

 

ORTADOĞU ÇIKMAZI

Yeni Türkiye’de artık bol bol tarih kitapları Yazılıyor. Bunlar özel yani belli b,ir tarih kesitinin kitapları. Örneğin Lübnan bölgesinin tarihi. Bunları okurken insan şaşıp kalıyor. Dün nasıl bir birlerine girip İstanbul’dan yollanan bir paşanın desteğini alıp diğer yurttaşının canına okur iselerdi şimdi de ayni haltı ediyorlar. Çünkü bazıları Maruni, bazıları Dürzü, bazıları Şii ve bazıları da Suni oluyorlardı ama aslında başlarındaki çıkarcının destekçisi oluyorlardı. Her şey birkaç kişi veya ailenin çıkarlarını korumaya dayanıyordu.

Bu zavallılar canlarını o bir kişi için harcamaya neden hevesli olsundu ki! Çünkü başka kapıya gidemezlerdi. Korunmak için bir çeteye dahil olmak ihtiyacını duyarlardı.

Bu açmaz aile içi şiddette de mahalle çetelerinde de ayni şekilde olup duruyor. West Side Story filmini anımsayanlar bunun zorluğunu teslim ederler. İki sevgilinin buluşmasını sağlamak için çetenin ikisini de tertiplemek arzusu hakim olur, çeteleşmenin saçma ve zararlı olduğu düşünülür ve çete üyeleri geri zekalı olarak görülür. Ancak o film yıllarca izlendi ve başyapıt olarak hala izleniyorsa da çeteler yaşıyor. Amerika da çeteler Zenci, Hispanik ve İtalyan ve saire yaşamaya devam ediyor ve yeni filmler çekiliyor.

Osmanlı paşası Lübnan’a gider çatışan Maruni ile Dürzü çetesini yatıştırmak için nasihat eder, olmazsa Maruni ile Şii’yi yanına alıp Dürzi’yi tedip ederdi. Birkaç yıl sonra ise Maruni’yi Dürzi ile birleşerek tedip ederdi. Paşa gittikten sonra yerine kalan başka paşa keyfini yürütür ve bir aşırılığında Şii ile kapışır ve diğer fraksiyonlar da kavgaya karışırlardı. Yeni bir paşa bu kez oradaki paşayı da terbiye ederek fraksiyonları bir birine kırdırıp nizamı alemi tesis ederdi.

Şimdiki İsrail Filistin sorunu denilen sorun da ayni şekilde sürüyor. Osmanlı’nın rolünü de ABD oynuyor. Osmanlı’nın derdi vergilerini versinler ve başkalarının peşine düşmesinlerdi. Bu yeni tarih kitaplarında İtalya’nın ve hatta Fransa ve İspanya’nın zaman zaman onların çatışmalarından istifade Osmanlı’dan ayrılmalarını sağlar mıyız diye işe karıştıklarını okuyunca Osmanlı’nın derdi anlaşılır olmaktaydı.

Lübnan’daki İsrail işgaline son veren uzlaşmada Lübnan’ın toprak bütünlüğü ve hudut güvenliği kabul edilmişti. İsrail hududunda silahlı çetelerin kalmasını istemezdi. Tabii Lübnan’ın toprak bütünlüğünü ve polisinin ülke içinde egemenliğini istemeyen yoktur ancak isteyenler silahlı direnişçilerin varlığının ortadan kalkmak bir tarafa güçlendirilmesine seyirci kaldılar. Hariri suikastı sonucu Suriye de askerlerini çekti ama diğer varlıklarını geri çekmedi.

İsrail Lübnan’dan güvenlik gerekçesiyle çıkmıştı. Hizbullah ve diğerlerinin Lübnan’dan çıkacağını ummuş olabilir ama sadece bir umuttu. Lübnan’ın zamanla çetelere tahammül edemeyeceğini düşünmüş olabilirdi. Umudu boşa çıktı. Suriye ve İran çetelere yardıma devam ettiler. Artık İsrail tehlikenin kapıda olduğunu anlıyordu. Bu arada Hamas da büyüdü ve yolsuzluklarla itibar yitiren FKÖ’yü seçimde ezdi. İsrail ve yabancılar Hamas’ın artık iktidar sorumluluğu ile şiddete son vereceğini sandılar. Olmadı. Şimdi FKÖ ile Hamas’ın ortak bildirisine bakarak adım atıldığı sırada İsrail’in vurduğunu söylüyorlar ama o bildiri tam bir laf cambazlığı idi.

İsrail gene alıştığı yönteme yani devlet şiddetine döndü. Sivil, masum ve çocuk yok. Gazze’de Güney Lübnan’da vur Allah gidiyor.

Fanatikler (İsrail yönetimi dahil) sanık hakları kişi dokunulmazlığı diye bağırıp onlara dayanarak silahlanmak, dokunulduğunda da vay dokunan insan haklarına saygısızlık ediyor derler. Konut dokunulmazlığı ve haberleşmenin gizliliği diye bağırırlar. Bunlar onlar için hiç anlam taşımaz. Çocuk bahçesinden roket atıp terörist avlıyorum diyerek etraftaki masumları ve teröristin yargılanmadığını umursamazlar. Kuralsız bir savaşı sürdürürler.

Bu canavarlıkta maalesef adı geçenlerin hiçbir masum değil. Masumlar öldürülen siviller, kadın ve çocuklardır.

Büyük güçler yıllarca susarak ve ortamın patlayıcı hale gelmesini seyrettiler. Çare yok mu? Elbete var. Masumları korumak bunların başında gelir. Aile şiddetine karşı zavallı ve çaresiz kadını koruyacak bir ev sağlamayı akıl edenler Lübnan’da terörden acı çekenlere de güvence sağlamakla işe başlamalıdırlar. Lübnan ülkesine sahip çıkıp da çeteleri kovmak isterse ona destek olamayacaklarsa dünyanın büyük güçlerinden bahsetmenin anlamı yoktur.

İnsanlık dünyayı mahvediyor çünkü bencil çıkarlar peşinde rahatına bakan güçlü ülke halkları kendi evlerinde de efendi olamazlar. Olsalar eksoz gazlarıyla şiddetlenen fırtınaların yıkımından sorumlu tutarak ABD yönetimini hesaba çekelerdi.

Nereden baksak şiddete taraf olmadan çözüm önerilerini sunan YKP’nin haklılığı ortaya çıkar.

İsrail Filistinli’yi yurttaş bile yapmadan ve yurttaş olanı da rahat bırakmadan şiddeti şiddetle önlemeyi seçerken çaresizliğini itiraf ediyor. Oelmek’ten öncekiler de denedilerdi. Başaramadılar. Barışa dönmek ve Lübnan’a güçlü bir BM gücü sokup ilk adımları atmalı ve İsrail’de de BM gücü yeteri kadar konuşlandırılmalıdır. Bana demek olmaz.

İran nükleer güç olmak istiyor. Bugün yarın olacak. On on beş yıl sonra şirketlerin bile nükleer güç olabileceklerin biliyoruz. Onun için daha fazla aymazlık kaldırmaz. Telaviv’e atom atsalar burada çocuklarımız radyasyondan kırılacaklar. Şam’a veya Tahran’a saldırsalar gene ayni. Ta Çernobil’de patlama oldu bize bile geldi.

copyleft (c) 2001-05 hamamboculeri.org