ana sayfa > dosyalar > Kibris Turk Basininda Ozdenetim
Ana Sayfa       Hamamböcüleri Ne?       English       Dosyalar       Arama       Site Haritası       Arşiv

HAZIRLAYAN : Hasan ERÇAKICA

 

 

KIBRIS TÜRK BASININDA ÖZDENETİM

 

 

 

 

            I. ÖZDENETİM KAVRAMINA GENEL BİR BAKIŞ

 

            Basın-yayın organları çok çeşitli kısıtlamalar altında olmalarına karşın, yayıncılığın kendisinde olan bazı özellikler nedeniyle, bu kısıtlamalara aldırmadan, “hiçbir yasal yaptırım söz konusu olmadan mesleki açıdan birtakım ahlak kuralları çerçevesinde kendi kendilerini de denetlemek” durumdadırlar. İşte bu denetime ÖZDENETİM denmektedir. Özdenetim kavramı, zaman zaman otosansür kavramı ile karıştırılmaktadır. Bu nedenle, konuya kapsamlı bir giriş yapmadan önce, özdenetim ile otosansür arasındaki temel farklılara dikkat çekmek gerekir: Otosansür, basının üstündeki tehditlere boyun eğerek haberleşme özgürlüğünün dışsal güçlerin müdahalesine olanak vermeden kendi kendine alınacak önlemlerle kısıtlanmasıdır. Buna karşılık özdenetim, haberleşme özgürlüğünün başkalarının çıkarlarını zedelemeden tam anlamı ile uygulanabilmesi için bir yayın organının kendi kendine uyguladığı denetim sistemidir. Özdenetim ile otosansür arasındaki temel ayrım, haberleşme özgürlüğünü yaşam geçirme veya engelleme kriterinde aranmalıdır. Başka bir değişle, otosansür haberleşme özgürlüğüne karşı bir mekanizma oluştururken, özdenetim, tam tersine haberleşme özgürlüğünün diğer tüm özgürlükler konusunda olduğu gibi, başkalarının özgürlüklerini ihlal etmeden uygulanabilmesini amaçlamaktadır.

            Özdenetim konusu tartışılırken, üzerinde önemle durulması gereken konulardan biri de, farklı basın-yayın organlarının farklı özdenetim ilkelerine sahip olabileceği konusudur. Haberleşme özgürlüğünün nasıl ve hangi ilkelere sadık kalınarak hayata geçirilebileceği her ülkede ayrı ayrı yaşanan sorunlar ve deneyimler ışığında tartışılabilecek bir konudur. Bu nedenle farklı ülkelerdeki farklı yayın organları özdenetim konusunda farklı ilkeler uygulayabilmekte veya ayni ilkeleri farklı şekillerde yorumlayabilmektedirler. Zaten tam da bu nedenle, özdenetim konusu, her ülke ve basın-yayın organı özelinde tartışma ve araştırma konusu olabilmektedir.

 

 

            II. ÖZDENETİM MODELLERİ  VE KIBRIS TÜRK BASINININ DURUMU

 

            Özdenetim böylesine geniş bir alanda tartışılabildiğine göre, farklı ülkelerde ve basın-yayın organlarında özdenetim konusunda farklı modeller geliştirilmiş olmasını olağan karşılamak da gerekmektedir. Bu modeller genel olarak iki katagoride incelenebilir: Birincisi, basın-yayın organlarının kendi içlerinde birer özdenetim mekanizması (ombutsman)  oluşturmaları; ikincisi ise, basın-yayın kuruluşlarının bir örgüt çatısı altında biraraya gelerek bir denetim mekanizması (konsey) oluşturmalarıdır.

            2.1. Ombutsman Modeli

            Özdenetim konusunda geliştirilen modellerden birisi, basın-yayın organlarının kendi mensuplarını kendilerinin denetlemesidir. Bu modelde, basın-yayın kuruluşu içinde bir görevlinin saptanması ve yayınlanacak haber ve yazıları daha önceden saptanan basın ahlak ilkelerine göre kontrol etmesi gerekmektedir. Bu görevlilere ombutsman da denildiği için bu modeli “Ombutsman Modeli” olarak isimlendirmek de mümkündür.

            Dünya ve Türk basınında bu tür çalışmanın örnekleri bulunmaktadır. Özellikle Amerikan gazeteleri bu modele göre çalışmaktadırlar. Basın-yayın kuruluşları, kendi belirledikleri basın ahlak ilkelerini mensuplarına daha baştan duyurmakta ve bunlara uymalarını isterken, bu ilkelere uyulup uyulmadığını kendi görevlileri aracılığı ile kontrol etmektedirler. Bu görevliler, çoğu zaman, gazetenin genel yayın yönetmeni veya yazı işleri müdürleri olmakla birlikte, gazeteye yönelen şikayetleri veya denetimden geçmiş ve yayınlanmış yazıları değerlendirmek için basın-yayın organlarının kendi içlerinde ayrı bir ombutsman görevlendirmeleri de sözkonusu olmaktadır.

            Basın-yayın organlarının, denetçi veye değerlendirmeci bir basın kuruluşu olsa bile, dıştan yönelecek değerlendirmelere itibar etmemeleri ve bu denetimi sadece kendi içlerinde uygulamaları aslında özdenetim kavramı ile daha uyumlu görülmektedir. Bu uyuma karşın, basın-yayın kuruluşlarının kendi görevlilerinin, herhangi bir yayından doğan şikayetleri değerlendirirken tarafsız davranamayacağı ve kendi çalışanlarının tarafını tutacağı da ileri sürülebilir. Basın-yayın organlarının denetimle görevlendireceği müdür veya ombustmanların tecrübeli, hatta alanında akademik kariyer yapmış, basın-yayın organının başarısı veya başarısızlığından  doğrudan sorumlu tutulamayacak kişiler arasından seçilmesi bu sakıncayı ortadan kaldırabilmektedir. Türk basınında bugün, gazetenin içinden yetişmiş olan ancak şimdi başka herhangi bir görevi olmayan Yavuz Baydar, Milliyet gazetesinde ombutsmanlık yapmaktadır. Geçmiş yıllarda ise, Prof. Dr. Emre Kongar, Hürriyet gazetesinde benzer bir görev üstlenmiş ve gazetecilerin basın ahlak ilkelerine uyumunu değerlendirerek hazırladığı raporlarla onları yönlendirmeye çalışmıştır.

            2.2. Basın Konseyi Modeli

            Basın-yayın organlarının, basın ahlak ilkelerine uyup uymadıklarını denetlemek konusunda uygulanmış olan diğer bir model ise Basın Konseyi modelidir. Basın konseyleri, genellikle, basın-yayın kuruluşlarının temsilcilerinden oluşur ve yine bu kuruluşlar tarafından saptanan basın ahlak ilkelerine uyulup uyulmadığını değerlendirir. Bu değerlendirme resen olabileceği gibi, genellikle şikayet üzerine yapılmaktadır. Değerlendirmelerin şikayet üzerine yapılamasının başlıca nedeni, hiç bir ülkede, basının resen değerlendirilebilecek kadar sınırlı olmamasıdır. Herhangi bir ülkede, bütün basın-yayın organlarını değerlendirmeye tabii tutmak, çok geniş bir örgüte, çok sayıda görevliye ve doğal olarak büyük kaynağa ihtiyaç duyurmaktadır. Bu nedenle basın konseyleri, genellikle şikayet üzerine, şikayete konu olan yazıları değerlendirmektedir.

            Aslında basın konseyi modeli, özdenetim kavramı ile belli bir çelişki içindedir. Çünkü basın mesleğinden gelenlerden oluşsa bile, konsey, basın-yayın organlarının dışında oluşmakta ve ancak yayından sonra denetim yapabilmektedir. Oysa özdenetimin en önemli amaçlarından biri de, haberleşme özgürlüğü kapsamını aşan yayınların daha baştan önlenmesi, haber ve yorumların basın ahlak ilkelerine göre hazırlanıp yayınlanmasıdır. Basın konseyleri modeli, bu nedenle, daha çok şikayete konu olabilecek durumlarda ve taraflar dinlendikten sonra bir yargıya varmak üzere etkili olabilmektedir. Bu durumda ise, basın konseyinin elinde, mahkeme olarak algılanmasını önleyecek kadar az ama etkili olabilecek kadar önemli bir yaptırım gücü bulunmak durumundadır; aksi takdirde, gerekli caydırıcı veya zararı giderici etkinliği ortaya koyabilmek sözkonusu olamamaktadır.

            2.3. Kıbrıs Türk Basınında Özdenetim Kurumu

            Kıbrıs Türk basını, ne yazık ki bugüne kadar, özdenetim konusunu yeterince tartışmamıştır. Basın ahlak ilkelerinin neler olması gerektiği, dünyanın çeşitli ülkelerinde tartışılmakta olan veya kimi uluslararası kuruluşlarca üzerinde durulan basın ahlak ilkelerinin Kıbrıs Türk basını tarafından da uygulanmasının gerekli olup olmadığı tartışmaları bile etkili bir şekilde yapılmamıştır. Bu ödevin hazırlanması sırasında, ömrünü mesleğine adamış Mehmet Ali Akpınar ve Akay Cemal gibi, 1950’li yıllardan beri mesleğin içinde olan gazetecilerle konuşulduğu halde, hiçbiri basın ahlak ilkelerinin önemi üzerinde durmamış ve çoğu zaman yöneticisi oldukları gazete veya gazeteci örgütlerinin bu konuda çalışma yaptıklarını söylememiştir. Basın ahlak ilkeleri üzerinde, sadece 2000 yılında, Özgül Günkut Mutluyakalı’nın Gazateciler Birliği başkanlığı sırasında durulduğu ancak bu konuda hazırlanan önerilerin Gazeteciler Birliği Genel Kurulu’na sunulmasına karşın yeterli ilgiyi görmediği, genel kurul tarafından tartışılmaya değer bulunmadığı ve rafa kaldırılmak zorunda kalındığı saptanmıştır.

            Ödevimizin hazırlanması amacıyla Kıbrıs gazetesi eski genel yayın yönetmeni Mehmet Ali Akpınar, Halkın Sesi gazetesi Yazı İşleri Müdürü Akay Cemal, Yenidüzen gazetesi Yayın Yönetmeni Burhan Eraslan, Ortam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Davulcu, Yeni Demokrat gazetesi Yazı İşleri Müdürü Levent Özadam, Kıbrıslı gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Doğan Harman ve Kanal-T Müdürü Mehmet Moreket ile görüşülmüş, ancak bu kurumlarımızdan hiçbirinde, genel olarak kabul edilmiş ve belki de “yayın ilkeleri” olarak nitelenebilecek basın ahlak ilkeleri olduğu konusunda bir izlenim dahi edinilememiştir. KKTC’nin en etkili gazetesi Kıbrıs gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü ise sorularımızı yanıtlamaktan bile kaçınmıştır. Bütün bu kurumlarımızda, haber ve yorumların, sorulamıza muhatap olan genel yayın yönetmenleri veya yazı işleri müdürleri tarafından kontrol edildiği belirtilmiş, herhangi bir başka görevliden söz edilmemiştir. Bu görevlilerden sadece Yeni Demokrat gazetesi Yazı İşleri Müdürü Levent Özadam, gazetelerinin bir parti gazetesi olduğunun altını çizmiş; sorularımıza ise, “gazetenin ilkeleri, parti yayın organı olduğu için doğal olarak parti ilkeleri doğrultusunda oluyor.” ve “parti yayın organlarındaki haber ve makalelere yapılan itiraz ve eleştiriler genelde parti merkezine yapılır. Gazetenin yönetimi parti MYK’sı tarafından atandığından dolayı gazete yöneticisinin pek fazla itiraz şansı olmaz.” şeklinde yanıt vermiştir.

            Bu konuya yeniden dönülecek olmakla birlikte, bu bölümde Kıbrıs Türk basını ile ilgili olarak vurgulamak istediğimiz şudur: Kıbrıs Türk basınında, basın ahlak ilkeleri üzerinde durulmamakta, konu tartışılmamakta ve özdenetim için herhangi bir model araştırılmamaktadır. Basın-yayın organlarının yetkilileri haber ve yorumların kendileri tarafından denetlendiğini söylemelerine karşın, çalışma koşulları ve mal sahipleri ile olan ilişkiler nedeniyle bu konuda herhangi bir yaptırım güçleri bulunduğu konusunda yeterince inandırıcı olamamaktadırlar.

İsmet Kotak başkanlığında oluşturulmuş bulunan adına Basın Konseyi denen örgütün ise, genel olarak özdenetim kurumu gibi çalışmayı hedefleyen konseyler ile bir ilişkisi bulunmamaktadır.

 

     

            III. MÜLKİYET SORUNU VE ÖZDENETİM

 

            Basın-yayın organlarında özdenetim konusu ile çok yakından ilgili olan hususlardan biri de mülkiyet sorunudur. Amerika Birleşik Devletleri veya İngiltere gibi gelişmiş kapitalist ülkelerde basın-yayın organlarının mülkiyeti özel sektöre ait olduğundan, bu ülkelerde basın ahlak ilkelerinin uygulanmasının önündeki engellerden biri de özel sektörün kar güdüsüdür. Kar güdüsü ile, basın-yayın organları daha çok satın alınmayı veya izlenmeyi talep etmekte, bu amaçla da basın ahlak ilkelerinden uzaklaşabilecek yayınlara yeşil ışık yakılabilmektedir. Bunun gibi, basın-yayın organlarının çoğunlukla devlet mülkiyetinde olduğu geri kalmış veya gelişmekte olan ülkelerde de, basın-yayın organları develete ait olduğu varsayılan ideolojileri yaymak, resmi organların propagandasını yapmak, buna karşılık rejim veya hükümet karşıtlarını karalamak için kullanılmak istendiğinden basın-ahlak ilkeleri yine fazlaca dikkate alınmamakta, asılsız veya abartılı haberler yayınlanırken, bazı gerçekler de gizlenmeye çalışılmaktadır.

            Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de, basın-yayın organlarını mülkiyet biçimlerine göre katagorize etmek ve özdenetim açısından incelemek mümkündür.

            3.1. Devlet Mülkiyeti ve Özdenetim

            Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde devlet mülkiyetinde olan Bayrak Radyo Televizyon Kurumu (BRTK) veya Türk Ajansı-Kıbrıs (TAK) gibi basın-yayın kuruluşlarında “milli dava” denen Kıbrıs sorununun ağırlığı her kademede hissedilmektedir. Kıbrıs sorunu ile ilgili haberler yorumlu olarak verilirken, “haber ile yorumların birbirinden belirgin şekilde ayrı tutulması” ilkesi tamamen gözardı edilmektedir. Bunun yanısıra, rejim veya hükümet karşıtları ile ilgili haberler de yanlı olarak verilmekte ve “haberde tarafsızlık” ilkesi çiğnenmektedir.

            Bir devlet kuruluşu olarak Bayrak Radyo Televizyon Kurumu, yurtdışından yayın yapan radyo ve televizyon kuruluşlarının yayınlarını KKTC sınırları içinde yansıtırken de basın-ahlak ilkelerini uygulamak ve KKTC’de yürürlükte bulunan yasaların gereklerini yerine getirmek görevi ile yükümlü olduğu halde, KKTC seçimlerini etkileyeme çalışan Türkiye Radyo televizyon Kurumu yayınları, KKTC’ye  yasa dışı olarak yansıtılmış ama bu konuda herhangi bir yaptırım uygulanmamıştır.

            BRTK gibi TAK da, haberlerin izlenmesinde ve yayınlanmasında basın-ahlak ilkelerine uymamakta, buna karşılık kendi içlerinde veya dıştan herhangi bir denetim de yaptırmamaktadırlar. Tam tersi olarak, BRTK ve TAK gibi kurumların yöneticileri, muhabir ve yapımcıların haber ve yorumlarını “milli dava”ya uygunluk açısından denetlemekte, tam anlamı ile bir otosansür uygulamaktadırlar.

            3.2. Parti/Sendika Mülkiyeti ve Özdenetim

            Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde devletin sahip olduğu basın-yayın araçları üzerindeki ağır otosansür, Kuzey Kıbrıs’ta faaliyet gösteren siyasi partileri ve sendikaları kendi yayın organlarına sahip olamaya zorlamıştır. Geçmişte bazı sendikaların da günlük ve haftalık yayınları olmakla birlikte, bugün sadece başlıca partilerimizin günlük yayın organları bulunmaktadır. Partilerin mülkiyetinde olsa bile, yayın periyodları, bir günlük gazete gibi dağıtıma girmeleri ve künyelerinde parti yayın organı olduğunu gizlemeleri nedeniyle bu basın-yayın organlarını da basın ahlak ilkelerine uymaları bakımından bir değerlendirmeye tabi tutumak gerekmektedir.

            Ne yazık ki, haberleşme özgürlüğünün en katıksız savuncusunu olduğunu iddia eden partilerimizin malsahipliğindeki yayın organlarında bile basın ahlak ilkelerine gerektiği şekilde uyulmamaktadır. Bu yayın organlarında haberin seçimi ve kaleme alınması “okuyucuyu bilgilendirmek” amacıyla değil, “okuyucuyu yönlendirmek” amacıyla yapılmakta, haberler yorumlu olarak verilmekte, haber başlıkları çoğu zaman haberin içeriği ile uyumlu olmamaktadır. Bütün bunlardan sonra, bu yayın organlarında farklı yorumlara yer verilmesini beklemek ise zaten anlamsız kalmaktadır.

            3.3. Özel Mülkiyet ve Özdenetim

            KKTC’de özel şahısların mülkiyetinde olan basın-yayın organlarında da özdenetim konusunda çağdaş ölçütlere ve basın ahlak ilkelerine uyulduğu söylenemez. KKTC’nin en etkili yayın organı durumundaki Kıbrıs gazetesi, çeşitli zamanlarda malsahibinin ilişkilerinin bir gereği olarak siyasi amaçlarla kullanılmıştır. Bugün da haber seçiminde, malsahibinin çıkar ilişkileri dikkatli bir şekilde gözetilmektedir. Bu gazetemiz, malsahibinin devletle olan ilişkileri nedeniyle, aynen devlet mülkiyetinde olan basın-yayın kuruluşları gibi “milli dava” olarak nitelenen konularda otosansür uygulamakta ve tarafsızca değerlendirildiği zaman haber sayılması gereken gelişmelere sayfalarında yer vermemektedir.

            3.4. Mülkiyette Açıklık ve Özdenetim

            Kuzey Kıbrıs’taki basın-yayın organlarında basın ahlak ilkelerine uyulup uyulmadığını mülkiyet biçimlerine göre incelemiş olsak bile, sadece mülkiyet  sorununun kendisinin bile, başlıbaşına bir sorun olduğunu da belirtmek gerekiyor. Devlete ait kuruluşlar veya siyasi partilerin sahip olduğu basın-yayın organları –künyelerinde partilere ait oldukları belirtilmese bile- kamuoyu tarafından çok net bir şekilde bilinmektedir. Buna karşın, özel mülk olduğu bilinen bazı kuruluşların nasıl finanse edildikleri konusunda daha önemli soru işlaretleri vardır. Gazeteciliğin karlılığının çok düşük olduğu ve yeterince ilan-reklam almadan gazetecilik yapmanın olanaksız olduğu bilinmesine karşın bazı özel sektör kuruluşlarının (Halkın Sesi ve Vatan örneği) yayınlarını devam ettirebilmesini ve hatta sayfa sayıları ile kadrolarını genişleterek maliyetlerini artırmalarını anlayabilmek mümkün değildir. Bunun gibi, bir finans kuruluşunun desteği ile kurulan bir radyo-TV kuruluşunun (Genç-TV ve First FM), bu destek ortadan kalkmasına karşın yayınlarını sürdürebilmesinin nedenlerinin kamuoyu tarafından yeterince bilinmemesi ortaya başka boyutu ile bir ahlak sorunu çıkarmaktadır. Nitekim, bu kuruluşların, haber ve proğramlarında daha başka bazı kuruluşların ve kişilerin -Türk Metal Sendikası ve başkanı Mustafa Özbek’in- propagandasını yapacak şekilde hareket etmeleri, basın ahlak ilkelerinin açıkca çiğnenmesinin bir örneği olarak kabul edilmelidir.

 

 

            V. BASIN-YAYIN ORGANLARI İLE

          GAZETECİLERİN  YAŞAM KOŞULLARI VE ÖZDENETİM

 

      Basın ahlak ilkelerinin, gazetecilerin kendi kendilerini denetleyerek hayata geçirilmesini etkileyen en önemli unsurlardan biri de basın-yayın organlarının bizzat kendilerinin ve bu yayın organlarında çalışan gazetelerin yaşam koşullarıdır.

      4.1. Basın-Yayın Organlarının Gelirleri

      Basın-yayın organları, okuyucularına veya izleyicilerine dayanarak yaşamlarını sürdürebildikleri oranda, çıkar çevreleri veya baskı grupları karşısında bağımsızlıklarını koruyabilirler ve ancak bu oranda, "haberde tarafsızlık" ilkesi başta olmak üzere, diğer basın ahlak kurallarına sahip çıkabilirler. Ne yazık ki, Kuzey Kıbrıs'taki basın-yayın organlarının hiçbiri, kendi gelirleri ile ayakta durubilecek olanaklara sahip değildir. Bugünkü durumda Kıbrıs gazetesinin gelirleri kendi kendini yaşatabilecek gibi görünüyor olsa bile, bu gazetenin yaklaşık 30 milyon sterling yatırımla kurulduğu ve yatırımcısının bu parayı belli bir süre içinde de olsa geri almak bir iddiasının olmadığı da dikkate alınmalıdır. Oysa her yatırım, belli bir süre sonunda amorti edilmek durumundadır. Kıbrıs gazetesi sahibi Asil Nadir'in bu yatırımı gerçekleştirirken böyle bir beklentisi olmadığı, bugün içinse sözkonusunun yatırımdan elde edilen gelirle yatırımın amorti edilmesine olanak olmadığı bilinmektedir. Sermayesini geri almak iddiası taşımayan birisi tarafından gerçekleştirilecek böyle bir yatırımdan sonra gerçekleştirilecek yayınların, sözkonusu yatırımcıya başka bazı alanlarda çıkar sağlamayı hedeflemesi oldukca anlaşılır bir durumdur ve bu Kıbrıs gazetesinin bugüne kadarki yayınları ile yeterince kanıtlanmıştır.

      Kıbrıs gazetesi gibi, devlete ait olmayan diğer basın-yayın organları da çeşitli bağımlılık ilişkileri içinde bulunmaktadırlar. Öncelikle satış gelirlerinin yeterli olmadığının ve okuyucu veya izleyicilerin basın-yayın organlarına katkısının bu yetersizlik ölçüsünde kısır kaldığının altını çizmek gerekiyor. Bugün partilerin mal sahipliğindeki gazetelerin günlük satış miktarlarının 500 adet dolaylarında olduğu kanaati hakimdir. Böyle bir satış miktarı ile gazetelerin yatırım masrafları bir tarafa, günlük harcamalarını ve personel giderlerini karşılamaları dahi sözkonusu değildir. Partiler tarafından desteklenen gazeteler, bu nedenle, günlük haber takibinde bile tamamen parti örgütlerine bağımlı hale gelmekte ve bağımsız kaynaklara ulaşmaları maddi yetersizlikler nedeniyle de mümkün olamamaktadır.

      Bir istisna olarak Avrupa gazetesinin satış gelirlerinin, minimum masrafla çıkmaya çalışan bu gazetenin yaşamasına olanak verecek düzeyde olduğu üzerinde durulabilse bile, bu gazetenin maddi olanaksızlıkları ve ayni zamanda gazetenin yöneticisi durumunda olan mal sahibinin kişisel hesaplaşmaları, bu yayın organının da "haberde tarafsızlık" başta olmak üzere basın ahlak ilkelerine tam anlamı ile uymasını engellemektedir.

      Benzer şekilde, özel sektör tarafından yayınlanmakta olan Halkın Sesi ve Vatan gibi gazeteler ile Genç-TV ve Kanal-T gibi televizyonlar veya radyolar da mali bağımlılık ilişkileri içinde bulunmaktadırlar.

      Bu durumda, daha önceki bölümde de üzerinde durduğumuz şekilde, çeşitli biçimlerde mali bağımlılığı olan bu kuruluşların, bağımsız davranmaları ve basın ahlak ilkelerine uyarak kamuoyunu aydınlatma görevini gerektiği şekilde yerine getirmeleri ve bu görevi yaparken kendi kendilerini basın ahlak ilkeleri doğrultusunda denetlemeleri beklenmemelidir.

      4.2. Gazetecilerin Yaşam ve Çalışma Koşulları

      Kuzey Kıbrıs'ta, basın-yayın organları gibi, bu kuruluşlarda çalışan gazeteciler de tam bir mali bağımlılık ilişkisi içinde bulunmaktadırlar. Bugünkü durumda, basın kartlı çalışan gazetecilerin çok önemli bir bölümü devlete ait yayın organlarında istihdam edilmiş durumdadır. Özel sektörde çalışan gazetecilerin ise, bu sektördeki çalışma olanaklarının kısıtlılığı nedeniyle, basın ahlak ilkelerine uymayan işyerlerini terkederek alternatif işyerlerine geçmeleri şansları hemen hemen yok gibidir. Büyük bir ekonomik krizin yaşandığı ülkemizde, gazetecilerin kendi geçim kaynaklarını tehlikeye atarak, sırasında işverene karşı da direnerek basın ahlak ilkelerine uymaları ve gerektiği hallerde bu konuda meslektaşları veya işverenleri nezdinde uyarıcı olmaları nasıl beklenebilir? Son günlerin en önemli tartışma konularından biri olan Star Televizyonu-Türkiye İş Bankası çekişmesinde, mansup olduğu teleizyon kurumunun haberlerini abartılı ve yanlış bulan Türkiye'nin tanınmış televizyon habercisi Ali Kırca ekonomik bağımlılık ilişkisi içinde olsa, haber proğramını sunmayı reddedebilir miydi acaba? Oysa Kıbrıs'taki basın-yayın mensupları, ileri yaşlarında bile ekonomik açıdan bağımsız olamayacak kadar az kazanıyorlar.

      Gazetecilerin çalışma koşullarının maddi ve mesleki açıdan taşıdığı olumsuzluklar, zaten bu alanda çalışanların sürekli olarak değişmesine neden olmakta ve bu anlamda da, bir meslek etiğinin oluşmasına olumsuz yönde etki etmektedir.

 

 

      V.  BASIN AHLAK İLKELERİ VE KUZEY KIBRIS'TAKİ UYGULAMALARI

 

      Kıbrıs Türk basınında özdenetim konusunu incelerken, özdenetimin aslında bazı ilkeler doğrultusunda yapılabileceği gerçeğinden hareketle, Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği tarafından yayınlanmış olan basın ahlak ilkelerinin Kıbrıs Türk basın sektörü içinde içindeki yansımalarının neler olduğunu da araştırmak gerekiyor. Bu ilkeler baz alınarak yapılacak bir değerlendirme, belki de, bu ilkelerin kurumsallaştırılması doğrultusunda neden adım atılamadığının da göstergesi olacaktır. Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği'nin 2000 yılında yayınladığı Gazetecinin Hak ve Sorumluluk Bildirgesi'ni, benzer hükümleri ortak başlıklar altında toplayarak incelemeye çalışacağız:

      5.1. Basın Özgürlüğüne Sadakatla Bağlılıklık

      Gazeteciler Birliği tarafından yayınlanan bildirgenin birçok maddesinde, gazetecilerin basın özgürlüğüne hizmet etmesi gerktiğinin altı ısrarla çizilmektedir. Bildirgenin başlangıç bölümünde bir yuttaşlık hakkı olarak basın özgürlüğünden söz edilirken, "gazetecinin sorumluluğu" başlığını taşıyan bölümde ise, "Gazeteci, basın özgürlüğünü, halkın doğru haber alma, bilgi edinme hakkı adına dürüst biçimde kullanır. Bu amaçla her türlü sansür ve otosansürle mücadele etmeli, halkı da bu yönde bilgilendirmelidir." denilmektedir.

      Bu açık ifadelere karşın, Kıbrıs'ın en etkin gazetesi konumundaki Kıbrıs gazetesi eski genel yayın yönetmeni Mehmet Ali Akpınar, uygunsuz ve trafik kurallarına aykırı araç kullanarak halktan insanların yaşamını tehlikeye atan askerler hakkında yayın yapmayı uygun bulmadıklarını ifade etmiştir. Akpınar, yıllar önce, Bayraktarlığın gazetelere karbon kopya yazılar dağıtarak, "milli çıkarların" gerekleri konusunda uyarılarda bulunduğunu ve basın dünyasından kimsenin bu geleneğe karşı çıkmadığını açıklamıştır. Anlaşılan odur ki,  bu tür bir ilişkiden rahatsız olmayan basın-yayın organları ve gazeteciler hale daha vardır ve mekanizma farklı biçimlerde de olsa çalışmaktadır. Oysa Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde, politikacılar tarafından "ulusal çıkarın gereği" olarak sunulan ilişkilerin bile sorgulanması ve halka duyurulması gerektiği, yaşanan çok sayıda olaydan sonra tartışılmaz bir doğru olarak kabul edilmiştir. Bu husus, Kıbrıs Türk basın-yayın mensupları arasında ise tartışma konusu bile olamamaktadır.

      Sansür veya otosansür, daha önce de belirttiğimiz gibi, devlete ait yayın organlarında en keskin biçimi ile uygulanmakta ama buna karşı kararlı ve devamlı bir karşı çıkış gözlemlenmemektedir. Yıllardan beri uygulandığı anlaşılan ve basın özgürlüğünün en açık bir şekilde ihlali sayılması gereken bu uygulama, ne yazık ki kanıksanmıştır. Bizzat pekçok devlet çalışanı, bu tür uygulamalara karşı oldukları halde, sözkonusu kuruluşlardaki çalışmalarını devam ettirmektedirler. Benzer şekilde, parti yayın organlarında da, bu ilkeye fazla bağlı kalınmadığı halde, çalışanlar bu konudaki itirazlarını yüksek sesle dile getirmekten kaçınmaktadırlar. Kıbrıs Türk basınında, basın özgürlüğü, ancak siyasal rakiplere karşı bir araç olarak kullanılabileceği zaman hatırlanmaktadır.

Basın özgürlüğünün en önemli öğelerinden biri olan "tüm bilgi kaynaklarına serbestçe ulaşma ve kamu yaşamını belirleyen, halkı ilgilendiren tüm olayları izleme ve araştırma hakkı" üzerinde de ne yazık ki yeterince durulmamaktadır. Kamu kaynaklarından bilgi alabilmek çok zor olduğu halde, gazeteciler ve gazeteci örgütleri bu durumu kabullenmiş görünmektedirler. Örneğin, geçtiğimiz haftalarda Türkiye'ye yapılan ziyarette, ekonomik program konusunda KKTC ve TC tarafından hazırlanan raporların birleştirildiği ve ortaya tek bir rapor çıkarıldığı DPÖ Müsteşarı'nın ağzından kamuoyuna duyurulmakla birlikte, bu raporların içeriklerinin neler olduğu konusunda en ufak bir bilgiye rastlanmamaktadır. Üstelik haberden anlaşıldığına göre, sözkonusu heyet üyelerine bu konuda soru sorulmak gereği bile duyulmamıştır. Bu raporların içeriğinin gizli tutulacağının, kanıksanmış bir gerçek olarak, daha baştan ve özellikle gazeteciler tarafından kabullenilmiş olması, aslında basın özgürlüğüne vurulmuş en keskin darbe olmaktadır.

      5.2. Habercilik İlkelerine Bağlılık

      Aslında basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir olmakla beraber, haber takibi ile ilgili ilkeleri bu bölümde bir kez daha aktarmak ve Kıbrıs Türk basınının durumunu bu açıdan da ve bir kez daha değerlendirmek gerekmektedir.

                  5.2.1. Haberlerin kaynağı ve araştırılması

      Gazeteciler Birliği bildirgesi, pek çok maddesinde, haberin nasıl takip edilmesi ve nasıl yayınlanması gerektiğine dair hükümler içermektedir. Bunlardan bir tanesi şudur: "Gazeteci, çalıntı, iftira, hakaret, lekeleme, saptırma, manipülasyon, söylenti, dedikodu ve dayanaksız suçlamalardan kesinlikle uzak durur."

      Bu açık ilkeleye karşılık, Kıbrıs Türk basınında "haber" diye yayınlanan metinlerin çoğunun kaynak gösterilmeden başka yayın organlarından yapılan çalıntılar olduğu; çoğu haber metninin saptırma içerdiği; bu saptırmaların bazan iftiraya varacak kadar aşırılaştığı ve bunların da çoğu zaman siyasi çıkar sağlamak amacıyla yapıldığı bilinmektedir.

      Söylenti üzerine haber yapma ise Kıbrıs Türk toplumunun başlıca hastalığıdır. Bu konuda, genç gazetecilerden Ali Baturay'ın bizzat bana aktardığı bir yakınmasını önemle belirtmek isterim. Çalışkan gazetecilerimizden biri olan Baturay, bazı haberleri neden atladıklarına dair bir tartışmamızda, çalıştığı gazete yayına hazırlanırken gelen bir bilgiyi araştırmak üzere not ettiklerini ama ayni bilgiyi hemen ertesi günü araştırmadan yayınlayan gazetelerin varlığı nedeniyle haberi atladıklarını, söylenti veya bir telefon konuşması üzerine haber yapan gazetelerle başedebilmek için kesinlikle onlar gibi davranmak gerektiğini ama kendi ilkelerinin buna olanak vermediğini ifade etmiştir.

      Kıbrıslı gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Doğan Harman ise, Kıbrıs Türk basınında manipülasyonun çok yayın olduğunu, bütün gazetelerin bilinçli veya bilinçsiz olarak manipülasyon yaptığını ifade etmektedir. Harman, kendisi ile yaptığım söyleşide, manipülasyonun bizzat kendisinin de ama bilinçlice başvurduğu bir yöntem olduğunu ve amacının siyasi rakiplerini huzursuz etmek olduğunu belirtmiştir. Harman, 13 Temmuz 2001 tarihili bir makalesinde ise manipülasyonu şöyle açıklamıştır:

      "Propaganda ve manipülasyon uzmanları reklamcılığın ve manipülasyonun temel prensiplerini din adamlarının bulup uyguladıklarını belirtiyorlar.

      Sürekli olarak tekrarlanan dualar, zikr vesaire kısa zamanda inanca dönüşüyor...

      Önemli olan tekrar...

      Tekrarlanan sözler veya duaların mantıklı olup olmaması hiç önemli değil...

      Tekrarın gücü, saçma da onları mantıklı yapıyor ve inanca dönüştürüp insanın  beynine kazıyor...

      Manipülatörlere karşı kendinizi korumak istiyorsanız bunların bilincinde olun..."

      Harman bunları yazarken, bizzat kendisi de manipülasyona devam ediyor ve hiçbir aydın kuruluşu veya gazeteci örgütü bu konuda uyarıda bulunmuyor, halkın dikkatini çekmiyor.

                  5.2.2. Haber-yorum ayrımı ve haberlerin sunuluşu

             Gazeteciliğin bilinen ilkelerinden biri de haber ile yorumların birbirinden ayrılmasıdır. Gazeteciler Birliği tarafından hazırlanan bildirgenin bir maddesinde, bu konu kendisini şöyle bulmaktadır: "Haber ile yorum ve görüş ayırımı açık yapılmalı, okurun ve izleyicinin neyin haber, neyin yorum olduğunu kolayca seçebilmesi sağlanmalıdır." Bir başka maddede ise, "Haber ve yorum metinleri veya görüntüleri ile ilan-reklam amaçlı metinlerin ayrımı hiçbir karışıklığa yer bırakmayacak ölçüde yapılmalıdır." denilerek, gazetecinin bağımsız olarak hazırladığı ve halkı doğru bilgilendirmeyi amaçlayan haber ve yorum metinleri ile, bir ürünün övülmesini, iyi yönleri ile ve mal sahibinin parasal imkanları ile tanıtılmasını amaçlayan reklamların birbirinden ayrılması, başka bir söyleyişle okuyucunun yanıltılmaması gerektiğinin altı çizilmektedir.

      Gazetelerimizde haberler özellikle başlık seçimi yoluyla okuyucuya yorumlu olarak sunulurken,  bir devlet kuruluşu olan BRTK ise neredeyse bütün haberlerini izleyiciye yorumlu olarak iletmekte ama çoğunlukla bu yorumlara Kıbrıs Rum toplumu veya onun yöneticileri muhatap olduğu için bu olumsuzluğa karşı tepkisiz kalınmaktadır. BRTK, Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili haberlerinde de, aşırıya kaçan övücü yorumlar yapmaktadır.

      Rum Temsilciler Meclisi Başkanı Hristofiyas'ın bir demeci izleyiciye şu cümlelerle sunulmuştur: "Rum tarafından yine olumsuz sesler geliyor. Rum Meclis Başkanı Hristofiyas, görüşme sürecini tıkayıcı açıklamalarda bulunurken, Rum medyası bir kez daha akıllarının bir uzlaşmada değil savaşta olduğunu ortaya koydu." Bir başka haberin sunuluş şekli ise şöyle: "Rum'un aklı Türk tarafı ile barış içinde yan yana yaşamakta değil... Bütün çabaları Kıbrıs adasını bir Yunan toprağı haline dönüştürmek için... Politika sahnesini sadece ve sadece bu amaçları için bir araç olarak görüyorlar... İşte buna son bir örnek; Rum tarafı şimdi de iki adet casus savaş uçağı almaya hazırlanıyor." (BRTK-TV'nin 19 Ağustos 2001 tarihli ana haber bülteninden alınmıştır.)

BRTK, sadece Rum tarafındaki gelişmelerle ilgili haberlerini değil, Kuzey Kıbrıs'ta yaşananları da izleyiciye taraflı ve yorumlu olarak sunmaktadır. Bu konulardaki haberlerine örnek olarak, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri komutanlığının devr-i teslim töreni haberini vermek mümkündür. BRTK, 17 Ağustos 2001 tarihli haberine şu cümlelerle başladı: "Sayın seyirciler Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı Kıbrıs Türkü için yaşam demek... Türk Silahlı Kuvvetleri burada olmasa Kıbrıs Türkü çoktan katliam çukurlarında olurdu."

BRTK, iç politika veya ekonomik sorunlarla ilgili haberlerine de ince ayarlı da olsa yorum katmakta ve bu haberler kaleme alınırken, onaylayan veya küçümseyen bir dil kullanılarak açıkca taraf tutulmaktadır.

BRTK örneğinde en somut ifadesini bulan taraflı habercilik, daha az etkili olarak diğer basın-yayın organlarında da kendini göstermektedir. Parti gazeteleri, diğer partilerle ilgili haberlerini küçümseyici ifadelerle duyururken, kendi partileri ile ilgili haberlerini alabildiğine abartmaktadırlar. Örneğin, bu yıl yapılan yerel ara seçimlerle ilgili haberler, basın özgürlüğü konusunda diğer partilerden daha fazla duyarlı olmasını beklediğimiz CTP ve TKP yayın organları Yenidüzen ve Ortam tarafından bile o kadar partizanca duyurulmuştur ki, neredeyse gülünç duruma düşülmüştür. Yenidüzen, Türkmenköy muhtarlığını CTP adayının kazanmasını, bütün Kıbrıs Türk toplumuna örnek olacak bir başarı olarak sunarken, diğer seçim bölgelerinde alınan sonuçları okurlarına duyurmak gereğini bile hissetmemiştir. Ayni şekilde Ortam gazetesi de, TKP adayının kazandığı Lefkoşa-Kafesli mahallesi seçim sonucunu ön sayfasından ve abartılı bir başarı öyküsü olarak okurlarına duyurmuş, diğer bölgelerdeki sonuçları görmezden gelmiştir.

Açıkca bellidir ki, Kıbrıs Türk basınında, "tarafsız haber, etkili yorum" ilkesi geçerli değildir. Bu durumda habercilik konusundaki özdenetim hangi ilkelere göre yapılacaktır?

                  5.2.3. Yanıt ve düzeltme hakkının kullanılması

      Haber ve yorumları, basın ahlak ilkelerine uymadan yayınlamakta bir sakınca görmeyen Kıbrıs Türk basını, muhataplarının yanıt ve düzeltme hakkı konusunda da çelişik uygulamalar içindedir. Bu araştırma maksatlarıyla görüştüğümüz gazete yöneticilerinin tümü, haber ve yorumlarda birisine haksızlık yapıldığının saptanması halinde, sözkonusu yayının geçikilmeden düzeltildiğini veya ilgili şahıslara yanıt hakkı kullandırıldığını ifade etmişlerdir. Sadece, Yeni Demokrat gazetesi Yazi İşleri Müdürü Levent Özadam, bu konuda Demokrat Parti Genel Merkezi'nin de söz hakkı bulunduğunu belirtmesine karşılık, basın dünyasında yaşanan olaylar, gerçeğin Özadam'ı doğruladığını, diğer gazete yöneticilerinin açıklamalarının ise gerçeği yansıtmadığını göstermektedir.

      Son günlerde, Kıbrıslı gazetesi ise Yenidüzen gazetesi çalışanlarıdan ve hamamböcüleri.org sitesi yazarlarından Sevgül Uludağ arasında yaşanan polemik, yanıt ve düzeltme hakkının nasıl çiğnendiğinin güzel bir örneğidir. Doğan Harman'ın yönetimindeki gazete, Uludağ'ın oldukca kısa ve sade bir dille kaleme alınan açıklamasına yer vermeden spekülatif yayınlarını devam ettirme yolunu seçmiş ve bir basın örgütü başkanına ise, "Yayınımız bitmedi, devam ediyor. Bitince açıklamasını da yayınlarız." açıklamasını yapmış, bu konudaki ilkeler, açıklamaların veya düzeltmelerin geçiktirilmeden yayınlanmasına amir olmasına karşın anlayışla karşılanmıştır.

      Yanıt hakkının çiğnenmesine bir başka örnek ise, gazetelere gönderilen açıklamaların küçük düşürücü ifadelerle başlıklandırıldıktan sonra yorumlu bir şekilde yayınlanmasıdır. Bu yol daha fazla, "açıklamayı yayınlamadılar" suçlaması ile karşılaşmamak isteyen veya konunun mahkemeye intikal etmesi halinde, açıklamayı yayınlamış olmak durumundan faydalanmak isteyen gazeteler tarafından tercih edilmektedir.

Kıbrıs Türk basını yanıt ve düzeltme hakkına sahip çıkmamakla birlikte, Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği tarafından hazılanan Gazetecinin Hak ve Sorumluluk Bildirgesi'nde de bu konuda açık hükümler bulunmamaktadır. Aslında temel insan haklarından biri olarak muamele görmesi gereken bu hak, Kuzey Kıbrıs'ta yeterince tanınmamaktadır.

                  5.2.4. Özel yaşamla ilgili yayınlar

      Basın ahlak ilkelerinin uygulanması konusunda neredeyse sınıfta kalmış olan Kıbrıs Türk basını, özel hayatların gizliği ile ilgili ilkeler konusunda, toplum yaşamını olumsuz şekilde etkilemeyecek bir tutarlılık içindedir. Gazeteler ve televiyzonlar, özel hayatın gizliliğine pek çok ülke basın-yayın organlarına göre çok daha büyük bir önem vermektedirler. Bazı yayın organlarında yayınlanan özel yaşamla ilgili dedikodu türü metinler ise, gerçek olup olmadıkları bile anlaşılmayacak derecede kapalı ifadelerle kaleme alınmaktadır. Basının bu konudaki duyarlılığı, belki küçük toplum özelleğimizden, belki bu konudaki açlığın Türkiye medyası tarafından doyurulmasından veya belki de özellikle İngiliz yasalarının özel hayatın gizliliği konusunda basın-yayın organlarına getirdiği kısıtlamalardan ve bu konularda gerçekleşen neredeyse bütün davaların basın-yayın organlarının aleyhine sonuçlanmasından kaynaklanıyor.

      5.3. Gazetecilerin Çalışma Koşulları

      Gazeteciler Birliği tarafından yayınlanan bildirgede, gazetecilerin, "ekonomik bağımsızlığını garanti eden, toplumsal rolüne ve emeği ile yeteneğine uygun bir ücret" almaları gerektiği, inanmadıkları görüşleri savunmaya zorlanamayacakları, gazetecilerin yayın organının politikasının oluşumuna katılmaları gerektiği belirtilmektedir ama bu ilkelerin yaşama geçmesi için herhangi bir gazeteci örgütünün herhangi bir faaliyet yaptığı şimdiye kadar görülmemiştir. Devlete ait basın-yayın organlarında çalışan gazeteciler ile özel sektörde çalışanların çalışma koşulları arasında büyük farklılıklar bulunması, genç insanların, heyecanla bu mesleğe yönelmeleri ve ülkemizin yaşamakta olduğu ekonomik kriz bu olgunun üzerine gidilememesinin başlıca nedenlerini oluşturmakta ama sonuçta bu durum da, gazetecilerin bir özdenetim mekanizması geliştirerek basın ahlak ilkelerini hayata geçirme mücadelesi vermelerini imkansız hale getirmektedir.

      Gazetecinin Hak ve Sorumluluk Bildirgesi'nin "Gazetecinin Temel Görevleri ve İlkeleri" bölümünün 1-3 maddeleri, gazetecilerin, "sonuçları ne olursa olsun" doğrulara saygı duymaktan uzaklaşmayacaklarının; barış, demokrasi ve insan hakları başta olmak üzere insanlığın evrensel değerlerine bağlı kalacaklarının ve "insanlar, topluluklar ve uluslararasında nefreti, düşmanlığı körükleyecek yayınlardan" kaçınacaklarının altını çizmektedir. Oysa Kuzey Kıbrıs'ta pek çok yayın organında çalışan gazeteciler, kendileri şahsen inanmadıkları halde, her gün Türk-Rum düşmanlığını körükleyen yayınlar yapmaya zorlanmakta ve bu onursuzluğun giderilmesi konusunda etkin olamamaktadırlar. Bu durum da, gazetecilerin yaşam koşullarından ve toplumun içinde bulunduğu durumda, yaşamak için varolan alternatiflerinin çok sınırlı olmasından kaynaklanmaktadır.

      5.4. Görevin Kötüye Kullanılması

      Her basın ahlak bildirgesinde olduğu gibi Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği tarafından hazırlanan bildirgede de, gazetecilerin görevlerini kullanarak çıkar elde edemeyeceklerine dair çeşitli hükümler bulunmaktadır. Bu konuda çeşitli hükümer olmasına karşılık, biz özellikle bir tanesini anımsatmak isteriz: "Gazeteci, mesleğini reklamcılıkla, halkla ilişkilerle veya propagandacılıkla karıştıramaz; ilan-reklam kaynaklarından herhangi bir telkin, tavsiye alamaz, maddi çıkar sağlayamaz."

Bu ve buna benzer hükümelere karşılık, basın yayın organlarında etkili konumda çalışanların bu ilkeye yeterince uyduğu söylenemez. Kıbrıs gazetesi eski genel yayın yönetmeni Mehmet Ali Akpınar, kendisi ile yaptığımız söyleşide, "Gazetecilere sağlanan çıkarları gazeteciler severek kabul ederler." dedikten sonra, mesleki eğitim ve olayları izleme konusunda sağlanan olanaklar dışındaki olanakların kabul edilmesinin yanlış olduğunu belirtmiştir. Oysa, olayları, olaya taraf kişi veya kuruluşların sağladığı olanaklarla izlemenin de gazetecileri tarafsızlık ilkesinden uzaklaştıracağı gün gibi aşikardır. Bunun gibi, mesleki eğitimin de önemli parasal kayankalara ihtiyaç hissettirdiği bilinmektedir ve bu konuda alınacak yardımın da gazeteciyi, mesleğini gerektiği şekilde icra etmekten alıkoyacağı aşikardır. Akpınar, toplumumuz gazetecilerine, bu katagorideki çıkarların, özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve özel üniversiteler tarafından sağladığını da belirtmiştir.

      Gazetecilerimize bu konuda sağlanan yardımların reddedilebilmesi için basın-yayın organlarının ekonomik açıdan daha güçlü olması ve sözkonusu olanakları çalışanlarına bizzat kendilerinin sağlayabilmesi gerekir. Bugünkü durumda basın-yayın organlarının bu olanaklara sahip olmadıkları, bu nedenle, gazetecilerden bu olanakları reddetmelerinin beklenemeyeceği mantıki olarak ileri sürülebilir. Buna karşılık, bu olanakların, bütün meslek mensuplarına eşit olarak sağlanabilmesi ve dağıtımın bazı kriterlere bağlı olarak hakkaniyetle yapılması halinde, söz konusu sakıncaların kısmen de olsa azaltılabileceği ama hiçbir basın örgütünün böyle bir formül üzerinde durmadığını, toplum gerçeklerine daha uygun olacak yeni arayışlara girmediğini; tam tersine, basın mensuplarının bu olanaklardan en fazla faydalanan olabilmek için bencilce bir yarış içinde olduklarını belirtmek gerekir.

      Basın ahlak ilkeleri, gazetecilerin başka işlerle uğraşmamasını ve gazetecilik nedeniyle elde ettikleri bilgileri yayınlamadan bunlardan çıkar elde etmeye çalışmamasını da öngörmektedir. Buna karşılık, bugün en etkili gazetelerde mali işlemlerle ilgili sayfa hazırlayan gazeteciler, bizzat kendileri, borsa oyunlarına aracılık ederek para kazanmaya çalışmakta, yöneticileri ise böyle bir sayfanın hazırlanabilmekte oluşu uğruna buna göz yummaktadırlar. Gazeteci örgütlerinin bütün bunlara karşı sessiz kalması ise çok daha anlamlı (veya anlamsız) olmaktadır.

 

 

      VI. SONUÇ

 

      Bu kısacık çalışma bile, Kıbrıs Türk basınının basın-ahlak ilkelerine uyum konusunu yeterince tartışmadığını ortaya koymaktadır. Yeterince tartışılmayan bu ilkelerin basın-yayın organları tarafından uygulanması ise beklenmemelidir.

      Bu durumda, Kıbrıs Türk basını, özdenetim mekanizmaları ile neyi denetleyecektir? Haberlerin nasıl yazılması, yorumların nasıl değerlendirilmesi, haber izlerken nelere dikkat edilmesi gibi hususlarda bile yeterli birikimi olmayan Kıbrıs Türk basını, özdenetimi kurumsallaştırmak bir yana, bu özdenetimin yapılabilmesini sağlayacak bilgi birikiminden ne yazık ki yoksun bulunmaktadır.

      Kıbrıs Türk basınının, basın-ahlak ilkelerini ve bu ilkelerin uygulanmasını konuşamamasının en önemli nedenlerini ise şöyle sıralayabiliriz:

      1- Basının yeterli okuyucu veya izleyici kitlesine ulaşamamış olması ve yayın yaşamını sürdürebilmek için basın faaliyetleri dışından elde edilecek gelirlere muhtaç durumda olması;

      2- Bazı basın-yayın organlarının veya bunların yöneticisi durumundaki kişilerin, geçmiş yıllarda paramiliter çevrelerden yönerge almaya alıştırılmış olmaları ve bugünkü durumda, basın-yayın organlarının yönetiminin çoğunlukla bu tür kişilerin elinde olması;

      3- Basın-yayın organlarının, dünyada örnekleri görünen şekilde, ticari bir faaliyet olarak değil, özellikle siyasi amaçlarla yayınlanmaları ve bu amacın, halkın haber alma ihtiyacını gidermekten çok daha belirleyici bir rol oynaması.

copyleft (c) 2001 hamamboculeri.org -- hamamboculeri@hamamboculeri.org