Hamamböcüleri pis değildirler. Pislikleri temizlemek için yaşarlar.

Devlet hamamböcülerini sevmez çünkü hamamböcüleri ona ne kadar pis olduğunu hatırlatırlar!

                         

 

ana sayfa -> dosyalar -> Kıbrıs Komünist Partisi ve Tarihi Üzerine Bir Araştırma - Ulus Irkad

 

 

 

 

 

KIBRIS KOMÜNİST PARTİSİ VE TARİHİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA

 

~ Ulus Irkad ~

 

 

I. Bölüm

 

II. Bölüm

 

III. Bölüm

 

IV. Bölüm

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KIBRIS KOMÜNİST PARTİSİ VE TARİHİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA -1-        [ başa dön ]

Kıbrıs’a ilk Müslüman yerleşikler, Kıbrıs’taki Osmanlı işgalinin (1570-1878) ilk yıllarında Anadolu’dan getirilmiştir. Kıbrıs’ı sadece bir zenginlik kaynağı olarak gören siyasal-askersel aristokrasinin tam tersine, adaya yeni gelen nüfusun –ki çoğunluğu tarım işçileriydi, yoğun sömürüye maruz kaldığı vurgulanmaktadır(1). Bu insanların çoğunun Osmanlı İdaresi’ne başkaldıran Alevi Kökenli insanlar olduğu ve bu yüzden Kıbrıs’a gönderildikleri üzerinde iddialar da vardır(2). Tabi Kıbrıslı Türk ulusal şekillenmesinin çeşitli grupların,Zenci,Boşnak,Türk, Türkopol,Rum, Lüzinyan ve Venedik gibi bu topluma karışmasıyla oluştuğu da öne sürülmüştür(3).

Fakirlerin ensesinden geçinen zengin toprak ağaları ve yüksek düzeydeki din adamlarını dışarıda tutarsak, bu durum, yerel Kıbrıslı Müslüman nüfusun büyük bir kitlesi için de geçerliydi. Bu sosyal sınıf farklılığı, birçok durumda “galip gelen ile köle olan” arasındaki engeli ve dinsel fanatikliği yenmede başarılı olmuş ve çoğu kez de, kendilerini sömüren Türk, Rum veya İngilizlere karşı verilen ortak mücadelede onları biraraya getirmişti.Kıbrıs’taki işçi hareketi 1920 yılına kadar herhangi bariz bir kimliğe sahip olmayıp, çocukluk dönemindeydi.

Kıbrıs’taki işçi hareketinin tarihi, o sıralarda, önemli sayıda mavi yakalı nüfusa sahip olan ve (Lefkoşa’dan sonra en büyük) önemli ticaret kasabası olan Leymosun’da(Limasol) 1919’da başlar.Leymosunlu Rumlar ile Türklerin, fiyatlardaki sürekli artışlardan sonra, çeşitli yiyecek maddelerinin fiyatlarını belirlemesi için Belediye Başkanı Spiros Arauzos’a başvurduklarını yazmaktadır(4).

19. Yüzyılın sonuna doğru sınıf bilincinin yavaş yavaş gelişmeye başladığı görülmekteyse de, ilk işçi grubunun açık hedeflerle kurulduğu Nisan 1919 tarihine kadar pek birşey olmaz. Bu tarihte kurulan, İnşaat İşçileri Birliği’dir. Bu Kıbrıs’taki ilk işçi sendikası olup, işçi sınıfının kendi ayrı kimliğini oluşturması için işçi sınıfı tarafından atılan ilk adımdır. Sınıf savaşı inşaat işçilerinin mali durumlarını iyileştirme çabasıyla, işverenlerine karşı kendilerini örgütlemeleri ile başlamıştır(5).

İnşaat İşçileri Birliği, inşaat çırakları, tütün işçileri, liman işçileri, terziler, berberler, dülgerler ve ekmekçiler gibi diğer dallarda da birçok birliklerin oluşturulması yolunu açmıştır. Bu işçi birliklerinin üye sayıları hızla arttı ve toplam 257’ye ulaştığında, oldukça güçlü bir konuma geldiler. Leymosun’daki ekmekçilerin çoğu, sendika üyesiydiler ve İnşaat İşçileri birliği, ya da İnşaat Çırakları birliği dışında sadece çok az işçi kalmıştı(6).

Bu birliklerin tüzükleri, çoğu kez Yunanistan’daki işçi birliklerininkini temel almaktaydı. Ama bu birliklerden bazılarının, örneğin inşaat ve tütün işçileri birliklerinin ne doğru dürüst bir hedefi, ne de gelişmiş dayanışma kavramı bilinci vardı. Daha çok, yardım ve nezaket ruhuna sahip olma özellikleri vardı. Bu nedenle, çok geçmeden kendilerini ya sahte işçi unsurlarının, ya da onlardan yarar sağlamak için işçilere gizlice yanaşan tanınmış politikacıların etkisi altında buldular.

Bazı Kıbrıslı Türk işçiler, önce İnşaat İşçileri Birliği’ne katıldılar. Birinci elden alınan bilgiler, örneğin İnşaat Çırakları Birliği’ne üye bazı Kıbrıslı Türk işçilerin, 1930’lu yılların başındaki grev ve diğer işçi mücadelelerinde ön saflarda olduklarını göstermektedir. İnşaat İşçileri Birliği’ne üye Türk işçiler, hem kendi işçi birliklerinin yeniden yapılandırılmasında, hem de 1924’de Leymosun’daki bütün işçi kuruluşlarını tek bir tüzük altında toplayan Leymosun İşçi Merkezi’nin oluşturulmasında rol almışlardı. Kıbrıslı Türk işçiler ayrıca, Leymosun kazası içinde sosyalist fikirlerin ilerletilmesinde ve sınıf mücadelesiyle bilincinin yayılmasında ön saflarda idiler. Gilan’lı Hasan Hilmi 1933 yılında hükümete karşı “yıkıcı” eylemlerde bulunma ve “komünist propaganda” yayma suçlarından Leymosun mahkemesinde cezaya çarptırılmıştı(7).

Leymosun İşçi Merkezi’nin tüzüğü, Kıbrıslı Türk işçilerin hedef ve amaçlarını anlamaları için Türkçe’ye çevrilmişti. Kıbrıs Komünist Partisi’nin ilk kurucularından ve Kıbrıs’ta sosyalist fikirlerin yayılması mücadelesine en önde katılanlardan biri olan Yannis Lefkis, Leymosun İşçi Merkezi tüzüğünü Türkçeye çeviren kişinin, iyi bir Rumca bilgisine sahip olan ve Hidiv Posta Yolları Acenteliği’nde çalışan Mustafa adında ilerici bir Kıbrıslı Türk olduğunu anımsatmaktadır.Bu zat söylentilere göre Kemal Atatürk’ün devrimlerinden sonra Türkiye’ye göçetmiş ve Dış İşleri Bakanlığı’nda bir süre çalışmıştır.

Hem Kıbrıslı Türklerin, hem de Kıbrıslı Rumların katıldığı Leymosun İşçi Merkezi’nin açılış toplantısında, tüzük oybirliği ile kabul edilmişti. Üyelerinin maddi kalkınması ve manevi refahını hedef alan tüzükteki amaçların özel bir önemi vardı. Birinci amaçta, günlük ücretlerde artışlar, 8 saatlik bir çalışma günü ve çalışma yasalarının çıkartılması vardı. İkinci amaç olarak da, sınıf bilincini geliştirmeyi hedefleyen sosyalist ve işçi kitapları ile işçilere yapılacak konuşmaları sağlayacak olan bir kitaplık kurulacaktı.

 

KIBRIS KOMÜNİST PARTİSİ’NİN KURULUŞU

1924 yılına gelindiğinde, her ne kadar Kıbrıs Komünist Partisi(KKK) henüz ilk kuruluş toplantısını yapmamış ise de, işçiler ve tarım emekçileri için, örgüt ve gidilecek yola ilişkin örnek bir çaba göstermişti. KKK (Kipriagon Komonisdigon Komma) özellikle “Kıbrıs kırsal bölge sorunu”na ilgi göstermekteydi. 1924 yılının başlarında, Kıbrıslı ilk komünistler kırsal sorunları incelemek üzere Lefkoşa’da bir toplantı yapma çağrısında bulundular. Toplantıda KKK temsilcilerinden başka, kırsal bölgeden temsilciler ve iki Kıbrıslı Türk temsilci yer almaktaydı. Toplantı, Birinci Dünya savaşı sırasında oluşan köylü borçlarının (beş yıllık moratoryum yoluyla) ertelenmesini amaçlayan bir hareket örgütleme kararını alarak sona ermişti(8).

KKK kurucularından Plutis Servas partinin kuruluşunu “Ortak Vatan”(Gini Patrida) adlı kitabında şöyle anlatıyor(9):

“Kasaba ve taşradaki emekçinin haklarını koruyacak olan bir partinin kurulması mahzurluydu. İngiliz İdaresi mecburen bu yolu kapalı tutmaktaydı. Çünkü İngiltere’de tüm işçi sendikaları çok rahat faaliyet göstermekteydi. İşçi Partisi ve Fabian Society, onlara örnek olmaktaydı. İngilizlerin aklı hep uçlarda olduğu için, onları normalden uzaklaştırmasını istemedikleri için İşçi Partisi’ni daima gözetmekteydiler. Öteki konularda herşeye gayet rahat bakıyorlardı. Milliyetçi Enosis hareketlerine bile... Bunu kendimiz de izleyebiliyorduk.

Bu rahatlık İngiliz davranışının bir başka yüzüydü. Çünkü her duruma girmek için hazırdılar. Her halükarda KKK’nın (Kıbrıs Komünist Partisi’nin) kurulması için gereken bütün imkanlar, gerek içte, gerekse dışta mevcuttu. Buna ilham teşkil eden ve tartışmasız Ekim Devrimi’ydi. Teorik aydınlatmacı, komünizm kitapları ve Komünist Manifestosu’ydu. Bu insanlar için anlaşılması güç bir gelişmeydi. İlk dürtüyü yapan Öğrenci Kulübü Nazareos, işçi sendikaları, emekçi kesimi, küçük komünist grupları- gazeteler, “Pirsos” ve “Neos Anthropos” ve teorik dergi “Avgiydi”. Dolayısıyla 1926’da ideolojik bir partinin kurulması için tüm hazırlıklar tamam görünüyordu.Görünüşte İngiliz İdaresi politik açıdan boş veriyordu ancak tüm güvenlik kuruluşları dikkatli ve temkinli çalışmaktaydı. Sistemli bir şekilde gözlemlerini sürdürmekteydiler. Tüm imkanlarını kullanıyorlardı. Şüpheli kişilerin mektuplarını hiçbir suç uns urunu belli etmeden tahrip ediyorlardı. Hafiyecilik, kimsenin tahmin etmediği yerde kol gezmekteydi. Bu şartlar altında, o zaman yapılacak olan ilk Komünist Partisi toplantısını engellemeye gerek yoktu. Görünüşe göre Parti’nin yasallaşmasını beklemekteydiler. Yunanistan Komünist Partisi’nin yetkilileriyle işbirliği yapan Kıbrıs’taki yetkililer, seçimi tercih etmekteydi. Kıbrıslı Haralambos Vadilyodis, eğitimini Moskova’da yapmış ve Atina’da ikamet etmekteydi. Limasol’da Atina’dan sessizce gelmişti. Kostas Skelas ve Yannis Lefkis ile işbirliği yaparak ilk hazırlıkları tamamladılar. Böylece 14 Ağustos Cumartesi gecesi Pazar öğleye kadar Limasol’da(Leymosun) Vasiliou Bulgaraktonu Sokak’ta bulunan küçük bir evde Kıbrıs Komünist Partisi’nin ilk toplantısı gerçekleşti. Parti’nin 16 delegesi belirlendi. Memleketin maruz kaldığı tüm sorunların temeli tartışılarak ortaya kondu, kararlar alındı. Özellikle sömürgeciliğe karşı mücadele üzerinde duruldu. Hemen arkasından “Neos Anthropos”ta yay ınlandı. Ondan sonra da çalışanlar için “Das Kapital”(Sermaye)’i okudular...”

KOMÜNİST EYLEMLER

İlk Rum ve Türk tarım işçilerinin konferansı, Nisan 1924’te, Lefkonuk’ta (İlk Kooperatifin faaliyet gösterdiği yer) avukat Kiryakos Rossidis tarafından örgütlendi.

Temmuz 1925’de Lefkoşa’da ikinci bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda “Kırsal Rum-Türk Partisi”nin kurulmasına karar verildi. Kavanin Meclisi’ndeki işbirliğinin öneminin bilincinde olan hem Rum, hem de Türk konuşmacılar Kıbrıs’ın kırsal bölge sorunlarının çözümlenmesi için ortak bir memorandum hazırladılar.

Kırsal Konferansta alınan tavırlarla ilgili olarak Kıbrıslı Rum araştırmacı Attalidis şöyle yazmaktadır:

“Kırsal parti tarafından ileriye sürülen ilginç bir görüşe göre, kırsal sorunların çözümü kasabalı önde gelenler tarafından desteklendiği gibi, bir köylü bankası kurmakla güvence altına alınamazdı. Tarımsal ürünler için uygun perakende satış fiyatları saptanmalıydı.”

Ayrıca Yermasoya, Gilan ve Fini’deki kırsal kuruluşlar tarafından yapılan çağrı da ilginçti(10):

“Hukuk adına” bizi sokaklara atabilmeleri için tarlalarımız, bağlarımız ve hayvanlarımız daha me kadar süre faizcilerin ve tüccarların emrinde kalacak? Sizin ve toprağın kölesi olan hepimizin sağ kalabilmemiz için sadece tek bir yol vardır: Kendimizi örgütlemeliyiz...”

Neos Anthropos o günlerde ülkede egemen olan sosyal sınıf ayrımlarının altını çizerek, şunları vurgulamaktaydı: “Halk artık birbirine karşı mücadele eden Rumlar ve Türkler olarak ayrılmış değildir...ayrım, fakir ve zengin olarak vardır.”

KKK’nin hedeflerini resmen açıklayan Program’da ilk defa olarak, sosyal ve ekonomik işler yanında, açık siyasal tavırlar da yer almaktaydı. Bunlardan bir tanesi de, orta sınıf ve kilise tarafından desteklenen Enosis konusuyla doğrudan bir zıtlık arzeden, Kıbrıs’ın bağımsızlığı için mücadeleye destek verme tavrıydı. Bu tavır, Kıbrıs Türk kitlelerini KKK saflarına cezbetmişti.

KKK KURUCULARINDAN HARALAMBOS VADİLYODİS’İN MAKALELERİ

1926’da resmen kurulan Kıbrıs Komünist Partisi’nin kurucularından haralambos Vadilyodis o yıllarda Kiliseye, Sömürge İdaresi’ne ve Yunan Milliyetçiliğine karşı savaş açmıştı. Bu makalelerinde de görülmekteydi(11):

“Proleteryayı isyana körükleyen Kıbrıs’taki ekonomik kriz fakir köylü üreticiyi yoksulluğa ittikten mada sınıf ayırımını da meydana getirmiştir. “Hayvanları yavrularından ayırır gibi” zenginler de işletilenlerden ayrı bir sınıf oluşturmuştu. Bugüne kadar Kıbrıs idarecileri ve yardakçıları çalışan emekçi kitleleri baskıları altında bulundurarak, zincirle bağlamış gibi her hareketten yoksun olmasını sağlıyordu.

“Megalo Idea”, “Taşlaşmış Kral Aganthangelos, dinsiz müslümanlar”, İsa ve din yolunda savaş sloganları, tüccarların, faiz sömürücülerinin, sömürgecilerinin, sömürgecilerin, Ortodoks Kilisesinin, Rum emekçilerini zehirlemek ve onları şövenist duygularla tahrik etmek için kullanılan belli başlı silahlardı. Gülünç ve ilkel duygularla onlara egoizm aşılıyorlardı. Enosis parolası da miliyetçi ve dinci duyguları sömürmek içindi. Ancak gerek Kıbrıs gerekse Yunanistan emekçileri kendilerini selamete götürecek yolun Dünya Komünist Proleteryasının örgütlenmesi olduğunu artık anlamaya başladılar.”

 

 

DİP NOTLAR

(1)MİHAİLİDİS,Mihalis:(1993),KIBRIS TÜRK İŞÇİ SINIFI VE KIBRIS İŞÇİ HAREKETİ(Çev.Mehmet sonuç),1920-1963, Sosyalist Gerçek Gazetesi, s.10,Şubat 1997,Lefkoşa.

(2)BERATLI,Nazım: KIBRISLI TÜRKLERİN TARİHİ,Galeri Kültür Yayınları, Lefkoşa.

(3)IRKAD,Ulus:KIBRISLI TÜRKLERİN TARİHİ ÜZERİNE BİR TARTIŞMA,Afrika Gazetesi,Lefkoşa.

(4)MİHAİLİDİS,Mihalis:(1993),KIBRIS TÜRK İŞÇİ SINIFI VE KIBRIS İŞÇİ HAREKETİ(Çev.Mehmet Sonuç),1920-1963, Sosyalist Gerçek Gazetesi,s.10, Şubat 1997,Lefkoşa.

(5) agy,s.10.

(6)agy,s.10.

(7)agy,s.10.

(8)agy,s.10.

(9)SERVAS,Plutis:ORTAK VATAN(Çev.Aysel-Ulus Irkad),Galeri Kültür Yayınları,73,Lefkoşa.

(10) MİHAİLİDİS,Mihalis:(1993),KIBRIS TÜRK İŞÇİ SINIFI VE KIBRIS İŞÇİ HAREKETİ(Çev.Mehmet Sonuç),1920-1963,Sosyalist Gerçek Gazetesi,s.10,Şubat 1997,Lefkoşa.

(11) Özgürlük Dergisi,sayı:34, Haziran 1989.

 

 

 

KIBRIS KOMÜNİST PARTİSİ VE TARİHİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA -2-        [ başa dön ]

Haralambos Vadilyodis yine bir makalesinde de şöyle yazmaktaydı(1):

“Meclisin İçerisinde bu durum gayet açık olarak bellidir. Bütün Rum milletvekilleri –Galadopullos’dan maada- Meclis’te fakirlik meselesini gündeme getirip hükümetten buna bir çare bulmak çağrısında bulunmak cesaretini gösteremediler. Bunu yapmak fırsatçılara ters düşüyor. Böylelikle soykırım demek olan Enosis’i ve yalnız Enosis’i istemeyi yeğlediler. Bir taraftan emperyalist zihniyete karşı fakirlikle mücadele etmekten kaçındıkları için soykırımı yapıyorlar, öteki taraftan da emekçi halkın hiç değilse emeğinin karşılığını vermek de istemiyorlar. Bunların (halkın) devamlı surette yokluk içinde yüzüp aç kalmalarını ve kutu içindeki Enosis otu ile beslenmelerini istiyorlar. Enosis parolası emekçinin direnişini kırmak ve şikayet etmelerini engel olmak için ortaya atılmıştır. Kitleleri emperyalistlere karşı direnmek, haklarını aramak için selameti bugünden başlayarak KKK saflarına katılmakla bulabileceklerine inanmalarını istiyor ve çağırıyoruz. Enosis parolası aynı zamanda İngiliz emperyalistleri tarafından Kıbrıs emekçilerini bölmek için kullanılan bir silahtır. Kıbrıs’ta yaşayan yalnız Rumlar değildir. 1/5 oranında Türkler de vardır ve Rumların sahip olduğu kadar onlar da Kıbrıs’a sahiptirler. Enosisçiler istedikleri kadar onların yerli olmadığını savunsunlar. Açık olan birşey varsa o da Kıbrıslı Türkler hiçbir zaman Yunanistan’a bağlanmayı istemiyorlar. İstememelidirler. Herne kadar sayıları elvermiyorsa da Enosis’e alternatif olarak Türkiye’ye bağlanmak istiyorlar. Kıbrıslı Türk yetkililer bu çizgiden hareketle iki yol düşünüyorlar. Yanlış olan bu hareketi inşallah yapmazlar. İngilizlere yardımcı olmak ve ayırımcı politikalarını gütmek, aynı zamanda Türk emekçilerini de bu yola sürüklemek... Bunu İngiliz yetkililer de taktiklerine uygun olduğu için kullanacaklar...”

 

KKK’NIN HEDEFLERİ

KKK’nın hedeflerini resmen açıklayan Program’da ilk defa olarak, sosyal ve ekonomik işler yanında, açık siyasal tavırlar da yer almaktaydı. Bunlardan bir tanesi de orta sınıf ve kilise tarafından desteklenen Enosis konusuyla doğrudan bir zıtlık arzeden, Kıbrıs’ın bağımsızlığı için mücadeleye destek verme tavrıydı. Bu tavır, Kıbrıs Türk kitlelerini KKK saflarına cezbetmişti(2).

Neos Anthropos , kısa yayın yaşamı süresince büyük muhalefet de cezbetmişti. Muhalefet, önce işçi kuruluşlarına, o zamana kadar artık çok iyi bilinen komünistlere ve Kıbrıs İşçi Hareketinin “kalesi” olan Leymosun İşçi Merkezi’ne karşı mücadele ile başlamıştı. Leymosun İşçi Merkezi’nin “1 Mayıs” duyurusunda şöyle denmekteydi:

“1 Mayıs, dünyadaki fakir insanların bir kutlama günüdür. Bu günde ırk veya dini ne olursa olsun bütün işçiler, işçi ideolojisinin kurbanlarını anmak için kardeşlik içinde bir araya gelirler, güçlerini gösterirler ve yöneticilerinden, hayattaki haklarını talep ederler. Hiçbir işçi, hiçbir fakir emekçi ve işçi hareketine karşı sempatisi olan hiçbir vicdanlı ve eğitimli kişi, bu toplantıdan uzak durmamalıdır, işverenlerin baskıları ve zenginlerin bizi sömürmesi, bizi, yani Türkleri ve Hıristiyanları birleştirmelidir. Bundan böyle ırksal nefret ve dinsel fanatizm nedeniyle bölünmüş değiliz. Bunlar artık geçmişte kalmıştır. Şimdi hepimiz birer kardeş gibi, bu hayatta bize ait olan haklar için talepte bulunacağız. Kuruluşlarımızı tanıyan, bize 8 saatlik iş günü sağlayan ve bizi sefaletten ve işverenlerin açgözlülüğünden koruyacak olan çalışma yasalarına ihtiyacımız vardır.”(1.5.1926)

Kıbrıs Komünist Partisi, sömürge yönetiminin ve muhalefetin yarattığı işçi aleyhtarı bir atmosferde, Ağustos 1926’da resmen kuruldu.

KKK’nın “ekonomik ve siyasal durum” üzerinde olan görüşleri, aşağıdaki alıntıda tipik olarak yansımaktadır(3):

“KKK, Kıbrıs’ın kapitalist ve emperyalist İngiltere’nin elinden kurtuluşunu hedefleyecek olan, İngiliz aleyhtarı birleşik cephenin oluşması için elinden gelen herşeyi yapacaktır. Yabancı bir fetihçinin ayakları, bu küçük adamızın toprakları üzerinde durduğu sürece, Kıbrıs halkının yararına herhangi bir değişikliğin getirilemeyeceği, bugün, daha önce olduğundan çok daha fazla açıktır. Ancak özgürlğümüzü kazanıp, ingiliz emperyalizminin köleleri olmaktan artık çıktığımız zaman ekonomik alanda da rahatça soluk alabileceğiz... Ve işte bütün tarafların çabalarını şimdi bu doğrultuda yapmaları gerekir. Ama sonuç getirmesi isteniyorsa, bu çabalar, birlik halinde yapılmalıdır. Hangi hizibe bağlı olursa olsun, ister orta sınıf veya işçi sınıfından, Rum veya Türk olsun, bütün İngiliz aleyhtarı unsurların yabancı egemene karşı mücadelede işbirliği yapmaları bir görevdir.”

İngiliz yönetiminin 50. yılına, yani 1928’e gelindiğinde, Kıbrıs’taki emekçilerin sayısı 25,000’e ulaşmıştı. Bunun on bini tarım işçisi olup, altı ile yedi bini (önemli sayıda Kıbrıslı Türk de içinde) Amiandos ve Skuriotissa madenlerinde çalışan maden işçileri idi. Bazı işçiler, doğrudan maden şirketlerine, bazıları da alt-müteahhitlere bağlı olarak çalışmaktaydılar. 1928 yılındaki günlük ücretler, hala daha açlık düzeyinde idi: Erkekler 3 şilin, kadınlar da 1 ile 7 kuruş (0.5-3 sent) arasında alıyorlardı. Asbest madeninde çalışanlar, mandra ve kulübelerde çok yoksul koşullarda yaşamaktaydılar. 1928-1932 arasında günlük ücretler sürekli azalmış ve sonunda 1906’daki düzeye ulaşmıştı, yani erkekler için 9 kuruş (4.5 sent), kadınlar için 6 kuruş (3 sent).

Kötü çalışma koşulları ve siyasal görüşleri temelinde hem Rum, hem de Türk işçilerin kovuşturulmaları yüzünden, Leymosun işçi Merkezi, sömürge hükümetine bir memorandum göndererek, diğer şeyler yanında 8 saatlik işgünü, görevde iken meydana gelen kazalarda işçilere ve ailelerine (ölüm halinde) tazminat ödenmesi hükmü; herhangi bir işçinin haksız olarak görevden atılması durumunda tazminat ödenmesi hükmü; çalışan kadın ve çocukların korunması hükmü ve son olarak kasaba ve köylerde işçi ve tarım işçilerine uygulanmakta olan polis kovuşturmasına son verilmesi talep edilmekteydi(4).

Amiandos’ta önceden yapılan bir grevi desteklemek için 1 Eylül 1927’de gerçekleştirilen bir greve, 1,000 işçi destek vermiş ve madencilerin çalışma saatlerinin 10’dan 9 saate indirilmesi başarılmıştı.

İkinci grev, 25 Temmuz 1929’da yer almıştı. 6,000 maden işçisi işlerini durdurduğu için bu grev de başarılı idi ve taleplerini ilerletmek için bir gösteri düzenlediler. Talepler arasında, daha kısa çalışma günü, ücretlerde artış yapılması ve istedikleri yerden ekmek satın alma hakkı vardı. Son talep, Amiandos şirketinin işçilerini, şirketten ekmek almaya zorlaması üzerine ortaya konmuştu. Şirketin ekmeği daha pahalı olup, sadece 250-300 dirhem ağırlığındaydı. Grevin bir sonucu da, ekmeğin kalitesini yükseltmek ve tane fiyatını 60’tan 50 mil’e (5 sent) düşürmek olmuştu. Aşağıdaki alıntı, 1929’daki grevde KKP’nin katılımını tanımlamaktadır(5):

“Henüz yeni kurulmuş olmasına ve birçok üyesinin polis gözetimi altında bulunmasına rağmen, bu yeni parti, ada çapında önemli bir grevi örgütleyebilmiş ve Temmuz 1929’da 6000 maden işçisi işlerini durdurmuştu. Şirket binası dışında bir gösteri düzenlemişler ve daha kısa iş günü, daha iyi ücretler ve istedikleri dükkandan ekmek satın alma özgürlüğünü talep eden sloganlar bağırmışlardı. Şirket işletmesi, işçilerden tekrar işlerinin başına dönmelerini istemiş ve bütün taleplerinin tatmin edileceğine dair vaadde bulunmuştu. Ama işçiler, şirketin sözüne güvenmeyi reddederek, grevlerini sürdürmüşlerdi. Birçok işçi tutuklanmış, ceza görmüş ve hapsedilmiş, bazıları işten atılırken birçoğu da sürgüne gönderilmişti.” (T.W. Adams, Akel: The Communist Party of Cyprus, California, 1971,s.17)

Grevin başarılı olmamasına rağmen, bu olay Kıbrıs işçi hareketinde bir dönüm noktası idi Ekim 1931 olaylarından sonra(Tarihte 1931 İsyanı diye geçmektedir, Olaylar sırasında İngiliz Valisi’nin konağı da halk tarafından yakılır) KKK’nın iki lideri, 8 sağcı lider ve kilise temsilcileri ile birlikte sürgün edildi. Vadilyodis daha sonra Sovyetlere geçmiş ve burada Stalin’in tek ülkede Sosyalizm teorisine karşı çıkmıştı. Vadilyodis’in de kaderi diğer muhalif Sovyet devrimcileri gibi olmuş ve Stalin tarafından Kafkaslara sürüldükten bir müddet sonra orada ölmüştü. Sürgüne uğrayan KKK liderleri Londra’da aşağıdaki duyuruyu yayımladılar(6):

“KKK, bir yıllık sağlıklı bir çalışmadan sonra, dinamik olarak durumunu yükseltmek, işçi sınıfını örgütlemek ve onun siyasal etkisini devrimci sınıf bilincini geliştirme durumuna gelmişti. Kitlelerin kendiliğinden ayaklanmasına destek olacak tek parti idi. Parti, emekçi halkı, yani hem Rumları, hem de Türkleri örgütleyip, İngiliz boyunduruğu ve sömürüsünden, yerli toprak sahipleri ile faizcilerden uzak, işçi ve tarım emekçilerinin özgür bir Cumhuriyetini kurma doğrultusunda, mükemmel devrimci bir yolda gitmeleri için onlara kılavuzluk yapmaya çabalamıştır. Ayaklanmanın kanla bastırılması, partimizin birçok aktif üyesinin tutuklanması ve Kıbrıs’tan “yaşam boyu” sürgün edilmemiz, devrimci çalışmalarımızı veya KKK’nın güçlendirilmesi mücadelemizi durdurmayacaktır.KKK, işçi ve köylülerin ekonomik taleplerinin derhal yerine getirilmesi, “Ulusal-Enosis” liderlerinin ihanetini ve onların karşı-devrimc i “Yunanistan’la Birleşme” sloganlarını önlemek ve işçi ve köylülerin Özgür bir Kıbrıs Cumhuriyeti için birleşik cephesi mücadelesine devam edecektir.” (KKK’nın iki sürgün lideri Haralambos Vadilyodis (Vatis) ve Kostas Skeleas)

Ekim olaylarından sonra, Ronald Stross’un yerine gelen yeni İngiliz Valisi Sir Richmond Palmer’in diktatörlüğü başladı. “Palmerokrasi” döneminde önemli sayıda işçi kuruluşu ortadan kaldırıldı ve Rum ve Türk komünistleri ile işçi hareketinin liderleri ya hapsedildi, ya da sürgüne gönderildi(7).

15 Ağustos 1933’de, KKK’yi ve öteki parti örgütleri yasadışı ilan etmek için ceza yasası değiştirildi. Birçok yasalar halkın özgürlüğünü sınırlandırdı. Bu önlemler, yani 1931 ile 1944 yılları arasında geçirilen 28 tane kötü şöhretli “özgürlükçü olmayan yasa”, Kıbrıs’taki işçi hareketini çökertmede başarılı olamadı(8).

 

 

 

DİP NOTLAR

(1) Özgürlük Dergisi,s.33, Mayıs 1989.

(2) Sosyalist Gerçek Gazetesi,sf.10,Mart 1997

(3) Agy,sf.10.

(4) Agy,sf.10.

(5) Agy,sf.10

(6) Agy,sf.10.

(7) Agy,sf.10

(8) Agy,sf.10.

 

 

KIBRIS KOMÜNİST PARTİSİ TARİHİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA -3-        [ başa dön ]

İngiliz Yönetimi 1941 yılında yerel yönetimler için seçim yapılmasına karar verdiğini ve bu amaçla girişilecek siyasal faaliyetleri serbest bıraktığını açıkladı. Aynı yıl içinde İngiltere’dekine koşut bir “Sendikalar ve İş Uyuşmazlıkları Yasası” yürülüğe konularak sendikacılık faaliyetlerine hız kazandırıldı(1).

Siyasal faaliyetlerin serbest bırakılmasından sonra kurulan üç parti, Kıbrıs’taki siyasal yaşamı yönlendirmeye başladı: AKEL (Çalışan Halkın İlerici Partisi), Kıbrıs’ın Komünist partisi olarak; KEK (Kıbrıs Ulusal Partisi), Kilisenin güdümündeki sağcı, enosisci parti olarak; Türk Ulusal Partisi ise, ilk iki parti ile kendilerini özdeşleştirmeyen Türklerin yasal siyasal partisi olarak, savaşın sonuna kadar kuruluşu gerçekleştirilen toplam 34 siyasal parti içinde en önemli ve uzun süreli hareketleri oluşturdular(2).

AKEL, kuruluşunda ılımlıları ve solcuları biraraya getirdiği ve ilk aşamada yerel seçimlerde sağa karşı bir seçenek olarak ortaya çıkmak amacında olduğu için, Kiliseye bağlı enosis’ci kanada karşı bir akım olarak Kıbrıs’taki İngiliz yönetimi tarafından da hoş karşılanmıştır. Almanya’nın Sovyetlere saldırısından sonra bir “Anti-Faşist cephe” kuran AKEL’in komünist bağlantıları daha sonra ortaya çıkacak ve AKEL, Kıbrıs’taki sendikal hareketi etkileyen başlıca siyasal güç olarak belirecektir(3). AKEL, daha kuruluşundan başlayarak, Kıbrıslı Rumların oylarıyla kazanılacak bir seçime hazırlık yapmaya başladığından, Kıbrıs Rumlarına hoş görünecek, bu toplumun kendisini benimsemesini sağlayacak bir siyasal program oluşturmaya başlamıştı. En önemlisi, AKEL, daha işin başından “enosis”i parti amaçlarının en üst sıralarında tutmaya başlamıştır.Tabi bu arada AKE L kurulduktan sonra faaliyetlerini adadaki sendikal hareketle birlikte yürütmüş ve adadaki işçi hareketi kısa bir süre sonra AKEL’in denetimine girmiştir. AKEL’in enosisciliği yüzünden pek tabi ki iki toplumlu eylemlerde büyük sorunlar başgösterecek ve daha sonraları Kıbrıs Türk işçileri Kıbrıs Türk gerici egemenlerinin baskılarıyla sendikalardan da ayrılmaya başlayacaklardır. Ayrılmayanların sonu ise ölümle karşılaşmak olmuştur.

AKEL’İN yanlış enosisci tavrına rağmen Kıbrıslı işçiler birçok eylemde Kıbrıslı Türk-Rum demeden mücadelelerine devam etmişlerdir.Bu maden işçileri arasında en çok görülen bir olaydır.1948, PEO(Kıbrıs Rum İşçi Sendikası)’nun sağlık programının başladığı yıldı. Binlerce Rum ve Türk işçisi ve onların bakmakla yükümlü oldukları kişiler, bütün kasabalardaki sendika merkezlerinde parasız tıbbi tedavi görmeye başladılar(4).

Rum ve Türk işçilerinin sınıf bilinci,PEO’yu, ideoloji ve dinsel inançlara bakmaksızın işçiler arasında birliğin sağlanması mücadelesinde güçlendirmişti. Bu amaca ulaşmak için PEO, 1947’de SEK(Sağcı Kıbrıs Rum İşçileri Sendikası) ve Türk İşçi Federasyonu (Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri Kurumu,KTİBK) arasında özel bir işbirliği anlaşması hazırlamıştı. Liderliklerinden teşvik edici bir karşılık olmamasına rağmen, sendika üyeleri, bu çabaları yoğun bir biçimde desteklemekteydiler(5).

Bu cümleden olmak üzere PEO ve KTİBK, 8 Ocak 1948’de şu koşullara bağlı kalmak şartıyla anlaşmaya vardılar:1) İşçi sınıfının ekonomik ve sosyal ilerlemesini hedefleyen kendi eylemlerinde, yakın işbirliği ve karşılıklı yardımlaşma ilişkisi yaratmak için gerçekten istekli olduklarını gösterecekler; (2) PEO ile KTİBK’nun her ikisinin de temsil edildiği meslek dallarında Rum ve Türklerden oluşan karma komiteler oluşturmak; (3) İşçi hareketinin birliği yararına, Rum ve Türk işçiler arasında çıkan herhangi bir uyuşmazlığı çözecek olan ve Rumlarla Türklerden oluşacak ortak sendika kaza komiteleri oluşturmak; (4) Her iki toplumdan işçiler arasında daha yakın ilişkileri teşvik etmek amacıyla, Tüm-Kıbrıs’a şamil bir Rum-Türk Komitesi oluşturmak; (5) Bir tarafın öteki taraf aleyhine yapacağı propagandayı, yıkıc ı ve işçi sınıfının gerçek çıkarlarına karşı bir eylem olarak kınamak; (7) PEO ve KTİBK’nun her ikisinin de temsil edildiği meslek dallarında sendikasız olan işçilerin örgütlenmesi ile ilgili kuralların belirlenmesi; (8) Çeşitli emekçi örgütleri arasında birlik ve işbirliğinin önemini vurgulamak amacıyla bütün kasabalardaki Rum ve Türk işçilerin katılacağı ortak genel toplantılar düzenlemek( 6).

Şirket yönetimi işçilerin taleplerini kabul etmemişti. 11 Ocak 1948 günü Karadağ’da PEO ve KTBİK temsilcileri ile Madenciler Komitesi üyelerinin yaptıkları toplantıda, Rum ve Türk maden işçileri grev yapma önerisini oybirliği ile kabul ettiler. 13 Ocak 1948 günü, eşleriyle birlikte ortak kitlesel bir toplantı yaptılar. Şubat 1948’de AKEL, “Haydi ekmeğimizi madencilerle paylaşalım” sloganını ortaya attı. CMC grevi ile maddi destek, dayanışmanın etkileyici örnekleri olarak her gün gelmekteydi. Birçok kadın nişan yüzüklerini, saatlarını, altın kolyelerini vermişlerdi. Kişisel bağışlara paralel olarak PEO ve KTİBK de bağış çağrısında bulunmuşlar ve Lefkoşa’da 150, Leymosun’da 100 ve Omorfo’da 45 dolar bağış toplanmıştı(7).

12 Şubat 1948 günü Lefkoşa’da yapılan 24 saatlik grev, yaşamı tamamen durdurmuştu. PEO’nun Lefkoşa bürosu dışında toplanan binlerce kişiye, Kıbrıslı Rum ve Türk sendika liderleri konuşmalar yapmışlardı(8).

Nisan 1948’de Kıbrıs Maden Şirketi’nin Amerikalı başkanı Mr. Mand Kıbrıs’a geldi ve grevci işçilerin temsilcileriyle buluşmak istediğini bildirdi. 1 Mayıs 1948, gösteriler ve grevdeki maden işçilerinin temsilcileri ile CMC yönetimi arasındaki görüşmelerle kutlandı(9).

Bununla birlikte 8 Mayıs’ta, bir yanda Rum ve Türk grevciler, öte yanda da grev kırıcıları olmak üzere Gemikonağı’nda kanlı çatışmalar patlak verdi. Polis eşliğindeki grev kırıcılar, 6 gevci maden işçisini döverek yaraladılar(10).

16 Mayıs 1948 günü Lefke’deki Türk sendika merkezinde madencilerin en geniş katılımlı toplantısından biri yer aldı ve 4 aydır sürdürülen greve son verilmesi kararı alındı. 1948 grevi, Rum ve Türk işçilerinin ortak bir mücadele ile en etkili ve en zorlu kavga verdikleri grevdi. Dinsel ve milliyetçi ayrım duvarlarını yıkmayı başardılar ve sınıf savaşını güçlendirdiler. Grev şunu göstermiştir ki, iki toplum arasındaki ilişkilerin açık bir şekilde tanımlanmasında, Rum ve Türk işçilerinin sınıf bilinci, din ve milliyetçilik engellerini aşmada birleştirici bir etmendir(11).

1948 yılı, Rum ve Türk işçilerin birlikte yaptıkları iki daha büyük ve öfkeli greve daha sahne olmuştur. Bir tanesi 2 Ağustos’da İngiliz-Danimarka Amyant Şirketi’ne karşı yapıldı ve 1000 tane Rum ve Türk amyant madeni işçisi, işverenlerine, sömürge hükümetine ve grev kırıcılarına karşı tavır aldı. İşçiler, bütün taleplerini (çoğu sendikal haklardı) elde etmeyi başardılar(12).

 

İŞÇİ HAREKETİNİN VE DAYANIŞMANIN ÇÖKMESİ

Kıbrıslı Rumlar ile Türklerin arasındaki çalışma ilişkilerini etkilemiş olan önemli bir olay, 15 Ocak 1950’de yapılan Enosis ile ilgili halk oylamasıydı. Oy hakkı olan 224,757 Kıbrıslı Rum’dan toplam 215,108’i (%95.7), Enosis için oy kullanmıştı. 800 Kıbrıslı Türk de Yunanistan’la birleşmeden yana oy kullanmıştı. Bununla beraber Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu, oylamaya güçlü bir tepki gösterdi. Oylama aleyhindeki tepkiler, Kıbrıs ve Türkiye’de devam etti. Nisan 1950’de, Kıbrıs Türk toplumunun, Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesine ilişkin bütün fikirlere karşı olduğunu ifade eden bir memorandum Birleşmiş Milletler’e sunuldu. Bu tepkinin tipik bir örneği, Kıbrıs Milli Türk Halk Partisi’nin başkanı Dr. Fazıl Küçük tarafından gönderilen ve 80.000 Kıbrıslı Türk’ün Enosis’e karşı olduğunu belirten bir telgraftı. Kıbrıslı Türklerin bu tepkisi, Enosis hareketine Kıbrıs Türklerinin çoğunluğu ve Ankara’dak i Türk hükümeti tarafından muhalefet edileceğine ilişkin uyarıydı(13).

“Akel’in yardımcı unsurları olan sendika ve Akel’e ait olan belediyelerde, toplumların birbirine karşı davranışlarında son derece saygınlık vardı. Sendika başkanları Andreas Ziartidis ve Pandelis Varnavas çok önemli noktalara dikkat çekmekteydiler. Grev direnişlerinde nasıl kardeşçe direndiklerini ve her konuda işbirliği yaptıklarını Türk-Rum ayırımı olmadan beraberce faaliyet gösterdiklerini işaret etmektedirler. Andreas Ziartidis’in vurguladığına göre, PEO’nun belediye seçimlerine karışmaya başladığı andan itibaren, bu beraberlik bozulmaya başlamıştı. Çünkü seçim kampanyalarına Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesini kullanarak katılmıştı. Kıbrıslı Türk zenginlerin baskıcı tutumları da bu ayrılığın sebeplerinden biri olmuştu. PEO, ihtiyaç olmadığı halde Kıbrıs Türk sendikalarının kurulmasına sebep oluyordu. Çalışanların birbirine olan güveni sarsılmayacak kadar güçlüydü. Skuryotissa maden işçile rinin yaptığı büyük direniş, Pandelis Varnavas’ın anlattığına göre, klasik bir örnek teşkil etmekteydi.”(14)

“Akel yetkililerinin gerçekleşmeyecek rüyalara tutsak kalmaya devam etmesi, muhtariyetin, çıkış kapısı olarak tanımlanmasına sebep olmuştu. Ancak millet hainliği ile suçlanmamak için de slogana “Muhtariyet- Enosis” terimlerini eklemek mecburiyetini hissetmişlerdi. Böylece bu “Muhtariyet-Enosis” Sloganı başka her şeye göre çıkış yolu olarak görülebilirdi. Bu kurtulmak için tutulan çürük tahtaya benziyordu. Başkanlık, Akel’i gelecekte olacak olanlar için daha kolay suçlayabilirdi.”(15)

 

DİP NOTLAR

(1)GÜREL, Şükrü Sina:(1985), KIBRIS TARİHİ (1878-1960),Kaynak Yayınları,İstanbul,s.14.

(2) Aky,s.14.

(3)Aky,s.15.

(4)Sosyalist Gerçek Gazetesi, sf.13,Mart 1997,Sayı 14.

(5) Agy,s.13.

(6) Agy,s.13.

(7) Sosyalist Gerçek Gazetesi,sf.10, Nisan 1997,Sayı 15.

(8) Agy,s.10.

(9) Agy,s.10.

(10) Agy,s.10.

(11) Agy,s.10.

(12) Agy,s.10.

(13) Agy,s.10.

(14) SERVAS,Plutis:(1999),ORTAK VATAN(Çev. Aysel-Ulus Irkad),Galeri Kültür Yayınları, Lefkoşa,s.115

(15)Aky,s.119.

 

 

 

KIBRIS KOMÜNİST PARTİSİ VE TARİHİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA -4-        [ başa dön ] 

Kıbrıs Sorunu’nu esasında Osmanlı’ya kadar indirgemek de akademik olarak yararlı olacaktır. Kıbrıs,1571 yılında , Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesinin ardından aktarılan Müslüman nüfus sonucu, Hıristiyan ve Müslümanların birlikte yaşadığı Osmanlı Vilayetlerinden biri oldu. Kıbrıs’a yerleştirilen Müslüman nüfus, Ada’da yaşayan ve büyük çoğunluğunu Rumca konuşan Ortodoksların oluşturduğu Hristiyanlarla geleneksel Osmanlı toplumu düzenine uygun bir yaşam sürdürüyordu. Bu toprağa bağlı tarım toplumunda aidiyet duygusu, din kökenliydi ve Müslüman nüfusun, yine dinden kaynaklanan vergi imtiyazına karşın, iki toplum arasında refah farkı’ diye bir şey söz konusu değildi.Örneğin Osmanlı Döneminde Hıristiyanlar içindeki kentlerde yaşamak mecburiyetinde değillerdi. Surlar içinde tamamıyla Türkler yaşıyordu. Yalnız imtiyazlı Kıbrıslı Rumlar Türklerle beraber surlar içerisinde yaşamaktaydılar.Baş piskopos “Millet Başı” olarak tanınmış ve vergi toplama da dahil, çeşitli imtiyazlara kavuşmuştu. Kısa sürede Ada yönetiminin bir parçası haline gelen kilise, topladığı vergilerden yüzde 12 pay alıyor ve giderek önemli bir güç haline geliyordu. Buna karşılık, ağır maddi koşullar altında yaşayan köylüler, zaman zaman birlikte başkaldırıyorlardı ve hem Osmanlı yönetimine, hem de onun bir parçası olan kiliseye karşı isyan ediyorlardı.Bu isyanlar bazen Müslüman bazen de Hıristiyan önderlerin öncülüğünde yapılıyordu. Girit’te ve başka ülkelerde de aynı özellikler görülmüştür. Esasında Osmanlı zamana uymayan bir imparatorluktu. Toprak egemenliği olarak Bulgaristan’dan Yemen’e kadar uzanmaktaydı. Bu yönetime karşı başkaldırıların ilerici bir yanı vardı. Yunanistan’la ilgili bu süreç 100 yıl aldı. Herşey Osmanlı’nın aleyhinde gelişiyordu. Tarihsel bir olay olarak alınırsa kesinlikle ilerici bir yanı vardı. Yükselen burjuva milliyetçiliğiyle özdeşti. Ve bu Osmanlı’nın parçalanma süreciyle başladı. Osmanlı’ya karşı başkaldıran bütün uluslar özdeştiler. 20 yy’la girerken Sosyalist Devrim olgunlaşmaktaydı. Ulusal hedeflerde köktenci bir gelişme vardı. Artık burjuvazi tarihsel bir rol oynuyordu. İşçi sınıfı 40’lı ve 50’li yıllarda güçlüydü. Bu aşamada anti-emperyalist bir özellik üstlendi. Ancak Kıbrıs İşçi sınıfı tarihsel olarak bir devrim yapacak bir sınıf değildi. Belirli dünya koşullarında bu sınıf cılızdı. 1940’lı yıllarda doğru bir biçimde uluslararası Komünist hareketin(Stalinizmin) etkisinde kaldı(1). O dönemler Stalin “Ulusal Birlik Politikaları”nı ortaya koyduğu için Yunanistan Komünist Partisi’nin de ısrarıyla Enosis’i benimsedi. Ayni dönemde Fransız Komünist Partisi, Hindiçin’de bir otonom bölgenin ortaya çıkmasını savunmuştur. Ama Enosis’in ortaya çıkması Taksim tezini de kuvvetlendirmiştir.

Kıbrıs Komünist Partisi’nin bildiri ve makalelerinden önce Kıbrıs’ta yayımlanan Neos Antrobos Dergisinde şu açıklama da bize Kıbrıslı Rum aydınlar arasında Enosis ve Kıbrıslı Türk Kıbrıslı Rum çalışanlarının kardeşliği üzerinde sınıfsal bir fikir vermektedir(2):

“Bir toplumun, bir yerin mutluluğu ancak gerçek bir özgürlükle sağlanabilir. Her milliyetçi harekette karşı duracağız.Dışarıdan herhangi bir müdahaleye karşı halkın tam özgürlüğü için karşı koyacağız. En başta İngiliz Sömürge İdaresi’ne karşı koyacağız. Bu İngiliz Yönetimi’ne karşıyız, çünkü politikasıyla iki toplumu da eziyor. Kahrolsun Enosis, Yaşasın uluslararsı proleterya.”

İmza: KIBRIS TROÇKİST PARTİSİ

 

Esasında yukarıdaki parti hakkında elimizdeki bu bildiriden başka bir yazı yok. Bu partinin Sovyetlerdeki o zamanki gelişmelerden etkilenmiş, orada eğitim gören gençler tarafından kurulup pek fazla da etkin olmadan misyonunu bitirdiğini söyleyebiliriz. Fakat o zamanki Kıbrıslı gençlerin dünyadaki gelişmelere ilgisiz olmadıklarını da göstermektedir.

Kıbrıs Rum ve Türk emekçileri arasında bölünmeler yaratılması bunun yanında AKEL’in Enosis üzerine zaman ve zaman almış olduğu yanlış kararlar, Kıbrıs Türk gericilerinin tepkilerinin Kıbrıslı Türk işçilerinin üzerine odaklanmasını getirmekte ve bu kesimler üzerine baskıları yoğunlaştırarak taksim hedefine daha çabuk ulaşılmasına sebep olmaktaydı.Bunun yanında İngiliz Yönetimi halkın gücünü parçalamakla o da Kıbrıs’ta ve Orta Doğu’daki menfaatlerini korumaktaydı. 1950’li yıllarda Türkiye’yi sorunun içine çekmekle oldukça büyük bir manevra kazanmıştı.

EOKA’dan sonra TMT’nin kuruluşu da artık çarpışmaların bir o kadar daha artmasını ve de iki toplumun birbirine karşı daha da kırıcı olmasını getirmişti. Fakat örneğin TMT üyelerinin yemini onların esas düşmanının “Kıbrıslı Rumlar ve Komünistler” olduğunu göstermektedir. Aynı yemini EOKA’cıların ettiği de bilinmektedir. EOKA birçok Kıbrıslı Rum Komünisti katlederken TMT de Kıbrıs Türk toplumu içerisinde solcu ve Komünistleri katletmeye başlayacaktır.Örneğin TMT, 22 Mayıs 1958 günü, PEO Yürütme Komitesi ve sendikanın Kıbrıslı Türkler Dairesi’nin Başkanı Ahmet Sadi’yi öldürmeye teşebbüs etti. 24 Mayıs’ta, Kıbrıs Türk gazetesi İnkilapçı’nın sahibi Fazıl Önder Saraç (Sella) öldürüldü(3).

1940’lı yıllarda çok somut olarak iki çalışan sınıf arasında sıkı ilişkiler gözlemlenmiştir. Tüm eylemlerde Türk işçiler de yer almıştır. 8500 Türk işçisinin 3500’ü PEO’da örgütlü bulunmaktaydı. Fakat 1944 yılında ilk ayrılmalar baş göstermeye başlar. Yüzlerce Türk işçisi PEO’dan ayrılıp Türk sendikalarına geçer. Bu yıllarda işçi sınıfının etnik ayırımına geçilmiştir. Bu dönemin özelliklerinden bir tanesi Kıbrıs Rum Milliyetçiliği’nin öne geçmesidir. Kıbrıs Türk Burjuvazisi de bu dönemde işçiye ihtiyaç duyduğu için bu olgu çok önemlidir. Yükselen Kıbrıs Rum Milliyetçiliği 1958’deki ayrılık tohumlarının ilk filizleriydi. Maalesef Kıbrıs Rum solu da kendini bu milliyetçiliğe kaptırmıştır. O dönemde ortaya çıkan çelişkilere bir göz atmak gerekiyor. Kıbrıs Rum Solu Kıbrıs Türk Toplumu’na bakışında milliyetçiydi. Böylece Kıbrıslı Türk işçilerden kopmaya ve kendini soyutlamaya başlamıştır. 1946 yılında İşçilerin birliği savunuluyordu, PEO’nun Genel Kurulu’nda Kıbrıslı bir Türk konuşmacı ENOSİS (Yunanistanla Birleşme) karşıtı konuşup ekonomik ve sosyal güç birliği önerirken, ona verilen yanıt “Hedef Enosis” tir oluyordu. 1948 yılında Büyük Grev Mücadelesi döneminde PEO’da masa oluşmuş ve birtakım Kıbrıslı Türk işçiler kadrolara da girmişledi. Türk Masası kurulmasına rağmen Kıbrıslı Türklerle ilgilenilmedi. Türkçe bülten çıkarılmıştı, ilişkilerde gerginlik yoktu fakat orada da bir güvensizlik vardı(4).

1960 yılından sonra da AKEL’in ENOSİS açıklamaları maalesef sürmüştür. Barış ve Sosyalizm Sorunları Dergisi’nin Mayıs 1964 tarihli sayısında yer alan ve AKEL Genel Sekreteri E. Papayuannu ve PEO Genel Sekreteri A. Ziartides ile yapılan “Kıbrıslılar barış ve dostluk içinde yaşayabilir ve yaşamalıdır” başlıklı söyleşiden: “Tedhiş altında AKEL üyeleri arasındaki Türklerin sayısında da bir azalma olmuştur. Ama bu asla AKEL’in Türk işçilerle yakın ilişkileri olmadığı anlamına gelmemelidir. Halen var olan aşırı derecede zor şartlar altında bile AKEL saflarında Türkler bulunmakta olup, bunlar hatta parti Merkez Komitesi’nde bile temsil edilmektedir” denmekteydi(5). 1966 yılında AKEL Kongresi Başkanlığı, ayrıca “Kıbrıslı Türk Yurttaşlarımıza” başlıklı bir selamlama mesajı yayımladı ve Kıbrıslı Türklerle yeniden ilişkiye geçilmesi için önerilerde bulundu (6). Kıbrıslı Türkler o dönemlerde artık 1963-64 olaylarından ötürü enklavlar içinde yaşıyorlardı. AKEL Leymosun Kaza Komitesi’nin 16 Haziran 1967 tarihli bildirisinde: “Son günlerde Leymosun’da ‘İdealist Solcular’ imzası ile iğrenç ve gülünç bir bildiri dağıtılmıştır. Sözde gücenmiş solcular tarafından kaleme alınan bu bildirilerde, yalnız sol kanada değil, aynı zamanda hükümet ve bizzat Makarios’a, Bakanlara, Milletvekillerine ve kasabamızın sağcı veya solcu saygıdeğer kişilerine saldırılmaktadır. Hükümeti desteklediği için AKEL itham edilmekte ve AKEL üyeleri enosise karşı mücadeleye çağrılmaktadır. Bu tiksindirici bildirinin arkasında hangi güçlerin saklı olduğunu ve bunların ne gibi amaçlar güttüğünü anlamak zor değildir. Emperyalizm ve onun satılmış organları, halkımızın birliğini yıkmak, halk arasında şaşkınlık yaratmak ve tasarladıkları caniyane eylemlere ortam hazırlamak için her türlü yasal olan ve olmayan yola başvurmaktadırlar. Kimi zaman dinamit patlatarak, kimi zama n imzasız bildirilerle ilerici güçleri darbelemeye çalışmaktadırlar. AKEL, ne hükümeti, ne de orduyu baltalamaktadır. Aksine milli amacımız olan gerçek enosis için hep birlikte mücadele eden Kıbrıs ve Yunanistan’ın asker evlatlarını sevgiyle kucaklamaktadır. Yıkıcı eylemler nereden gelirse gelsin, AKEL’i parçalamayı ve onun politikasını baltalamayı başaramayacaktır. AKEL Leymosun Komitesi, partinin milli davadaki tutumuna bağlılığını bir kez daha teyid eder ve Leymosun’un demokratik halkını, emperyalistlerin organı olan tiksindirici iftiracıları ve parçalayıcıları kınayıp, tecrit ederek, birliğini daha da güçlendirmeye ve uyanıklığını arttırmaya çağırır(Haravgi, 17 Nisan 1967).(7) Görüldüğü gibi AKEL Enosis politikalarına 1960 sonrasında da ısrarla devam etmiş ve araya etnik milliyetçiliği sokarak iki toplumu bölmeye devam etmiştir. AKEL’in bu açıklamalarıyla partinin Marksist Leninist ideolojiden ne kadar uzak olduğu da ortaya çıkmaktadır.

AKEL’in Lideri(2004) Dimitris Hristofyas Enosis’in gömülmesi konusunda Kıbrıslı Türk gazetecilerle yaptığı bir söyleşide partinin geçmişteki Enosis üzerindeki hataları konusunda şunları söylemekteydi:

“Soru: Ne zamandan beri gömüldü? Şimdi Enosisten boşandığınıza göre ne kadar evli kaldınız?

Yanıt: 1959’a kadar AKEL’in mücadelesi enosis içindi: 1960’da Zürih ve Londra Antlaşmaları imzalandı. Kıbrıs halkı o zaman self-determinasyon hakkını Cumhuriyet için kullandı. 1962’de, bağımsızlığın yaşamasını programa hedef olarak koyduk. 1964-1968 döneminde Enosise yapılan değinmeler, program dışında yapıldı. Eleştiriye açıktır. Tavrımız yanlıştı. Yakında bu konuda geniş özeleştirimizi yapacağız. 1974’den sonra programdaki hedefe döndük. Bu, yeni koşullarda, bir federasyondur.”(8) demekteydi.

ENOSİS gökyüzünden zembille inmedi. Anti sömürgeci mücadele içinde ENOSİS için mücadele edenler de olmuştur. Aslında ENOSİS öncelikle Osmanlı, daha sonra da sömürge İdaresi’ne karşı kitleler tarafından benimsenmiştir. Kıbrıslı Türkleri kaale almayan bu politika son derece ulusalcı bir politikaydı. Kapitalizmin yükseldiği ve ona karşı bir tepki yükseltmediğiniz bir dönemde elbette milliyetçiler bunu yönlendireceklerdi. Zürih Andlaşmalarıyla 1960’ta Kıbrıs Rum toplumu milliyetçi bir ihanete uğramıştır. Bu toplumun entellektüel durumu Zürih ve çevresindeki olanları anlamaya yetmiyordu. Bu yüzden ENOSİS’i talep olarak seçtiler. AKRİDAS böylece gelişmiş oldu. 1960 başlarında iktidara gelen Kıbrıs Rum Burjuvazisi giderek Yunanistan’dan daha bağımsız bir durum takınmaya başlamıştır. ENOSİS’i bu toplumsal gelişim içerisinde anlamak gerekiyor. EOKA B bi çiminde bir örgütlenme sadece bir dönemin artığıydı. Bugün için ne fazla üyeleri vardır ne de sayıca fazladırlar. Zürih’in bir diğer sonucu da ayrı bir Kıbrıs Türk Burjuvazisi yaratmasıdır. Ama bu burjuva sınıfın gücü hiçti. %18’lik bir nüfus oranına, %12’lik bir tarımsal değere sahip, sanayi gelirlerinin %11’ini, katma değerleri %12’yi aşmıyordu. Gelir vergisi katkıları %2’yi geçmiyordu. İthalat %0.3, ihracat %0.1’di. Böyle bir sınıf fazla güçlenemezdi. Serbest rekabetçi bir kapitalizm içinde Kıbrıs Türk Burjuvazisi ayrı bir sınıf olma özelliğini yitirecekti(9).

Kıbrıs Türklerinin Zürih’in getirdiği politik korunmalar, Kıbrıs Rum Toplumu içinde haksız bir uygulamanın söz konusu olduğu şeklinde çağrışım yapıyordu . Tek bir Kıbrıs’tan Kıbrıs Türk Burjuvazisi için de Kıbrıs Türk Toplumunun sömürüsünün tekeli gelişti. 1967’den sonra ise ayrılma gelişti. Kıbrıs Rum Burjuvazisi ENOSİS yaklaşımından uzaklaştı. Adadaki bu gelişmeler Kıbrıs Türk toplumunun da kapalı kapılar içerisinde yaşamalarından dolayı buna karşı Kıbrıs Türk liderliğine bunu sorgulamalarını getirdi. 1974’e kadar olan süreçte Kıbrıslı Türklerin 1963-64’te terk ettikleri köylere kitleler halinde tekrar yerleşmeye başladıklarını göstermektedir. 1974’te Kıbrıs Rum burjuvazisi tahakkümünü kabul ettirmişti. Darbe ve işgal bu tahakkümü noktaladı(10).

TARİHİ BİR DAHA ELE ALIP DEĞERLENDİRMEK

20. yüzyılın başında Kıbrıs’ta doludizgin bir yükseliş sergileyen Enosis tutkusu, dönemin Kıbrıs Komünist Partisi dışında, bütün toplumsal ve siyasi güçler tarafından benimsenen siyasi bir proje olmanın yanı sıra, Kıbrıs’ta modern Helen kimliği ve ulusal bilinci belirleyen temel referans haline gelmişti. Ne var ki, Yunanistan’da aynı döneme rastlayan “Küçük Asya felaketi”nden sonra, Helenleri tek devlet çatısı altında toplama projesi, tam anlamıyla yok olmamışsa bile, büyük bir darbe yemiş ve iyice gerilemişti. Kıbrıslı Rumlar açısından “tarihin ironisi” sayılabilecek bu eş zamansızlık, Kıbrıs’ta Helen milliyetçiliğini zor durumda bırakacak ve başka faktörlerle birlikte, Enosis projesinin yenilgisine zemin hazırlayacaktı. Enosis ayrıca, Kıbrıslı Rumları derin ikilemler içine sürükleyecekti: Helen milliyetçiliği, Kıbrıslı Rumlara ne Enosis bahşedecek ne de bağımsız bir Kıbrıs devleti fikriyle barışık yaşamalarına olanak tanıyacaktı(11).

1930’lu yıllarda Venizelos’un ortaya koyduğu ve Yunan-İngiliz dostluğunun vazgeçilmez olduğuna dayanan yaklaşım, Kıbrıslı Rumları Enosis istemlerinden uzaklaştırmadı. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, Enosis umutları yeniden kuvvetlendi ve Kıbrıslı Rumlar, daha yoğun bir hareketlilikle, Enosis’e ulaşmaya yöneldiler. Ne var ki, Yunanistan, ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra, İngiltere’ye her zamankinden daha bağımlı duruma gelmişti. Alman işgalinin yıkıcı sonuçlarının yanı sıra ülke, iç savaşa sürüklenmişti. Sağ ve sol arasında süren kanlı çatışmalarda, batı dünyası Yunan sağının yanında yer alarak, Yunanistan’ı Türkiye ile birlikte Truman Doktrini çerçevesinde anti-Komünist cepheye kazandırmak için uğraş veriyordu. Solcuların yenilgisinden sonra, Yunanistan’da iktidara gelen sağ hükümetler, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’ne son derece bağımlı hükümetlerdi. Bu arada İngiltere, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, halkların ‘kendi kaderini tayin’ ilkesine dayanarak yükselen anti-sömürgeci mücadeleler karşısında gerilemek zorunda kalmış ve Kıbrıs’taki varlığını sürdürebilmek için, 1947 yılında bir tür özerklik öngören öneriler hazırlıyordu. Kıbrıs Kilisesi, bu önerilere hemen karşı çıkarak, İngiltere’den Enosis’in gerçekleştirilmesini talep ediyordu. AKEL ise, özerklik için yapılacak görüşmelere katılacağını açıklamıştı. Yunan iç savaşının halen devam ettiği bu dönemde, Kıbrıs Rum toplumunun siyasi yaşamı da, Yunanistan’daki sol-sağ cepheleşmeden etkilenmiş, Kilise ve AKEL arasında gergin bir hava ortaya çıkmıştı. Kilise, özerklik girişimini lanetleyerek Kıbrıslı Rumları, “Kilisenin kanatları altında”, “Enosis ve sadece Enosis” için mücadeleye çağırırken, önceleri Enosis’i savunan AKEL, Kasım 1947’de başlayacak olan özerklik görüşmelerine katılmaya hazırlanıyordu. Kıbrıs’ta bu gelişmeler olurken, Yunan hükümeti’nin dış işlerinden sorumlu bakanı Konstantinos Tsaldaris , Amerika’ya yaptığı bir ziyaret sonrasında, 18 Ağustos 1947’de, gazetecilerin Kıbrıs’la ilgili sorularına, “Kıbrıs konusuna değinmedim, çünkü hükümetin bütün dikkati çok daha önemli yaşamsal sorunlara yöneliktir.(....) Kıbrıs’ı konuşmamızın zamanı değildir” cevabını veriyordu(12).

12 Ağustos 1948 tarihinde, özerklik görüşmeleri sonuç alınmadan sona erdi. Bu arada, AKEL’den bir heyet gizlice Yunanistan’a giderek, iç savaşta yer alan Yunan Komünist Partisi Genel Sekreteri Nikos Zahariadis ile gizli bir görüşme gerçekleştirmişti. Zahariadis, İngiltere’nin Yunanistan’da “Monarşist Faşistleri” desteklediğini söyleyerek, AKEL heyetine, İngiltere’ye karşı mücadele etmeyi ve “ulusal davaya” (Enosis’e) sahip çıkmayı önermişti. Kısa bir süre sonra, AKEL’de liderlik el değiştirdi ve Ezekias Papaioannou Genel Sekreter seçildi. Bundan sonra, AKEL ile kilise arasında Enosis mücadelesine kimin öncülük edeceği konusunda şiddetli bir yarış başladı. Bir yanda, daha geniş kesimlere ulaşabilmek için AKEL’in kurduğu ve önceleri başkanlığını Yannis Kliridis (Kliridis’in babası), daha sonra Mateos Papapetru’nun yaptığı, Ulusal Kurtuluş İttifakı (EAS), diğer yanda, Kilise öncülüğünde kurulan Birleşik Ulusal Cephe (EEM), aynı amaç için harekete geçtiler. Bu dönemde Kilise’nin anti-komünist tutumu ve AKEL’e karşı tepkisi daha da artmıştı. Bu ortam içinde 1949 belediye seçimlerinde sol, oy kaybına uğramış ve altı belediye başkanlığını da sol ve solun kurduğu ittifaklar kazanmıştı. Hem Yunan iç savaşının solcuların yenilgisiyle sonuçlanması, hem de seçimde alınan sonuçlar, AKEL’i Kilise ile yakınlaşma arayışlarına sürüklemişti. 8 Temmuz 1949 tarihinde, dört solcu belediye başkanının imzasını taşıyan ve Enosis’in gerçekleştirilmesini talep eden bir mektup, İngiliz hükümetine gönderildi. 17 Temmuz 1949 tarihinde ise AKEL, Kıbrıs Kilisesi’ni “Enosis için birlik ve dayanışmaya” davet ederek, Kilise’nin “solcuları dışlama politikasından” vazgeçmesini istedi. Bu arada AKEL 23 Kasım 1949 tarihinde, BM Sekreterliği’ne “Kıbrıs Halkı Büyük Britanya’yı İtham Ediyor” başlıklı bir mektup gönderdi ve Kıbrıs’ın bir Helen adası” olduğunu ileri sürerek, Enosis’in gerçekleşmesi için Kıbrıs’ta , BM örgütünün gözetiminde bir referandum yapılmasını önerdi. Aynı tarihlerde, Kilise de Enosis için referandum yapılmasına karar verdi. 18 Kasım 1949’da alınan karar, 8 Aralık 1949 tarihinde Kıbrıs Rum halkına açıklandı: “Kıbrıs halkı, ulusal kurtuluş vakti gelmiştir. (...) Kıbrıslılar ileri! Herkes burçlara! Referandum için, Ulusal Kurtuluş için. Ölümsüz annemiz Yunanistan ile Enosis için. İnsanları hür yaşamak için yaratan adil Tanrı mücadelemize yardımcıdır. Yaşasın Enosis!” Kilise’nin bu girişimi karşısında, “ortak cephe” arayışları içinde olan AKEL, Kilise’nin öncülüğünde yapılacak referanduma katılacağını ve destek vereceğini açıkladı. AKEL’in, 15-22 Ocak 1950 tarihinde yapılması kararlaştırılan referanduma katılma kararı, Kıbrıs Kilisesi’ni AKEL’e karşı yumuşatmaya yetmedi. Buna karşın partinin Genel Sekreteri, “sağı işbirliğine ikna edinceye kadar mücadele edeceğini” açıklayarak, Enosis mücadelesine katılma kararlılığında olduğunu göstermiş oldu. AKEL, Kilise ile birlikte Enosis mücadelesine katılmak için ısrar ediyordu. 1952 yılında, ‘Ortak Mücadele için Birleşik Kurtuluş Cephesi’ kurulmasını önerdi ve ‘Asgari Program’ı açıkladı. Programda kurtuluşun temel gücünün “çalışan halkın tümü, Rumlar, Türkler, Ermeniler, kadınlar ve erkekler” olduğunu vurguladıktan sonra şöyle deniyordu: “İşçi sınıfının öncü rolü ve işçi köylü ittifakı ulusal kurtuluş mücadelemizin temel ve belirleyici faktörleridir. Çalışan halk, kurtuluşun en kararlı gücünü oluşturmaktadır. Mücadele için Birleşik Kurtuluş Cephesi, bu güç temelinde kurulmalıdır. Bu cephe’de, Kilise’ye bile yer vardır, yeter ki bölücü politikasını terk etsin.(...) Halk güçlerinin bölünmüşlüğüne son verme ve halkın bir bütün olarak, Enosis için yoğun, örgütlü, eşgüdümlü ve planlı bir mücadeleye geçmesinin zamanı gelmiştir.” Görüleceği gibi AKEL, Kiliseyi Enosis için ortak mücadeleye çağırırken, Kıbrıs Türk işçi sınıfına da seslenmekten geri kalmıyordu. Anti-komünist Kilise bu çağrılara hiçbir zaman rağbet etmedi. Kıbrıslı Türkler için ise, Enosis, ulusal hedef olmadığı gibi, 20. yüzyıl boyunca hep bir tehdit olarak algılanmıştı. Bu yüzden AKEL, Kıbrıslı Türk işçilerle ‘iyi ilişkiler’ kurulmasına özen göstermesine ve ortak ekonomik ve sendikal haklar için mücadele vermesine karşın, Kıbrıslı Türklerle ortak bir siyasi amaç geliştirememişti. Siyasi amaçta birleştiği Kilise ise, AKEL ile ortak bir mücadeleye yanaşmıyordu(13).

Aslında, 1940’lı yılların başından itibaren Kıbrıs Rum sağı ile Kıbrıs Rum solu arasında ulusal soruna bakış ve yaklaşım konusunda görüş farklılığı yoktu. Her iki kesim için de Kıbrıs, “ezelden beri Helen adası”, Kıbrıs’ta yaşayanlar da “Helen”diler. Dolayısıyla adanın Yunanistan’la birleşmesi, “en doğal hak” ve “en haklı çözüm”dü. Kilise’nin bu doğrultuda sayısız açıklaması vardı. AKEL’in 1940’lı yıllarda geliştirdiği ulus anlayışı, her ne kadar Stalin’in ulus kuramına dayansa da, (belki de sırf bu yüzden) sonuçta sağ kesimin ulus anlayışı ile aynı noktada buluşuyordu. Örneğin 1943 yılında partinin ulus ve ulusal kurtuluş anlayışını ortaya koyan Genel Sekreter Plutis Servas şu çözümlemeyi yapmıştı: “İngiliz olsaydık ulusal kurtuluş, İngiltere ile Enosis(birleşme) anlamına gelecekti. Fransız olsaydık Fransa ile, Rus olsaydık Rusya ile birleşme anlamına gelecekti. Eğer Kıbrıslı olsaydık ulusal kurtuluş Kıbrıs’ın bağımsızlığı, bağımsız Kıbrıs devleti anlamına gelecekti. Ancak biz Kıbrıslı mıyız? Yani Kıbrıs ulusu muyuz? Genel olarak bir Kıbrıs ulusu var mıdır? Bir Kıbrıs ulusu oluşturulabilir mi? Etnolojinin ulus kavramına dair söylediklerine bakalım: “Ulus, tarihsel olarak gelişmiş, istikrarlı, ortak bir dil, ortak toprak, ortak ekonomik yaşam ve psikolojik durumun kendisini bir kültür toplumu olarak ifade etmesidir.” Şimdi bu kavramlara bir çözümleme getirelim. Yukarıdaki ulus tanımlamasına göre bir Kıbrıs ulusu var mıdır? Kıbrıs’ta ayrı bir milliyetin kanıtı olabilecek göstergeler var mıdır? Bakalım. Her şeyden önce, ayrı bir Kıbrıs dili yoktur, sadece bir Kıbrıs ağzı (diyalektik) vardır. Yunanca konuştuğumuzu herkes biliyor.(.....) Ayrıca, Kıbrıs’ta farklı bir psikolojik durum yoktur. Biz Kıbrıslılar, Yunanistan’daki Helenlerin inandığı dinden daha farklı bir dine inanmayız. Burada, Kıbrıs’ta Yunanistan’da varolan tarihsel geleneklerden farklı gelenekler yoktur. Burada, Kıbrıs’ta bizim için Yunan kültüründen başka kültür yoktur. Ayrıca, bizim için burada Kıbrıs’ta, Yunanistan’da hüküm süren ekonomik yaşam koşullarından farklı koşullar yoktur. Bizdeki koşullar biraz farklıysa da, bu, yabancı egemenliğinden kaynaklanmaktadır. Biz toprak olarak da Yunanistan’dan uzak değiliz. Coğrafi bakımdan Kıbrıs’ımız, Yunan sınırları içindedir ve Yunan adalarının bir devamıdır. Sonuç olarak, teoriye göre, Kıbrıs ulusu yoktur ve olamaz, özgül bir Kıbrıs ulusu da oluşturulamaz. Tam aksine, teoriye göre, dün, bugün ve her zaman için Helen toprağının ayrılmaz bir parçasıyız.(....) Ve hiçbir şüphe yoktur ki, Helen Kıbrıs için ulusal kurtuluş, zorla koparıldığımız Anavatan Yunanistan ile birleşmekten başka bir anlama gelemez. Görüleceği gibi, AKEL’in değerlendirmesi Enosis istemi ile sonuçlanır.Sonraları aynı kişi “Ortak Vatan” adlı kitabında burada yazdıklarını eleştirecek ve Kıbrıs çalışan sınıflarının birliğini savunacaktır. Belki de bu özeleştiri artık bölünen Kıbrıs için oldukça geç kalmış bir özeleştiriydi... Daha 1940’lı yılların başında hem AKEL hem de ona yakın Kıbrıs İşçi Federasyonu (PEO), Enosis istemini düzenli olarak dile getiriyor ve Kıbrıslı Türklerden gelen tepkileri “biz çoğunluk, siz azınlıksınız, demokrasilerde çoğunluğun görüşüne saygı duyulmalıdır” şeklinde yanıtlıyordu(14).

SONUÇ

Bu araştırmadan da görüleceği gibi Kıbrıs Komünist Partisiyle AKEL arasında büyük bir farklılık vardı. Kıbrıs Komünist Partisi Marksist ve Leninist ilkeleri öne çıkararak Kıbrıs’taki Milliyetçi ve Şövenist unsurlara karşı savaş açmıştı. Özellikle de Kıbrıs Rum toplumu içerisindeki gerici ve egemen unsurlar onun için hedefti. AKEL ise geçmişte birçok hatalar yaptı. Emek mücadelesinde etnik ayrımcılığı körükleyecek kararlar da aldı. Enosis bunlardan en önemlisiydi. Dolayısıyla AKEL Kıbrıs Komünist Partisi’nin gösterdiği birleştirici başarıyı gösteremedi ve uzun dönemler eski nesillerin arkasından gelenler de kötü bir mirası devraldığından dolayı da iki toplumun birleşmesi gereken zamanlarda da yanlış kararlar alarak Kıbrıs’taki bölünmede oldukça önemli bir rol oynadı. Araştırmada da görüldüğü gibi bu sadece Kıbrıs’ta yapılan bir hata değildi. İdeolojik olarak evrensel düzeyde de AKEL ve onun gibi olan Komünist Partiler hep hata yaptılar. Sovyetlerin yıkılıp gitmesi de özünde aynı evrensel hataların bir yansımasıydı. Bugün Çin’de proleterler eziliyorsa oradaki Stalinist otoriter ve totaliter rejimin de büyük bir payı vardır ve Kıbrıs’ta görmüş olduğumuz hataların evrensel bir yansımasıdır.

Dünyadaki kapitalizme karşı sınıfsal mücadelenin bittiği elbette ki söylenemez. Sınıflar varoldukça bu mücadele devam edecektir. Çalışan sınıflar geçmişte de yapılan yanlışlardan ders alarak günü geldiğinde kendi enternasyonallerini yeniden yaratıp devrim ve sosyalizm için harekete geçeceklerdir.

 

DİP NOTLAR

(1) 1989, Berlin Konferansı,Hristos İliyadis.

(2) 1989,Berlin Konferansı,Kostis Ahniodis.

(3) Kıbrıs’ta Sosyalist Gerçek,Nisan 1997, sayı.15, Sf.11.

(4) 1989 Berlin Konferansı,Hristos Yorgiou .

(5) KÜRKÇÜGİL,Masis:( 2003).Kıbrıs, Dün ve Bugün,(İthaki Yayınları,İstanbul),s.187.

(6) Age.193

(7) Age.194-195

(8) Age.223-224

(9) 1989 Berlin Konferansı,Themos Dimitrou.

(10) Agy.

(11) KIZILYÜREK,Niyazi:(2002),Milliyetçilik Kıskacında Kıbrıs,İletişim Yayınları,İstanbul,s.81-82.

(12) Age.91.

(13) Age.92-93.

(14) Age.95.

[ başa dön ]

 

 

 

            

copyleft (c) 2001-02 Hamamboculeri Dergisi - hamamboculeri@hamamboculeri.org

Bu sayfaya yer sağladığı için Science And Technology Wing, Pennsylvania Üniversitesi'ne teşekkür ederiz.